İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/384 E. 2024/323 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/384
Karar No
2024/323
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/384 Esas - 2024/323 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/384 Esas KARAR NO : 2024/323

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 29/08/2023 KARAR TARİHİ : 10/07/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/07/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 29/08/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait “...” ve ‘’...’’ ibareli markaların sektörünün en “...” markalarından biri olan “...” markası adı altında piyasaya sürülmekte olduğu, ... markasının ... sicilinde ... sayı ile, “...” markasının ise .... nezdinde 17/03/2022 tarih .... sayılı karar ile tanınmış marka olarak koruma kapsamına alınmış olduğu, dolayısıyla ... ve ... markalarının tanınmışlığı nedeniyle de tüketici nezdinde esas unsuru “...” ve “...” ibareli markaların bilinir kılınmış olduğu, itiraza konu “...+... ...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın “.../...” ibareli olan seri markaların devamı olduğu veya bir firmayla iş birliği yapıldığı yönünde intiba oluşacağının açık olduğu, itiraza konu markanın tescili durumunda, söz konusu marka başvurusunun sahibinin bu tanınmışlıktan haksız olarak yararlanacağı, müvekkili firmaya ait markaların ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğuracağı, bu markaların itibarına zarar vereceği, itiraz konusu “... ...” ibareli marka başvurusunun, müvekkiline ait esas unsuru “...” ve “...” ibareleri olan markalar ile görsel anlamda ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, bu nedenle, müvekkile ait markaların esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinden oluşmakta olan “... ...” ibareli markada “...” ibaresinin benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiği, müvekkiline ait markalarda yer alan ikincil unsurların, tanımlayıcı nitelikte olduğu, esas unsurun “.../...” ibaresi olduğu, dolayısıyla, itiraz konusu ibare ile karşılaşan ortalama dikkat ve algılama düzeyine sahip tüketicilerin zihinlerinde, müvekkili firmaya ait “...” ve “...” ibareleri olan markaların bırakmakta olduğu izin canlanmasının ve müvekkili şirket seri markalarından biri olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğu, itiraz konusu “... ...” ibareli marka başvurusu içerisinde müvekkiline ait markaların esas unsurunu teşkil eden “...” ibaresinin birebir aynısını barındırmakta olduğu, işitsel anlamda da yoğun derecede benzerlik yaratılmış olduğu, tescili talep edilen “... ...” ibareli marka ile müvekkili firmaya ait esas unsuru “...” ve “...” ibareleri olan markaların görsel ve işitsel açılardan benzer olduğu, somut olayda, SMK m.6/1 ile getirilmiş olan “Tescil için başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olması” koşulunun gerçekleşmiş olduğu, “...”, ‘’...’’, “...” ve ‘’...’’ markalarının müvekkili firmanın herkes tarafından bilinen markaları olduğu, “... ...” ibareli markanın iltibas yaratacak ve müvekkili firmanın tanınmışlığından yararlanacak ve haksız rekabet oluşturacak olmasının .... tarafından reddedilmesinin kabul edilebilir olmadığı, “... ...” ibareli bir markanın müvekkili şirketin seri markalarından biri olarak ortalama tüketici nezdinde algılanması ve karıştırılmasının kaçınılmaz olduğu, itiraz konusu marka başvurusunun tescilinin talep edildiği 06, 11 ve 35. sınıfta müvekkiline ait itiraza mesnet markaların da hali hazırda tescilli olarak koruma altında olduğu, bu nedenlerle, taraf markaları arasında var olan görsel ve işitsel benzerliğe ek olarak sınıfsal benzerliğin de mevcut olduğu, itiraza konu “... ...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın kullanmakta olduğu esas unsuru “...” ve “...” ibaresi olan seri markaların devamı olduğu yönünde intiba oluşacağı ve müvekkili tarafından yeni bir marka yaratıldığının düşünülebileceği, zira ortalama dikkat ve algılama yeteneğine sahip bir tüketicinin markayı bütün olarak algıladığı, bu hususun da markalar arasında iltibas ihtimalinin var olduğunu açıkça göstermekte olduğu, bu nedenlerle, itiraza konu marka başvurusunun SMK 6. madde anlamında reddinin gerekmekte olduğu, dava konusu markanın müvekkili şirkete ait .... ibareli alan adı ile benzer olduğu, bu hususun davalı kurum tarafından hatalı değerlendirilmiş olduğu, “...” ve “...” ibaresinin müvekkili şirkete ait alan adının da esas unsuru olduğu, müvekkili şirkete ait tanınmış markanın benzerinin tescil başvurusuna konu edilmesinin kötü niyetli olarak kabul edilmesi ve başvurunun reddedilmesi gerektiği, hususlarını beyan etmekte, markalarına ilişkin yargı kararlarını emsal göstermekte ve ....’nun 05.07.2023 tarih ve ... sayılı ret kararının iptaline ve ... sayılı marka başvurusunun reddine, tescil işlemlerinin durdurulmasına, bu ad altında yapılacak üretim, satış, pazarlama vb. her türlü piyasaya sürüm faaliyetinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına, tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmektedir. CEVAP: Davalı ... vekili 05/09/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; "... ..." ibareli başvuru markası ile davacının iltibas tehlikesi bulunduğunu ileri sürdüğü “...” ibaresini içeren itiraz markaları karşılaştırıldığında; görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadıkları, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intibanın, davacıya ait markanın bıraktığı intiba ile aynı olmadığı, söz konusu iki marka örneğinin, aynı firmanın markası/serisi gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, markaların karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığı, davacı tarafın, marka hukuku ilkelerine aykırı bir biçimde, içerdiği farklı unsurlarla bir bütün olarak apayrı bir marka olarak algılanan "... ..." ibareli başvuru markasının bütününden “...” kısmını alarak, “...” ibaresini içeren itiraz markasıyla benzerlik bulunduğu iddiasında olduğu, dava konusu başvuru markasına bakıldığında; bileşke marka şeklinde oluşturulmuş bir marka olup, asli ve marka algılaması yaratan unsurun "... ..." ibaresinin bütünü olduğu, dava konusu başvuru markasını bir bütün olarak ele almak gerektiği, anılan ibareden; üstelik toplumda yaygın olarak bilinen ve iktisadi/ticari alanda yaygın olarak kullanılan, tek başına ayırt edici yönü zayıf olan “...” kısmını alarak iltibas ihtimalini ileri sürmenin hukuken kabul edilemez olduğu, söz konusu ibarenin bir bütün olarak ele alınması ve bu haliyle iltibas tehlikesi olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, markalar arasında benzerlik bulunmamakla birlikte, SMK m.6/5 hü̈kmü bakımından da belirtilen koşullar oluşmadığından, bu hususa itibar etmenin mümkün olmadığı, davacı tarafın, kötü niyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğinden, bu husustaki iddiaya itibar etmenin mümkün olmadığı, hususlarını beyan etmekte ve davanın reddini talep etmektedir. Davalı ... İTH. VE İHR. SAN. LTD. ŞTİ., dava dilekçesi kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şirkete ait ... sayılı "...+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'inin yerinde olup olmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davacıya ait alan adı ile dava konusu marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şirketin kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; davalı şirketin ... sayılı "...+... ..." ibareli markanın tescili amacıyla 10.07.2021 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 27.09.2021 tarih ve 381 sayılı ....'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 29.11.2021 tarihinde SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5 m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında bir kısım "..." ibareli markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şirketin 17.01.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, dilekçesinde .... sayılı markalara ilişkin olarak tüm mal ve hizmetler yönünden kullanmama def'i ileri sürdüğü, davacı yanın 18.03.2022 tarihli marka kullanım ispat formu sunduğu, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı yanın 06.01.2023 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, davalı şirketin 20.02.2023 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi sunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ....'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 06.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu yargılama safahati içerisinde tescil edilmemiştir. İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. ... kararının iptali istemi bakımından ise marka işlem dosyası ile sınırlı olarak ve taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İlk olarak marka işlem dosyasında ileri sürülen kullanmama def'i ön sorun olarak incelenmiştir. Bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; Tablo 4’te yer alan ve davalı şirketin, diğer davalı kurum nezdinde kullanım ispatı talep ettiği davacı markaları tescil tarihleri bakımından SMK m.19/2 hükmüne tabi olup, marka işlem dosyasına sunulan delillerin bu markaların kullanımını kanıtlayıp kanıtlamadığının tespiti gerekmektedir. ... nezdinde 6769 sayılı SMK’nın 19. maddesi kapsamındaki kullanım ispatı talebine istinaden itiraz sahibi (iş bu dosyadaki davacı) tarafından sunulan kullanım kanıtları incelenmiş, sunulan dokümanların genel olarak "...", "..." markalarının yer aldığı katalog kapak ve sayfalarından oluştuğu anlaşılmıştır. Ancak yapılan incelemede söz konusu dokümanlardan sadece "..." markalı bir adet katalog kapağının üzerinde ay ve yıldan oluşan tarih bilgisinin yer aldığı görülmektedir. Ek olarak dava dışı .... VE TİC. A.Ş. Tarafından “... yeni mağaza açılış/dekorasyon” ve “... yeni mağaza açılış/dekorasyon” hizmeti ve ürün satışına ilişkin davacı adına düzenlenmiş 15.01.2019, 02.12.2019 tarihli 2 adet fatura bulunmaktadır. Davacı tarafından sunulan belgelerin birçoğunda tarihin bulunmaması doğrudan kullanımı ispat için yeterli olmadığı anlamı taşımamakla birlikte, davacı tarafından bütüncül değerlendirme yapılmasını sağlayacak başkaca destekleyici delilin marka işlem dosyasına sunulmadığı, sunulan delillerin tescil kapsamında yer alan alan hizmetler bakımından SMK’nın 19/2. madde hükmü kapsamında “itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil” niteliğinde olmadığı tespit edilmiştir. Nitekim; ... ’nda da ciddi kullanımın ispatı konusunda, olasılık veya varsayımlara bağlı değil, kanıtların sunulması, somut ve nesnel kanıtlarla gösterilme, markanın ilgili piyasadaki etkili ve yeterli kullanımı gerekmekte olduğu ifade edilmiştir(....). Sonuç olarak, davacı tarafından sunulan delillerin kulanım ispatına konu markaların Türkiye’deki ciddi kullanımının ispatı bakımından yeterli olmadığı, bu nedenle, davacı şirketin SMK’nın 6/1 kapsamında itirazının sadece kullanma def’ine tabi olmayan ..., .... sayılı markalar bakımından dinlenebileceği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere, davaya konu marka başvurusu kapsamında; 06. sınıfta yer alan malların davacı şirkete ait kullanmama def’ine tabi olmayan ... sayılı markanın tescili kapsamındaki 06. sınıftaki mallar ile aynı/aynı tür olduğu, 11. sınıfta yer alan malların davacı şirkete ait kullanmama def’ine tabi olmayan ... sayılı markanın tescili kapsamındaki 11. sınıftaki mallar ile aynı/aynı tür olduğu, 35. sınıfta ilk 4 alt grupta yer alan hizmetlerin davacı şirkete ait kullanmama def’ine tabi olmayan .... sayılı marka tescili kapsamındaki 35. sınıftaki hizmetler ile aynı/aynı tür olduğu, tespit edilmiştir. Bununla birlikte davacı şirkete ait kullanmama def’ine tabi olmayan .... sayılı markaların tescil kapsamında 35. sınıfta 05. alt grupta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için… 06 ve 11. sınıflarda yer alan mallar… mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri ile davaya konu markanın başvuru kapsamında yer alan 06 ve 11. sınıflarda yer alan mallar ilişkili mal ve hizmetlerdir. Şöyle ki, bu malların ve hizmetlerin niteliği, amacı ve yöntemi aynı olmamasına rağmen, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduklarından, hizmetlerin sunulduğu yer genellikle malların satışa sunulduğu yerle aynı olduğundan ve hedeflenen halk kesimi aynı olduğundan benzerlik söz konusudur. Dava konusu "...+... ..." ibareli marka, beyaz zemin üzerine siyah renkte büyük harflerle yazılmış “...” ibaresinin alt kısmında daha küçük puntolarla yazılmış “...” ibaresinden bu ibarelerin başlangıç kısmında “F” harfinin alt kuyruk kısmı ile birleştirilerek yazılmış “M” harfi ve en üst kısımda alev figürünün yer almasıyla stilize edilmiş siyah renkte ... unsurundan oluşmaktadır. Davaya konu marka, kelime ve ... unsurundan oluşan karma bir markadır. Kelime ve şekillerin birlikte kullanıldığı markalarda ayırt edici niteliği haiz kelimeler, tüketiciler tarafından daha kolay hatırlanan ve zihinde kalan unsurlar olarak kabul edilmekte, ancak ... unsurunun baskınlığı ve ayırt ediciliği gibi faktörler incelemede önem arz etmektedir. Söz konusu markadaki “...” ibaresi “posta gönderilerinde kullanılan çeşitli mesajlar veya sloganlar içeren damgalara verilen ad” olmasının yanı sıra, bir iplik ve kumaş türü olarak da kullanılan bir ibaredir. Ek olarak İngilizce “...” kelimesi Türkçe’de “hile, uydurma, yalan” anlamlarına da gelmekte olup, ayırt ediciliği haiz bir ibare olduğu anlaşılmaktadır. Yine markada yer alan “...” kelime unsurunun ise Türkçe’de “büyük, geniş, mikro karşıtı” anlamında kullanıldığı, markada yer alan ayırt ediciliği haiz ... unsuru ile eşit baskınlıkta konumlandırıldığı görülmekte, markanın asli ve baskın unsurunun bir bütün olarak ... unsurundan ve “... ...” ibaresinden oluştuğu düşünülmektedir. Davacıya ait itiraza mesnet olup kullanmama def'i engeline takılmayan markalar incelendiğinde; "... , ...", "... ..." ibarelerinden oluştuğu müşahede edilmiştir. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; davaya konu markada yer alan “...+... ...” ibaresinin “...” ibaresine ek olarak “...” ibaresini içermekte olduğu ve ... unsurunun markaya ayırt edicilik kattığı, “...” ibaresinin altına eklenen “...” ibaresinin ve ... unsurunun eklenmesiyle markanın bir bütün olarak “...” ibaresinden uzaklaşarak yeni bir marka haline geldiği, markaların başlangıç kısmı işitsel olarak benzemekte ise de markalar arasında bir bütün olarak görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan benzerliğin bulunmadığı, bu nedenle karşılaştırılan markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket tarafından sunulan dokümanlardan “...” ibareli markanın davaya konu markanın başvuru tarihi itibariyle özellikle “...” sektöründe tanınmışlığının bulunduğu kanaatine varılmıştır. Söz konusu "..." ibareli marka ayrıca ... tarafından ... sayı ile tanınmış marka olarak korunmaktadır. Ancak “...” ibaresi olmaksızın tek başına “...” ibaresinin veya bu ibarenin Türkçe karşılığı olan “...” ibaresinin davacı şirket ile sıkı sıkıya bağlı, toplumun büyük bir kesimi tarafından herhangi bir mal veya hizmet üzerinde farklı kelime veya ... unsurları ile birlikte görüldüğünde refleks halinde ilişkilendirebilecek düzeyde bir tanınmışlığı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi kapsamında yapılan inceleme neticesinde “...” ibareli markalar ile dava konusu marka başvurusunun benzer olmadığı kanaatine varıldığından, davalının başvuruya konu markasının davacının tescilli markasından haksız yararlanma sağlaması, davacı markasının itibarına zarar vermesi, ayırt ediciliğini zedelemesi gibi durumların ortaya çıkacağına ilişkin kanaat oluşmamıştır. SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir. Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. ....Hukuk Dairesi'nin 13.03.2019 tarih .... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı şirket, dava konusu markanın ayrıca .... alan adı ile de iltibas oluşturduğunu iddia etmektedir. Söz konusu alan adının ilk kez 21.12.2000 tarihinde tahsis edilmiş olduğu ve davacı şirket adına tescilli olduğu anlaşılmaktadır. Davacı şirketin .... internet sitesi kapsamında kullanılan hizmetler ve satışı yapılan ürünler incelendiğinde, davaya konu marka başvurusu kapsamında 11. sınıfta yer alan bir kısım malların 35. sınıfta ilgili alt gruptaki perakendecilik hizmetleri bakımından ... markasının kullanılmakta olduğu görülmekte ise de yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere dava konusu markanın davacı şirkete ait ... ibareli marka da dahil olmak üzere davaya gerekçe markalar ile karıştırılma ihtimaline sebebiyet verecek bir benzerliğinin bulunmadığı kanaatine varıldığından, dava konusu markanın davacı şirkete ait alan adı ile de iltibas oluşturmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....) Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ... kararının iptali isteminin reddine karar verilmiştir. Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-... kararının iptali isteminin REDDİNE, 2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 99,20 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 190,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.328,90 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şirketin yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.10/07/2024

Katip .... E imzalıdır

Hakim .... E imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/384, K. 2024/323, T. 10.07.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-384-e-2024-323-k-8db0334caf7d