İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2017/195 E. 2019/515 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2017/195
- Karar No
- 2019/515
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/195 KARAR NO : 2019/515
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 05/04/2017 KARAR TARİHİ : 11/09/2019
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı minibüs ile, ... ili ... ilçesi ... mah. ... Sk. Üzerinden ... ... istikametine seyir halinde iken, müvekkillerinin desteği ... sevk ve idarisindeki şeridinde giden motorsiklete çarparak sürüklenmesi neticesinde çift taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı tarfuk kazası meydana geldiğini, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .../... soruşturma numaralı dosyasında kazanın oluşumunda sürücü ...'un 2918 sayılı KTK'nın 84. Maddesinde belirtilen sürücülere ait asli kusurlardan "şeride tecavüz etme" kusurunu işlediği, ...'nın ise kazanın oluşumunda her hangi bir kusurunun bulunmadığını yönünde bilirkişi raporu tanzim olunduğunu, davacıların desteği olan mütevefanın asgari ücretle çalışarak ailesine maddi açıdan destek olduğunu, ölümle bu destekten mahrum kalındığını, ...na yapılan müracaatla ... TL ödeme yapıldığını, miktarın yetersiz olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı tutularak ibranamenin iptali ile ... TL ...na başvuru tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini toplam ... TL'ye arttırmıştır. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin her hangi bir sorumluluğu kalmadığından davanın reddi gerektiğini, ödeme yapıldığını, makbuz ve ibraname gereğince müvekkilinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, davacıların motosiklete kasksız olarak binmeleri nedeni ile müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, SGK tarafından yapılan ödemelerin düşülmesini, ...nın sorumluluğunun teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesini, ticari faizin talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5. vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmıştır. Ankara Trafik İhtisas Daire Başkanlığı'nın ... tarihli raporunda; "...Motosiklet sürücüsü ...'nın kaskı yok ise; dava dışı sürücü ...'un % 85 (yüzde seksenbeş) oranında kusurlu olduğu, davacıların yakını sürücü ...'nın % 15 (yüzde onbeş) oranında kusurlu olduğu, II- Motosiklet sürücüsü ...'nın kaskı var ise; dava dışı sürücü ...'un %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, davacıların yakını sürücü ...'nın kusursuz olduğu..." belirtilmiştir. Aktüerya bilirkişi ...'ın ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; "...anne ... için davalı sigorta ödemesini aşana ve teminat limiti ile sınırlı talep edilebilir bakiye zararın ... TL, baba ... için davalı sigorta ödemesini aşana ve teminat limiti ile sınırlı talep edilebilir bakiye zararın ... TL olduğunu..." belirtmiştir. ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin .../... E. .../... K. Sayılı kararının incelenmesinde; sanığın ..., ölenin ... olduğu, sanığın cezalandırılmasına karar verilip, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüştür. Yargıtay ... Ceza Dairesi'nin ... tarih .../... E. .../... K. sayılı kararında; "...Meskun mahalde şerit ihlali yaparak tam kusurlu eylemiyle meydana getirdiği kaza sonucu bir kişinin ölümüne, bir kişinin de nitelikli şekilde yaralanmasına neden olan sanık hakkında, TCK'nın 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi gözetilerek adalet ve hakkaniyet kuralları uyarınca alt sınırdan daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma konusu yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin kusura ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerektiğine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA..." denilmiştir. Dosya içerisine SGK hizmet dökümü ile ödemelere ilişkin belgeler, davacıların sosyo ekonomik durum araştırmasına ilişkin kayıtlar, ... yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar ve trafik tescil kayıtları getirtilmiştir. Trafik kazası nedeniyle maruz kalınan maddi ve manevi zararın sigorta şirketinin de aralarında bulunduğu davalılardan tahsili istemine ilişkin bulunduğu, uyuşmazlık, her ne kadar haksız eyleme dayalı ise de; davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun sigorta hukukundan kaynaklandığı ve davanın, Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 vd. maddelerinde sayılan hususlardan olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevine girmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 12/12/2016 tarih 2014/14706E.2016/11417K. Sayılı kararı ). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 08/11/2017 tarih 2015/4613E.2017/10237K. sayılı kararında; "... uyuşmazlığın temelinde 3.kişinin haksız fiili bulunmakta ise de, davalı ...’nin sorumluluğu sigorta hukukundan (sigortacılık yasasından) kaynaklanmaktadır. Sigorta hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6. kitabında 1401 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Açıklanan yasal düzenlemelere göre taraflar arasındaki uyuşmazlıkta sigorta hukuku uygulanacağı için uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesince sonuçlandırılması gerektiğinden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken..." denilmiştir. Borçlar Kanunun 49. maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren kimse bu zararı tazmine mecburdur. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Özel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmemiş, bütün hallerde bir kimse için haksız fiil sorumluluğunun söz konusu olması, BK'nun 41.maddesindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/06/2011 tarih 2011/4-206E. 2011/461K. sayılı kararı). Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için, ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar meydana gelmeli ve zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2017 tarih 2014/19438E. 2017/2199K. sayılı kararında; "...Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. O halde, hükmedilen maddi tazminatta sigorta şirketi dışındaki davalılar yönünden faiz başlangıcının asıl ve ıslah edilen kısım yönünden kaza tarihi olarak; sigorta şirketi yönünden ise asıl ve ıslah edilen kısım yönünden dava tarihi olarak kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de isabetli değildir..." denilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 54. maddesi "Bedensel zarar özellikle şunlardır: Tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar" şeklindedir. Beden bütünlüğü ihlâl edilen kişi bu ihlâl nedeniyle tamamen veya kısmen çalışamaz duruma gelmişse, bundan doğan zararının tazminini de talep edebilir. Çalışma gücü, kişinin beden ve fikir gücünün gelir getirici şekilde kullanılmasıdır. Uygulamada çalışma gücünün azalması geçici iş göremezlik, çalışma gücünün kaybı ise sürekli iş görmezlik kavramları kullanılmaktadır (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 26/01/2018 tarih ve 2018/60E. 2018/100K. sayılı kararı). "Cismani Zarar Halinde Lazım Gelen Zarar ve Ziyan” başlığı altında düzenlenen 818 sayılı Borçlar Kanununun 46. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun Bedensel Zarar 54. madde), bedensel zarara uğranılması nedeni ile talep edilebilecek zarar türleri belirtilmekte olup çalışma gücü kaybı da bu zarar türleri arasında yer almaktadır. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebinin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Sözkosu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 26/03/2015 tarih 2013/18924E. 2015/4895K. sayılı kararı). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2015 tarih 2013/13939E. 2015/4396 K. sayılı kararında; "...Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Bu anlamda gerçek zararın belirlenmesi ve giderilmesi önem arzetmektedir. Cismani Zarar Halinde Lazımgelen Zarar ve Ziyan başlıklı 818 sayılı BK 46. maddesinin 2. fıkrası (6098 sayılı TBK m. 75) gereğince gerçek zararın belirlenmesi bakımından karar tarihine en yakın tarihlerdeki ölçütlerin kullanılması gerekmektedir. Buna göre mahkemece hüküm tarihine en yakın tarihte davacının bilinen kazancını ve yine bilinen asgari ücret tutarını belirleyerek bu verilere göre bilirkişiden ek rapor alınması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..." denilmiştir. Trafik kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle ortaya çıkan zararın tayininde zarar görenin elde ettiği gelir önem arz eden hususlardandır. Zarar miktarı tespit edilirken göz önünde bulundurulacak olan gelir, zarar verici olayın meydana geldiği andaki gelir olmakla birlikte bu gelire zarar görenin ileriki yıllarda elde edeceği terfileri, ücret ve maaş yükselmeleri gibi gelir artışları da eklenmelidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 22/12/2014 tarih 2013/13507E. 2014/19104K. sayılı kararıda; "...Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından davacı sürücünün motosiklete kasksız bindiği ve kazanın davacıda işitme kaybı, görme kaybı ve diğer arazlara neden olduğu anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu'nun 44/1. maddesi hükmüne göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim, tazminat miktarını hafifletebilir. O halde, davacının motosiklete kasksız olarak binmesi nedeniyle müterafik kusurlu olup olmadığı ve hesaplanan tazminat tutarından BK’nun 44. maddesi gereğince indirim yapılması gerekip gerekmediği hususu tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar karar yerinde değerlendirilmeksizin verilen hüküm doğru bulunmamıştır..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2016 tarih 2014/17387E. 2016/9499K. sayılı ilamında; "...Somut olayın özelliği ile hakkaniyete uygun biçimde, Dairemiz'in uygulamalarıyla benimsenen % 20 oranında müterafik kusur indirimi ile tazminatın belirlenmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm verilmiş olması doğru görülmemiştir..." denilmiştir. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 26/02/2018 tarih 2017/772E. 2018/386K. sayılı karanda; "...Kaza tespit tutanağında her ne kadar davacıların murisi yaşı küçük ...'nin ve annesi davacı ...'in kaza sırasında emniyet kemeri takıp takmadığı hususu ''belirsiz'' olarak işaretlenmiş ise de, ifade tutanakları, ... taraihli olay yeri inceleme tutanağı ve otopsi raporu incelendiğinde; kaza sırasında davacıların müşterek murisi yaşı küçük ...'nin emniyet kemeri takmadığı, kaza öncesinde davacı ...'in aracın sol arka koltuğunda oturduğu, yaşı küçük muris ...'nin ise annesi davacı ...'in kucağında oturduğu, kaza neticesinde yaşı küçük ...'nin araçtan 680 cm öteye fırladığı, kafatasının parçalandığı, subtral beyin parankim kaybı nedeniyle vefat ettiği anlaşılmaktadır. Davacıların murisin annesinin kucağında emniyet kemeri takmaması BK.nun 44. maddesi uyarınca zarar görenlerin müterafik kusuru olarak kabul edilmeli ve belirlenecek tazminat miktarında müterafik kusur oranında bir indirim yapılmalıdır. (Bknz. Yargıtay 17. HD'nin 2014/23429 E., 2017/6277 Karar, 2015/18046 E, 2016/2830 K., 2013/14426 E, 2015/2902 K. Sayılı ilamları) BK. 44. maddesi gereğince tazminattan uygun oranda müterafik kusur indirimi yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu hususun karar yerinde değerlendirilmemiş olması doğru görülmemiştir." denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 18/12/2017 tarih ve 2017/1008E. 2017/1278K. Sayılı kararında; "...Ölüm şeklinin belirlenmesi, ölüm desteğin başından aldığı yara sonucu meydana gelmişse kask takılı olup olmadığının saptanması, kask takılı değil ise bu olgunun müterafik kusur oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi gerekir..." denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 07/12/2017 tarih ve 2017/1343E. 2017/1221K. sayılı kararında; " ...Davacı araç sürücüsünün kaza sırasında kaskının takılı olmadığı benimsendiğine göre, yerleşik Yargıtay uygulamaları uyarınca müterafik kusur sebebiyle yapılacak indirimin % 20 oranını geçemeyeceği gözetilmeksizin % 25 oranı üzerinden müterafik kusur indirimi yapılmış olması doğru değildir..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20/05/2014 tarih 2013/9086E. 2014/7878K. sayılı kararında; "...Mahkemece davalı sigorta şirketinin poliçe limiti üzerinden hatır taşıması nedeniyle takdiri indirim yapılarak maddi tazminatın kısmen reddine karar verilmiş, reddedilen miktar üzerinden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmiştir. Hakimin takdir hakkını kullanarak yapmış olduğu indirim nedeniyle mahkemece davacının istediği miktardan daha az bir miktara hükmedilmesi halinde davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 05/07/2018 tarih 2015/13463E. 2018/6799K. Sayılı kararında; "...Kabule göre de Trafik kazasına karışan araç ticari kullanım niteliğinde olmayıp hususi araç olduğundan uygulanabilecek faiz oranı da yasal faiz olmalıdır. Bu nedenle mahkemece, yasal faize hükmetmek gerekirken, yazılı olduğu üzere avans faizine hükmedilmiş olması doğru görülmemiştir..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 03/06/2015 tarih 2014/2072E. 2015/8146K. sayılı kararında; "...Her ne kadar somut olayda davacının kasksız olarak araç kullandığı kesinleşmiş ise de, ... tarihli trafik teknik bilirkişisi tarafından düzenlenen kusur raporunda bu husus davacının kazanın oluşumundaki kusur oranının tespitinde dikkate alınmış ve davacının kazada %40 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş olup ayrıca aktüerya hesabında da davacının kasksız olarak araç kullanmasının kusur olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, davacının kaza sebebiyle omurga kemiğinde kırık meydana gelecek şekilde yaralandığı tespit edilmiş olup kafa bölgesinde bir yaralanması da söz konusu değildir. O halde mahkemece, hesaplanan tazminat miktarından davacının kasksız olarak araç kullanması sebebiyle ayrıca %25 oranında indirim yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir..." denilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 05/02/2018 tarih 2017/1515E. 2018/103K. sayılı kararında; "...Hukuk hakimi, ceza mahkemesi kararları ile bağlı değildir (TBK 74). Bu kural gereğince hukuk mahkemesi, ceza mahkemesinin, eylemin, sanık tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle verdiği beraat kararları ile bağlı olmadığı gibi eylemin, hukuki ilişki kapsamında kalmasından dolayı suçun unsurunun oluşmadığı gerekçesi ile verdiği beraat kararları ile de bağlı değildir. Öte yandan, ceza mahkemesince toplandığı gerekçesi ile hukuk mahkemesine sunulan delillerin toplanmaması da usule uygun değildir..." denilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 02/10/2018 tarih 2018/3232E. 2018/7342K. sayılı kararında; "...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74. (818 sayılı Borçlar Kanunu 53.) maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hakiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof. Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır. Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmüne göre, kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini hususunda hukuk hakimi ceza mahkemesi kararı ile bağlı değil ise de ceza mahkemesinde saptanan maddi olgularla bağlı olduğundan, mahkumiyetin kesinleşmesi halinde mahkum olanlara az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerekmektedir..." denilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21/06/2006 tarih 2006/4-355E. 2006/457K. sayılı kararında; "...Ceza mahkemesindeki ...'ye yönelik olarak söylediği saptanan ve hakaret içeren sözlerin söylenmiş olup olmadığı hususu yeniden hukuk mahkemesinde tartışma konusu yapılamayacağından, bu maddi olgunun sabit olduğunun kabul edilmesi gerekir..." denilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/11/2012 tarih 2012/11-413E. 2012/901K. sayılı kararında; "...Görülmektedir ki, ceza mahkemesinin “delil yetersizliğine dayanan beraat kararının” hukuk hakimini bağlamayacağı ancak beraat kararı bir maddi olguyu tespit ediyorsa bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı, beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın hukuk hakimini de bağlayacağı, bundan başka kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı hüküm altına alınmıştır (Turgut Uygur, Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, s. 844). Bu durumda, ceza mahkemesi kararının kusurun varlığı ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda hukuk hakimini bağlamayacağı kuşkusuzdur (HGK, 10.12.1975 gün ve 19975/11, 406 E., K; 25.11.1983 gün ve 1983/4-261, 1220 E., K. sayılı ilamları). Böylece, kural olarak hukuk hakimi ceza yasasındaki hükümlerle ve ceza hakiminin kararıyla bağlı tutulmamış; BK’nun 53.maddesi ile bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir (Mustafa Reşit Karahasan, Tazminat Hukuku, 1996, s. 437 vd.). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Hukuk hâkiminin kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığı ancak aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak alınan maddi olgularla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusunda tamamen bağlı olacağı gerek öğreti gerekse de yargısal uygulamada istikrarla kabul edilmektedir. Hal böyle olunca, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (HGK, 10.01.975 gün ve 1971/406 E., 1975/1 K.; HGK, 23.01.1985 gün ve 1983/10-372 E., 1985/21 K. sayılı ilamları). Bilindiği gibi ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptaması, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturur. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır (HGK, 16.09.1981 gün ve 1979/1-131 E., 1981/587 K. sayılı ilamı, Mustafa Çemberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s. 22 vd.)..." denilmmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. maddesi (818 sayılı BK'nun 53. maddesi ) uyarınca; 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.' Bu açık hüküm karşısında ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” olgusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacağından hukuk hakimini de bağlayacaktır (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 03/07/2017 tarih 2017/1429E. 2017/1423K. Sayılı kararı). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 11/02/2019 tarih 2018/4028E. 2019/1197K. sayılı kararında; "...2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 111/2. maddesi gereği, ibra tarihinden sonraki 2 yıl içinde yetersizlik iddiasının ileri sürüldüğü; zarar ile kapsamı belli olmadan verilen ibranamenin ancak makbuz hükmünde olduğu dikkate alındığında..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 15/01/2019 tarih 2016/3277E. 2019/117K. Sayılı kararında; "...2918 sayılı KTK'nın 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Bu durumda davacı zararı, öncelikle ödeme tarihindeki verilere göre hesaplanmalı, ödenmesi gereken miktarla ödenen miktar arasında KTK'nın 111. maddesinde belirtildiği şekilde fahiş bir fark olup olmadığının bu şekilde değerlendirilmesi, şayet ödenmesi gereken tazminat miktarı ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu saptanırsa, davacılar tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmesi ve rapor tarihindeki verilere göre hesaplanacak tazminat tutarından davalı tarafından yapılan ödemelerin güncellenerek düşülmesi..." denilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 15/10/2018 tarih 2015/17273E. 2018/9045K. sayılı kararında; "...davacı tarafça imzalı ibraname bulunduğu ve eldeki davanın KTK'nun 111. maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığı gözetilmek suretiyle, davacı yanın maddi tazminat talebinin, hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerekip gerekmeyeceği (usuli kazanılmış haklar gözetilmek suretiyle) hususunun hükümde tartışılıp davalı sigorta şirketinin hukuki durumunun takdiri gerekirken..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacılar trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemi ile dava açmıştır. Davacılar ... ve ... davalı ...na müracaat ederek "..." tarihinde makbuz ve ibraname vermişlerdir. Davacılar 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 111/2. maddesi gereği, ibra tarihinden sonraki 2 yıl içinde yetersizlik iddiasının ileri sürerek tazminat istemi ile dava açmışlardır. Zarar ile kapsamı belli olmadan verilen ibranamenin ancak makbuz hükmünde olduğundan ve hak düşürücü süre içinde dava açıldığından dava esastan incelenmiştir. Trafik tescil kaydı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin .../... E. .../... K. sayılı dosyası, Adli Tıp Uzmanı bilirkişi raporu, aktüerya bilirkişi raporu, kusur raporu, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının cevabi yazıları, gelir durumunun tespitine ilişkin gelen yazı cevabı tüm dosya kapsamı bilikte değerlendirildiğinde; ... günü saat ... sıralarında, sürücü ... sevk ve idaresindeki arkasında eşi ...'nın yolcu olduğu plakasız motosiklet ile ... Sokağı takiben ... ... istikametinden ... ... istikametine seyri sırasında olay mahalli ...'in evinin önlerine geldiğinde, karşı yönden şerit ihlali yaparak gelen sürücü ... yönetimindeki ... plakalı minibüs ile çarpışması sonucu dava konusu kaza meydana gelmiştir. Dava konusu olay ceza yargılamasına konu olmuş ve dava dışı ...'un tam kusurlu olduğu belirlenmiştir. Ankara Trafik İhtisas Daire Başkanlığı'nın ... tarihli raporuna göre; "...Motosiklet sürücüsü ...'nın kaskı yok ise; dava dışı sürücü ...'un % 85 (yüzde seksenbeş) oranında kusurlu olduğu, davacıların yakını sürücü ...'nın % 15 (yüzde onbeş) oranında kusurlu olduğu, II- Motosiklet sürücüsü ...'nın kaskı var ise; dava dışı sürücü ...'un %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, davacıların yakını sürücü ...'nın kusursuz olduğu..." belirtilenmiş, Aktüerya bilirkişi ...'ın ... tarihli bilirkişi raporunda; "...anne ... için davalı sigorta ödemesini aşana ve teminat limiti ile sınırlı talep edilebilir bakiye zararın ... TL, baba ... için davalı sigorta ödemesini aşana ve teminat limiti ile sınırlı talep edilebilir bakiye zararın ... TL olduğunu..." belirtmiştir. Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre davacının kasksız olarak araçta bulunması yerine göre müterafik kusur olarak değerlendirilmesi dışında kusur olarak değerlendirilmesi mümkün değil ise de, Adli Tıp Kurumu bir hesap şeklinde kusur hesabı yaparken müvefaya kusur verilmiş olması, aktüerya bilirkişisinin de bunu baz alarak indirim yapmış olması esasen doğru değil ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 26. maddesi gereğince taleple bağlılık kuralı doğrultusunda davacının davasının talep miktarı ile bağlı kalınarak kabulüne karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların davasının KABULÜ İLE; 2. ... TL Maddi tazminatın kaza tarihindeki poliçe limikiti ile sınırlı olmak üzere, dava tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...' ya verilmesine, 3. ... TL Maddi tazminatın kaza tarihindeki poliçe limikiti ile sınırlı olmak üzere, dava tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, 4. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan alınması gerekli ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL'nin mahsubu ile bakiye ... TL'nin davalıdan kaza tarihindeki poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere alınarak hazineye gelir kaydına, 5. Davacılar tarafından yapılan ... TL harç ile ... TL posta ve bilirkişi masrafı olmak üzere toplam ... TL yargılama giderinin davalıdan kaza tarihindeki poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere alınarak davacılara verilmesine, 6. Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7. Davacı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan ... TL vekalet ücretinin davalıdan kaza tarihindeki poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere alınarak davacı ...' ya verilmesine, 8. Davacı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan ... TL vekalet ücretinin davalıdan kaza tarihindeki poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere alınarak davacı ...' ya verilmesine, 9. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, davacılar vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda 6100 sayılı HMK nın 341 mad. gereğince KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.11/09/2019
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır