İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/486 E. 2025/1061 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/486
Karar No
2025/1061
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/486 KARAR NO : 2025/1061

ASIL DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) ASIL DAVA TARİHİ : 18/08/2021

BİRLEŞEN DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) BİRLEŞEN DAVA TARİHİ : 08/06/2023

KARAR TARİHİ : 20/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/12/2025

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan), İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: ASIL DAVADA : İDDİA: Davacı vekili tarafından Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 11/05/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında bir takım sözleşmelerin akdedildiğini, taraflar arasında 20/10/1999 tarihinde ..... Merkezi Kompleksi Yap-işlet-devret modeli ile dört yıldızlı otel ve kongre merkezi inşaat ve işletme sözleşmesi akdedildiğini, taraf arasında 17/01/2002 tarihinde ..... Merkezi Kompleksi yap-işlet-devret modeli ile beş yıldızlı otel inşaat ve işletme sözleşmesi akdedildiğini, söz konusu sözleşmeler ile müvekkilinin maliki olduğu ve sözleşmelere konu alanlarda yap-işlet-devret modeli ile davalı şirket tarafından beş yıldızlı otel, dört yıldızlı otel ve kongre merkezi yapılması, sözleşmelerde belirtilen sürelerde alanların işletilmesi ve işletme süresi içerisinde müvekkiline sözleşmelerde yazılı tarihlerde ve tutarlarda döviz cinsinden bedel ödenmesi ile neticeten işletme süreleri sonunda da inşaatların müvekkiline bila bedel devredilmesi hususlarında anlaşma sağlandığını, bu kere taraflar arasında 24/07/2007 tarihinde bağımsız ve daimi üst hakkı kurma sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmenin tapu sicil müdürlüğünde kayıt ettirilerek bu kapsamda müvekkiline ait İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, .... mahallesi, 30/4, 30/5, pafta ..... ada .... parsel sayılı taşınmazın 43.531,18 m2'lik kısmı üzerinde davalı şirket lehine 01/05/2005 başlangıç tarihli ve 01/05/2035 bitiş tarihi olmak üzere toplamda 30 yıl süreli bağımsız ve daimi üst hakkı kurulduğunu, taraflar arasında akdedilen 24/07/2007 tarihli bağımsız ve daimi üst hakkı sözleşmesi kapsamında sözleşmeye aykırı olarak davalı şirketçe irtifak bedellerinin ödenmemesi üzerine, Mayıs, Haziran, Temmuz 2021 dönemi ödenmeyen irtifak hakkı ile KDV bedellerine ilişkin olarak davalı şirket aleyhine Bakırköy ...... İcra Müdürlüğünün ..... esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, söz konusu takibe karşı davalı tarafça itiraz edildiğini ve takibin durdurulduğunu, davalı şirket tarafından haksız yere yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi talepleri olduğunu ve davalarının kabulünün gerekli olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkili şirkete ödenmesi gereken bedelin bağımsız ve daimi üst hakkı sözleşmesi ile işletme süresi boyunca irtifak hakkı bedeline dönüştürülmesi yönünde taraflarca ortak irade ortaya konduğunu, tarafalr arasında mevcut ve geçersiz bağımsız ve daimi üst hakkı kurma sözleşmesi kapsamında davalı lehine sözleşmeye konu müvekkilinin maliki olduğu alanlarda üst hakkı kurulduğunu, davalı şirketin de üst hakkı gereğince müvekkiline irtifak hakkı bedeli ödeme yükümlülüğü altında bulunduğunu, davalı lehine tesis edilen üst hakkın 30 yıl süreli daimi ve bağımsız üst hakkı olduğu göz önüne alındığında davalının bu üst haktan aynı taşınmaz gibi faydalanabildiğini, kredi kullanabildiğini, ipotek ettirebildiğini ve daha birçok ayni hakkın kendisine verdiği hakkı kullanabildiğini, klasik bir kira sözleşmesinde kiracının bu haklarının olmayacağını, dolayısıyla davalının basit bir kiracı gibi yorumlanmasının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bağımsız ve daimi üst hakkı kurma sözleşmesine dayandığından ve davalının ödemekle yükümlü olduğu bedelin üst hakkı iradı, irtifak hakkı bedeli olduğundan her halükarda ilgili kararname kapsamında yer aldığını, ancak müvekkili şirket tarafından sehven ilgili kararname ve tebliğin uygulanması suretiyle davalı şirket tarafından dövize endeksli olarak ödenmesi gereken bedellerin TL'ye çevrildiğini, davalının döviz cinsinden ödemekle yükümlü olduğu bedellerin TL olarak ödenmesi nedeniyle davalı tarafından eksik ödeme yapıldığını ve müvekkilinin alacağını tam olarak alamadığını, bu hususta icra takipleri başlattıklarını, davalının müvekkili ile akdettiği bağımsız ve daimi üst hak kurma sözleşmesi kapsamında ödenmeyen irtifak hakkı bedellerinin döviz cinsinden müvekkiline ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, davalının Bakırköy ..... İcra Dairesinin ..... esas sayılı takip dosyasında yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, 589.526,83 USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığı ile asıl alacağa işleyecek merkez bankası kamu bankalarınca mevduatlara fiilen uygulanan azami faizi ve 390.769,80 TL'nin asıl alacağı işleyecek avans faizi ile tüm ferileriyle birlikte davalıdan tahsiline, davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA; Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 26/08/2021 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davacı tarafın taraflar arasındaki sözleşmeler doğrultusunda ödenmesi gereken Mayıs- Haziran - Temmuz ayı irtifak hakkı bedellerinin eksik ödendiği iddiasıyla açtıkları icra takibine yapılan itirazların iptali için davayı ikame ettiklerini, ancak taraflar arasındaki ilişki kiracılık ilişkisi olduğunu, irtifak hakkı bedeli şeklinde bir alacak mevcut olmadığını, haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini, açılan kira uyarlama davasının derdest olduğunu, bu davada ihtiyati tedbir kararı verilmiş olup kira bedeli bu davanın sonucuna göre belirleneceğini, bu nedenle uyarlama davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacı taraf alacağının irtifak hakkı bedeli olduğunu iddia ederek icra takibi başlattıktan sonra dahi kira alacağı açıklamasıyla fatura düzenlediğini, taraflar arasındaki ilişkinin 22 yıldır devam etmekte olduğunu, bu sürenin tümünde tarafların iradesi ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğu noktasında toplandığını. ilk kira faturasının düzenlendiği 2009 tarihinde davacının muhasebe şefi tarafından iletilen mailde tüm ilişkinin özetlendiğini, davacının tüm faturaları "otel ve kongre merkezi kirası" olarak düzenlediğini, davacı yönetim kurulu kararları, mevcut ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyduğunu, kira bedelinin 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve tebliğler doğrultusunda davacı şirketin yönetim kurulu kararıyla TL'ye çevrildiğinden, 2020 sonrasında da türk lirası cinsinden devam etmesi gerektiğini, tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde, yapılan ödemelerin kira adıyla kayıt altına alındığının görüleceğini, Bakırköy ...... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ..... E. sayılı dosyası ile görülmekte olan kira uyarlama davasının bekletici mesele olarak kabul edilmesine, taraflar arasındaki ilişkinin , başlangıcından itibaren kira ilişkisi olarak devam ettiğini, davacı şirketinin 06/11/2018 tarihli Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda ve tarafların mutabakatıyla kira bedellerinin Amerikan Doları'ndan Türk Lirası'na çevrildiği, 2 yıl boyunca Türk Lirası üzerinden fatura düzenlendiği, müvekkili şirketin irtifak bedeli şeklinde bir borcunun bulunmadığını, davacının kira alacağı olduğu iddiası var ise de işbu şekilde icra takibi yapması ve itirazın iptali davasını da Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açması gerektiği hususları birlikte değerlendirilerek haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun davanın reddine, aradaki ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğu ve irtifak hakkı gibi bir alacağın olmadığını bilindiği halde, müvekkili şirket aleyhine kötü niyetli olarak haksız ve hukuka aykırı takip yapan davacının %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVADA; İDDİA: Davacı vekilinin Bakırköy nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 08/06/2023 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkili ile davalı firma arasında 20.10.1999 Tarihli ..... Merkezi Kompleksi Yap-İşlet-Devret Modeli İle Dört Yıldızlı Otel ve Kongre Merkezi İnşaat ve İşletme Sözleşmesi akdedildiğini ve daha sonra işbu sözleşmeye ek 09.11.2001 tarihli Ek Zeyilname, 06.07.2004 tarihli Ek Zeyilname, 31.07.2007 tarihli Ek Zeyilname akdedildiğini, 17.01.2002 tarihli ..... Merkezi Kompleksi Yap-İşlet-Devret Modeli İle Beş Yıldızlı Otel İnşaat ve İşletme Sözleşmesi akdedildiğini ve daha sonra işbu sözleşmeye ek 2002 tarihli zeyilname ve 06.07.2004 tarihli zeyilname akdedildiğini, işbu sözleşmeler ile müvekkiline ait olan sözleşmelere konu alanlarda yap-işlet-devret modeli ile davalı firma tarafından dört ve beş yıldızlı otel, kongre merkezi yapılması, sözleşmelerde belirtilen sürelerle alanların işletilmesi ve işletme süresi içerisinde müvekkiline sözleşmelerde yazılı tarihlerde ve tutarlarda döviz cinsinden bedel ödenmesi ve neticeten işletme süreleri sonunda da inşaatların müvekkiline bila bedel devredilmesinin kararlaştırıldığını, işbu sözleşmelerden sonra Müvekkili ile davalı firma arasında 24.07.2007 Tarihli bağımsız ve daimi üst hakkı kurma sözleşmesi resmi şekilde akdedildiğini ve bu kapsamda müvekkiline ait İstanbul İli, Bakırköy İlçesi ..... Mahallesi, 30/4, 30/5 Pafta ..... Ada, .... parsel sayılı taşınmazın 43.531,18 m2' lik kısmı üzerinde davalı lehine 01.05.2005 başlangıç tarihli ve 01.05.2035 bitiş tarihli olmak üzere toplamda 30 yıl süreli bağımsız ve daimi üst hakkı kurulduğunu ve ...... firmasına üst hakkı tapusu da çıkarıldığını, üst hakkı sözleşmesi ile artık ortada bir kira bedelinin kalmadığını, işletme süresi boyunca ..... tarafından İDTM’ ye ödenmesi gereken bedelin irtifak hakkı bedeline dönüştüğünü, davalının taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olduğundan bahisle kira bedellerinin uyarlanması talebiyle Bakırköy ...... Sulh Hukuk Mahkemesi' nin ....... E. Sayılı dosyasında dava açtığını, aynı zamanda bu davada, dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren kira bedellerinin aylık toplamda 200.000,00 TL olarak belirlenmesini talep ettiğini, Bakırköy ..... Sulh Hukuk Mahkemesi de 08.07.2021 tarihli, ara kararla tedbir talebinin kabulüne karar verdiğini, verilen bu tedbir kararı gereğince de müvekkilinin, sözleşmede belirlenen ve davalının ödemesi gereken tutarı davalıdan talep edemediğini, sadece tedbir kararı ile belirlenen tutarın davalıdan tahsil edilebildiğini, ancak sözleşmede yazılı bedellerin talep edilemediğini, bahsi geçen tedbir kararının kendilerince istinaf edilmesi üzerine BAM ...... HD. ..... E. Ve ..... K. Sayılı ilamı ile tedbir kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle 08.07.2021 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına karar verilerek "HER TÜRLÜ İHİTİYATİ TEDBİR TALEBİ YASAL KOŞULLARI OLUŞMADIĞINDAN İHTİYATİ TEDBİR TALEPLERİNİN AYRI AYRI REDDİNE" kesin olarak karar verildiğini, ihtiyati tedbir kararının kalkması sonrasında müvekkilinin 24.07.2007 tarihli üst hakkı kurma sözleşmesi gereğince muaccel hale gelen 4 ve 5 yıldızlı otel Mayıs-Haziran-Temmuz 2023 dönemi ödenmeyen bakiye irtifak bedeline ilişkin 674.206,44 USD alacak ve 276,96 USD işlemiş faizinin tahsili amacıyla Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü' nün ..... E. Sayılı dosyasından işbu davaya konu ilamsız takip yapıldığını, ancak davalı borçlu tarafından işbu takibe konu borca haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz edildiğini, taraflar arasında benzer şekilde ikame edilen davalarda bir kısım Asliye Ticaret Mahkemelerinin üst hakkı tapusunu ve resmi üst hakkı sözleşmesini görmeksizin verdiği görevsizlik kararlarının istinafı üzerine taraflar arasındaki ihlatın Bölge Adliye Mahkemesi incelemesine de konu olduğunu ve BAM .... Hukuk Dairesi, BAM ..... Hukuk Dairesi, BAM .....Hukuk Dairesi'nin açıkça taraflar arasındaki ilişkiyi üst hakkı olarak tespit ettiğini ve davalının irtifak bedeli ödeme yükümlülüğü bulunduğunu hüküm altına aldıklarını, davalının, müvekkili ile akdettiği sözleşmeler kapsamında müvekkiline sözleşmelerde kararlaştırılan şekilde ödeme yapması gerektiğinin açık olup, davalının itirazının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalının işbu takibin ikame edilmesinden sonra müvekkiline Haziran ayı kira ödemesi adı altında 1.508.704,29 TL (ödeme günü karşılığı 72.378,32 USD) ödeme yaptığını, tahsilde tekerrür olmaması için takibin, işbu bedel düşüldükten sonra devamına karar verilmesini, u hususta dava ikame edilmeden önce zorunlu dava şartı arabuluculuk müracaatında da bulunulmuş ise de davalı taraf ile anlaşmaya varılamadığını, bu nedenle davalı borçlunun Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü' nün ..... Esas sayılı dosyasındaki haksız itirazının iptalini, takibin devamını, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 13/07/2023 havale tarihli cevap dilekçesi ile ; Davacının Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarına ilişkin irtifak hakkı bedellerinin ödenmediği iddiasıyla açtıkları icra takibine karşı yapılan itirazın iptali için huzurdaki davayı ikame ettiğini ancak taraflar arasındaki ilişkinin kiracılık ilişkisi olup, irtifak hakkı bedeli şeklinde bir alacağın olmadığını, davacı tarafından aynı iddialarla birden fazla takip açılmış olup, buna bağlı olarak görülen itirazın iptali davalarında, İlk Derece Mahkemesi ve İstinaf Mahkemesince yapılan incelemede taraflar arasındaki ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğunun tespit edildiğini, davacı tarafın huzurdaki dava konusu ile aynı iddialarla birbirinden farklı aylara ait alacak talepleri ile ilgili birçok icra takibi başlattığını, bütün takiplerin haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun olduğu için tümüne itiraz edildiğini, bunun üzerine davacı tarafından açılan davalarda birçok mahkemenin görevsizlik kararı vermiş olup söz konusu kararların büyük çoğunluğunun istinaf incelemesinden geçerek onaylandığını, açtıkları kira uyarlama davasının halen derdest olduğunu, bu davada bilirkişi raporu alınmış olup, kiranın uyarlanması gerektiğinin tespit edildiğini, huzurdaki davanın açıldığı tarih itibariyle müvekkili şirketin ödemediği herhangi bir bedel bulunmadığını, buna rağmen haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun işbu davanın ikame edildiğini, taraflar arasındaki ilişkinin 23 yıldır devam ettiğini ve bu sürenin tümünde tarafların iradesinin, ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğu noktasında toplandığını, ilk kira faturasının düzenlendiği 2009 tarihinde davacının .....'NİN muhasebe şefi tarafından iletilen mailde tüm ilişkinin özetlendiğini, davacının ...... yönetim kurulu kararlarının mevcut ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyduğunu, kira bedelinin 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve tebliğler doğrultusunda İDTM yönetim kurulu kararı ve müvekkili şirketin kabulüyle oluşan mutabakat doğrultusunda USD'den TL'ye çevrildiğini, iki yıl boyunca uygulanan bu mutabakatın sehven yapıldığının iddia edilemeyeceği gibi tek taraflı olarak tekrar USD cinsinden fatura düzenlenemeyeceğini, Prof. Dr. ..... tarafından tanzim edilen hukuki mütalaada, taraflar arasındaki hukuki ilişki ayrıntılarıyla irdelendiğini ve ürün kirası ilişkisinin bulunduğunun açık şekilde tespit edildiğini, dayanak yapılan icra takiplerinin irtifak hakkı bedeli iddiasıyla açılmış olup bu nedenle davanın doğrudan reddinin gerektiğini, kira alacağı iddiasıyla yapılan bir icra takibinin olmadığını, netice itibariyle taraflar arasındaki ilişkinin, başlangıcından itibaren kira ilişkisi olarak devam ettiği, müvekkili şirketin irtifak bedeli şeklinde bir borcunun bulunmadığı, icra takibinin ve huzurdaki itirazın iptali davasına konu edilen döneme ilişkin davacı tarafından düzenlenen faturanın kira faturası olarak düzenlendiği, davacının kira alacağı olduğu iddiası var ise de kira alacağı talebiyle icra takibi yapması ve itirazın iptali davasını da Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açması gerektiği hususları birlikte değerlendirilerek haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun davanın reddine, aksi kanaatte olunsa dahi, taraflar arasındaki ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğu sabit olduğundan görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine, aradaki ilişkinin kiracılık ilişkisi olduğu ve irtifak hakkı gibi bir alacağın olmadığını bilindiği halde, müvekkili şirket aleyhine kötü niyetli olarak haksız ve hukuka aykırı takip yapan davacının %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Asıl ve birleşen davalarda, davalar alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilâmsız icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67. Maddesi uyarınca iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler ...... ile Doç. Dr. ...... tarafından mahkememize sunulan 09/07/2024 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Huzurdaki davanın taraflarının tarafı olduğu yargılamada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında taraflar arasındaki temel uyuşmazlığın kira ilişkisinden kaynaklanmakta olduğuna hükmedildiği; ancak anılan 28.03.2022 tarihli kararda bir de muhalefet şerhi bulunmakta olup; şerhte birtakım Yargıtay kararlarına atıfta bulunularak taraflar arasındaki ilişkinin üst hakkından kaynaklandığının ifade edildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu da 12.05.2023 tarih ve ...... E. sayılı kararı ile taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olduğunu tespit etmiş olup; bu sebeple taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olduğu ve kira uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemeleri olduğu gerekçesi ile uyuşmazlığın bu yönde giderilmesi talebi ile dosyaları Yargıtay ..... Hukuk Dairesine gönderdiği, ancak Yargıtay ..... Hukuk Dairesi’nin geçmiş tarihli birtakım kararlarında bu yöndeki ihtilaflarda taraflar arasındaki temel hukuki ilişkinin irtifak hakkına dair olduğu yönünde hükümler tesis ettiği, gerek somut olayın taraflarının tarafı olduğu Bölge Adliye Mahkemesi, gerekse de somut uyuşmazlık ile aynı konuyu ihtiva eden Yargıtay kararları Sayın Mahkemenizin takdirlerine sunulmuş olmakla birlikte, bu noktada kira ve sözleşmeden kaynaklanan üst hakkının hukukî niteliklerinin tespit edilmesi yoluyla sonuca ulaşılması gerektiğinin düşünüldüğü, gerek kira gerekse de üst hakkına dayanan sözleşmelerin hukukî niteliklerinin birbirlerinden farklılık arz ettiği, bu farklılıklardan en önemlisinin ise üst hakkı sınırlı bir aynı hak niteliğini haiz iken ve hak sahibine eşyayı kullanma ve/veya eşyadan yararlanma yetkisi bakımından irtifak hakları kendi içinde sınıflandırılmakla birlikte bir taşınmaz üzerinde ve altında bir inşaat yapma ve bu inşaatın maliki olma yetkisi sağlamakta iken; kira sözleşmesinde kiracının menfaati eşyayı kullanma ve/veya eşyadan yararlanma yetkisi ile sınırlı nispi bir hak niteliğini haiz olduğu, bu yönü ile somut ihtilafta her ne kadar faturalarda “KİRA FATURASI” ibarelerine yer verilmişse de mülkiyeti davacıya ait olup; İstanbul İli, ..... İlçesi ..... Mahallesi, ..... Pafta ..... Ada, ..... parselde kain taşınmazın 43.531,18 m2'lik kısmı üzerinde davalı lehine 01.05.2005 başlangıç tarihli ve 01.05.2035 bitiş tarihli olmak üzere toplamda 30 yıl süreli bağımsız ve daimi üst hakkı kurulması ve davalı lehine üst hakkı tapusunun da çıkarılması gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde taraflar arasındaki hukukî temel ilişkinin irtifak hakkına ilişkin olduğunun düşünüldüğü, zira içeriğinde yer alan esaslı unsurlar itibariyle “satış” olduğu anlaşılan bir sözleşme, taraflar onu “kira” olarak adlandırdıkları için “kira” olmayacağı, dolayısıyla tarafların faturaları “kira faturası olarak düzenlemiş olmaları, hukukî ilişkinin niteliğinde değişiklik sonucu yaratmayacağı, ancak Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının veya faturalarda bedelde indirim yapılmış olması gibi hususların nazara alınması durumunda temel ilişkinin kiraya dayandığı ifade edilebileceği gibi uyuşmazlığın bu yönde giderilmesi talebi ile dosyaların Yargıtay ..... Hukuk Dairesi'ne göndermiş olması nedeniyle, Yargıtay ..... Hukuk dairesi kararlarından sonra sonuca da ulaşılabileceğinin ifade edilebileceği, bu noktada taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin niteliğinin adlandırılması noktasında 12.09.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda değişikliklerin kira sözleşmesini kapsayıp kapsamadığının incelenmesi noktasında ise anılan kararda Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacakları düzenlenmiş olup; kira sözleşmesi de üst hakkı sözleşmesinin de bu kapsamda olmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki hukukî ilişkinin kiraya veya üst hakkına dayanması uyarlama yönünden bir değişiklik arz etmeyecek olup; kiraya dayanması noktasında kira sözleşmesine ilişkin özel hükümlere başvurmak suretiyle sonuca ulaşılacak iken, üst hakkına dayanması durumunda genel hükümler çerçevesinde TBK m. 138 uyarınca uyarlanmasının mümkün olabileceği, davalının “taraflar arasında 2018 yılında bir mutabakata varıldığını, bu mutabakat çerçevesinde kira bedellerinin TL'ye çevrildiğini, bu konuda alacaklı görünen davacı şirket Yönetim Kurulu'nun 2018 tarihli çok açık kararının mevcut olduğu, bu karar sonrası taraflar arasında mutabakat sağlanarak kira 2018 yılındaki kur üzerinden TL'ye çevrilmiş, arttırımın ise TÜFE oranlarına göre yapılacağının kararlaştırıldığını ileri sürdüğü, Yargıtay’ın faturanın Türk Lirası üzerinden düzenlenmiş olmasının yabancı para cinsinden olan iş bedelinin Türk Lirasına çevrildiği sonucunu doğurmayacağına dair hükümlerinin mevcut olduğu; ancak dosyaya mübrez bilgi ve belgelerden davacının, davalıya hitaben, 6.11.2018 tarih ve GM/208/76 Sayılı yazısı ile, taraflar arasında kira konusunda, 01.05.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere; 1 US$=4 TL sabit kur üzerinden TL'ye çevrilmesi ve TL'ye çevrilen kira bedellerinin, mevcut sözleşme süresinin sona ereceği 01.05.2035 tarihine kadarki dönemde, TEFE+TÜFE/2 formülü çerçevesinde yıllık artışlara tabi tutulmasının kararlaştırıldığını ifade ettiği, bu hususun esasında tarafların alacağın cinsi yönünden uyarlama yönüne gittikleri sonucunu beraberinde getirdiği ifade edilebilecekse de alacağın dayandığı sözleşmenin üst hakkı sözleşmesi olduğu, üst hakkı sözleşmesinin ayni hak kurulmasına yönelmiş olması sebebiyle TMK m. 781 uyarınca resmi şekilde yapıldığı hususu ile kanunen şekle tabi sözleşmelerde değişiklik yapılması durumunda yapılacak değişikliğin de aynı şekilde yapılması gerekliliği hususu birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin 06.11.2018 tarihli yazısının alacağın cinsi yönünden uyarlama sonucunu doğurmayacağının ifade edilebileceği, ancak Mahkemece davacının 2018 ilâ 2020/Kasım sonrası döneme kadar 6.11.2018 tarih ve GM/208/76 Sayılı yazı doğrultusunda alacağını Türk Lirası cinsinden talep etmesini müteakip bu noktada, şekle aykırılığı ileri sürmesinin TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği kanaatinde olunması durumunda tarafların alacağın niteliğini Türk Lirasına çevirdiklerinden bahsetmek mümkün olabileceği, Mali Yönden; Asıl dava; Davacı ticari defterlerinde; 03.05.2021 tarih ..... nolu fatura ile davalıya 2.668.596,94 TL borç işlendiği, yine 03.05.2021 tarih ..... nolu fatura ile davalıya 2.565.958,62 TL borç işlendiği, 20.05.2021 tarihinde toplam 2 fatura bedeli olan 5.234.555,56 TL’in Şüpheli Ticari Alacaklar hesabına alındığı ve asıl dava konusu faturalardan kaynaklı olarak davacının davalıdan 5.234.555,56 TL alacaklı gözüktüğü, asıl dava konusu icra takibinde davacı işbu iki faturadan kaynaklı olarak İrtifak Hakkı Bedeli ve KDV’sinden kaynaklı olarak 387.744,86 TL asıl alacak + 3.024,94 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 390.769,80 TL’nin yıllık %16,75 oranında faizi ile tahsili, 588.841,19 USD asıl alacak + 685,64 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 589.526,83 USD’nin yıllık %2,50 oranında faizi ile tahsilini talep ettiği, davalı ticari defterlerinde; asıl dava konusu faturaların 03.05.2021 tarihinde davacı alacağına işlendiği, aynı tarihte davacıya birebir olacak şekilde iade faturası düzenlendiği, dolayısıyla asıl dava konusu faturalardan kaynaklı olarak davalı ticari defterlerinde davacıya herhangi bir borç gözükmediği, Mahkemenizce davacının asıl dava konusu alacağını talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; Mahkemece davacının alacağının TL olarak kabulü halinde, davacının davalıdan takip konusu 2 faturaya dayalı olarak 5.234.555,56 TL alacaklı olacağı, mahkemece davacının talebinde olduğu gibi fatura matrahını USD, fatura KDV’sini ise TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; davacının davalıdan 387.744,86 TL + 588.841,19 USD alacaklı olacağı, Birleşen dava; Davacı ticari defterlerinde; 02.05.2023 tarih ..... nolu fatura ile davalıya 7.443.05635 TL borç işlendiği, yine 02.05.2023 tarih ..... nolu fatura ile davalıya 7.156.784,98 TL borç işlendiği, işbu iki faturaya istinaden icra takibinden önce davalı tarafından 04.05.2023 tarihinde 1.508.704,29 TL ödeme yapıldığı, işbu iki faturanın USD karşılığı 751.530,94 USD olup, davalının icra takip tarihinden önce 04.05.2023 tarihinde yaptığı ödemenin USD karşılığı olan 77.601,46 USD mahsup edilerek, birleşen dava konusu icra takibinde asıl alacak olarak 673.929,48 USD + 276,96 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 674.206,44 USD’nin Kamu Bankalarınca mevduatlara fiilen uygulanan azami faiz oranı ile tahsilinin talep edildiği, davacı ticari defterlerinde, davalıdan icra takip tarihinden sonra dava tarihinden önce 72.749,31 USD tahsilat gözüktüğü, yine dava tarihinden sonra 221.793,30 USD tahsilat gözüktüğü, dolayısıyla 2023 yılı sonunda davacı ticari defterlerinde birleşen dava konusu faturalardan kaynaklı olarak 379.386,87 USD alacaklı gözüktüğü, davalı ticari defterlerinde; birleşen dava konusu faturaların kayıtlı olmadığı, davalının davacıya aylık olarak düzenli bir şekilde yaptığı 1.508.704,29 TL’lik ödemelerin verilen avanslar hesabında takip edildiği, Mahkemece davacının birleşen dava konusu alacağını talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; davacının Birleşen dava konusu alacağını TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde, takipten sonra dava tarihinden önce yapılan ödemenin öncelikle faiz ve feri’lerine mahsup edilmesi neticesinde dava tarihinde davacının davalıdan 12.128.152,71 TL ana para + 17.859,95 TL işlemiş faiz alacağı olduğu, davacının Birleşen dava konusu alacağını USD olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; takipten sonra dava tarihinden önce yapılan ödemenin öncelikle faiz ve feri’lerine mahsup edilmesi neticesinde dava tarihinde davacının davalıdan 624.868,92 USD ana para + 492,19 USD işlemiş faiz alacağı olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ..... ve Doç. Dr. .... tarafından mahkememize sunulan 28/09/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Prof. Dr. ..... tarafından yapılan genel değerlendirmeye göre; Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kira sözleşmesi olsaydı, kira konusunda ; 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK m. 4/1-a hükmüne göre, “ Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda”, Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevli olacağını, ancak huzurda görülen somut davada, taraflar arasında kira sözleşmesi olmayıp, TMK m. 779 vd. hükümleri kapsamında düzenlenen ve sınırlı ayni hak olan irtifak hakkı ilişkisi bulunduğu, ayrıca TBK m. 138 hükmü ve buna bağlı olarak uyarlama talebi, konu üst hakkına ilişkin olduğu için ve resmi şekilde yapılan işlemler karşısında uygulanmasının mümkün olmadığını, Üst Hakkı Sözleşm. 3.ve 7. maddeleri doğrultusunda, taraflar arasında dava konusu olan uyuşmazlık, irtifak hakkı olan üst hakkına dayanmaktadır. (üst hakkı sözleşmesinin 3. ve 7. maddeleri) bir bütün halinde değerlendirildiğinde; bu kapsamada taraflar arasındaki ilişkinin kira sözleşmesi konulu olmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir irtifak hakkı çeşidi olan üst hakkı olduğunu, Doç. Dr. ..... tarafından yapılan genel değerlendirme göre; Taraflar arasındaki nisbi sözleşme ilişkisinin sınırlı ayni hak tesis edilmesi yoluyla değiştirilmiş olduğu, üst hakkının tescilinden sonra ödenen ivazın üst hakkı bedeli niteliğinde olduğu, üst hakkı bedelinin döviz yasağı getiren emredici düzenleme kapsamında olmadığı, dolayısıyla taraflar arasında adi yazılı şekilde yapılan sözleşme değişikliğinin de TBK m. 13 uyarınca geçerli olmadığı, davacının eksik talep ettiği bedeller bakımından talepte bulunabileceği, geçersiz olsa da TL olarak talep edilen ve ödenen bedeller bakımından şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği değerlendirilebilecekse de henüz ifa edilmemiş üst hakkı bedelleri bakımından şekle aykırılığın ileri sürülmesinin mümkün olduğu, raporun içinde yapılan ayrıntılı tespitler doğrultusunda; Davacı taraf ve Davalı taraf arasındaki Borç - Alacak Durumunun; a) Davacı tarafın defterlerinin, sair vesaikin, muhasebe kayıtlarının 6102 Say. TTK. m. 64, 65, 66 ve 82. Mad. VUK. m. 220-226, 229, 230, 231, 232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edilip edilmediği, HMK. m. 222 sahibi lehine delil niteliğinin taşıyıp taşımadığının; Takdirinin Mahkemede olduğunu, b) Davalı tarafın defterlerinin, sair vesaikin, muhasebe kayıtlarının 6102 Say. TTK. m. 64, 65, 66 ve 82. Mad. VUK. m. 220-226, 229, 230, 231, 232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edilip edilmediği, HMK. m. 222 sahibi lehine delil niteliğinin taşıyıp taşımadığının Takdirinin Mahkemede olduğunu, ASIL DAVA YÖNÜNDEN ; Asıl dava konusu icra takibine istinaden davalı tarafından yapılan TL veya USD bir ödeme tespit edilemediği, Mahkemece davacının talebinde olduğu gibi fatura matrahını USD, fatura KDV’sini ise TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan takip konusu 2 faturaya dayalı olarak 387.744,86 TL + 588.841,19 USD alacaklı olduğunun hesaplandığı, Mahkemece davacının alacağının tamamını TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan takip konusu 2 faturaya dayalı olarak 5.234.555,56 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, Mahkemece davacının takip konusu dönemlerdeki alacağını Mayıs/2020’de tarafların kabulünde olan TÜFE artış oranı üzerinden ve TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan 3.421.371,41 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN ; Birleşen dava konusu icra takibine istinaden davalı tarafından takip tarihinden sonra 02.06.2023 tarihinde davacıya 1.508.704,29 TL (72.749,31 USD) ödeme yapıldığı, Mahkemece davacının Birleşen dava konusu alacağını USD olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; Davacının takip tarihinde alacaklı olduğu bedel 673.929,48 USD – takip tarihinden sonra yapılan ödeme 72.749,31 USD (1.508.704,29 TL) = 601.180,17 USD dava tarihindeki davacı alacağı olarak hesaplandığı, Mahkemece davacının Birleşen dava konusu alacağının tamamını TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; Davacının takip tarihinde alacaklı olduğu bedel 13.091.137,04 TL – takip tarihinden sonra yapılan ödeme 1.508.704,29 TL = 11.582.432,75 TL dava tarihindeki davacı alacağı olarak hesaplandığı, Mahkemece davacının takip konusu dönemlerdeki alacağını Mayıs/2020’de tarafların kabulünde olan TÜFE artış oranı üzerinden ve TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; Sayın Mahkemece dava tarihine kadar davalı tarafından yapılan 1.508.704,29 TL ödemenin öncelikle faiz ve ferilerine mahsubunun yapılması kanaatine varılması halinde davacı alacağının 5.819.294,18 TL asıl alacağına dava tarihine kadar 8.569,51 TL işlemiş faiz olmak üzere 5.827.863,69 TL olabileceği, ancak Mahkemenin yapılan bu ödemenin ana paradan düşülmesi gerektiği kanaatine varması halinde Takip tarihinde davacının alacaklı olduğu bedel 6.895.330,75 TL – 1.508.704,29 TL ödeme = 5.386.626,46 TL birleşen dava konusu takipten kalan kalan davacı alacağı olarak hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler .... ile Doç. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 18/12/2024 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Gerek somut olayın taraflarının tarafı olduğu Bölge Adliye Mahkemesi, gerekse de somut uyuşmazlık ile aynı konuyu ihtiva eden Yargıtay kararları Sayın Mahkemenizin takdirlerine sunulmuş olmakla birlikte kök raporda da ifade edildiği üzere içeriğinde yer alan esaslı unsurlar itibariyle “satış” olduğu anlaşılan bir sözleşme, taraflar onu “kira” olarak adlandırdıkları için “kira” olmayacağı, dolayısıyla tarafların faturaları “kira faturası olarak düzenlemiş olmalarının, hukukî ilişkinin niteliğinde değişiklik sonucu yaratmayacağı, bu sonuçla somut ihtilafta her ne kadar faturalarda “KİRA FATURASI” ibarelerine yer verilmişse de mülkiyeti davacıya ait olup; İstanbul İli, Bakırköy İlçesi .... Mahallesi, 30/4, 30/5 Pafta ..... Ada, ..... parselde kain taşınmazın 43.531,18 m2'lik kısmı üzerinde davalı lehine 01.05.2005 başlangıç tarihli ve 01.05.2035 bitiş tarihli olmak üzere toplamda 30 yıl süreli bağımsız ve daimi üst hakkı kurulması ve davalı lehine üst hakkı tapusunun da çıkarılması gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde taraflar arasındaki hukukî temel ilişkinin kira değil, irtifak hakkına ilişkin olduğunun düşünüldüğü, alacağın niteliğinin Türk Lirası'na çevrilip çevrilmediğinin tespiti noktasında ise dosyaya mübrez belgelerden davacının, davalıya hitaben, 6.11.2018 tarih ve GM/208/76 Sayılı yazısı ile, taraflar arasında kira konusunda, 01.05.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere; 1 US$=4 TL sabit kur üzerinden TL'ye çevrilmesi ve TL’ye çevrilen kira bedellerinin, mevcut sözleşme süresinin sona ereceği 01.05.2035 tarihine kadarki dönemde, TEFE+TÜFE/2 formülü çerçevesinde yıllık artışlara tabi tutulmasının kararlaştırıldığını ifade ettiğinin müşahede edildiği, öte yandan her ne kadar heyetimizce kök raporda “taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin niteliğinin adlandırılması noktasında 12.09.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararda değişikliklerin kira sözleşmesini kapsayıp kapsamadığının incelenmesi noktasında anılan kararda Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacakları düzenlenmiş olup; kira sözleşmesi de üst hakkı sözleşmesinin de bu kapsamda olmadığı” ifade edilmişse de Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün, ..... sayılı ve 20.06.2019 tarihli yazısında 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar'a istinaden, üst hakkı sözleşmelerinde döviz cinsinden kararlaştırılan üst hakkı bedellerinin Türk Lirası'na dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği hakkında Bakanlık görüşünün talep edildiği, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yazısı kapsamında üst hakkı bedeline dair yabancı para cinsi üzerinden ödeme yükümlülüğü yapılmasının mümkün olmadığı ifade edildiği; davacı şirketin 20 Kasım 2018 tarih ve 17 nolu Yönetim Kurulu kararında, kira bedellerinin Türk parası cinsinden belirlenmesinin kararlaştırıldığı; davacı tarafından sunulan dilekçelerde, kira bedellerinin Türk Lirasına çevrildiği ve bu tutar üzerinden artış yapılacağının da ifade edildiği; tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine konu bedellerin Türk Lirası cinsinden kabul edilmesi gerektiğinin düşünüldüğü, bu itibarla asıl ve birleşen dava yönünden sonuca Türk Lirası cinsinden ve TÜFE artış oranları üzerinden hesaplama yapmak suret ile devam edildiğinde: Mahkemece davacının asıl dava konusu alacağının kabulü ve davacının alacağının TÜFE artış oranları ve TL üzerinden hesaplanması halinde: Davacının Mayıs, Haziran, Temmız/2021 dönemi kira alacağından kaynaklı olarak asıl dava konusu takipte davalıdan 3.421.371,41 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından takip öncesinde işlemiş faiz talep edilmiş ise de, dosya münderecatından davacının davalıyı takip öncesinde temerrüde düşürdüğüne ilişkin bir delil vasıtasına rastlanılamadığı, Mahkemece davacının birleşen dava konusu alacağının kabulü ve davacının alacağının TÜFE artış oranları ve TL üzerinden hesaplanması halinde: Davacının Mayıs, Haziran, Temmız/2023 dönemi kira alacağinın kdv dahil toplam 7.691.828,68 TL hesaplandığı, davalı tarafından icra takibinden önce 1.508.704,29 TL ödeme yapıldığı, davacının işbu ödemeyi birleşen dava konusu alacaktan mahsup ettiği, dolayısıyla birleşen dava konusu icra takibine konu alacağın 6.183.124,39 TL hesaplandığı, davalı tarafından takip tarihinden sonra dava tarihinden önce yapılan 1.508.704,29 TL’den ödeme tarihine kadar işlemiş faiz + vekalet ücreti + tahsil harcı ve icra masraflarının mahsup edilmesi ile davacının kalan ana para alacağının 5.094.092,48 TL olduğu, davacının 5.094.092,48 TL asıl alacağına dava tarihine kadar 7.501,57 TL işlemiş faiz hesaplandığı, davalı tarafından dava tarihinden sonra 04.07.2023 tarihinde 1.508.704,29 TL daha Temmuz/2023 dönemi (rutin aylık ödemeler yapılmaktadır) ödemesi olarak yapılmış olup, işbu ödemenin infaz aşamasında dikkate alınması gerektiğinin, mahkemenin takdirlerinde olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler ..... ile Doç. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 24/02/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Taraflar, raporlara karşı itirazlarında evvelce sundukları ve heyetimizce ek raporda detaylı ve de ihtimalli şekilde değerlendirilen hususları yinelediklerinden detaylıca incelemelerimiz ve itirazlara yönelik açıklamalarımız kapsamında ek raporda yer alan ve gerek çeşitli ihtimallere dayanan gerekse de takdirin tamamen Mahkemeye ait olduğuna dair görüşümüzü aynen muhafaza etmekle birlikte Mayıs/2021 döneminde işyeri kiralarına uygulanan KDV oranı %8 olup, Mayis/2023 döneminde ise bu oran %18 olduğundan davacının asıl dava konusu alacağına %8 KDV hesaplanması itirazları yerinde olmayıp, birleşen dava konusu alacağına %18 KDV oranı uygulanması talepleri yerinde görüldüğünden birinci ek raporda birleşen dava yönünden de sehven %8 KDV oranı hesapladığından, bu bağlamda rapor bütünlüğü açısında davacı alacağının hesaplanmasına ayrıntılı olarak tekrar yer verildiğinde, asıl dava yönünden, asıl dava konusu Bakırköy ...... İcra Müd. ..... E. Sayılı ile talep edilen Mayıs, Haziran, Temmuz/2021 Kira bedeli KDV dahil toplam 3.421.371,41 TL olup, asıl davada davacının davalıdan 3.421.371,41 TL alacaklı olduğu, birleşen Dava Yönünden ise davacının 5.819.294,18 TL asıl alacağına dava tarihine kadar 8.569,51 TL işlemiş faiz hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler ...... ile Doç. Dr. ..... tarafından mahkememize sunulan 03/06/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; ASIL DAVA; Asıl dava konusu icra takibine istinaden davalı tarafından yapılan TL veya USD bir ödeme tespit edilemediği, Mahkemece davacının talebinde olduğu gibi fatura matrahını USD, fatura KDV’sini ise TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan takip konusu 2 faturaya dayalı olarak 387.744,86 TL + 588.841,19 USD alacaklı olduğunun hesaplandığı, Mahkemece davacının alacağının tamamını TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan takip konusu 2 faturaya dayalı olarak 5.234.555,56 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, Mahkemece davacının takip konusu dönemlerdeki alacağını Mayıs/2020’de tarafların kabulünde olan TÜFE artış oranı üzerinden ve TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; İcra takip tarihinde davacının davalıdan 3.421.371,41 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, BİRLEŞEN DAVA Birleşen dava konusu icra takibine istinaden davalı tarafından takip tarihinden sonra 02.06.2023 tarihinde davacıya 1.508.704,29 TL (72.749,31 USD) ödeme yapıldığı, (Davalının 04.07.2023 tarihinde yaptığı 1.508.704,29 TL ödeme dava tarihinden sonra olduğundan dikkate alınmamıştır.) Mahkemece davacının Birleşen dava konusu alacağını USD olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; davacının takip tarihinde alacaklı olduğu bedel 673.929,48 USD – takip tarihinden sonra yapılan ödeme 72.749,31 USD (1.508.704,29 TL) = 601.180,17 USD dava tarihindeki davacı alacağı olarak hesaplandığı, mahkemece davacının Birleşen dava konusu alacağının tamamını TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; davacının takip tarihinde alacaklı olduğu bedel 13.091.137,04 TL – takip tarihinden sonra yapılan ödeme 1.508.704,29 TL = 11.582.432,75 TL dava tarihindeki davacı alacağı olarak hesaplandığı, mahkemece davacının takip konusu dönemlerdeki alacağını Mayıs/2020’de tarafların kabulünde olan TÜFE artış oranı üzerinden ve TL olarak talep edebileceğine kanaat edilmesi halinde; Takip tarihinde davacının alacaklı olduğu bedel 6.895.330,75 TL – 1.508.704,29 TL ödeme = 5.386.626,46 TL birleşen dava konusu takipten kalan kalan davacı alacağı olarak hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Asıl ve birleşen davalar;taraflar arasındaki üst hakkı sözleşmesinden kaynaklanan alacağa ilişkin olup temel uyuşmazlık ödemenin USD üzerinden mi yoksa Türk Lirası üzerinden mi yapılacağına ilişkindir. Asıl ve birleşen davalar,itirazın iptali davasıdır.Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 67.maddesi uyarınca itirazın iptali davası;alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlayan bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilebilir.(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219,223) Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağının olduğunu iddia eden taraf bunu usulü dairesinde ispat etmesi gerekir. İspatın konusu , ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu 6100 sayılı HMK.nun 187 ,190 ve 200'ncü maddelerinde açıkça belirtilmiştir. İspatın konusu HMK.nun 187'nci maddede “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” Şeklinde belirtilirken, ispat yükünün kimde olduğu ise HMK.nun 190'ncı maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”düzenlemesi ortaya konmuştur. İspat vasıtaları ise HMK.nun 200'ncü maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”düzenlemesi ile ispatın nasıl yapılacağı gösterilmiştir. Türk hukukunda ekonomik değeri yüksek taşınmazların uzun süreli kullanımına ve bunlar üzerinde yapı inşasına imkân veren üst hakkı kurumu, özellikle turizm, ticaret, enerji ve altyapı yatırımlarında tercih edilen esnek bir hukuki araç olarak önemli bir işlev üstlenmektedir. Arazi mülkiyetinin kamu idaresinde veya üçüncü bir özel kişi üzerinde bırakılması suretiyle, yatırımcıya yalnızca belirli bir süre boyunca taşınmaz üzerinde yapı kurma ve bu yapıdan ekonomik fayda elde etme imkânı tanınmakta; böylece hem kamu hukukunun taşınmaz politikası hem de özel hukukun sözleşme özgürlüğü ekseninde dengeli bir model ortaya çıkmaktadır.Bu tür projelerde üst hakkı bedelinin yabancı para cinsinden belirlenmesi, yatırımın finansman yapısı, kredi ilişkileri ve uzun vadeli nakit akışı bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle döviz gelirine dayalı turizm yatırımlarında, irtifak bedelinin Amerikan Doları veya Euro gibi yabancı para birimleri üzerinden kararlaştırılması, gerek taraf iradesinin ekonomik rasyonalitesi gerek piyasa gerçekleri bakımından olağan bir tercihtir. Türk Medenî Kanunu’nun 826. maddesi uyarınca arazi malikinin başkası lehine taşınmaz üzerinde yapı yapmak veya mevcut yapıyı muhafaza etmek üzere bağımsız ve sürekli nitelikte bir hak tanıması mümkündür. Bu hak, niteliği gereği sınırlı aynî hak olarak kabul edilmekte ve tapu sicilinde bağımsız bir taşınmaz gibi ayrı sayfaya kaydedilebilmektedir. Bu çerçevede üst hakkı, kira sözleşmesinin doğurduğu kişisel kullanma hakkından farklı olarak, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilen mutlak bir hak niteliği taşır. Üst hakkı sahibi, süre boyunca yapının maliki sıfatını haiz olup, bu hakkı devredebilmekte, sınırlayabilmekte veya mirasçılarına intikal ettirebilmektedir.Doktrinde üst hakkının, ekonomik değeri yüksek büyük ölçekli yatırımlarda sermayenin taşınmaz mülkiyetiyle doğrudan bağ kurmaksızın yapı üzerinde yoğunlaştırılmasına imkân tanıyan bir mülkiyet dışı aynî hak modeli olduğu belirtilmektedir. Bu modelde arazi mülkiyeti çoğu kez kamu tüzel kişisinde veya özel bir yatırımcıda kalmakta; yatırım projesinin finansmanı ise üst hakkı sahibinin üst hakkı bedeli ve işletme gelirleri ile güvence altına alınmaktadır. Bu nedenle üst hakkı sözleşmelerinin içeriğinin belirlenmesi, tarafların sözleşme özgürlükleri çerçevesinde geniş bir takdir alanına tabidir; bedelin miktarı, ödeme planı ve para birimi gibi hususlar, emredici hukuk kuralları saklı kalmak kaydıyla taraf iradesiyle serbestçe kararlaştırılabilmektedir. Üst hakkı sözleşmeleri, taşınmaz üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmeleri nedeniyle Medenî Kanun’un 706. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Tapu Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca resmî şekle tabidir. Taşınmaz mülkiyetinin devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı aynî hak kurulmasına ilişkin sözleşmelerin, geçerlilik kazanabilmesi için tapu sicil müdürlüğünde resmî senet biçiminde düzenlenmesi zorunludur. Bu şekle bağlılık, yalnızca sözleşmenin kurulma aşamasıyla sınırlı olmayıp, sözleşmenin esaslı unsurlarını değiştiren veya ortadan kaldıran sonradan yapılacak anlaşmalar bakımından da geçerlidir. Nitekim TBK m.13, kanunen yazılı veya resmî şekle tabi bir sözleşmenin değiştirilmesinin de aynı şekle tâbi olduğunu açıkça hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, yalnız tali veya tamamlayıcı nitelikte olmayan, sözleşmenin ana unsur ve dengesini etkileyen her türlü değişiklik için geçerlidir. Bu çerçevede üst hakkı bedelinin para birimi, sözleşmenin essentialia negotii unsurlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Zira bedelin hangi para birimi üzerinden kararlaştırıldığı, tarafların finansman stratejisini, kredi sözleşmelerini, faiz yükünü ve risk dağılımını doğrudan etkileyen temel bir unsurdur. Bedelin Amerikan Doları cinsinden belirlenmesi hâlinde, üst hakkı sahibinin borcu yabancı para birimi üzerinden doğmakta; üst hakkı sahibi, döviz kuru dalgalanmalarına bağlı olarak belirli bir risk profilini üstlenmektedir. Bu nedenle bedelin Türk Lirası’na dönüştürülmesi, sadece tali bir teknik değişiklik olmayıp, sözleşmenin ekonomik dengesini kökten etkileyen esaslı bir müdahale niteliğindedir. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’da 2018 yılında yapılan değişikliklerle, Türkiye’de yerleşik kişiler arasında düzenlenen bazı sözleşme türlerinde bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması yasaklanmıştır. 4(g) bendinde gayrimenkul satış sözleşmeleri, taşınmaz kiralama sözleşmeleri, iş ve hizmet sözleşmeleri, eser sözleşmeleri ve belirli menkul satış ve kiralama sözleşmeleri açıkça sayılmış; bu sözleşme tiplerinde dövizle bedel belirlenmesi, öngörülen istisnalar dışında emredici biçimde yasaklanmıştır.Buna karşılık üst hakkı sözleşmeleri, karar metninde ne lafzen ne de dolaylı biçimde anılmamıştır. Üst hakkı, taşınmaz mülkiyetinin devrinden farklı olduğu gibi, kira ilişkisiyle de aynı kategoride değerlendirilemez; sui generis bir aynî hak sözleşmesi niteliği taşır. Emredici hükümlerin, özellikle sözleşme özgürlüğüne müdahale eden sınırlayıcı normların, dar yorumlanması gerektiği hem doktrin hem yargı içtihatları tarafından kabul edilmektedir. İstisnaî nitelikteki yasakların kıyasen başka sözleşme tiplerine uygulanması, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu açıdan bakıldığında, 4(g) bendinde sayılan sözleşme kategorileri arasında üst hakkı sözleşmelerinin bilinçli olarak yer almadığı; yasa koyucunun, taşınmaz kiraları ve satışları gibi doğrudan döviz kullanımının yaygın olduğu alanları sınırlarken,üst hakkı gibi karmaşık ve uzun vadeli yatırımlara yönelik sözleşmeleri aynı kapsama dâhil etmediği görülmektedir. Dövizle sözleşme yasağı, 32 sayılı Karar ve buna ilişkin 2008-32/34 sayılı Tebliğ ile birlikte değerlendirildiğinde, turizm sektöründe faaliyet gösteren ve gelirleri büyük ölçüde yabancı para cinsinden oluşan işletmeler bakımından belirli esneklikler öngörmektedir. Tebliğ’in 8. Maddesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli konaklama tesislerine, turizm yatırımlarına ve bunların işletilmesine ilişkin bazı sözleşmelerin döviz cinsinden yapılabileceği istisnaen kabul edilmiş; böylece Türkiye’nin döviz kazandırıcı hizmetler dengesini bozmayacak, bilakis destekleyecek bir hukuki zemin oluşturulmuştur. Somut olayda davalının dört ve beş yıldızlı otel ve kongre merkezi işlettiği, bu tesislerin turizm teşvik belgeli işletmeler kapsamında olduğu ve üst hakkının da bu tesislerin inşası ve işletilmesi amacıyla tesis edildiği göz önüne alındığında, irtifak bedelinin döviz cinsinden belirlenmesinin normun amacına da uygun olduğu ortaya çıkmaktadır.Bu noktada dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Eğer aynı tesis için klasik anlamda bir kira sözleşmesi yapılmış olsaydı, Tebliğ’deki istisnalar çerçevesinde bu kira sözleşmesinin döviz cinsinden akdedilmesi mümkün olabilecekti. Üst hakkı sözleşmesi ise, kira ilişkisine nazaran daha güçlü ve uzun vadeli bir aynî hak modeli sunmakta; ancak nihai ekonomik amaç, turizm yatırımı yoluyla döviz geliri elde edilmesi bakımından benzer sonuç doğurmaktadır. Bu durumda, üst hakkı sözleşmesine turizm amaçlı kira sözleşmelerine nazaran daha katı bir döviz yasağının uygulanması, sistematik ve amaçsal yorumla bağdaşmayacaktır. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün 20.06.2019 tarihli yazısında, üst hakkı ve intifa hakkı sözleşmelerinin, bazı yönleri itibarıyla gayrimenkul satışı veya kiralanması kapsamında değerlendirilebileceği ve bu nedenle dövizle sözleşme yasağına tabi olduğu yönünde bir idari yorum ortaya konulduğu görülmektedir. Bununla birlikte söz konusu yazı, normlar hiyerarşisindeki konumu itibarıyla bir kanun, kararname veya tebliğ hükmü değil; idarenin iç düzenleme ve yorum niteliğinde bir metnidir. İdarenin, bir kanun hükmünün veya kararnamenin kapsamını genişletici yönde yorum yapması, yargı organlarını bağlamaz. Nitekim üst hakkı sözleşmelerinin 4(g) bendinde açıkça sayılmadığı bizzat Bakanlık görüşünde de kabul edilmekte; bu durum, yasağın kapsamının yorumla genişletilmek istendiğini göstermektedir.İdari görüşlerin, yargı organları açısından yalnızca yardımcı açıklama niteliğinde olduğu, bağlayıcı normatif sonuç doğurmadığı kabul edilmektedir. Dolayısıyla mahkemelerin, dava konusu uyuşmazlıkta üst hakkı bedelinin döviz cinsinden belirlenmesinin geçerliliğini değerlendirirken, esas olarak kararname ve tebliğ hükümlerine, kanunî şekil şartlarına ve sözleşme özgürlüğüne ilişkin genel ilkelere itibar etmesi; Bakanlık yorumunu ise ancak ikincil düzeyde ve eleştirel bir süzgeçten geçirerek dikkate alması gerekir. Yukarıda ayrıntılı biçimde ortaya konulduğu üzere, üst hakkı sözleşmeleri taşınmaz üzerinde sınırlı aynî hak tesis eden ve resmî şekil şartına tabi hukuki işlemlerdir. Bu tür sözleşmelerde bedelin para birimi, sözleşmenin ekonomik dengesini belirleyen asli unsur olup, resmî senetle açıkça kararlaştırılmıştır. Bedelin USD cinsinden belirlenmiş olması, ancak aynı resmî şekil altında tarafların irade beyanıyla değiştirilebilir; TL cinsinden fatura düzenlenmesi veya fiilî uygulama yoluyla sözleşmenin para biriminin dönüştürülmesi mümkün değildir. Şekle aykırı değişiklikler kesin hükümsüzdür. Diğer taraftan, dövizle sözleşme yasağına ilişkin 32 sayılı Karar’ın 4(g) bendinde üst hakkı sözleşmelerinin açıkça sayılmadığı, yasağın kapsamının gayrimenkul satış ve kiralama sözleşmeleri ile belirli iş, hizmet ve eser sözleşmeleriyle sınırlı tutulduğu görülmektedir. Emredici ve sınırlayıcı normların dar yorumlanması ilkesi gereğince, üst hakkı sözleşmelerinin bu kapsama kıyasen dâhil edilmesi mümkün değildir. Bakanlık görüşü de, hukuken bağlayıcı normatif bir işlem niteliği taşımadığından, üst hakkı sözleşmelerini döviz yasağı kapsamına sokacak tek başına bir dayanak olarak kabul edilemez. Turizm sektörüne ilişkin istisnalar ve somut olayda uyuşmazlığa konu tesislerin turizm teşvik belgeli otel ve kongre merkezi olması dikkate alındığında, irtifak bedelinin döviz cinsinden belirlenmesi normun amaçsal yorumuna da uygun düşmektedir.Bu çerçevede, 24.07.2007 tarihli Bağımsız ve Daimi Üst Hakkı Kurma Sözleşmesi’nde irtifak bedelinin 64.468.239 USD olarak kararlaştırıldığı, bu bedelin para birimini değiştiren resmî şekle uygun bir sözleşme değişikliğinin bulunmadığı, dövizle sözleşme yasağının lafzen ve sistematik olarak üst hakkı sözleşmelerine uygulanamayacağı, turizm sektörüne ilişkin istisnaların da döviz cinsinden bedel belirlenmesini desteklediği ve davacının bir dönem üst hakkı bedelinin Türk Lirası cinsinden kabul etmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında sayılamayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının alacağını USD cinsinden talep etmesinin hukuken geçerli olduğu sonucuna varıldığından asıl davada,-davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalının Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 588.841,19 Amerikan Doları + 387.744,86.-TL yönünden iptaline,davalı,davacı tarafından temerrüde düşürülmediğinden işlemiş faiz talebi ile fazlaya ilişkin talebin reddine,birleşen davanın da kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 601.180,17 Amerikan Doları yönünden iptaline,Davalının,davadan sonra 04/07/2023 tarihinde yaptığı 1.508.704,29.-TL ödemenin icra müdürlüğü tarafından infaz sırasında dikkate alınmasına,davalının dava tarihinden önce yapmış olduğu ödemenin asıl alacaktan düşülmesine,davalı,davacı tarafından temerrüde düşürülmediğinden işlemiş faiz talebi ile fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalının aleyhine girişilen icra takiplerinin tamamına haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiği,dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu,bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca,asıl ve birleşen davada davacı yararına tazminata hükmedilmesi,davacının.davalı aleyhine icra takibine girişmekte kötü niyetli olduğu davalı tarafından ispat edilemediğinden davalı vekilinin koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatına ilişkin talebinin asıl ve birleşen davada reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle; ASIL DAVADA; 1-Davanın kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 588.841,19 Amerikan Doları + 387.744,86.-TL yönünden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere ; Yabancı Para Alacağı için;3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarıca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden bir yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizin uygulanması suretiyle,TAKİBİN DEVAMINA, Türk Lirası Alacak İçin;3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, 2-Davacının,fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-Asıl alacağın % 20'si üzerinden hesap edilen 1.057.639,80.-TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Davalı vekilinin kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE, 5-Alınması gerekli 368.034,69 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 65.576,66 TL'nin mahsubu ile bakiye 302.458,03.-TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 6-Davacı tarafından ödenen 59,30TL Başvurma Harcı, 65.576,66 TL peşin harç ve 8,50 TL olmak üzere toplam 65.644,46.-TL harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,

7-Davacı tarafından yapılan 38 tebligat + posta ücreti 753,00.-TL iki bilirkişi ücreti 78.000,00 TL olmak üzere toplam 78.753,00 TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 78.623,90 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 8-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 706.648,45 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 9-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre reddedilen miktar üzerinden hesap edilen 8.846,84- TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 10-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 330,00 TL x 2 saat= 660,00 TL) X 2 = 1.320,00 TL arabulucuk ücretinden davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 1.317,84 TL'sinin davalıdan,2,16-TL' sinin ise davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 11-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, BİRLEŞEN DAVADA; 1-Davanın kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 601.180,17 Amerikan Doları yönünden İPTALİ ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarıca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden bir yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizin uygulanması suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, 2-Davacının,fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 3-Davalının,davadan sonra 04/07/2023 tarihinde yaptığı 1.508.704,29.-TL ödemenin icra müdürlüğü tarafından infaz sırasında dikkate ALINMASINA, 4-Asıl alacağın % 20'si üzerinden hesap edilen 2.338.723,12.-TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-Davalı vekilinin kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE, 6-Alınması gerekli 960.889,03 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 174.648,28 TL'nin mahsubu ile bakiye 786.240,75.-TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 7-Davacı tarafından ödenen 179,90 TL Başvurma Harcı, 174.648,28 TL peşin harç ile 25,60 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 174.853,78.-TL harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 8-Davacı tarafından yapılan 8 tebligat + posta ücreti 77,50.-TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 77,42 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 9-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 1.147.997,82 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, 10-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre reddedilen miktar üzerinden hesap edilen 15.160,93- TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 11-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 780,00 TL x 2 saat= 1.560,00 TL) X 2 = 3.120,00 TL arabulucuk ücretinden davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 3.116,64 TL'sinin davalıdan, 3,36-TL' sinin ise davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 12-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 20/11/2025

Başkan .... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ...... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ..... ☪e-imzalıdır.☪ Katip.... ☪e-imzalıdır.☪

"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2023/486, K. 2025/1061, T. 20.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-486-e-2025-1061-k-29590a0cf2ae