İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/750 E. 2022/196 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/750
- Karar No
- 2022/196
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/750 Esas KARAR NO : 2022/196 DAVA : Alacak (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/11/2021 KARAR TARİHİ : 03/03/2022 Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde; ''...'' adlı işletmeyi kiracı sıfatıyla işleten davalı ... ile davacı ..., adı geçen işletmenin 63.000,00-TL karşılığında devredilmesi konusunda mutabakata varmışlar ve buna ilişkin olarak davalının bizzat kendi el yazısıyla hazırlanan bila tarihli bir yazılı sözleşmeye karşılıklı olarak imzalarını koydukları, davacı ..., elden nakit olarak davalıya teslim ettiği 40.000-TL dışında, imzaladığı 30.000-TL bedelli senedin 7.000-TL'sini ve ayrıca depozito olarak 5.000-TL'yi o sırada ve peşinen ihbar edilene ödediği; bu itibarla davacı, içindeki eşyalarla beraber işletmenin devrine karşılık davalıya toplamda 52.000-TL ödeme yaptığı, işletmenin kurulduğu dükkanın maliki, dükkanı davacıya kiralamaya rıza göstermediği, ayrıca Kasım/2019 tarihinde davalı, davacıya sattığı işletmeye ait eşyaların tamamını davacının muvafakati olmaksızın dükkandan çıkarıp götürdüğü, bunun üzerine davacı, devir için ödediği bedellerin iadesini davalıdan talep etmişse de davalı bu talebi reddetmiş ve davacıya bedel iadesi yapmadığı, ileride ıslah yoluyla arttırmak üzere şimdilik yalnızca 10,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işlemiş faiziyle beraber davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 05/01/2022 havale tarihli dilekçesinde; Davacının davası haksız ve kötü niyetli olup, reddi gerektiği, davacı zarar etmesi ve müvekkilin alacağını talep etmesi üzerine iş bu davayı açtığı ve bu davayı açmak içinde tüm bu süreci kurguladığı, öncelikle davacının elinde bir sözleşme olmadığından dolayı müvekkilin yanına gelerek ortağı olduğunu ve ortağının müvekkile ödediği paraların ne kadar olduğunu sorduğunu bunun için de müvekkilden yazılı bir belge vermesini talep ettiği, davacının talebi üzerine davacının ek-1 olarak sunduğu belge taraflar arasında düzenlendiği, sözleşmeyi aldıktan sonra kira sözleşmesini kullanarak sözleşmeyi fesih etmek için iş yerinin kira sözleşmesine taraf olmak istediğini beyan ettiği, fakat bu süreçte davacının asıl amacı kira sözleşmesine taraf olmak olmayıp iş yeri sahibinin kendisi ile kira sözleşmesi yapmak istemediğini öne sürerek sözleşmeyi fesih etmek olduğu, İş yerinin boşaltılmasına ilişkin süreç ise tamamen davacının bilgisi ve görgüsü dahilinde olup tüm bu süreç İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... Soruşturma nolu dosyasına konu edilmiş olup, bu sürece ilişkinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE: Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m.303) (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-h. maddesinde davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartları arasında sayılmıştır. Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesinde ise; ''Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' hükmü yer almaktadır. Kısmi dava açılabilmesi için; talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması ve talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerekir. Şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise, kısmi dava açılamayacaktır. Diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmı dava edilemez. Bu gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebi, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesidir. Davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılması söz konusudur. (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11.Bası,s.319-320). Somut olayda ise, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesi içeriği dikkate alındığında dava dilekçesinde ileri sürülen miktarların tartışma konusu edilmediği, davacının kira artışından etkilenmemek için kendisinin ortağı gibi görünmek istediği, işyeri mülk sahibinin ise kira sözleşmesinde davalının kefil olarak yer alması halinde kira sözleşmesini yapabileceğinin şart koşulduğu, ancak davacının kira sözleşmesi akdi sırasında sözleşmeyi yapmayıp bırakıp gittiği, tüm bunların arka plandaki asıl sebebinin davacının zarar etmesi üzerine devir nedeniyle ödediği bedelleri geri almak olduğunun ileri sürüldüğü, tüm bu açıklamalara göre davacının ödediği bedellerin açıkça belirli olduğu, davacının işletme devri kapsamında kendisinin ödediği ancak kira sözleşmesi yapılamayarak fiili olarak işyerini işletmeye başlatamaması üzerine karşılıksız kalan edim karşılığı bedelleri talep ettiği, davalının ödenen 52.000-TL yönünden sebepsiz zenginleştiğinin iddia edildiği, ödenen bedeller yönünden bir uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın devir sonrası işyeri kiralama aşamasında ortaya çıkan sebepler karşısında davalının kira sözleşmesi yapma sorumluluğu yerine getirilmediğinin iddia edildiği, talep sonucu ile esasa dair iddiaların örtüşmediği, hasılı davacı tarafından ödenen bedellerin ortada olduğu, dava değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu, açıklanan sebepler dahilinde davacı tarafından tam ve kesin olarak belirlenebilir alacak kalemine konu iş bu davanın kısmi alacak davası olarak açılmasında davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığı, dava şartlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde düzenlendiği, aynı maddenin 1-h. fıkrasında davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasının dava şartları arasında sayıldığı, aynı Kanun'un 115. maddesinde ise Mahkemenin dava şartlarının varlığını yargılamanın her aşamasında re'sen gözeteceğinin ve dava şartlarının bulunmaması durumunda davanın usulden reddine karar verileceğinin belirtildiği anlaşılmakla, açılan davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Yargıtay 15. HD 2018/3225 E- 2019/270 K; 2014/5507 E-2015/899 K; 2017/59 Esas-2017/1232 K) HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle: 1-Açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-h. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 115/2. maddesi gereğince hukuki yarar yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 80,70-TL harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın indirilmesi ile geriye kalan 21,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T hükümlerine göre hesap ve takdir edilen 10,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı tarafça peşin yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 6-7155 sayılı yasanın 19/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren 23.maddesiyle eklenen 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince taraflar arasında yapılan arabuluculuk faaliyeti sonunda, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere Hazine tarafından karşılanan 1.320,00-TL arabulucu ücretinin yargılama gideri olarak davacıdan alınarak, Hazineye gelir kaydına, Dair, karar HMK 341vd maddeleri gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize veya aynı nitelikteki başka yer Mahkemesine verilecek dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda açıkça okunup usulen anlatıldı.03/03/2022
Katip ... (e-imzalıdır)
Hakim ... (e-imzalıdır)