İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2018/130 E. 2019/616 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2018/130
- Karar No
- 2019/616
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2018/130 KARAR NO : 2019/616
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/03/2018 KARAR TARİHİ : 04/10/2019
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin,... daki taşınmazı üzerinde kurulu bulunan seralarında sebze yetiştiriciliği ve ıslah faaliyeti yürüttüğünü, davalıdan seralarında kullanılmak üzere değişik ebatlarda 8 mm ... ... levha satın aldığını, malzemenin pazarlanması aşamasında, davalının, kataloglarında ve internet web sitesinde yer aldığı üzere, ürünlerinin uluslarasaı standartlar ile TSE kriterlerine uygun olduğunu taahhüt ederek ve garanti vererek ürünü müvekkile sattığını, ürünlerin 2015 yılında davalıdan satın alınmasının ve seraya uygulanmasının üzerinden kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen , malzemede matlaşma ve ışık geçirgenliğinde azalmanın ortaya çıkması üzerine, davalı ile irtibata geçilerek ... malzemenin yenileri ile değiştirilmesinin istendiğini, davalı firma yetkililerinin konu üzerinde yaptıkları inceleme sonrasında, müvekkile 2017 yılı içinde sadece 67 adet yeni ... levha gönderdiğini, bu gönderilen yeni levhalardan 53 adedinin seralarına uygulandığını, ancak bunun dahi sorunu çözmediğini, sonradan gönderilen monte edilenler de dahil olma üzere levhaların tamamen özelliğini yitirmesi üzerine davalının noter ihtarı ile uyarıldığını ve levhaların yeniden değiştirilmesinin istendiğini, davalının ihtara cevap vermediğini ve irtibata bile geçmediğini, müvekkilinin değişik iş dosyasında tespit yaptırdığını, haklılıklarının ortaya çıktığını beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ... TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesi talep etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkil şirket tarafından satılan ürünlerde üretim hatası ve ayıp bulunmadığını, müvekkil şirket tarafından ayıplı mal üretiminin imkan dahilinde olmadığını, kalite kontrollerin ve gerekli testlerin yapıldığını, davacının işinin ehli olmayan kişilere montaj işlemini yaptırdığını, müvekkilinin montajla ilgili bir sorumluluğunun olmadığını, dosya ile aynı niteliğe sahip Kayseride görülen bir başka davada bilirkişi raporlarında ürünlerin hatalı olmadığının tespit edildiğini, delil tespiti dosyasındaki raporun hükme esas alınamayacağını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, ayıplı mal nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebinden ibarettir. 6.Öncelikle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 7.İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 8.İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; somut dosyada, ispat yükü davacıdadır. 9.Mahkememizce taraf delilleri toplanmıştır. 10.Mahkememizce keşif yapılmış, ürünler bilirkişilere incelettirilmiş ve keşif sonucu düzenlenen ... havale tarihli heyet bilirkişi raporunda özetle; seralarda yapılan tespitlerde, seraların ön ve arka alınlarında bulunan ... levhaların çoğunluğunun renklerinde sararmalar ve matlaşmalar olduğu, yer yer çatlamaların olduğu, ... levhaların sert kırılgan yapıda oldukları, bazı levhalarda ise dolu vurması sonucu oluşan deliklerin olduğunun tespit edildiği, 2017 yılından sonra da levhaların üzerinde deformasyonların devam ettiği, 2017 yılında yenileri değiştirilen levhaların sorunu çözmediğinin tespit edildiği, keşif mahallinde yapılan incelemede ve araştırmalarda seraların ön ve arka alınlarına montajı yapılan polikarbonların usulüne uygun olarak montajının yapıldığının tespit edildiği, yapılan incelemelerde, alınan ... levhaların ilk yıldan başlayarak 4 yıl gibi bir süre içinde deformasyona uğradığından, bunların ayıplı ürün olduğu, tamamının (depoda kalanlar da dahil) değiştirilmesi gerektiği belirtilerek; yapılan hesaplama neticesinde, ... levhaların değerinin ... TL, söküm ve yeniden işçilik maliyetinin ... TL olduğu belirtilmiştir. 11.Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve itirazlar/beyanlar alınmıştır. 12.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... HD'nin .../... Esas, .../... Karar sayılı, ... tarihli kararında da belirtildiği üzere; Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK ve 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekir. 13.Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK 'nun 207.maddesi) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK'nun 23.maddesi). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1 ve 1-c hükmü de uygulanacaktır. 14.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: 15.Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur." denilmektedir. 16.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. 17.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 21/1-c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için bu durumu bu süre içerisinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 21/1-c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. 18.Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227. maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. 19.TBK'nun 231.maddesine göre, satıcı daha uzun süre için kefalet etmemiş ise, satılanı ayıba karşı tekeffülden kaynaklanan her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile alıcıya teslimin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (Benzer yönde; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD'nin 2019/1321 Esas, 2019/1412 Karar sayılı, 03/07/2019 tarihli kararı; Yargıtay 11. HD'nin 03/05/2017 tarih ve 2015/15039 Esas, 2017/2589 Karar) 20.Somut olayda, taraflar arasında ticari satım sözleşmesi mevcuttur. Davacı, ürünlerde sorun olduğu için bunun davalıya bildirildiğini ve davalı tarafça müvekkile 67 adet yeni ... levha gönderildiğini, bunun 53 adedinin seralara uygulandığını ancak bunun dahi sorunu çözmediğini, tamamının değiştirilmesi için noter aracılığı ile ihtarname gönderildiğini, davalının sorunu çözmediği gibi ihtara cevap da vermediğini beyan etmiştir. 21.Bahsedilen noter ihtarının örneği ve tebliğ mazbatası örneği dosyada mevcuttur. 22.Davacı tarafça mahkememizce yaptırılan delil tespitine ilişkin .../... esas sayılı dosya, dosyamız arasına alınmıştır. Delil tespiti dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda özetle; davalıdan alınan ...da, şeffaf olan levhaların matlaşması sonucu ışık geçirgenliğinin azaldığı, sertliğinin daha az olduğu, darbelere karşı dayanıklılığının açz, çizilmeye çatlamaya müsait olduğu, ayıplı mal niteliğinde olduğu, internet tanıtım ve saffalarında belirtilen uzun ömür ve yüksek dayanıklılık ibarelerinin yanıltıcı nitelikte olduğu, alınan levhalarda bir yılda matlaşma başladığı, ışık geçirgenliğinin azaldığı kanaatine varıldığı, 2015 yılında yapılmış ... levhaların özelliklerini yitirdiği, yenileri ile değiştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. 23.Davalı taraf delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, kabul etmediklerini belirtmiştir. Bu hususu çözüme kavuşturmak gerekmektedir. 24.Yargıtay 3. HD nin 2017/9181 esas, 2019/5802 karar sayılı emsal ilamında belirtildiği üzere; Delil tespiti isteyenin haklarını korumak içi zorunluluk varsa veya acele hallerde mahkemece karşı tarafa tebligat yapılmadan delil tespiti yapılabilir, ancak bu durumda mahkemece delil tespiti tutanağının ve bilirkişi raporunun bir sureti derhal karşı tarafa tebliğ edilmelidir. Ancak tebligat yapılmış olsa bile cevap dilekçesinde kabul edilmemiş delil tespiti raporuna dayanılarak hüküm verilmesi kanuna aykırılık oluşturur. Yargıtay 3. HD nin 2017/10278 esas, 2019/5981 karar sayılı emsal ilamında belirtildiği üzere; Delil tespitinin konusunu maddi vakıalar oluşturur ve bilirkişi raporunda belirtilen zarar miktarı davacı lehine kazanılmış hak oluşturmaz. Yani delil tespiti kesin delil niteliğinde değildir. Bu açıklamalar ışığında, davalının, delil tespiti dosyasındaki rapora ilişkin beyanları bu yönüyle yerindedir. İtiraza uğrayan veya karşı tarafa tebliğ edilmeyen delil tespiti dosyasındaki rapora tek başına dayanarak hüküm verilemez. Ancak, delil tespitindeki dosyadaki rapor bir delildir. 25.Dosyamızda aldırılan bilirkişi heyet raporu ile delil tespiti dosyasında aldırılan bilirkişi raporu özetle; ürünlerin ayıplı oldukları ve değiştirilmeleri gerektiğini bildirmeleri yönünden birbirini teyit etmektedirler. 26.Davalı taraf, montajdan kaynaklı sorun olduğuna ilişkin itirazlarda bulunmuştur. Montajdan kaynaklanan bir sorun olmadığı bilirkişi raporunda açıkça belirtilmiştir. Keşif mahallinde yapılan incelemede ve araştırmalarda seraların ön ve arka alınlarına montajı yapılan polikarbonların usulüne uygun olarak montajının yapıldığının tespit edildiği, bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Bu yöne ilişkin davalı itirazı yerinde bulunmamıştır. 27.Teknik olarak ürünlerin ayıplı olduğu hem mahkememiz dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda hem delil tespiti raporunda belirtilmiştir. Bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere; ürünler zaman içinde özetle, deformasyona uğradığı (sertleşme/matlaşma vb.) yani taahhüt edilen özelliği, zaman içinde kullanıldıkça taşımadığının ortaya çıktığı veya zaman içinde taahhüt edilen özelliği kullanıldıkça kısa bir sürede yitirdiği anlaşılmakla, ayıbın gizli ayıp olduğu kabule göre anlaşılmaktadır. İlk önce ihbardan sonra bir kısım ürünlerin değiştirildiği ancak sorunun çözülmediği bu sefer davacı tarafça noter aracılığı ile tekrar bildirimde bulunulduğu dosyadan anlaşılmaktadır. Davacı üzerine düşen yükümlülüğünü (ihbar) yerine getirmiştir. Ayıplar ortaya çıktığında, derhal bildirimlerde bulunmuştur. 28.Davacı taraf, taleplerini ıslah etmiş, ıslah dilekçesi HMK m. 177/2 gereği davalıya tebliğ edilmiştir. 29.Davalı taraf, ıslah dilekçesine karşı beyanlarını sunmuştur. 30.Genel kural olarak, bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen). Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen). 31.Tüm yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyada aldırılan heyet bilirkişi raporunun, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu, dosyamızda aldırılan bilirkişi heyet raporu ile delil tespiti dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda özetle; ürünlerin ayıplı oldukları ve değiştirilmeleri gerektiğini bildirmeleri yönünden birbirini teyit ettiği anlaşılmakla, rapor doğrultusunda, davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.Delil tespiti dosyasındaki miktar ile mahkemeimzce aldırılan rapordaki miktar farkı ise rapor tarihlerinin farklı olması, aradaki zaman farkı göz önüne alınarak, makul ve yerinde bulunmuştur. Çelişki olduğu kabul edilmemiştir. Hesaplama yönteminde bir hukuka ve somut verilere aykırılık görülmemiştir. 32. Islah dilekçesinde, davacı vekili, ıslah edilen tüm miktara dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunmuştur. Mahkememizce de dava dilekçesinde talep edilen miktara dava tarihinden, ıslah edilen miktara ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmemiş, talep gibi, tüm miktara dava tarihinden itibaren faiz işletilmiştir. Çünkü, güncel, 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereği; bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.02.1963 gün ve 4/71-21 Sayılı kararında da belirtildiği gibi; "Bir konunun İçtihadı Birleştirme Kararı ile aydınlanması, ameli sonuç bakımından, o konuda yeni bir yasa çıkarılması anlamına gelmektedir". (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/1-281 E., 2010/323 K., 16.06.2010 tarih, Belirtilmelidir ki; Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcıdırlar, bkz: 2797 saıyılı Yargıtay kanunu m. 45;"İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.). Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde dahi, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilebileceğinden, somut davada açıkça dava tarihinden itibaren faiz istendiğinden, bu şekilde hüküm kurulmuştur. 33.6100 sayılı HMK'nun 323. maddesi gereğince geçici koruma tedbirlerinden olan delil tespiti için yapılan giderler yargılama giderlerine dahil olup, yargılama giderleri kapsamında değerlendirilip, hüküm altına alınması gerekir. 22.03.1976 tarihli 1976/1 Esas, 1976/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da delil tespiti giderlerinin yargılama giderlerinden sayılacağına ve müddeabihe dahil edilmeyeceğine karar verilmiştir.(Yargıtay 15. HD., 2016/5248 Esas, 2017/4165 K.; Yargıtay 3. HD., 2017/5957 Esas, 2019/3255 K.) Bu nedenle, mahkememizce delil tespiti giderleri yargılama giderlerine dahil edilmiştir. HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, ... TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL peşin karar harcı ve aşamalarda yatırılan ... TL ıslah harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli bakiye ... TL nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 5-Davacı tarafça yatırılan ve mahsup edilen toplamda ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-6100 sayılı HMK'nun 323. maddesi gereğince geçici koruma tedbirlerinden olan delil tespiti için yapılan giderler yargılama giderlerine dahil olduğundan mahkememizin .../... esas sayılı dosyasında yapılan ... TL keşif harcı, ... TL başvurma harcı, ... TL peşin karar harcı, posta/tebligat/bilirkişi ücreti toplamı ... TL olmak üzere, genel toplam olan ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafça iş bu esas dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat-bilirkişi ücreti gideri toplamı ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafça bir gider yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ... TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 11-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair; davacı vekili ... ve davalı vekili ...'in yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/10/2019
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır