İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/12 E. 2024/619 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/12
Karar No
2024/619
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/12 Esas KARAR NO:2024/619

DAVA:Alacak DAVA DEĞERİ:462.384,64 TL KABUL EDİLEN DEĞER:196.514,58 TL DAVA TARİHİ:11/03/2008 KARAR TARİHİ:10/10/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın davalılardan satın alınmış olan ... plakalı ... ... tipli aracın arızalı olması ve bu güne kadar arızaların giderilmemiş olması nedeniyle ayıplı olan aracın orjinal ve hatasız 0 km yenisi ile değiştirilmesini, aksi halde ödenen ücretin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte taraflarına geri ödenmesini, yargılama giderinin ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafa ait ... plakalı aracın 02.03.2007 tarihinde müvekkili şirket tarafından satıldığını, aradan 10 ay geçtikten sonra davacı yanın ....Noterliği aracılığıyla ihtarname gönderdiğini, TTK. hükümlerine göre ayıba karşı tekeffül taleplerinin zamanaşımına uğradığını,, aracın ayıplı olmadığını, aracın ayıplı olmadığını, aracın değişimi veya bedelin geri ödemesi gibi bir durumun sözkonusu olmadığını, aracın imalatçısı ve ithalatçısının da müvekkili olmadığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hüsnüniyet kaidelerine açıkça aykırı olması, iddiaların hak düşümüne uğraması ve muayene - ihbar sürelerinin kaçırılmış olması nedeniyle mesnesiz ve kötü niyetli davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır. Mahkememizde açılan işbu dava, davacı şirketin davalı ... AŞ'nin dava konusu ... plakalı ... Matik tipli aracının ithalatçı-üreticisi , davalı ... Tic. ... AŞ'nin ise ...'de aracın tüketicilere satışını yapan bayi olduğunu ve aracın işbu bayiden satın alındığını, araçta alındığı günden itibaren direksiyon aksamında sorun olup, titreme yaptığı ancak titreme yolu ile sarsıntıya neden olan aracın arızasının giderilemediğini, bu nedenle aracın ayıplı üretildiği ve bu ayıp nedeniyle yüksek bedelli olan aracın orjinaline göre değer kaybına uğradığını belirterek, aracın öncelikle yenisi ile değiştirilmesini, mümkün olmadığında araç için ödenmiş olan paranın (araç için yapılan ödeme 02/03/2007 tarihinde 462.384,64-TL'dir) ödeme tarihi itibariyle ticari faizleri ile beraber davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkememizce yapılan incelemede; Dosya içindeki delillerden aracın 05/03/2007 tarihinde trafiğe çıktığı ve direksiyon titremesinin 24/09/2007 tarihinde başladığı ve aracın servise getirtilerek , arızasının tespit edildiği, giderilmeyince davacının davalıya 14/01/2008 tarihinde ihtarname çektiği ve 23/01/2008 tarihinde aracın değiştirilmesi arızanın varlığı kabul edilmesine rağmen reddedildiği, benzer arızaların dava konusu araçta daha önce de oluştuğu ve yargılamalarının devam ettiği davacı tarafından belirtilmiş olup , davalı ... AŞ'nin cevap dilekçesinde, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını, TTK 25/3 maddesi gereğince 2 ve 8 günlük sürenin geçirildiğini, aracın yaklaşık 1 yıldır davacı yan tarafından kullanıldığını, hak düşürücü ve ihbar sürelerinin kaçırılmış olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş, diğer davalı ... AŞ vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde, aracın 02/03/2007 tarihinde davacıya satıldığı, 10 aylık süre geçtikten sonra .... Noterliğinin 14/01/2008 tarihi ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile ayıp ihbarında bulunulduğu ve ayıba karşı tefekkül hükümlerine göre zamanaşımı defini ileri sürdüğü, teknik bir arıza veya üretim kaynaklı sorun olmadığından aracın iadesinin söz konusu olmayacağına ilişkin itirazları yaptıkları, görülmüş ve taraflar arasındaki ihtilafın aracın ayıplı olup olmadığı, süresinde ayıp ve zamanaşımı itirazlarının ileri sürülüp sürülmediği, aracın yenisi ile değişimi veya aracın bedelinin iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkememiz tarafından taraf delilleri toplandıktan sonra, .... ATM'nin ... sayılı 11/03/2008 tarihinde açılan dosyasında, yapılan inceleme ve alınan bilirkişi kurulu raporları sonrasında, ayıbın varlığının tespit edilemediği gerekçesiyle ayıba karşı tekeffül hükümlerine dayalı tazminat isteminin reddine, ilişkin karar davacı yan tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 19. HD'nin 2010/5263, 2011/2964 sayılı ve 08/03/2011 günlü kararı ile ; "Mahkemece alınan 28/04/2009 tarihli bilirkişi kurulu raporuna karşı davacı tarafından gerekçeleri belirtilmek suretiyle süresinde itirazda bulunduğu, mahkeme itirazların karşılanması yönünden yeni bir bilirkişi kuruluna rapor alınmadığı gibi, ... 3. ATM'nin ... Esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda, Mahkemece alınmış ikinci rapor gibi değerlendirip, karar gerekçesinde, " birbirini doğrulayan iki bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde" şeklinde gerekçe ile farklı mahkemelerce rapor alınmış olmasına rağmen, mahkemece alınan rapor gibi değerlendirilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, ... ATM kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkememize işbu dosya bozmadan sonra ... ATM'nin ... Esas sayılı dosyasında yargılama devam ederken, 6110 sayılı yasa uyarınca HSYK'nın 15/07/2011 gün ve ... sayılı kararı gereğince, heyet ticaret mahkemeleri tek hakimli mahkeme haline dönüştürülerek, kurulan İstanbul 16 nolu Asliye Ticaret Mahkemesi faaliyete geçirilmiş ve mahkememizin ... Esasına alınmış ve işbu dosyada mahkememizce, 18/10/2011 tarihinde Yargıtay Bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozmadan sonra, oluşturulan bilirkişi heyeti ... ile keşfen araç üzerinde inceleme yapılmış olup, işbu heyet tarafından tanzim edilen günsüz raporda "Satılanla satıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek bir ayıbın varlığının tespit edilemediği," rapor edildiği anlaşılmıştır. Mahkememiz tarafından işbu rapor sonrasında dosya içerisine celp edilen aynı davalı şirketlerce ithal ve satılan grup araçlara ilişkin ... , ...ve dava konusu ... araçlara ilişkin 20/03/2013 tarihli Prof. Dr. ... Prof. Dr. ... ve Yardımcı Doç. Dr. ... tarafından İstanbul ... ... Kampüsünde bulunan laboratavurda yapılan testler ve ölçümler sonucunda, "... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açıkça gözle bile görülebilen, ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genikli tekerlek titreşimlerinin araçlarının güvenlik anlamında önemli sistemlerinden birinde (direksiyon mekanizmasnıda) ortaya çıkan titreşimin araçların güvenlik anlamında önemli bölümünde meydana gelmesi sebebiyle lüks kategorideki araçta güvensizlik doğuracağı bir ayıp olduğu," rapor edildiği ve işbu mütalaanın dosyaya sunulduğu görülmüştür. Grup araçlardan ... plakalı araç yönünden ... 3 ATM'nin ... sayılı ve sonrasında bozma üzerinden iki kez daha araçta imalat sebebinden kaynaklanan ayıp tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen, kararların temyiz üzerine esastan bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce bozmadan sonra alınan , mahkememiz ve ... ATM aracılığıyla alınmış bulunan raporda, imalat hatası bulunmadığı, direksiyona yansıyan tekerlek titreşiminin normal olduğu mütalaa edilmiş ise de Prof. Dr. ... tarafından dosyamızda alınan raporlarda ayıp bulunmadığı mütalaa edilmiş ise de ... plakalı araç yönünden yargılamanın yapıldığı ... ATM'nin ... sayılı dosyasında araçta direksiyonda hissedilen titreşimin imalat ayıbı olduğu yönünde mütalaada bulunmuş olması karşısında alınan mütalaa ile birlikte değerlendirilerek, ... ATM'nin kararının grup aracın ayıplı imalat olduğu yönünde esastan onararak kesinleşmiş bulunması karşısında mahkememizce de , araçların nitelikleri ve lüks sekmen araçlar içerisinde, direksiyon araç kontrol ve güvenliği noktasında en önemli sistemlerden biri olması sebebiyle, araçta direksiyona yansıyan tekerlek titreşiminin ayıp olduğu laboratuvarda inceleme yapılan mütalaa bilirkişilerce de tespit edildiği dikkate alınarak, mahkememizce aracın imalat ayıplı olduğu benimsenerek, davanın kabulü ile aracın davalılara iadesi ile 462.384,64 TL 'nin aracın davalılara teslim tarihinden itibaren, işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, mahkememizce oy çokluğu ile üye hakim ...'ın muhalefeti ile 09/03/2016 tarihinde karar verilmiştir. Davalılar tarafından mahkememiz kararının temyizi üzerine; Yargıtay 19. HD ... sayılı ve 02/05/2017 günlü kararı ile mahkememiz kararı " Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleriyle açıklanmıştır. Dosya kapsamında ise aracın misliyle değiştirilmesi ya da bedelin iadesini gerektirecek bir ayıbın varlığı olgusunu destekleyen delile rastlanmamıştır. Öte yandan başka bir davaya konu aynı sekmen başka bir araç hakkında alınan rapor, verilen hükmün eldeki dava açısından bağlayıcı olmadığı mahkemece gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir." şeklindeki gerekçe ile mahkememiz kararının yeniden davalılar lehine bozulmasına karar verilmiştir. Bozmadan sonra, Mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı 27/06/2019 tarihli kararında; "1-Mahkememizin 18/02/2016 gün, 2011/368 esas, 2016/103 karar sayılı kararının; Usul ve yasaya uygun olduğundan önceki hükümde DİRENİLMESİNE, Direnme nedeniyle ''1- Davanın kabulü ile; dava konusu ... plaka sayılı aracın davalılara iadesi ile davacı tarafça ödenen 462.384,64 TL'nin aracın davalılara teslimi tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, " dair karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay'a gönderilmiştir. Direnme kararının davalılar tarafından temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/(19)11-109 Esas , 2022/1268 Karar sayılı 11/10/2022 tarihli ilamı ile; "15. Uyuşmazlığın çözümü için “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarının kısaca açıklamasında yarar vardır. 16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (HMK m. 188), senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, ... 2017, s. 389-390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir. 17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır. 18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. 20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz. 21. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir. 22. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır. 23. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2). 24. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder. 25. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, Halil: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, ..., 2011, s. 2341 vd.). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9-1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. 26. Bu noktada; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir. 27. 24.11.2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklindeki hüküm ile HMK'nın 266/1. maddesine benzer bir düzenleme getirilmiştir. 28. Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve raporun şekli ise HMK'nın 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 2. bendine göre; “Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir”. 29. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. 30. Belirtmek gerekir ki, bilirkişi, raporunu mahkemece belirlenen sınırlar dahilinde, tümüyle maddi vakıalara hasretmeli; kendisine yöneltilen somut soruları, tek tek yöneltiliş sırasına göre, bilimsel dayanaklarını da açık ve anlaşılır bir biçimde göstermek suretiyle, doyurucu ve ikna edici bir tarzda, özlü ve yalın bir dille, teferruata boğmadan, özel ve teknik bilgi bağlamında uzman kimliği bulunmayan hâkimin ve tarafların anlayabileceği kavramları kullanıp, temel yazım kuralları ile noktalama işaretlerini de dikkate alarak, eksiksiz bir biçimde cevaplandırmalı; oy ve görüşüne başvurulan her bir konuyla ilgili olarak ulaşmış bulunduğu kanıyı, asla hukukî değerlendirilmelere girişmeden, açık ve kesin bir biçimde ortaya koymalıdır (Tanrıver, Süha: Medeni Yargıda Bilirkişilik, 2016, s. 95). 31. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece bozmadan önce ... ... Kampüsü içinde icra edilen keşif üzerine Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ...tarafından düzenlenen 28.04.2009 tarihli bilirkişi raporunda; ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığının tespit edilemediği belirtilmiş, mahkemece bu bilirkişi raporu ve ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir. 32. Kararın davacı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece karar bozulmuş, mahkemece bu bozma kararına uyulmuştur. Bunun üzerine, keşif yapılarak bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 06.12.2011 tarihli raporda özetle; satılan araçta ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığı tespit edilmediği için huzurdaki davanın dayanağının bulunmadığı kanaatine varıldığı yönünde mütalaada bulunulduğu anlaşılmaktadır. 33. Mahkemece dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesini gerektirecek ölçüde üretim hatasından kaynaklanan ayıplı olup olmadığının, .... Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası ile ve ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dosyasında alınan raporlar da değerlendirilerek araç üzerinde keşfen ve laboratuvar ortamında bilirkişi incelemesi yapılması yönünde ... Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat neticesinde; bilirkişiler Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 11.02.2013 tarihli raporda özetle; davaya konu ... plakalı araçta davacı tarafın talep ettiği ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya bunun mümkün olmadığı durumda araç bedelinin yasal faiziyle birlikte davacı tarafa ödenmesi taleplerinin yerine getirilmesini gerektirecek önemde bir ayıbın olmadığı yönünde mütalaada bulundukları anlaşılmaktadır. 34. Davalı ... A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı 16.04.2012 tarihli uzman mütalaasında bilirkişilerin "…bir aracın servo direksiyon sistemindeki hidrolik pompada oluşabilecek problemler, hidrolik sistemde hava kabarcıklarının bulunması, hidrolik yağın özelliğinin bozulması, hidrolik hatlardaki şekilsel değişimler hidrolik kaynaklı titreşimlere neden olabilir. Yapılan test ve değerlendirmeler sonucunda, lastiğin esneme özelliği ve yer ile temas yüzeyi arasındaki sürtünme kuvvetinin değişim yapısına bağlı olarak yukarıda anlatılan yapışma-kayma oluşabileceği ve bu durumun bir arıza, kusur ya da ayıp olarak değerlendirilemeyeceği, bu durumun sürüş güvenliği ya da konforuna etki etmediği" şeklinde görüş bildirdikleri görülmüştür. 35. Davalı ... A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ... Doç. Dr. ... ve Doç. Dr. ... imzalı 11.05.2012 tarihli uzman mütalaasında "…aracın ön tekerleklerinin ön tekerlek sapma açılarını belirleyen ön düzen ölçme sistemi üzerine bindirilmesi sonucu direksiyonun sağa sola çevrilmesi esnasında, ön lastiklerin zemine fazla tutunması sonucu normal direksiyon simidinde normal düzeyde bir titreme meydana geldiği görülmüştür. Bu durumun imalat hatası olmadığı, sürekli dört çeker araçlarda sistem gereği oluşan normal bir durum olduğu tespit edilmiştir" şeklinde görüş bildirmişlerdir. 36. Davacı vekilince ibraz olunan 20.03.2013 tarihli Prof. Dr. ... Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı uzman mütalaasında; "…raporumuzda detaylandırılmış bulgular ışığında ..., ... plaka sayılı ... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açıkça gözle bile görülebilen ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genlikli tekerlek titreşimlerinin araçların güvenlik anlamında en önemli sistemlerinden birinde olduğu da dikkate alarak dünya çapında çok pahalı ve lüks kategorisinde yer alan bu araçlara karşı güvensizlik doğuracak bir ayıp olduğu" şeklinde görüş bildirdikleri anlaşılmıştır. 37. .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.07.2012 tarihli ve .... sayılı dosyasında davaya konu aynı mahiyetteki davalıdan satın alınan grup araçlardan ...plaka sayılı araca ilişkin yapılan yargılama neticesinde; eldeki davada görev yapan ve aynı şikâyet nedeniyle herhangi bir ayıp bulunmadığı mütalaasını veren Prof. Dr. ...'nin de içinde yer aldığı bilirkişi heyetinin araçlarda direksiyonda hissedilen titremenin imalat ayıbı olduğu yönündeki mütalaası doğrultusunda verilen davanın kabulüne dair kararın esasa ilişkin kısmının onandığı, faiz hususunda bozulduğu, mahkemesince bozmaya uyularak bozma doğrultusunda karar verilmiştir. 38. Grup araçlardan ... plaka sayılı araca ilişkin davanın yargılamasının yapıldığı ... Asliye Ticaret Mahkemesince 07.05.2009 tarihli ve .... sayılı; 02.06.2011 tarihli ve .... sayılı; 27.02.2014 tarihli ve ... K. sayılı dava konusu araçta imalat ayıbı tespit edilemediğine ilişkin bilirkişi raporlarına dayanılarak oluşturulan davanın reddine dair her üç hüküm temyiz incelemesinde esastan bozulmuştur. Ancak nihayetinde mahkemece 29.03.2019 tarihli ve .... sayılı teknik incelemeler yapılarak tanzim edilen 13.06.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda, aracın 11 yıl 1 ay 14 gün süreyle 284.603 km kullanıldığı, şoför ve yolcuların sürüş güvenliğini tehlikeye atacak bir durumun oluşmadığı tespit edildiğinden, aracın ya da bedelinin iadesini gerektirir bir ayıbın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın 25.05.2021 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanmasına karar verilmiştir. 39. O hâlde; mahkemece grup araçlara ilişkin diğer dosyalardaki bilirkişi raporları da dikkate alınıp, dava konusu araçta davacı tarafın iddia ettiği ayıbın mevcut olup olmadığı konusunda laboratuvar ortamında inceleme ve araştırma yaptırılarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir. 40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 41. Diğer taraftan her ne kadar dava tarihi 11.03.2008 olmasına rağmen direnmeye esas gerekçeli kararın karar başlığında 19.08.2011 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup esasa etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 42. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. " dair karar verildiği, Ayrıca KARŞI OY kullanıldığı, karşı oyda ; "Dosyada bozma kararı sonrasında alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleriyle açıklanmıştır. Davalı tarafın sunduğu uzman görüşü (HMK 293) niteliğindeki rapora göre de araçta ayıp bulunmamaktadır. Davacı tarafça sunulan uzman görüşü niteliğindeki raporda farklı bir sonuca varılmış ise de dosya kapsamındaki raporlar birlikte değerlendirildiğinde bu uzman görüşü ayıbın varlığını kabule yeterli değildir. Zira mahkemece alınan raporlar davalı tarafın sunduğu uzman görüşüyle de ayıbın varlığının belirlemediği yönünde uyuşmakta iken sadece davacı tarafın sunduğu uzman görüşü farklı bir sonuca varmaktadır. Davacı tarafın sunduğu uzman görüşü aynı segment başka araçları da kapsamakta olup başka bir araç için ayıbın varlığı belirlenerek verilen kararın kesinleşmiş olması da bu dosyada aynı sonuca varmayı zorunlu kılan bir neden değildir. Zira aynı segmentte üretilmiş olsa da sonuçta kesinleşen karar farklı bir araçla ilgilidir. Dosyada toplanan deliller karar vermeye yeterli olduğundan başkaca rapor veya ek rapor alınmasına da gerek yoktur. Yeterli delillere rağmen yeni araştırmalara girişilmesi yargılamanın en az giderle makul sürelerde sonuçlandırılması gereğine aykırılık da oluşturacaktır. Bu esaslara uygun biçimde verilen bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan bu nedenlerle direnme hükmünün Özel Daire kararı gibi bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan yeniden rapor alınması gereğine değinilerek verilen ve değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum." şeklinde görüş açıklanarak dosyanın mahkememize gönderildiği ve yukarıdaki esasa kaydının yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkememiz dosyasında yargıtay bozma ilamından sonra yargılamaya devam edilmiş ve dosya kapsamına bilirkişi raporları aldırılmış olup; A-Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. .., Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 06/06/2023 tarihli raporda özetle; "Davaya konu taşıtın sorununun imalat kaynaklı gizli ayıp vasıfına haiz olduğu, Geçen süreçte giderilememesinin hizmet ayıbını ortaya çıkardığı, Taşıt değişimine ilişkin hususun hukuki mütalaa gerektirmesi nedeni ile Sayın Mahkemenin uhdesinde bulunduğu, İmalatçı/dağıtıcı sorumluluğunda bulunan taşıttaki ayıbın kesin olarak tespit edilerek gerekli parça ve işlemlerin belirlenmesi gerektiği, bu neden ile onarım bedelinin bu aşamada tespitinin mümkün olmadığı, Onarımı tamamlandıktan sonra taşıtın rapor tarihinde ikinci el piyasada satışı halinde 100.000,-TL mertebesinde değer kaybı oluşacağı, " şeklinde mütalaada bulunulduğu tespit edilmiştir. Ekinde Osman Taha Şen tarafından hazırlanan raporda özetle; "1) İncelenen araç direksiyon manevrası yaparken, direksiyon sisteminde beklenilenden yüksek titreşim genlikleri ortaya çıkmaktadır. Bu olay özellikle kuru zemin testlerinde çok daha baskındır, ancak döner platforma testlerinde de görülmektedir. 2) Döner platform testlerinde ivme genlikleri 1,5 m/s² mertebelerinde iken kuru zemin testlerinde 5 m/s² mertebelerine ulaşmaktadır. 3) Şikayet sebebi titreşimlerin yaklaşık 16 Hz frekansında gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca, kuru zemin testlerinde bu frekansın üst harmonikleri de tahrik olmaktadır. Bu üst harmoniklerin ortaya çıkması da 16 Hz temel frekansının direksiyon kaynaklı olduğunu göstermektedir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. B-Bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Prof. Dr.... tarafından hazırlanan 22/05/2024 tarihli raporda özetle; "Hukukçu Bilirkişi Değerlendirmesi: Bilirkişi kurulunun teknik konularda uzmanlığı bulunan değerli üyelerinin yaptığı inceleme, analiz ve değerlendirmelere göre davacıya satılmış olan araç "gizli ayıplı" olup "imalat hatası" içermektedir. Satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun gündeme gelebilmesi için aranan şartlar, bu sözleşmenin tabi olduğu 818 s.lı Borçlar Kanunu'nun 194 vd. hükümlerinde düzenlenmiş; bu bağlamda alıcının sahip olduğu haklar ise BK m. 202 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir. Mevcut dosya içeriğine göre her ne kadar davalı taraf, gizli ayıplara ilişkin muayene ve ihbar külfeti için TK m. 25 hükmünde öngörülen kurallara riayet edilmemesi sebebiyle bu imkandan yararlanılamayacağını iddia etmiş ise de mevcudiyeti tespit edilen ayıbın alelade bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyecek bir ayıp olması ve bu tür durumlar bakımından BK m. 198 hükmüne yollama yapılmış bulunması dikkate alınarak; davalı tarafın bu savunmasına itibar edilmesinin mümkün olmadığını kabul etmek gerekir. Kaldıki teknik uzman bilirkişilerin tespitlerine göre bizzat üretici, ihtilaf konusu araç modeli ile ilgili bir eksiklik bulunduğunu kendisinin ilan ettiği ve bu seriden araçlardaki sorunu gidermek için geri çağırdığını tespit etmişlerdir. Bu durumda söz konusu gizli ayıp bizzat üretici tarafından kabul edilmiş bulunmasına rağmen davalı tarafın (Türkiye temsilcisi) bu ayıbın varlığını dahi kabul etmediği, çözüm geliştirici bir yaklaşım sergilemek yerine ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun zamanaşımına uğradığını savunması, açıkça hakkın kötüye kullanılması olacaktır. Bu sebeple davalı tarafça yapıldığı anlaşılan zamanaşımı savunmasının da isabetli görülemeyeceği sonucuna ulaşmak gerekir. Bütün hakların durumunda olduğu gibi dürüstlük kuralı, zamanaşımı savunması bakımından da hakkın kötüye kullanılmasına imkan tanımaz ve davacı "şeklen" 6 aylık zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra dava açma yoluna gitmiş bulunsa dahi, sorumluluğa ilişkin dava haklarının zamanaşımı savunmasına dayalı olarak reddi gerektiği sonucuna ulaşılması isabetli olmaz. Belirtilen hukuki durumun bir gereği olarak davacının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanma imkanına sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Bu tür durumlarda alıcının sahip olduğu imkanlar ise BK m. 202'de düzenlenmiştir. Bu imkanlar "ayıbın giderilmesi, mümkünse yenisi ile değiştirme, bedel indirimi veya sözleşmeden dönme" şeklinde düzenlenmiştir. Davacının da tercihini davalı tarafın "tamirat" yoluyla söz konusu ayıbı gidermeye muvaffak olamaması üzerine dava açma yoluna gittiği ve tercihini "ayıpsız yenisi ile değiştirme" mümkün olmaz ise "sözleşmeden dönme ve satış bedelinin iadesi" şeklinde somutlaştırdığı görülmektedir. Teknik uzman bilirkişi kurulu üyelerinin yaptığı tespit ve değerlendirmelerde, söz konusu ayıbın bazı parçaların değiştirilmesi suretiyle giderilebileceği (yani tamiratın mümkün olduğu) sonucuna ulaşmış; ancak bu arıza giderilse dahi "araç neticede tamire muhtaç" bir şekilde satılmış araç olması sebebiyle satış bedelinden de bir miktar indirim yapılmasının isabetli olacağı belirtilmiştir. Bu tür durumlar bakımından BK m. 202 hükmünde alıcının sözleşmeden dönme (veya yenisi ile değiştirme) seçeneğini tercih etmiş olsa bile hakimin tamirat veya bedelde indirim seçeneğine başvurulmuş gibi karar verebileceği ifade edilmiştir. Bu sebeple davacının talebi doğrultusunda "aracın yenisi ile değiştirilmesi" veya "sözleşmeden dönülerek satış bedelinin ve aracın karşılıklı iadesi" yönünde bir karar verilmesinin mümkün olmadığı vurgulanmalıdır. Ayrıca dava dayanağı sözleşmenin yıllar önce kurulmuş olması ve halihazırda aynı model ve özelliklerde "sıfır" bir araç bulunmasının imkansız olduğu gerçeği ile sözleşme konusu aracın yıllardan beri davacı tarafça kullanılıyor olması gerçeği dikkate alınarak sözleşmeden dönme yönünde bir sonuca ulaşılmasının tarafların karşılıklı menfaat dengeleri açısından çok da isabetli olmayacağı belirtilmelidir. Şu hale göre tarafların karşılıklı menfaat durumları ile ihtilafın geldiği aşama dikkate alınarak konu aracın tamiratı için ihtiyaç duyulacak masraflar (parça ücreti + işçilik) ile satış bedelinde söz konusu ayıbın aracın değerinde meydana getirdiği eksiklik oranında indirim yapılması taraflar arasındaki menfaat dengesi bakımından en isabetli çözüm olarak gözükmektedir. Her ne kadar BK veya TK'unda ayıba karşı tekeffül sorumluluğu bağlamında alıcının "tamirat masraflarının ödenmesi" şeklinde bir yetkisinin bulunduğuna işaret eden bir düzenleme bulunmamakta ise de ayıplı ifa yüzünden uğranılan bir zarar var ise bütün seçenekler bakımından ayrıca tazminat istenebileceği kabul edildiğinden; "ayıbın giderilmesi için yapılması gereken masraflar" da neticede alıcının ayıplı ifa yüzünden uğradığı bir zarar olarak kabul edilebileceğinden, bu yönde bir hüküm tesis edilmesinde hukuki bir engelin bulunduğu iddia edilemez. Tamirat masrafları, neticede ayıbın giderilmesi için yapılacak harcama tutarına göre belirlenecektir. Bunun gerçek tutarı ise ancak tamiratın yapıldığı (harcama) tarihte belli olacaktır. Bu sebeple söz konusu masraf tutarı hesaplanırken karar tarihine en yakın tarih için belirlenen tutarın tazminine hükmedilmesi amaca daha uygun olacaktır. Ülkemizdeki enflasyonist ekonomik durum dikkate alındığında, hükmedilecek masraf tazminatı ile davacının söz konusu tamiratı gerçekten yaptırabilip yaptıramayacağı; yaptıramadığı taktirde ek masrafları yine davalı taraftan isteyebilip isteyemeyeceği gibi bazı hukuki sorunların doğması da muhtemeldir. Netice ve Kanaat: Yukarıda açıklanan hususlardan dolayı, Kök rapor muhteviyatında: "davaya konu taşıtın sorununun imalat kaynaklı gizli ayıp vasıfına haiz olduğu, geçen süreçte giderilememesinin hizmet ayıbını ortaya çıkardığı, taşıt değişimine ilişkin hususun hukuki mütalaa gerektirmesi nedeni ile Sayın Mahkemenin uhdesinde bulunduğu, imalatçı/dağıtıcı sorumluluğunda bulunan taşıttaki ayıbın kesin olarak tespit edilerek gerekli parça ve işlemlerin belirlenmesi gerektiği, bu neden ile onarım bedelinin bu aşamada tespitinin mümkün olmadığı, onarımı tamamlandıktan sonra taşıtın rapor tarihinde ikinci el piyasada satışı halinde 100.000,-TL mertebesinde değer kaybı oluşacağı" kanaatinin sunulduğu, Yukarıda tekrar edildiği ve ayrıntılandırılarak açıklandığı üzere teknik hususlarda kök rapordaki bilimsel temelli, deneysel veriye dayalı kanaatin muhafazası gerektiği, Davaya konu taşıtın direksiyon kutusunun değişim bedelinin parça ve işçilikler dahil satın alma/dava/rapor tarihlerinde sırası ile KDV dahil 9.535,99TL/ 9.535,99TL/ 173.514,58TL olacağı, Davaya konu taşıtın değerindeki düşüşün satış ve dava tarihlerinde 23.000,-TL mertebesinde ve kök rapor tarihinde 100.000,-TL seviyesinde olduğu, Davalının yaptığı zamanaşımı savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığı ve reddinin mümkün bulunduğu, Davacının sözleşmeden dönme veya yenisi ile değiştirme seçeneklerini tercih ettiği anlaşılmakta ise de ayıbın tamirat suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu durumlarda mahkemenin satılanın onarılmasına ve satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği; mevcut ihtilaf bağlamında sayın mahkemenin bu yönde karar vermesinin taraflar arasındaki menfaat dengesinin bir gereği olduğu, Normal şartlarda davacının uğradığı zarar miktarının dava tarihi dikkate alınarak belirlenmesi gerekli olmasına rağmen; özellikle dava konusu ihtilafta olduğu gibi yargılamanın uzun sürdüğü durumlarda mahkemenin "uğranılan gerçek zararın tazminine karar vermesi"nin esas olması ilkesi dikkate alınarak karar tarihine en yakın tarihteki zarar miktarının tazminine karar vermesinin de mümkün bulunduğu; zarar miktarının belirlenmesine ilişkin bu yaklaşımın özellikle tamirat masrafları bakımından sergilenmesinin isabetli olacağı; satış bedelinde yapılacak indirim miktarı bakımından satış sözleşmesi tarihinin esas alınmasının işin niteliğine daha uygun olacağı; bu durumda, belirlenecek indirim tutarına "satış bedelinin ödendiği tarihten itibaren" ticari temerrüt faizine de hükmedilmesinin gerekli olacağı " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. Mahkememizce direnme kararının bozulmasından sonra yapılan yargılama sonucunda; Mahkememizde açılan işbu davada, davacı dava konusu aracı satın alan şirket tarafından, dava konusu araçta ayıba dayalı titreşim sebebiyle, aracın yenisiyle değiştirilmesi veya bedelin iadesine karar verilmesi talep edildiği anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık araçta tespit edilen titreşimin aracın misliyle değiştirilmesine sebep olacak nitelikte ayıplı olup olmadığı ya da bedelin iadesi koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu davalı şirketlerce satılan aynı sekmen başka bir araçta alınan rapor ve verilen, aracın ayıplı olduğunun tespitine ilişkin kararın dava dosyamız yönünden güçlü delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve davacı aracının iadesini ya da bedelinin iadesini gerektirecek şekilde ayıplı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini ve uyuşmazlığın bu noktada toplandığını tespit etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11/10/2022 günlü bozma kararında davamızın konusu araç ile ilgili, HMK 188, HMK 303, HMK 199 ve HMK 225. Maddelerinde düzenlenen ikrar , senette ispat , yemin ve kesin hüküm olmak üzere 4 adet kesin delilin davamızda mevcut olmadığı, takdiri delil olarak değerlendirilebilecek, tanık , bilirkişi incelemesi ve keşif ve kanunda düzenlenen diğer deliller ile değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu olayda HMK 303 maddesi gereğince tarafları ve konusu aynı olan kesin bir hükmün mevcut olmadığı, takdiri delillerin sınırlı sayıda yasada belirlenmediği, benzer durumlara ilişkin kararların kuvvetli (güçlü) takdiri delil olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ayrıca, 6100 sayılı HMK'nın 266/1 maddesi," mahkeme çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir, ancak genel bilgi ve tecrübeyle , hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramaz, hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olmadığı belirtilmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemez." şeklindeki düzenleme gereğince, bilirkişi incelemesi yapılacak durumlar ve bu incelemenin sonucu bilirkişi açıklamaları ve raporun şekli konusunda HMK 279 maddesinde raporun nasıl düzenleneceği belirtildikten sonra, HMK 281/2 fıkrasında bilirkişi raporuna itiraz sonucu, "Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edilecek duruşmada bilirkişiler sözlü olarak açıklama yapmasının istenilebileceği gibi veya kendiliğinden bilirkişilere dinlenmesine karar verilebileceği, " şeklinde düzenlemeleri içermektedir. Mahkemeler bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporları bilirkişi oy ve görüşlerini diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirilerek karar tesis etmektedir. Ancak, bilirkişi raporunda mahkemece belirtilen sınırlar dahilinde tümüyle maddi vakıalara hasretmesi, kendisine yöneltilen somut soruları tek tek yönetiliş sırasına göre bilimsel dayanaklara göre açık ve anlaşılır şekilde özel ve teknik bilgi bağlamında uzman kimliği bulunmayan hakimin ve tarafların anlayacağı şekilde mahkemece sorulan sorulan yanıtlanması ve oy ve görüşünü açık ve kesin olarak hukuki değerlendirmeye girmeden rapor etmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında yapılması gereken iş olarak ; Dava konusu araca yönelik alınan raporlar ile benzer sekmendeki araçlar için verilen mahkeme kararları, tüm dosyalardaki bilirkişi raporları, alınan mütalaa birlikte değerlendirilerek dava konusu araçta davacı tarafın iddia ettiği ayıbın mevcut olup olmadığı konusunda laboratuvar ortamında inceleme ve araştırma yaptırılarak, konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınması, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Dava konusu uyuşmazlığın değerlendirildiği Hukuk Genel Kurulu direnme kararının özel daire bozma kararında belirtilen nedenleri içermesi gerektiğine ilişkin görüşe , genel kurul çoğunluğunca itibar edilmemiştir. Kararda dava tarihinin 11/03/2008 olduğu ve 19/08/2011 olarak hatalı bir şekilde gösterildiğinin altı çizilmiştir. Mahkememiz tarafından bozmadan sonra alınan 11/02/2013 günlü raporda bilirkişiler , "Dava konusu aracın misliyle değiştirilmesi veya bunun mümkün olmadığında araç bedelinin yasal faizi ile birlikte davacı yana ödenmesini gerektirecek nedende bir ayıbın olmadığı, " belirlenmiş, itiraz üzerine tüm bilgi ve belgeler celp edilerek araç ... laboratuvarında incelenmek üzere gönderilmiş ve üniversitede yapılan inceleme sonucu şikayet konusu titreşimlerin yaklaşık 16Hz frekansında gerçekleştiği tespit edilmiş olup, kuru zemindeki testlerde bu frekansın üst hormonikleri tahrik ettiği , buna bağlı olarak direksiyon kaynaklı titreşimler oluştuğu rapor edilmiştir. Bu rapor ile birlikte 06/06/2023 günlü bilirkişi heyeti araçtaki sorunun imalat kaynaklı gizli ayıp vasfına haiz olduğu, geçen süreçte giderilememesinin hizmetin ayıbını ortaya çıkarttığı, taşıtın değişmesine ilişkin imalatçı ve dağıtıcının, sorumluluğunun bulunduğu, bu ayıbın giderilebileceği ve araçtaki değer düşüklüğünün bu nedenle 100.000-TL olduğu rapor edilmiş, mahkememizce direksiyon sisteminin değiştirilerek ayıbın giderilip giderilemeyeceği ve giderilmesi halinde oluşacak masrafın tespiti için oluşturulan 22/05/2024 tarihli raporu tanzim eden bilirkişi kurulu, aracın direksiyon kutusunun değişimi bedelinin parça ve işçilikler dahil KDV içerisinde 173.514,58 TL ve değer düşüklüğünün taşıtın satış tarihi itibariyle 23 dava tarihi itibariyle ise 100.000 TL olduğu rapor edilmiştir. Mahkememizce işbu rapor sonrasında yapılan değerlendirme sonucunda, hak ve nefaset kuralları gereğince araçta direksiyon titreşiminin giderilmesi mümkün ayıp niteliğinde olduğu, ayıbın gizli olup, ihbar ve davanın süresinde açıldığı, bu nedenle aracın aynen değişimi ve bedelinin tamamen iadesi koşulları oluşmamış ise de araçtaki, üretimden kaynaklı satıcıların tekeffülünü gerektiren hükümler dikkate alınarak, araçtaki ayıbın direksiyon kutusunun orjinaliyle değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve bu miktarın rapor tarihi 22/05/2024 tarihi itibariyle 173.514,58 TL olup makul olduğu mahkememizce benimsenmiş, ayrıca değer düşüklüğünün de satış tarihi 02/03/2007 tarihi itibariyle de 23.000 TL olduğuna da ilişkin bilirkişi kurulunun 22/05/2024 günlü raporunun dosya kapsamındaki deliller ile uyumlu olduğu mahkememizce benimsenerek, ayıp nedeniyle çoğun içinde az var prensibi gereğince davacı zararının tazmini gerektiği benimsenerek, değer düşüklüğü ve araçtaki ayıbın tazmini yolunda aşağıdaki gibi davanın kabulüne, aracın misliyle değiştirilmesi ve bedelin tamamen iadesi koşulları oluşmadığından fazlaya ilişkin istemin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla, aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; a-Davacının misli ile değişim talebinin REDDİNE, b-Terditli bedelin iadesine yönelik talebin aracın uzun süredir kullanılması ve hala davacının zilyedinde bulunması ve yargılama sürecinin uzun sürmesi dikkate alınarak özellikle haklar dengesine, hak / nefaset kurallarına göre, çoğun içinde az da vardır prensibine göre; aa)Dava konusu aracın arızalı direksiyon kutusunun orjinali ile değiştirilmesinin rapor tarihi 22.05.2024 tarihi itibari ile 173.514,58 TL olduğu tespit edilmekle işbu 173.514,58 TL'nin rapor tarihi olan 22.05.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ; bb)Araçta direksiyon kutusundaki arızanın imalat hatası olduğu benimsenerek yapılacak değişiklik nedeniyle orjinaline göre değer düşüklüğü olarak bilirkişi tarafından verilen 23.000,00 TL'nin satış tarihi olan 02.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte olmak üzere 196.514,58 TL'nin DAVALILARDAN MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE, cc)Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 2- Kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 13.423,91 TL karar-ilam harcından, davacı tarafça peşin yatırılan 6.242,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.181,71 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile HAZİNE'YE GELİR KAYDEDİLMESİNE, -mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı 27/06/2019 tarihli kararında tahsilde tekerrür olmamak üzere- 3- Davacı tarafça yapılan 18.958,30 TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre (% 42,5) hesaplanan 8.057,32 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan kısmın DAVACI ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 4- Davalı Mercedes ... Şirketi tarafından yapılan 7.729,2 TL yargılama giderinden davanın red oranına göre (% 57,5) hesaplanan 4.444,27 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalı Mercedes'e ödenmesine, kalan kısmın DAVALI ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 5- Davalı ... ... Şirketi tarafından yapılan 7.747,00 TL yargılama giderinden davanın red oranına göre (% 57,5) hesaplanan 4.454,51 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalı ...'e ödenmesine, kalan kısmın DAVALI ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 6- Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 31.442,33 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp DAVACIYA ÖDENMESİNE, 7- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden, reddedilen talep üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 42.539,21 TL vekalet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALILARA ÖDENMESİNE, 8- Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Yasanın 333. maddesi ile Yönetmeliğin 207. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra hesap numarası bildirilmiş ise elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle; hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı kalan paradan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ TARAFINDAN İADESİNE, 9- Davacı tarafça yatırılan 6.242,20 TL peşin harç ile 14,00 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 6.256,20 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay'da temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.10/10/2024

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/12, K. 2024/619, T. 10.10.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-16-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-12-e-2024-619-k-6272e374b5f5