İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/157 E. 2026/377 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/157
- Karar No
- 2026/377
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/157 Esas - 2026/377 T.C. ANKARA 2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA Esas No : 2023/157 Karar No : 2026/377
... Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin Dava Tarihi : 27/03/2023 Karar Tarihi : 17/09/2026 Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih : 17/09/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı yanın .... sayısı ile işlem gören “...” markasını tescil ettirmeye çalıştığını, başvuruya yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkilinin 1977 yılında metal kapı kolu üretimiyle başladığı meslek hayatına kapı kolu ve aksesuarları yanında mobilya aksesuarlarını da ilave ederek yaklaşık 14.000 çeşit ürünle müşterilerine hizmet verdiğini, müvekkilinin ... sayılı markaların sahibi olduğunu, davalı yanın işlem dosyasında bu markalara karşı SMK m.19/2 kapsamında kullanmama def’i ileri sürdüğünü, müvekkilinin kullanımına yönelik deliller işlem dosyasına sunduğunu, müvekkilinin yoğun ve ciddi kullanımları olduğunu, dava konusu markanın tescilinin mümkün olmadığını, “güzel” kelimesinin zaten müvekkili adına tescilli olduğunu, “metal” kelimesinin ise sektörel bir kavram olduğunu, dava konusu markanın 06, 35, 40 numaralı sınıflarda tescil edilmek istenildiğini, “güzel” ibaresinin dava konusu markanın ayırt edicilik sağlayan unsuru olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, markalar arasında görsel benzerliğin bulunduğunu, ayrıca kavramsal ve işitsel olarak da benzer olduklarını, “...” ibaresinin aynı zamanda müvekkili şirket ticaret unvanının da ayırt edici unsuru olduğunu, müvekkilinin ...ibareli alan adlarının bulunduğunu, 1985 yılından beri müvekkili adına kayıtlı olduğunu, davalının kötü niyetle hareket ettiğini ifade ederek, ... sayılı kararının iptaline, ... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ... vekili cevaplarında özetle; verilen kurum kararının yerinde olduğunu, davanın reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davacı iddialarının yerinde olmadığını, müvekkilinin “güzel” markası üzerinde müktesep hakkı olduğunu, 1986 yılından beri faaliyet göstermekte olup, kuruluşundan itibaren "..." ibaresini kullanmakla birlikte, ilk marka tescilini de 06.08.2007 tarihinde aldığını, 06. Sınıf mallar yönünden müktesep hakkı olduğunu, davacı yanın ..." ibareli marka başvurusunun müvekkilinin önceki tarihli tescili nedeniyle 5/1-ç maddesi uyarınca reddedildiğini, davacı yanın müvekkilinin ... sayılı markasına yönelik zamanında ileri sürdüğü itirazların da reddedildiğini, davacı yanın bu davayı kötü niyetle ikame ettiğini, davacının müvekkilinden ürün bile tedarik ettiğini, markaların bütün olarak benzer olmadıklarını, markaların bütün olarak intibalarının farklı olduğunu, taraf markalarının tescil kapsamlarının da benzeşmediğini, davacı yanın markalarını yoğun ve ciddi bir biçimde kullanmadığını, Google arama çubuğuna... yazıldığında, kullanıcın karşısına çıkan sayfa "..." markasına ait bir sayfa çıktığını, davacı aksine müvekkilinin markasını ciddi biçimde kullandığını, davacı yanın tüm tanıtımlarında “...” markasını kullandığını, davacının "güzel" ve/veya "...tasarım sanatları" markasına veya "güzelmetal" ibaresine dair kullanımının fuarlarda dahi olmadığını, davacı yanın müvekkil başvurusuna itirazında sunduğu katalog görselleri dahi ... alınmış olduğunu, davacı yanın “...” ibaresine yönelik markasal bir kullanımı olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir. Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının kötü niyet iddiasının yerinde olup olmadığı, davacının 6769 sayılı kanunun 6/6 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı, davalının müktesep hak iddiasının yerinde olup olmadığı, davalının redde mesnet markaları ciddi bir şekilde kullanmadığı iddiasının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 28/09/2021 tarihinde 06, 35 ve 40.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, ilana karşın davacının... sayılı ve "...tasarım sanatları", "....l" ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının yeniden itirazda bulunduğu, T... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre; Dosya kapsamında mevcut 05.11.2023 tarihli bilirkişi raporunda, davacı yanın ticari defter ve kayıtları üzerinden yapılan tespitlerde, davaya konu markanın başvuru tarihi olan 28.09.2021 tarihinden önce davacının aktif bir şekilde mobilya kulpları, kapı kolları mallarında .... sayılı ve ...markasını refere ederek katalog ve muhasebe kodlamalarını kullandığı, ancak fatura örnekleri üzerinde bu logonun kullanılmadığı, davacı ticaret unvanı ile birlikte yine “...” ibaresinin unvanın kalanından bağımsız, markasal etki yaratacak şekilde kullanıldığı, bir kısım faturada ise “...” ibaresinin markasal bir kullanımının hiç bulunmadığı, bu faturalardaki markasal kullanımın “...” ibaresi üzerinde olduğu, yine fatura içeriklerinde de “Monaco, stepi, mercan, yaris, olivin, harvel, pushel, freya, button, sona, yörünge, arvenüs, piyano, verino, eren, orpilay, tabaka, yunus, çubuk, baklava, yumurta, martı, bermuda” gibi birçok farklı isimle adlandırılmış ürün içeriklerinin yer aldığı, davacı yanın işyerindeki markasal kullanımlarında ise gerek ...gerekse de ... şeklinde markasal kullanımlarının mevcut olduğu tespitlerinde bulunulduğu anlaşılmıştır. Davacı yanın ayrıca dava dosyasına işlem dosyasına sunduğu delillerine ek olarak (28.09.2021 tarihinden önce olacak şekilde) kira sözleşme örnekleri, muhtelif firmalar ile imzalanan sözleşme örnekleri, “...” markasına ilişkin katalog görselleri, 2012-2021 yıllarına ait karmaşık şekilde sunulmuş çok sayıda (2 klasör kadar) fatura örnekleri (kapı kolu, kulp, ayak, kilit, askı, menteşe bağlantı vs. gibi mobilya aksesuarları ürünlerine yönelik) sunduğu, sunduğu fatura örneklerinin tamamında davacı yan ticaret unvanının yer aldığı, bir kısım faturada ... logosunun bulunduğu, bir kısım faturada “...” ibaresinin şekli unsur olmaksızın markasal nitelikte kullanıldığı, bir kısım faturada ise yalnızca ... ibaresinin markasal nitelikte kullanıldığı, tüm deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, toplam 3 klasör halinde sunulan deliller, işlem dosyasındaki deliller ve 05.11.2023 tarihli bilirkişi raporuna bakıldığında, davacı yanın “...” ibaresini (başka bir ifadeyle 153265 sayılı markasını) markasal nitelik arz edecek şekilde ciddi, belli bir süreklilik ve yoğunlukta kullandığının net olarak değerlendirilebileceği, davacı yanın işbu dava konusu olmayan ... markasını taşıyan fatura, katalog vs. delilleri dışında kalan delillerinin de ciddi kullanımı ispata elverişli olduğu değerlendirilmiştir. Bununla birlikte davacı kullanımlarının hususiyetle muhtelif malzemelerden mamul mobilya aksesuarları, kapı kolları, kulplar gibi ürünler ve ürünlerin satışına yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Davacı yanın bu kullanımlarında “...” ibaresini markasal nitelik arz edecek şekilde (markadaki şekil unsuru ile birlikte ya da şekil unsuru olmaksızın) kullanımı yeterli görülmüştür. Zira özellik yüksek ayırt ediciliği bulunan şekil unsuru içermeyen markalarda şeklin kullanıma konu edilip edilmemesi markanın esaslı unsurunu değiştirmeyecektir. Bununla birlikte davacı yana ait .... sayılı ve ...TASARIM SANATLARI ibareli markanın ise bir bütün olarak kullanıma konu edildiğini gösterir deliller ise dosya içerisinde tespit edilememiş olduğundan bu marka yönünden SMK m. 6/1 kapsamında bir değerlendirme yapılmamıştır. Davacı yan tarafından 28.09.2021 tarihinden sonrasına ilişkin sunulan deliller ise başvuru tarihinden sonrasına yönelik olmaları nedeniyle değerlendirmede dikkate alınmamıştır. Davacı yanın 153265 sayılı markasının tescili kapsamında yer alan ve kullanımı ispatlanan emtia grubu içerisinde yer alan mallar, dava konusu başvuruda 06. Sınıfta yer alan “Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları,” malları ve bu malların satışına ilişkin 35. Sınıftaki satış hizmetleri ile benzerdir. Her ne kadar davacı yanın tescili kapsamında 35. Sınıftaki satış hizmetleri yer almamakta ise de uygulamada da kabul edildiği üzere mal üreten işletmenin karineten üreteceği malı da ticari mevkie çıkartmak suretiyle fiziki olarak veyahut e-ticaret siteleri üzerinden/online satış yöntemi ile satış işlemine konu edeceği kabul edilmektedir. Bu halde bir ürünün marka sahibinin ürün satışı ile bu ürünle ilgili olarak mağazacılık hizmeti sunan kişiler, arzlarını aynı satış yerlerinde gerçekleştirmektedir. Aynı ürüne ilişkin olarak, ürün ve ürünün satışının gerçekleştiği hizmet arasındaki yakın bağlantı, bunların tamamlayıcı mal/hizmet olduğunu göstermektedir. Zira mağazacılık hizmeti, esasen markalı ürünlerin varlığı hâlinde söz konusudur. Bu itibarla her ne kadar ürün ile ürünün satış hizmeti aynı amaca hizmet etmese, aynı türde olmasa da bunlar tamamlayıcı oldukları için aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilir. Bu husus özellikle ticaret markasının kapsadığı ürünlerin, satış mağazalarında satılan ürünlerle ayniyet/benzerlik gösterdiği durumlarda söz konusu olur. Kişilerin markaların aynı kişiye ait olduklarını düşünmesi ise markanın menşei gösterme fonksiyonun zedelenmesine ve karıştırma ihtimaline yol açar. Nitekim .... Kılavuzu’nda belirtildiği üzere mallar ve söz konusu malların bir araya getirilmesi hizmetleri arasında düşük düzeyde benzerlik bulunduğu, aynı şekilde mallar ve malların perakendeciliği hizmetlerinde belirlenen benzerlik düzeyi, malların perakendeciliği ve mallar arasındaki benzerlik düzeyi ile aynıdır. “İstinaf mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, davalı şirketçe dava konusu marka tescil başvurusunun davacı markaları ile benzer bulunduğuna dair diğer davalı TPMK ... kararına itiraz edilmediğinden tarafların marka olarak kullanmak istedikleri ibarelerin birbirine benzer olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davalı şirketin marka tescil başvurusunda kalan tek emtia olan 16. sınıf malların satışına özgülenmiş 35/6. sınıf mağazacılık hizmetlerinin de davacının itirazında dayandığı markaların kapsamındaki 16. sınıf mallar ile 556 sayılı KHK.'nın 8/1-b maddesi anlamında benzer olduğu, zira ticari bir malı üreten işletmenin, ürettiği malı satmasının, işin doğası gereği ve ticari faaliyetin zorunlu bir sonucu olduğu gerekçesiyle, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.” “Nice sınıflandırması uyarınca belirli mal/emtia sınıflarına özgülenen mağazacılık hizmetleri ile aynı malların, emtia sınıfları açısından aynı tür olarak kabulü gerekir.” Dolayısıyla taraf markalarının kapsamlarında mallar ve aynı malların satışına özgülenmiş satış hizmetleri arasında mal – malın satış hizmeti kapsamında değerlendirilebilecek bir benzerlik ilişkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte dava konusu marka kapsamında kalan sair mal ve hizmetler bakımından ise taraf markalarının farklı ihtiyaçlara yönelik, birbiri ile rekabet ortamı olmayan, farklı tüketici gruplarına hitap eden mal ve hizmetleri kapsadıkları değerlendirilmektedir. Zira davacı yanın markasının tescili kapsamında yer alan ve kullanımı ispatlanan metal ve yapı malzemeleri hususi olarak “kapı kolları, mobilya ürünlerine” yönelik sınırlandırılmış emtialar olup bu emtiaların her türlü metal ürünü ile benzer olarak görülmesi mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzer olduğu değerlendirilen mallar tüketicinin günlük tüketim rutininde yer alan ürünler olmayıp belli meslek gruplarının (mobilya ustaları, hırdavatçılar, metal sanayi) satın aldıkları ürünlerdir. Dolayısıyla bu ürünlerin ilgili tüketicilerinin nispeten sektörel kavramlara hakim, bilinçli ve endüstriyel piyasada varlık gösteren tüketiciler olarak tespiti mümkün ise de bu tüketicilerin hiçbir şekilde yanılgı yaşama riski bulunmayacağı yönünde bir yorum yapılması mümkün olmayacaktır. ....belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali"nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markalar karşılaştırılırken görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açılardan taraf markalarını oluşturan işaretlerin benzer olup olmadıkları hususunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması ve yine markalar kapsamındaki mallar/hizmetler yönünden markaların benzer olup olmadıkları konularının bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde tespit edilebilir bir durumdur. Buna göre işaretler arasında görsel benzerlik karşılaştırması yapılırken markalara konu yazı ve işaretlerin konumlandırılma şekilleri ile harf sırası, yazım karakterleri gibi göze çarpan özellikleri dikkate alınmalıdır. Sesçil benzerlikte esas alınması gereken husus ise markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi lisanlarındaki okunuş şekli olup, markaların başlangıç kısımlarının fonetik açıdan benzer sesler çıkarılarak okunup okunmadığı dikkate alınmalıdır. Markaların kavramsal açıdan benzerliklerinin karşılaştırılmasında da markalara konu sözcüklerin tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bakış açışı ve o sözcüklere kendi lisanlarında bir anlam verip veremeyecekleri hususu dikkate alınmalıdır. Bu değerlendirmeler sonrasında uyuşmazlık konusu markalara bakıldığında, dava konusu markanın ... şeklinde bir sözcük grubu markası olduğu, “metal” ibaresinin uyuşmazlık konusu emtialar yönünden tanımlayıcı/jenerik bir kavram olduğu, davacı yanın markasının ise Güzel+şekil şeklinde hem bir şekil unsuru hem de “güzel” kelimesinden meydana geldiği, esasen her iki markanın da birebir aynı esas unsuru ihtiva ettiği, “güzel” kelimesinin uyuşmazlığa konu mallar yönünden ayırt edici vasfı zayıf, malların bir özelliğini belirtir nitelikte bir kelime olmadığı, genel anlamda sahip olduğu kavramsal karşılıktan ötürü özgün, yaratım, yabancı sözcükler kadar güçlü bir ayırt ediciliği bulunmamakla birlikte bütünsel algıyı değiştirir ek unsurlarla birlikte kullanılmadığı hallerde, asgari düzeyde ayırt edici karaktere sahip bir işaret olarak kabul edilmesi gerektiği, bu durumun ise işaretler arasında görsel, işitsel ve kavramsal yönden doğrudan bir benzerlik oluşumuna neden olacağı değerlendirilmiştir. Nitekim karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus ilgili tüketicinin algısı olup tüketicinin her iki markayı her zaman aynı anda görüp detaylarını karşılaştırabileceğinin düşünülmesi hayatın olağan akışına uygun düşmeyecektir. Tüketicinin daha önce satın aldığı bir mal veya hizmetin göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildiği kadar hafızasında kalan özelliklerine dayanarak, sonraki aynı veya benzer mal/hizmetten yararlanmak isterken önceki markanın kendisinde yarattığı garanti fonksiyonundan yararlanmayı düşünerek hareket edeceği, dolayısıyla önceki markanın zihninde bıraktığı algıyı uyarabilecek düzeyde benzer sonraki bir marka ile karşı karşıya kalan tüketicinin, sonraki markayı da bu güven duygusuna dayanarak tercih etme eğilimi ile hareket edebileceği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda uyuşmazlık konusu emtialarda daha evvel davacı markasını deneyimlemiş bir tüketicinin, davacı markasının tescili kapsamındaki mal ve hizmetlerde dava konusu marka ile karşı karşıya kaldığında, dava konusu markayı da davacı yanın önceki markasının doğrudan kendisi zannederek yanılgı yaşaması ihtimal dahilinde olacaktır. “Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markalarının (.... benzer olduğu, markaların mal ve hizmet listelerinin 29, 30, 32 ve 33. sınıflardaki malların satışına ilişkin 35/06 alt grubu ile 43/02 alt grubu yönünden benzer ve ilişkili hizmetlerden oluştuğu, markalar arasında bu hizmetler bakımından 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimali ve tescil engeli bulunduğu, .... kararının kısmen iptali koşullarının oluştuğu, davacı markasının tanınmış marka olduğu iddiasının ispatlanamadığı, ..... tüm dosya kapsamına göre, davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı kurum vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.” Neticede, taraf markalarının 06. Sınıfta yer alan “Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları,” malları ve 35. Sınıfta “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri bakımından aralarında var olan benzerliğin, işaretler arasındaki benzerlik ile birlikte yorumunda, karıştırılma ihtimaline neden olabileceği kanaatine varılmıştır. DAVACININ TİCARET UNVANINA VE ALAN ADINA DAYALI ÜSTÜN HAK SAHİPLİĞİ İDDİALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ: Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. Bu halde, ticaret unvanına dayalı olarak bir markanın tesciline itiraz ediliyor ise, tescilli ticaret unvanına ait sicil kaydındaki faaliyet konuları ile tescil edilmek istenen markanın kapsayacağı mal veya hizmet listesinin karşılaştırılarak, başvurunun önceki sınaî hak kapsamında kalıp kalmadığı incelenmelidir. Ayrıca yine tescilli ticaret unvanına dayalı kullanım ile itiraz edilen markayı oluşturan işaretin de ilgili tüketici nezdinde iltibasa yol açacak bir benzerlik taşımaları gerekmektedir. Bununla birlikte üstün hak sahipliğinin unvana dayalı edinildiği bir durumda önem teşkil eden bir diğer husus ticaret unvanının, markasal etki doğuracak düzeyde kullanılıyor oluşu, başka bir ifadeyle özünde farklı bir sınai hak çeşidi olan ticaret unvanının, öz niteliğinden sıyrılarak, ilgili tüketici nezdinde aynı zamanda markasal bir etki doğuracak şekilde kullanımıdır. Başka bir deyişle tek başına önceki tarihli bir ticaret unvanın varlığı, sonraki markaya karşı, önceye dayalı üstün bir hakkı kendiliğinden sağlamayacaktır. Nitekim tek başına ticaret unvanının varlığının sonraki bütün marka başvurularını önleyebileceği iddiası, çok tanınmış markalar için bile sağlanmayan korumanın ticaret unvanları için sağlanması anlamına gelecektir. Zira mal ve hizmetin kökenini gösterme esasen markaların görevidir. Ancak bazı durumlarda ticaret unvanı kullanımının, başkaca bir çaba sarf edilmeksizin markasal bir etki doğurması da mümkündür. Yargıtay içtihatları ile de sabit olduğu üzere, özellikle “hizmet” piyasasında, hizmet alacak olan tüketicilerin doğrudan hizmeti sunan firma ile ilişki içerisine girmeleri ve ayrıca tacirlerin ticaret unvanlarını işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı şekilde yazma yükümlüğünün var oluşu göz önüne alındığında, hizmet sunan tacirler açısından ticaret unvanının sunulan hizmetin kökenini gösterme işlevinin de var olabileceğini kabul etmek gereklidir. Somut uyuşmazlıkta davacı yanın ticaret unvanının da kılavuz unsurunun “...” olarak tanımlanabileceği, dosya kapsamında mevcut delillerden davacı yanın ticaret unvanını doğrudan unvansal nitelikte kullanımlarının yanı sıra sadece “...” ibaresini ön plana çıkarmak ve bu ibareye markasal bir vasıf yüklemek suretiyle de kullanımlarının bulunduğu, davacı yanın bu kullanımlarının esasen ticaret unvanı kapsamındaki temel faaliyetleri olduğu görülen “Asma kilit, kilit, anahtar, menteşe, otomatik kapı kapayıcıları, kilitli klipsler, bağlantı takozu, askılıklar, bulaşıklıklar, anahtar askıları, vb. ile binalar, mobilyalar, taşıtlar, vb. için küçük tekerleklerin imalatı” mallarına yönelik olduğu, davacının bu mallardaki kullanımlarının esasen kullanımı da tespit edilen ve .... sayısı ile tescilli markası kapsamında kalan emtialar ile örtüşen, anılan emtiaların türevi niteliğindeki emtialar olup davacı yanın ticaret unvanı kapsamında, kullanımı ispat edilen mallar ile benzer olduğu değerlendirilen mal ve hizmetler haricinde, ayrıca bir korumadan yararlanamayacağı değerlendirilmiştir. Keza davacı yanın .... alan adına ilişkin kayıt bilgilerinden alan adının 25.12.2006 tarihinden bu yana davacı adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte ilgili web sitesinden alınan ve bilirkişi raporunda örneğine yer verilen ekran görüntüsü de esasen rapor kapsamında davacı yanın markasal kullanımlarına konu emtiaları yönünden varılan kanaatleri destekler mahiyettedir. Neticede, davacı yanın .... alan adı ile dava konusu markanın birebir aynı unsurdan meydana geldiği, bu durumun normal şartlarda taraf dava konusu marka kapsamında SMK m. 6/1 kapsamında benzer olduğu değerlendirilen emtialar yönünden davacı lehine SMK m.6/6 kapsamında da üstün bir hak sağlayacağı, bununla birlikte davacı yanın elde edeceği bu üstün hakkın SMK m. 6/1 kapsamında benzer olarak görülmeyen mal ve hizmetler yönünden, aynen ticaret unvanı bakımından ulaşılan sonuçta olduğu gibi ek bir koruma sağlamayacak olduğu kanaatlerine varılmıştır. KÖTÜNİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMELER: SMK m. 6/9 düzenlemesi uyarınca “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir. Kötü niyetin varlığında tescil başvurusunun yapıldığı tarihteki ilgili tüm faktörlerin değerlendirmeye alınması gerekmektedir. Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir. Doktrinde kabul gören görüşe göre tescilin kötü niyetli olduğu hususu iddia edence ispatlanması gereken bir durum olup bu hususun değerlendirilmesinde önceki markanın özgünlüğü, tanınmışlığı, markanın mizanpajını oluşturan unsurlar, önceki markanın uzun süreli kullanımının veya tescilinin mevcut olup olmadığı gibi unsurlar birbirlerinden bağımsız olarak kötü niyetli tescil edildiği iddia olunan işaretin hangi niyetle tescil başvurusuna konu edildiğinin belirlenmesinde önem teşkil etmektedir. Bununla birlikte sözgelimi tanınmışlık tek başına kötü niyetin tespiti için yeter bir kriter olmadığı gibi tanınmış olmayan bir markanın da sırf haksız yararlanma sağlama amacıyla ve makul bir açıklaması olmadan tescil ettirilmesi de kötüniyetin varlığı için bir delalettir. Dolayısıyla bu gibi hallerde sözcük unsurunun yanı sıra, şekil, logo, harf ve yazım karakteri, renkler gibi unsurların da kopyalanıp kopyalanmadığının tespiti yerinde olacaktır. Somut uyuşmazlıkta davacı yanın, dava konusu başvurunun kötü niyetle yapıldığı hususunda ileri sürdüğü iddiaların tamamı salt benzerlik gerekçesine dayalı olduğu, başkaca bir gerekçe ileri sürmediği, salt benzerlik iddiasının kötü niyete esas teşkil etmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. DAVALI YANIN MÜKTESEP HAK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Yargıtay kararlarında kazanılmış hak sağlayan önceki markaların belirlenmesi yönünden bazı ölçütler getirilmiş ve getirilen bu kriterler güncel kararlarda da geçerliliğini korumuştur. Buna göre; Öncelikle kazanılmış hak sağlayan markanın tescilli olması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi gerekir. (Bkz aynı doğrultuda .... İkinci olarak bu markaya dayalı olarak yapılan sonraki başvuruda kazanılmış hak sağlayan markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması gerekmektedir. Zira önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise bu artık yeni bir marka başvurusu olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu kabul edilemez.( Bkz aynı doğrultuda .... Son olarak sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi zorunludur. Yukarıda yer alan kriterlere bakıldığında, müktesep hak iddiasının temel gerekçesi markanın taraflar arasında çekişme konusu olmaktan çıktığının kabul edilmiş olunmasıdır. Çekişme konusu olmaktan çıkmanın temel şartı ise önceki markanın tescili üzerinden asgari beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olmasıdır. Bununla birlikte Yüksek Mahkemenin güncel içtihatlarında müktesep hakkın varlığı için, önceki dayanak markanın fiili kullanımının varlığının da aranılması gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamakta olduğu bilinmektedir. “Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; dava konusu başvurunun ".... ibaresinden oluştuğu, davacının tescilini talep ettiği markanın davalı markaları ile benzer aynı olduğu ve markaların 556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendi anlamında iltibasa yol açacak kadar benzer oldukları, davacının .... tescil numaralı “....” markası ile davaya konu “....” markasının 35 ve 42. sınıf bakımından aynı/aynı tür emtiayı kapsadıkları, kazanılmış hakka dayanak gösterilen markanın tescil başvurusunun 17.05.2016 tarihinde olduğu dolayısıyla hükümsüzlük davası açma süresinin dolmadığı bu çerçevede “Müktesep hak iddia edilen tescilli marka ile davaya konu markadaki asli unsurların muhafaza edilmiş olması, eski markaya karşı hükümsüzlük davası açılacak sürenin dolmuş olması ve bu markanın çekişmesiz şekilde kullanılması” ilişkin müktesep hakka ait şartların gerçekleşmediği, davacının markasının tanınmışlığı yönünde yeterli delil sunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı şirket vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.” “…., davalının önceki tarihli "...." markasını kullandığını ispat edememesi sebebiyle müktesep hak karinesinden faydalanamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı adına tescilli 2012/81268 başvuru numaralı "...." markasının tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde .... bildirilmesine karar verilmiştir.” Görüleceği üzere uygulamada, müktesep hak için aranılan kriterler arasında markanın salt sicildeki kaydı gözlemlenerek incelenmesi gereken kriterler bulunduğu gibi diğer yandan markanın fiili olarak da kullanıma konu edilip edilmediği de yerleşik yargı kararlarında aranmaktadır. Davalı yan müktesep hak iddialarına dayanak olarak .... sayılı markasını göstermektedir. Bahsi geçen markanın 06.08.2007 tarihinde başvuru konusu edildiği, 17.06.2009 tarihinde tescil işlemlerinin tamamlandığı, tescili kapsamında “Değerli olmayan maden cevherleri. Adi metaller ile bunların alaşımları ve yarı mamulleri. Metalden mamul inşaatlarda kullanıma mahsus malzemeler. Barınma, saklama, muhafaza etme, kaplama, sarma, çevreleme, depolama veya yerleştirme amaçlarıyla yapılmış metalden malzemeler ve araçlar (metalden merdivenler dahil). Eleme, filtreleme, ve benzeri amaçlar için yapılmış metalden malzemeler. Metalden mamul kapılar ve pencereler, kepenkler, jaluziler, bunların kasaları ve kolları (kilitler hariç). Elektrik için olmayan madeni kablolar, teller. Havalandırma, ısıtma, kanalizasyon, telefon, yeraltı elektrik ve iklimlendirme tesisatları için havalandırma kanalları, menfezler, menfez kapakları, anemostadlar, borular, baca şapkaları, menhol (baca) kapakları, ızgaralar. Metalden mamul işaretle gösterme, yönlendirme, belirtme, tanıtma amaçlı malzemeler (tabelalar, panolar, plakalar dahil). Metalden mamul sıvı veya gaz nakli amaçlı borular ve bunların bağlantı parçaları (sondaj boruları dahil). Madeni para kasaları. Metalden mamul demiryolu malzemeleri. Madeni iskele babaları ve şamandıraları, madeni dubalar, deniz taşıtları için çapa demirleri. Döküm işleri için madeni kalıplar (makine parçası olanlar hariç). Adi metallerden veya bunların alaşımlarından yapılmış sanat eserleri. Metalden mamul kapaklar, şişe kapakları.” emtialarının yer aldığı ve .... marka örneğini taşıdığı anlaşılmıştır. Davalıya ait bu markanın tescili üzerinden 5 yıldan uzun bir süre geçtiği açıktır. Bununla birlikte tescili kapsamında, dava konusu başvuruda da yer alan 06. Sınıf mallar doğrudan yer almaktadır. Bununla birlikte anılan markanın esas unsuru .... kelimesini içermekle birlikte markanın bütününe hakim ve markanın ayırt ediciliğini doğrudan etkileyecek .... harflerinin stylize bir şekilde kombinasyonu ile oluşturulmuş bir logo taşımaktadır. Dava konusu ... şeklindeki markada bu logo ise kullanılmış değildir. Davacı yanın .... sayılı bu markaya daha evvel itirazda bulunmuş olması ve itirazının reddedilmesinin yarattığı hukuki durum dava konusu ... başvurusuna konu marka örneği açısından doğrudan aynı doğrultuda bir kanaate beraberinde getirmeyecektir. Zira anılan markada “güzel” sözcüğünün marka içerisinde varlığı esasen ikincil planda olup bahsi geçen markanın şekil unsurundan bağımsız bir bütünlük arz ettiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. Bu markada kullanılan şekil, davacı yanın Güzel+şekil markasındaki gibi tali algı yaratır bir şekil değildir. Dolayısıyla davalı yanın, ... sayılı markasının bütünsel varlığını değiştiren bir şekilde gerçekleştirdiği yeni başvurusunun, davalı lehine müktesep hak sağlayacağından bahsedilmesi mümkün olmadığı gibi yine dosya kapsamında da davalı yanın fiili kullanım ile de ... markasını, taraflar arasında çekişme konusu olmaktan çıkardığını gösterir delillere yer verilmemiştir. Davalı yanın .... sitesine bakıldığında “pirinç yarı mamullerini çeşitli alaşımlarda ve ölçülerde biyet, çubuk, profil, içi boş çubuklar şeklinde uluslararası standartlara uygun bir şekilde ürettiği bilgisine erişilse dahi SMK m. 6/1 kapsamında benzer olduğu değerlendirilen emtialarda davalı yanın markasını kullanmak suretiyle bir hak elde ettiği yönünde bir kanaate varılamamıştır. Nihayetinde davalı yanın, ... sayılı markasına dayalı olarak müktesep hak karinesinden yararlanmasının mümkün olamayacağı kanaatine varılmıştır. Neticede, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Davalı tarafça ileri sürülen kullanmama def’i kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda, davacı yanın itiraza dayanak markalarından .... sayılı ve .... ibareli markasını ciddi markasal kullanıma konu ettiği konusunda bir kanaate varılamadığı; .... sayılı markasını ise Mobilya aksesuarları (ayak, kilit, askı, menteşe bağlantı vs. gibi mobilya aksesuarları), kapı kolları, kulplar vb. ürünlerde ciddi ve süreklilik arz eden bir kullanıma konu ettiği; Kullanımı ispatlanan emtialar yönünden SMK m. 6/1 kapsamında taraf markaları karşılaştırıldığında, başvuruda 06. Sınıfta yer alan “Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları,” malları ve 35. Sınıfta “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri bakımından taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin oluşacağı, bu emtialar yönünden .... kararının iptali ve hükümsüzlük koşullarının meydana geldiği; Başvuruda kalan sair mal ve hizmetler yönünden ise taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı; Davacı yanın SMK m. 6/6 kapsamında üstün bir hakkı mevcut olduğu, ancak bu yorumda dahi SMK m. 6/1 kapsamında tespit edilen mal ve hizmetler dışında kalan mal ve hizmetler yönünden davacı yanın üstün bir hakkının bulunmayacağı; Davalı yanın .... sayılı markasından kaynaklı müktesep hak karinesinden yararlanamayacağı; Kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ... kararının iptali ve hükümsüzlük koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın Kısmen Kabulüne, ... sayılı kararının 6. Sınıfta yer alan “Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları,” malları, 35. Sınıfta “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Metalden hırdavatçı (nalburiye) eşyası: vidalar, çiviler, cıvatalar, somunlar, pimler, pullar, zincirler, metal mobilya bağlantıları ve tekerlekleri, sanayide kullanılan metal tekerlekler, kapı ve pencere kolları, metal menteşeler, ispanyoletler, metal kilitler, kilit anahtarları, metalden anahtar taşıma halkaları mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri bakımından iptaline, Davaya konu markanın yukarıda belirtilen mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ...’e gönderilmesine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 179,90.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 552,10.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına, Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kısmen reddolunması, davalı ... ve davalı şirket kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 179,90.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 19.415,50.-TL yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalı şirketin bilirkişi ücretinden ibaret yapmış olduğu 20.000,00.-TL yargılama giderinin %50'sinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.17/09/2026
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 205,50.-TL Bilirkişi Ücreti : 18.000,00.-TL P.M. : 1.210,00.-TL TOPLAM : 19.415,50.-TL