İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1940/7 E. 2003/7 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1940/7
- Karar No
- 2003/7
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/249 KARAR NO : 2020/97 DAVA : Tespit DAVA TARİHİ : 20/04/2018 KARAR TARİHİ : 05/02/2020 Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında ... tarihli Atıksu Hizmet Sözleşmesi bulunduğunu, ... 2014 yılından beri müvekkil tarafından davalıya Atıksu bedeli adı altında kesilen faturalara istinaden ödemeler yapıldığını, ... iştiraki olan davalı ... Turizm bölgelerinde ..., ... sorunlarının önlenmesine yönelik faaliyetlerde bulunmak üzere kurulmuş özel bir şirket olduğunu, davalı şirket ile ... arasında ... tarihli ... İşletme Protokolü imzalandığını, protokole göre davalı şirketin davacı müvekkili otelin de bulunduğu ... ni 15 yıl süre ile işleteceğini, ... ile yapılan porotokole göre ... ... ...'nin hazırlamış olduğu abone sözleşmelerinin imzalanmasının sağlandığını, ...'nin ... de atıksu işletmecisi olan tek şirket olduğunu, bölgede yaşayanların farklı bir şirketten hizmet almasının mümkün olmadığını, birbirine yakın iki bölge olan ... ve ... beldesindeki otellerin ödemiş olduğu atık su bedelleri arasında inanılmaz bir fark oluştuğunu, ... nün atık su hizmeti verdiği oteller, tüketilen su biriminin %30'u üzerinden atık su bedeli öderken, davacı şirket yatak kapasitesinin üzerinden atık su bedeli ödediğini, TBK'nun 25. Maddesinde amaçlanan husus, karşı taraf açıkça bilgilendirilmiş, içeriğini öğrenme imkanı sağlanmış olsa bile hükmün dürüstlük kuralına aykırı şeklide konulamayacağının amaçlandığını, düzenlemelere karşı Davalı şirket ile ... ... arasında protokol gereğince ... deki atıksu işletmesinin tek yetkilisinin davalı şirket olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki atıksu sözleşmesine müdahalede bulunularak muarazanın giderilmesi ve davalı şirketin atıksu bedelinin fiyat tarifesinin dava tarihinden itibaren ... ... tarifesi ile aynı oranda olmasının tespitinin yapılmasını talep ve dava etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı her hangi bir cevap dilekçesi vermemiş ve böylelikle 6100 sayılı HMK m. 128 gereği, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, özetle, muarazanın giderilmesi talebinden ibarettir. 6.Davacı taraf hakimin (mahkemenin) özel hukuk alanında sonuç doğuran sözleşmeye müdahalesini talep etmektedir. 7.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, aşamalarda, atık su tarifelerine ilişkin yapılan yazışmalara verilen cevaplar dosya arasına alınmış, dosyada bilirkişi raporu alınmıştır. ... (...) nin ilgili tarifeleri de denetime elverişlilik açısından dosya kapsamına alınmıştır. Tam burada, taraf dilekçelerinde de geçen bir hususa netleştirmek açısından kısaca değinmek gerekir ki; ..., bir kamu kurumudur ve ...’ne bağlıdır. Davalı ... ... olup kamu hizmeti niteliğindeki çalışmalarını özel hukuk kuralları altında yapmaktadır. 6102 sayılı TTK’nun 16. maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiştir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi., 2012/18925 esas, 2013/1598 karar) 8.Dosyaya tekrar dönüldüğünde; mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalının uygulamış olduğu atık su bedelinin su bedelinin %50 si olduğu, dava dışı atık su birim fiyatının kullanılan suyun %35 i olduğu, aradaki farkın %15 olduğu, davalının kar amacı güden, serbest piyasa koşullarına göre faaliyet gösteren özel teşebbüs olduğu, dava dışı ...'ın kar amacı gütmeyen kamu kuruluşu olduğu belirtilmiştir. 9.Bilirkişi raporuna bakıldığında, tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Hukuki yorum mahkemeye aittir. 10.Taraflar arasında imzalanan bir sözleşme mevcuttur. 11.Genel olarak söylemek gerekir ki; Türk Ticaret Kanunu, tacire, bütün ticarî faaliyetlerinde, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü getirmiştir. Dosyada iki taraf da ticaret şirketidir ve TTK gereği tacirdirler. Basiret, sağduyu, ilim, tecrübe ve feraset ışığıyla görüp sezmeye ve bilip değerlendirmeye esas teşkil eden konuları etraflıca ve tam olarak kavrayabilmedir.(KARAHAN, Sami, Ticarî İşletme Hukuku, 6102 Sayılı TTK. ile 6098 Sayılı TBK. ve 6100 Sayılı HMK‟ya Göre Güncellenmiş 20 Baskı, Konya 2011, s. 86; AYHAN, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara 2007, s. 203) Basiret, tacirin ticarî işletmesiyle ilgili olarak, fiilî ve hukukî işlemlerde göstermesi gereken dikkat, tedbir ve objektif özen yükümlülüğü demektir. Tacir, tüm bu hukukî ve fiilî işlemlerini yaparken, ticarî hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişmeleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gereklidir. Tacirden beklenen basiretin ne olduğu kanundan değil ticarî hayattan, özellikle ticarî teamüllerden çıkartılabilir. (KİZİR, Mahmut., "Yargıtay Kararları Işığında Basiretli İşadamı Gibi Hareket Etme Yükümlülüğünün Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanmasına Etkisi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19 Sayı: 2 Yıl: 2011, s. 245-283) 12.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-515 esas, 2019/1233 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık ( Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte Bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali ( ikinci derecede ) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir. 13.Bir başka deyişle; sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırmış koşullarla bağlı kalmaları beklenmiyorsa, sözleşmeye hâkimin müdahalesi gündeme gelir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/3-1513 esas,2019/1182 karar) 14.Türk hukukunda, hem clausula rebus sic stantibus ilkesi, hem de işlem temelinin çökmesi kuramı uygulanmak suretiyle, uyarlanma davalarının görülebilir olduğu benimsenmiş ise de işlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için, sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir (Gürsoy, K.T.: Hususi Hukukta Clausula Rebus Sic Stantibus, Emprevizyon Nazariyesi, 1950, s.59-60). 15.Nitekim bu hususu yasal düzenlemeye kavuşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138. maddesinde; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” 16.Somut olayda işlem temelinin çöktüğünü gösterir bir durum kabule göre olmadığı gibi, sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan dengenin sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulduğu hali de mevcut değildir. Sözleşme karşılıklı olarak iradelerin uyuşmasıyla yerine akdedilmiştir. 17.Davacı vekili, sözleşmenin iltihaki sözleşme olduğunu beyan etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-576 esas, 2019/1022 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Sözleşme özgürlüğü sınırlamalardan biri de, sözleşme özgürlüğünün görünüm şekillerinden olan içeriği belirleme özgürlüğünde ortaya çıkmaktadır. Genel bir tanım olarak, sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğünün tek taraflı olarak kullanıldığı, bu doğrultuda taraflardan birinin sözleşme hükümlerini önceden kısmen veya tamamen belirlediği ve diğer tarafın da yalnızca bu sözleşmeyi yapıp yapmama yönünde karar verdiği sözleşmeler öğretide iltihakî veya katılma sözleşmesi olarak adlandırılır. (Oğuzman, M.K/Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 13. bası, İstanbul 2015, s. 26; Reisoğlu, S.: Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. bası, İstanbul 2012, s. 70). 18.Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai tali (ikinci derecede) yardımcı niteliktedir.(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi., 2012/22344 esas, 2012/26304 karar) 19.Davacının iddiası gereği, sözleşmenin iltihaki olması hali de kabule göre, yukarıda belirtildiği üzere, tarafların tacir olması, edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmesi veya işlem temelinin çökertecek koşulların meydana gelmemiş olması nedeni ile sonuca etkili değildir. 20.Tüm bu hususlar, yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak, davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yatırılan ... TL maktu karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli bakiye ... TL nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafça yapılan bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine, 9-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'un yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.05/02/2020 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır