İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/551 E. 2024/353 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/551
- Karar No
- 2024/353
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/551 Esas - 2024/353 TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/551 Esas KARAR NO : 2024/353
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali-Markanın Hükümsüzlüğü-Hükmün İlanı) DAVA TARİHİ : 21/12/2023 KARAR TARİHİ : 25/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/09/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali-Markanın Hükümsüzlüğü-Hükmün İlanı) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava ve replik dilekçelerinde özetle; Müvekkili ... A.Ş.’nin “...” markasını ve içinde “...” ibaresi bulunan diğer markalarını (seri markalarını), 35 yılı aşan bir süredir faaliyet alanına ve tescil kapsamına giren emtialarda kullandığını, müvekkilinin hitap ettiği tüketici çevresinde “...” ibareli markaların yaygın bir şöhret, itibar ve itimada sahip bulunmakla birlikte “...” ibareli markaların müvekkili firma menşeinden geldiğinin de tüketici çevresinde bilindiğini, müvekkilinin uzun yıllardır tekstil sektöründe faaliyet yürütmekte olduğu 15.06.1988 tarihinden beri ‘‘... ... ...’’ markasını, 31.10.1995 tarihinden itibaren de “...” markasını kendi adına tescil ettirdiğini, bu tarihlerden itibaren de her 10 yılda bir ... ibaresini ... marka numarasıyla tescil ettirerek koruma altına aldığını, müvekkilinin ‘‘...’’ markasını ve ‘‘...’’ ibareli diğer seri markalarını yıllar boyunca tecrübe, ..., tasarım ve çizdiği trendlerle harmanlayarak herkesçe bilinir ve işletmesiyle ilişkilendirilir hale getirdiğini, ... Markası ile 1991 yılında .... ve .... pazarına giriş yapıldığı ve günümüzde ...’da denim pazarında çok önemli bir yere sahip olan .... başta olmak üzere, ...., ...., ...., ....’da bulunan satış organizasyonları ile tüketicilerine ... markasını sunan ... Grubu’nun, bir dünya markası olma yolunda ilerlemeyi hedeflediğini, müvekkili şirketin tanınırlığa ulaşmak adına verdiği çabanın çok uzun yıllara dayandığını, bu doğrultuda tanıtım ve tanınırlığa ilişkin birçok faaliyette, ... çalışmalarında bulunulduğunu, müvekkilinin "..." markasının tanınırlığına dair verdiği çaba sonucu "..." ibaresinin adeta firmanın kurumsal imzası niteliğine büründüğünü, davalı tarafın haksız kullanımıyla ‘‘...’’ ibaresinin, müvekkiline ait bir markaymış izlenimi verdiği ve ayrıca ‘‘...’’ markasıyla iltibas yarattığını, davalı tarafın bu ibareyi müvekkili firmanın da tescilli markasının yer aldığı davalı kurum siciline 35. sınıfta kaydettiği, müvekkiline ait ... ibareli seri markaların ana ve ayırt edici esas unsurunun ‘‘...’’ ibaresi olduğu hususunun ..... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .... Esas sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporu ile de tespit edildiği, dilekçenin devamında aynı minvalde örnek kararların paylaşılmış olduğunu, davaya konu “...” markasında müvekkili markası olan ‘‘...’’ ibaresinin ‘‘...’’ ibaresi ile birleştirildiğini, fakat ‘‘...’’ ibareli markadan ayırt edicilik bakımından bir farklılık yaratılamadığını, ilgili markaların görsel olarak incelendiğinde ‘‘...’’ isimli marka sahibinin, müvekkili firmanın markasından farklı olarak algılanabilecek ve ayrıştırabilecek herhangi bir görsel/stil kullanmadığını, ‘‘...’’ markasının da müvekkili ürünleri için kullandığı bir markaymış gibi algılanmasının kaçınılmaz olduğu, bu durumun ise hiç kuşkusuz markalar arasında tüketici nezdinde kaçınılmayacak bir iltibas ve/veya markaların aynı veya ilintili olarak algılanma sorun ve sonuçlarını beraberinde getireceğini, müvekkili şirketin ‘‘...’’ ibaresini ayırt edici unsur olarak 1980’li yılların başından beri kullandığını, davalı ...’nun ise ... kararına konu olan ‘‘...’’ markasını haksız ve hukuka aykırı bir şekilde tescil ettirmek istediğini, davalı tarafa ait tescilli markanın daha önceki tarihte koruma altına alınmış ‘‘...’’ markasıyla iltibas yarattığını, davalı tarafça ‘‘...’’ ibaresinin aynen alındığı, arkasından gelen ‘‘...’’ ibaresinin ise markalar arası benzerliği engelleyemediğini, karıştırmayı önleme gücüne sahip olamadığı, müvekkiline ait seri markaların ... ve tanıtımlarına ilişkin çıkmış bir marka izlenimi yarattığını, müvekkiline ait tanınmış ‘‘...’’ markasına ayırt edilemeyecek kadar benzer bir markanın 3. kişiler tarafından kullanılmasının müvekkili ile özdeşleşen bu markayı tüketiciler gözünde müvekkiline ait olmaktan çıkartacağı ve onca çabanın ürünü olan ayırt ediciliğini zedeleyeceğini, davalı tarafın haksız kullanımının ‘‘...’’ marka ürünlerin piyasa ve tüketici nezdindeki konumuna zarar verdiği ve markanın ayırt ediciliğini olumsuz yönde etkilediğini hususlarını beyan etmekte, markalarına ilişkin yargı kararlarını emsal göstermekte ve ....’nun 27.11.2023 tarih ve ... sayılı ... kararının iptaline, davalı şahıs adına tescilli olan ‘‘...’’ markasının sicilden terkinine, hükmün gazetede ilan edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu ... sayılı ... kararının hukuka uygun olduğu ve davacı şirket vekilinin kararın SMK md. 6/1’e aykırı olduğuna ilişkin iddiasının haksız ve mesnetsiz olduğunu, dava konusu markaların belli düzeyde benzer olduğunun tespit edildiğini, bu tespitten sonra, dava konusu markaların kapsadıkları mal ve hizmet grupları yönünden değerlendirme yapıldığında ise; dava konusu markaların benzerlik düzeyi de dikkate alındığında bazı mal ve hizmet gruplarının farklı olduğunun görüldüğünü, bu nedenlerle dava konusu markaların benzerlik düzeyi ile müvekkili kurumca kısmi ret kararı sonrası diğer davalı şahsa ait başvuru markasının kapsamında kalan mal/hizmetlerle, davacı şirkete ait itiraza gerekçe markaların kapsamındaki mal/hizmetlerin aynı/aynı tür olmadığı tespitleri birlikte değerlendirildiğinde kalan mal/hizmetler bakımından dava konusu markalar arasında SMK'nın 6(1) maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve verilen Kurul kararının hukuka uygun olduğunu, SMK 6/5 maddesi açısından önemli olan, sonraki başvurunun tescili nedeni ile haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarının zarar görmesi, tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi olasılıklarından birinin ortaya çıkması risklerinin varlığının davacı tarafından ispatı gerektiğini, bu durumu ispatlayacak bir delilin ise mevcut dosyaya sunulmadığını, bu gerekçelerle davacı tarafın tanınmış markaya dayalı iddia ve taleplerinin de reddine karar verilmesi gerektiğini, bu sebeple davacının iddialarının reddinin gerektiği, hususlarını beyan etmekte ve davanın reddini talep etmektedir. Davalı ... vekili cevap ve düplik dilekçelerinde özetle; Davacı tarafından markaların görsellerinin sunulduğunu, sunulan görseller ile müvekkili marka görselinin arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığını, davacı taraf markasının tanınırlığının tekstil alanında iken, müvekkili markasının ... alanında kullanıldığını, müvekkilinin reklamcılık sektöründe ve ....'da kullanmak için tescil başvurusunda bulunduğunu, bu hususta davacı taraf ile müvekkili markası arasında herhangi bir ürün, hizmet benzerliği olmadığı, davalı kurum tarafından dava konusu markaların kapsadıkları mal ve hizmet grupları yönünden değerlendirme yapıldığında; dava konusu markaların benzerlik düzeyi de dikkate alındığında bazı mal ve hizmet gruplarının farklı olduğu kabul edilerek, müvekkili adına markanın tescil edildiğini, davalı kurumun sitesinde marka araştırma kısmına "..." yazıldığında sadece müvekkiline ait marka çıktığı, "..." araması yapıldığında ise; 632 adet ... isimli marka bulunduğu, bu hususta davacının her ... ismiyle marka sahibine dava açması gerektiğini, bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davalı kurum tarafından gerekçeli incelemeler yapıldığını, sadece ismin benzer olması, aynı sektörde aynı hizmetin sunulduğu anlamını taşımadığını, kaldı ki, tescile konu marka sınıflarının da birbirinden farklı olduğunu, bu sebeplerle, davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, ilgili tüketicinin müvekkiline ait malları/hizmetleri diğer ticari kaynaklara ait mallardan ayırt edebilmesine imkan verecek nitelikte olduğunu, "..." ibaresinin birlikte iki ayrı kelime olarak değil, birleşik bir kelime olarak tescil edildiğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ....Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği, hükmün ilan edilmesi isteminin yerinde olup olmadığı hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın "..." ibareli 17.11.2021 tarihinde gerçekleştirdiği ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında 28.03.2022 tarih ve 393 sayılı Bülten’de ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 20.05.2022 tarihinde SMK’nın m.6/1 ve m.6/5 hükümleri kapsamında itirazda bulunduğu, davalı şahsın 20.06.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yayına yapılan itirazın ....'nca kısmen kabul edildiği, 35.sınıfta yer alan bir kısım hizmetlerin başvurudan çıkarıldığı, bu karara karşı davacı şirket tarafından 28.02.2023 tarihinde yeniden itirazda bulunulduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ....'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 28.11.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 22.04.2024 tarihinde tescil edilmiştir. Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler marka olarak tescil edilmezler. (....) Mutlak red nedenleri, marka olarak seçilmiş bulunan işaretin niteliğinden kaynaklı, yetkili mercilerce re'sen incelenmesi gereken tescil engelleridir. Söz konusu engellerin dayanağı kamu menfaati ve kamu düzenidir. Bu kategori içerisine giren işaretlerin, başka bir kişiye ait oldukları veya üzerlerinde üçüncü kişilerin hakları bulunduğu için değil, aksine herkesin kullanımına açık tutulmaları gerektiğinden üzerlerinde hiç kimsenin hak iddia edemeyeceği mülahazasıyla marka olarak tescilleri reddedilmektedir. Bunun tek istisnasını, daha önce, aynı türdeki mal ya da hizmetler için tescil olunmuş veya tescili için müracaat edilmiş bulunan bir markanın aynısı ya da ayırt edilemeyecek derecede benzeyen marka başvuruları oluşturmaktadır. Bu olasılık, üçüncü bir kişinin marka hakkı temeline dayanmakla birlikte mutlak red nedenleri arasında sayılmıştır. (....) Marka hukukunda öncelik ilkesi hakimdir. Bu ilkeye göre, marka olarak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir işaret, aynı mal ya da hizmetler için başkası tarafından tescil ettirilemez. Bu ilkenin görünümlerinden birini 6769 sayılı SMK m.5/1-ç bendinde düzenlenen mutlak red nedeni oluşturur. SMK'nin 5.maddesi mutlak red nedenlerini düzenlemiş olup, bu maddede sayılan hususlar gerek ..., gerekse mahkemelerce resen gözetilmesi gerekir. SMK'nin 6.maddesi ise, nisbi red sebeplerini düzenlemiş olup, bu maddede düzenlenen hususlar resen gözetilemez, ancak ilgili kişiler tarafından ileri sürülebilir. SMK'nin 5/1-ç bendinde belirtilen "aynı" olma; karşılaştırılan işaretlerin özdeş, birbirinden farksız, birebir aynı, taklit v.b. olmalarını ifade eder. Bunun yanında, işaretlerin örneğin farklı renk veya büyüklükte olması, yazı karakteri ya da tipinin farklılaştırılması gibi değişiklikler de "aynı" olma durumunu etkilemez. "Ayırt edilemeyecek kadar benzerlik" ise, karşılaştırılan işaretler arasındaki farklılıkların markanın kapsadığı mal ve hizmetin orta düzeydeki alıcı kitlesi üzerinde bıraktığı genel izlenim itibariyle önemsenmeyecek derecede düşük olması nedeniyle aynı işaret gibi algılanmasıdır. Bu durumda, karşılaştırılan işaretlerin "aynı" ya da "ayırt edilemeyecek kadar benzer" olması halinde, markayı oluşturan işaretler arasında iltibasın varlığı ayrıca bir inceleme yapılmasını gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olduğu peşinen kabul edileceğinden; anılan Kanunun 5/1-ç bendinde ayrıca iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı hususlarının da araştırılması gibi bir koşul yer almamıştır. Bu bakımdan, yukarıda da ifade edildiği gibi bir ayniyet veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik mevcut ise ... tarafından re'sen başvurunun 6769 sayılı SMK 5/1-ç bendi uyarınca reddine karar verilebilecektir. Ancak, marka tescilinde nispi ret nedeninin düzenlendiği 6769 sayılı SMK 6/1 fıkrasına göre başvurunun reddedilebilmesi için, başvurunun bültende ilanı üzerine yasal sürede ilgililerin itirazı halinde Kurumca işaretler arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil halk tarafından karıştırılma ihtimaline neden olacak derecede benzerlik bulunup bulunmadığı hususu incelenecektir. Bir başka deyişle, anılan madde hükmüne göre yapılacak benzerlik incelenmesinde asıl olan karıştırılma ihtimalidir. Bu nedenle, 6769 sayılı SMK m.18. maddesi uyarınca Kurum tarafından 6. madde yönünden inceleme yapılırken, başvuru konusu işaretin üzerinde kullanılacağı mal veya hizmetlerin ortalama tüketicileri nezdinde sicilde daha önce tescilli bir marka veya marka başvurusu ile karıştırılma ihtimaline yol açılıp açılmayacağının da değerlendirilmesini gerektiren derecede, yani Kurumca takdir yetkisinin kullanılacağı bir benzerlik mevcut ise, bu takdirde işaretler arasında güçlü ve açık bir iltibasın varlığı peşinen kabul edilmiş sayılamayacağından "ayırt edilemeyecek kadar benzerlik" bulunduğundan bahisle re'sen, başvurunun reddine karar verilemez. Çünkü, böyle bir durumda işaretlerin 6769 sayılı SMK m.6/1 fıkrası anlamında bir "benzer"liği söz konusu olacağından, artık bu husus nispi ret nedeni olarak ve ancak başvuruya itiraz halinde Kurumca değerlendirilebilecektir. Zira, nispi red sebepleri kamu menfaati ile ilgili olmadığından, mahkeme veya ... tarafından re'sen dikkate alınması mümkün değildir. Bunların mutlaka 6769 sayılı SMK'nin düzenlediği prosedür çerçevesinde ilgili kişiler tarafından itiraz olarak ileri sürülmesi gerekir. SMK'nin 6/1 fıkrası kapsamında karıştırılma tehlikesine yol açıp açmadığının değerlendirilebilmesi ise ancak ilgililer tarafından anılan Kanun çerçevesinde itirazda bulunulmasına bağlıdır. Böyle bir değerlendirme yapılırken her tescil başvurusunun somut koşullarının gözetilmesi gerekliliği de göz ardı edilmemelidir. (.... K) Ayırt edilemeyecek kadar benzerlik incelemesinde, markaların kapsadıkları mal veya hizmet gruplarına göre belirlenecek olan ortalama tüketiciler esas alınacak ve yapılacak karşılaştırma sırasında markalardaki ayırt edici özellik taşımayan tali ve jenerik unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Ortalama tüketicinin dikkat ve algı düzeyi, mal veya hizmetin niteliğine, türüne ve fiyatına göre değişebilmektedir. Markaların ortalama tüketici tarafından ne şekilde algılandıkları, ayırt edilemeyecek kadar benzerlik incelemesinde yapılacak global değerlendirme bakımından belirleyici role sahiptir. Ortalama tüketici; "İyi bilgilenmiş, makul derecede gözlem yapan, makul derecede dikkatli, makul derecede tecrübeli ve makul derecede ihtiyatlı kimse"dir. Bu farazi kişi, markayı bir bütün olarak algılar, değişik markalar arasında karşılaştırma imkanını nadiren bulabilir. Daha çok, markaları, hafızasında tutabildiği kadar görüntüsüne göre değerlendirme yapar, detayların analizine girmez. (....) 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; davacı yanın itiraza/hükümsüzlüğe mesnet olarak gösterdiği, ancak geçersiz olduğu tespit edilen markalar hükme esas alınmamıştır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; davaya gerekçe markalardan ...sayılı markanın tescil kapsamında 35. sınıfta “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri.”nin bulunduğu tespit edilmiştir. .... .Hukuk Dairesi'nin .... sayılı müstekar içtihatlarında da belirtildiği üzere; mağazacılık hizmetinin daha önceki tarihte 35.sınıf için bir belirleme yapılmaksızın genel olarak tescil edilmiş bir marka ile aynı ya da benzer tür hizmetler olduklarının kabulü için, tescilli marka sahibinin itiraz ettiği başvuru kapsamında sayılan malların da kendisi tarafından bu hizmet altında satışa sunulmasının kanıtlanması gerektiği, genel perakende satış hizmetleri için tescilli bir markanın koruma kapsamının "Çoğun içinde az da vardır." görüşüyle ticari alandaki tüm sektörler tarafından satışa arz edilen malları kapsayacak şekilde geniş belirlenmesinin markanın tescilli olduğu mal ve hizmetler bakımından korunması ilkesine uygun düşmeyeceği gibi benzer işaretler altında ancak farklı sektörlerde satışa arz edilecek mallar bakımından karıştırılma ihtimaline yol açacağı düşüncesinin de kabul edilemeyeceği, ilkeleri benimsenmiştir. Dolayısıyla Yüksek Mahkemenin de benimsediği üzere; 35. sınıf mağazacılık hizmetlerinde önceki tebliğlere göre "genel olarak" tescilli önceki markalar ile aynı sınıfta spesifik olarak bazı mallara özgülenerek sınırlandırılmış sonraki tarihli markaların kapsamındaki emtiaların doğrudan aynı ya da aynı tür olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi doğrudan benzer olarak dahi görülmedikleri anlaşılmaktadır. Nitekim .... Hukuk Dairesi'nin 18/04/2022 tarih .... sayılı kararında; “Daha önce 35. sınıfta genel mağazacılık hizmetleri yönünden adına marka tescili bulunan taraftan sonra tescil başvurusuna konu yapılan ve özel mağazacılık hizmetlerini konu alan marka başvurularına itirazda bulunulabilmesi için kendisi adına 35. sınıfta genel perakendecilik ve mağazacılık hizmetlerinde markayı kullanması gerekmekle birlikte, tek tek her bir mal yönünden kullanımın ispat edilmesi gerekmeyip, sektörel bazda benzer malların perakendeciliği veya mağazacılığı yönünden kullanımın ispat edilmesi yeterli” olduğu yönünde belirlemede bulunarak da bu hususun ancak önceki markaların hangi malların satışına ilişkin hizmette bulunduğunu ispatlaması halinde dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Somut uyuşmazlık açısından; dosya kapsamında, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet ...sayılı markanın, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile sektörel bazda benzer hizmetler üzerinde kullanıldığına yönelik yeterli nitelik ve nicelikte delil ibrazında bulunulmamıştır. Dolayısıyla davacıya ait söz konusu marka kapsamında yer alan genel pekandecilik hizmeti ile dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik ilişkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka kapsamında 6, 16 ve 35.sınıfta 6 ve 16.sınıf emtiaların mağazacılığı hizmeti bulunmaktadır. Davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar kapsamında ise 25, 14, 18, 35.sınıfta yer alan muhtelif mal ve hizmetler bulunmaktadır. Davaya konu markanın başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacı şirkete ait itiraza ve hükümsüzlüğe gerekçe markaların tescil kapsamında yer alan mal ve hizmetler benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler bakımından incelenmiştir. Yukarıda yer verilen kriterlere göre yapılan inceleme neticesinde; davaya konu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik ilişkisi tespit edilememiştir. Sonuç olarak; dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik ilişkisi bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka başvurusu incelendiğinde; "..." ibaresinden oluştuğu, markadaki İngilizce “...” ibaresi Türkçe’de “geçmek, çapraz, kesişen” gibi çeşitli anlamlara gelmekle birlikte, markada yer alan “...” ibaresi başvuru kapsamında yer alan hizmetleri tanımlayıcı ibare olduğu, günlük hayatta ve ticaret hayatında yaygın kullanımı olan, tüketicinin sıklıkla karşılaştığı türden bir ibare olması açısından markada tali unsur olarak bulunduğu ve söz konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu düşünülmektedir. Davacı taraf markaları “...” ortak ibaresine sahip markalardan oluşmaktadır. Davacı markaları farklı şekiller ve farklı ek unsurlarla oluşturulmuş versiyonlara da sahip olmasına karşın markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu görülmektedir. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; her ne kadar karşılaştırılan markalar arasında "..." ibaresinden kaynaklı görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunsa da, dava konusu marka kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığından SMK m.5/1-ç ve m.6/1 hükmü koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın ... değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket tarafından sunulan dokümanların “...” markalarının tanınmışlığını kanıtlamada yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı şirkete ait “...” ibareli markanın faaliyet gösterdiği giyim sektöründe belirli düzeyde bir tanınmışlığı olduğu kanıtlansa dahi, davaya konu marka başvurusunun kapsadığı mal ve hizmetler dikkate alındığında, bu mal ve hizmetler bakımından davalı markasının davacının markası ile ilişkilendirilme, haksız yarar sağlama, markalar arasında imaj transferi, tanınmış markanın itibarını zedeleme, yani istenmeyen duygular uyandırma, olumsuz veya itici etkiler bırakma ihtimali bulunmadığı, davacı markalarının ayırt ediciliğinin zedelenme ihtimalinin bulunmadığı, dolayısıyla SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-DAVANIN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 160,00 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 436,50 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.636,20 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ... tarafından yapılan 121,60 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine, 6-HMK m.333 hükmü uyarınca karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iade edilmesine, Dair, davacı vekilinin, davalı kurum vekilinin ve davalı şahıs vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2024
Katip .... e-imzalıdır
Hakim .... e-imzalıdır