Diğer ·

2025/180 E. 2025/180 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/180
Karar No
2025/180
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/180 Esas - 2025/440 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/180 KARAR NO : 2025/440

.... DAVA : Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli), Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli), Marka (Tecavüzün Ref'i İstemli), Tazminat DAVA TARİHİ : 13/11/2023 KARAR TARİHİ : 23/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılanMarka (Tecavüzün Tespiti İstemli), Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli), Marka (Tecavüzün Ref'i İstemli), Tazminat istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin 03.09.1997 tarihinde kurulduğunu, inşaat ve gayrimenkul sektöründe faaliyet gösterdiğini, “....” tescilli ve tanınmış markalarının bulunduğunu, davalı şirketin ise 13.05.2013 tarihinde kurulmuş ve .... nezdinde tescil edilmiş olduğunu, inşaat, gayrimenkul ve restorasyon sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı şirket ticaret unvanının sicilden terkini gerektiğini, müvekkilinin .... müvekkilinin “sur yapı” markasını tanınmış marka olarak da kabul ettiğini, davalı şirketin müvekkil şirket unvanının neredeyse aynısını kullandığını, müvekkilinin davalı şirketten.... depreminde yıkıldığı belirtilen camiinin restorasyonu müvekkili tarafından yapıldığı gibi bir izlenimin oluştuğunu, söz konusu internet gazetesinde müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanının adının geçirildiğini, müvekkile atfedilen bu yanlış haberin kaynağının araştırılması üzerine, .... kayıtları incelendiğinde de davalı Şirketin iki ticaret unvanı arasında karışıklığa ve haksız rekabete neden olacak şekilde bir unvanla kurularak tescil edildiği anlaşıldığını, davalı şirketçe müvekkili ticari itibarından faydalanılmaya çalışıldığını, davalı şirkete ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, davalının buna cevap vermediğini, ...” marka ve unvanının müvekkili adına tescilli olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davalı şirketin müvekkili şirket ticaret unvanına haksız tecavüzünün TTK 52.maddesi uyarınca tespitine, durdurulmasına ve davalı şirket ticaret unvanının sicilden terkini ile 50.000,00.-TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesi ile hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı şirket vekili dilekçelerinde özetle; davacının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının 10 yıldır tescilli olduğunu, davacı şirket, müvekkil şirketten daha önce tescil edilmiş olsa dahi; müvekkil şirketin unvanının ticaret sicil gazetesindeki ilanı ile davacı tarafın öğrenmiş olduğunun kabulü gerekeceğini, ....Sayılı kararında "Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır." şeklinde tespitte bulunulduğunu, müvekkilinin 10 yılı aşkın süredir de müvekkil şirket varlığını sürdürdüğünü, davacı yanın aktif olarak faaliyet gösteren müvekkili 10 yıllık süreçte bilmemeleri, duymamaları imkan dahilinde olmadığını, davacının dürüstlük kurallarına aykırı hareket ettiğini, kaldı ki taraf ticaret unvanlarının da birebir aynı olmadıklarını, farklı ticaret kollarının yer aldığını, davacının tanınmış marka kararının dahi müvekkili şirketten sonraki tarihli olduğunu, manevi tazminat taleplerinin kabul edilemez olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, davalının davacı ticaret unvanına ve markasına tecavüz etdip etmediği, davalı ticaret unvanının terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı davalının sessiz kalma itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İNCELEME VE DEĞERLENDİRMELER; Davacı yanın.... sayılı ve ibareli markasının 03.11.2014 başvuru tarihli olduğu, tescil kapsamında 36 ve 37. Sınıf hizmetlerin yer aldığı, davacı yanın .... sayılı ve ibareli markasının 28.04.2012 tarihli olduğu, tescil kapsamında 36. Sınıf hizmetlerin yer aldığı, davacının .... sayılı ve ibareli markasının 21.10.2020 tarihli olduğu, tescili kapsamında 38 ve 42. Sınıf hizmetlerin yer aldığı, her üç markanın da koruma süresinin devam ettiği, Davacı şirketin .... olarak 03.09.1997 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği şirket faaliyetlerinin temel olarak her türlü inşaat işi olduğu, Davalı şirketin .... .... gelen 17.11.2023 tarihli yazıya göre 07-05-2013 tarihinde kurulmuş bir şirket olduğu, şirket faaliyetlerinin mimarlık, restorasyon, inşaat sektörüne yönelik hizmetlere ilişkin olduğu, Davacı tarafça, davalı tarafın ticaret unvanının kullanımına yönelik olarak dosyaya sunduğu herhangi bir kullanım delilinin mevcut olmadığı, MARKA HAKKINA TECAVÜZ İDDİALARI; Markayı kullanma hakkı münhasıran sahibine aittir. Tescil edilmiş bir marka sahibi, marka üzerindeki bu münhasır hakkına dayanarak; Kendisinin izni alınmadan, tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılmasını, Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılmasını, Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılmasını engelleyebileceği uygulamada kabul edilmektedir. Mevzuatımızdaki düzenlemeye göre marka sahibinin izni olmaksızın, markayı kullanmak, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle taklit etmek, ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak eylemleri marka hakkına tecavüz sayılan fillerdendir. Bu bağlamda kanunun 7. ve 29. Maddelerini bir arada ele aldığımızda öncelikli olarak tespiti gereken husus, dosya kapsamına davacı yanca sunulan delillerin incelenerek, davalı yanca gerçekleştirildiği iddia edilen kullanımların, davacının tescilli markalarından doğan hakları ihlal eder mahiyette olup olmadığı ve bu nedenle davacı yanın marka tescilinden doğan haklarının ihlal edilip edilmediğidir. Bu tespit için öncelikli olarak davalı taraf fiili kullanımlarının, davacı taraf tescilli markaları kapsamında korunan hizmetler ile benzer olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Öncelikle dosya kapsamında davalı tarafın ticaret unvanını markasal etki doğuracak düzeyde kullanımlarını somutlaştırır hiçbir delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte davalı tarafın cevap dilekçesinde “müteahhitlik faaliyeti ile uğraştığına” yönelik beyanlarda bulunduğu görülmekte olup bu alandaki faaliyetlerinin, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında 37 ve 42. Sınıftaki hizmetler ile doğrudan aynı tür olduğu noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır. Bahsi geçen hizmetler, nihai tüketiciye profesyonel olarak ve çeşitli mevzuatlar ile izinler kapsamında sunulan türden, oldukça yüksek bedeli, tüketicilerin anlık kararlar sonucunda yararlanması mümkün olmayan hizmetler olup tüketicilerinin de yüksek düzeyde dikkat, bilinç ve seçicilik ile hareket edecek olduğu değerlendirilmiştir. Ancak tüketicinin dikkat ve özen düzeyinin yükselmesi hiçbir hal ve koşulda yanılgı yaşamayacağı yönünde bir sonucu ise kendiliğinden doğurmayacaktır. Bu noktada tespiti gereken ikincil husus ise davalı taraf kullanımlarının davacı tescilli markaları ile karıştırılabilecek düzeyde bir benzerlik ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır. Davacı taraf, davalının markasal nitelikteki kullanımlarını somutlaştırır hiçbir delile yer vermediği gibi davalı tarafın ticaret unvanı altında sunduğu hizmetlere yönelik olarak da bir delil göstermiş değildir. Bu halde davalının ticari faaliyetlerinde hangi markayı kullandığı veyahut ticaret unvanını mı kullandığı belli değildir. Bununla birlikte davalı taraf, yine cevap dilekçesinde 10 yılı aşkın bir süredir ticaret unvanına dayalı olarak ve bu unvanı kullanmak suretiyle müteahhitlik faaliyetlerinde kullandığını kabul etmektedir. Bununla birlikte genel ilkeler uyarınca; Marka, bir tacirin ürettiği veya piyasaya sunduğu mal ve hizmetleri, diğer tacirlerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan tanıtıcı işaretlerdir. Ticaret unvanları ise bir ticari işletmenin faaliyetlerini, diğer ticari işletmelerin faaliyetlerinden ayırt etmeye yarayan tanıtıcı işaretlerdir. Bununla birlikte, markaların ayırt edicilik, reklam, garanti gibi işlevleri yanında, köken bildirme işlevleri de bulunmaktadır. O nedenle, bir ticaret unvanının, daha önceden tescil olunan bir markanın kapsamında kalan mal veya hizmetlerin tescilli olduğu alanda markasal nitelikte kullanımı halinde, söz konusu kullanımın markanın işlevleri kapsamında değerlendirilmesi ve marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, daha önceden başkaları adına marka olarak tescilli bir işaretin, bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil ettirilmesi ve unvanın bu şekilde farklı bir tanıtıcı işaret olarak kullanılması, her halükârda, tek başına marka hakkına tecavüz olarak nitelendirilemez. Nitekim .... da 13.05.2009 tarihinde verdiği bir kararda ticaret unvanının markasal kullanımı ile ilgili olarak şu şekilde bir tanımlamada bulunmuştur; “Ticaret unvanı, işletme adı, pazarlanmakta olan ürünlerin üzerinde kullanılırsa ya da bu şekilde kullanılmasa dahi şirketin veya işletmenin sunduğu mal veya hizmetlerle bunların kaynağı arasında potansiyel müşterilerin bağlantı kurabileceği biçimde kullanılırsa, markasal bir kullanımdan bahsedilebilir”. Her ne kadar SMK m. 7/3-e düzenlemesi “İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması” halini marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerden biri olarak düzenlemiş ise de 7/3 maddesinin ilk cümlesi “işaretin ticaret alanında kullanılması” şartını hükme bağlamıştır. Buna göre, ticaret unvanı ancak tescilli bir markaya tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği sağlayıcı bir işaret olarak kullanılması halinde, marka hakkına tecavüz oluşturacağı olup bu düzenlemedeki amacın ticaret unvanının tescilli marka ile karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanılması halinin marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği aşikardır. Bir işletmenin, ticaret unvanını markasal olmayan bir şekilde ve fakat ticaret unvanına bağlı ve ayrıca faaliyet alanları dahilindeki kullanımı, marka hakkına doğrudan bir tecavüz oluşturmayacak ve markaya dayalı olarak ticaret unvanının terkini talep edilemeyecektir. Bu kullanımın markasal değil de, unvan kullanımı olarak kabul edilmesi için ticaret unvanının sicilde yazılı olduğu şekilde bir bütün olarak kullanılması, unvandaki çekirdek sözcük ya da sözcüklerin, unvanın geri kalanından farklı renkte, büyük puntolarla, ayırt edici logolar eşliğinde veyahut bir başka şekilde tüketici algısını derhal uyaracak mahiyette ön plana çıkartılmamış olması ve kullanımın markasal nitelik arz edecek yapıda olmaması gerekmektedir. Ancak doktrinde doğrudan markasal kullanım olmasa da markasal etkinin kaçınılmaz olduğu sektörlerde unvan hakkının tescille kazanılmış olması yeterli görülmekte ve dolayısıyla salt unvan kullanımı dahi markasal bir etki doğuracağından, tüketici nezdindeki algıda da unvan ile iktisadi kaynak eşleştirilecektir. Dolayısıyla davalı tarafın salt ticaret unvanını kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği faaliyetlerin dahi markasal etki doğuracak olduğunun kabulü mümkündür. “…Özel Dairece, SMK'nın 7/3-e maddesinde yer alan işaretin ticaret alanında kullanılmasından markasal kullanımın kastedildiği, bu kapsamda SMK'nın 29/1-a maddesinin yaptığı yollama ile aynı Kanun'un 7/3-e maddesi anlamında marka hakkına tecavüzün söz konusu olabilmesi için davalı tarafça unvanın markasal kullanımının zorunlu olduğu belirtilmiş ise de; hizmet sektöründe faaliyet gösteren davalının, davacıların markalarındaki işaretin aynısını taşıyan ticaret unvanını hizmetin sunumu sırasında işletmesinin tabelası, fiyat listesi, kataloglar, reklam afişleri, ilanlar, servis arabaları, iş makineleri ve personel kıyafetleri gibi gereçler üzerinde kullanması durumunda, tescil edildiği şekilde kullansa dahi davacılara ait markaların işlevlerinin zarar görme ihtimallerinin bulunduğu, davalının sunacağı bu hizmetlerin davacıların markaları kapsamında yapılan hizmetler olarak algılanabileceği açıktır. Ayrıca SMK'nın 29/1-a yollamasıyla aynı Kanun'un 7/3-e maddesi kapsamında marka hakkına tecavüzün söz konusu olabilmesi için hem Kanun'un açık ifadesinden hem de mehaz düzenlemelerden çıkarılan sonuçlardan hareketle ticaret unvanının markasal kullanımı zorunlu değildir. Bu bağlamda markasal kullanımın yanında, tecavüz iddiasının söz konusu olduğu markaların işlevlerinin zarar görme ihtimallerinin mevcudiyeti durumunda da marka hakkına tecavüzden söz edilebilir” Bu çerçevede davalı tarafın ticaret unvanını genel anlamda inşaat sektörüne yönelik hizmetlerde aktif bir şekilde kullanıyor olması dahi buradaki kullanımın markasal etki yarattığının kabulü için yeterli görülmesi gereken bir kullanım olacaktır. Böylesi bir durumda davacının özellikle 37 ve 42. Sınıf hizmetlerde markaları varken, ... .... Şeklindeki ticaret unvanını ilgili hizmetlerde kullanmasının, tüketiciler nezdinde mutlak olarak bir yanılgı yaratacaktır. Zira davalının ticaret unvanında, unvanı ayırt etmeyi sağlayan asli unsur “...” ibaresi olduğu, sair unsurlar ticari faaliyet kollarını işaret eden ilave unsurlar olup davalının faaliyet gösterdiği hizmetler ile davacı tescilli markalarının aynı hizmetleri kapsadıkları bir durumda, bu iki tip kullanım biçiminin birbiri ile ilişkilendirilmesi, normal şartlarda, kaçınılmaz olacak ve davacı tescilli markalarından doğan hakların ihlaline yol açacak olduğu,

DAVACI TİCARET UNVANI İLE DAVALI TİCARET UNVANI ARASINDA BENZERLİK BULUNUP BULUNMADIĞI; TTK 39. vd maddelerinde düzenlenen ticaret unvanı niteliği itibariyle aslında bir sınai mülkiyet hakkıdır. TTK m. 39. vd maddelerinde düzenlenen ticaret unvanı niteliği itibariyle aslında bir sınai mülkiyet hakkıdır. Her tacirin, tacir olmasının vermiş olduğu zorunluluktan kaynaklı olarak ticaret unvanı kullanma mecburiyetinden kaynaklı olarak kendisine mutlaka bir ticaret unvanı seçme zorunluluğu getirilmiştir. Belirlenecek olan bu unvan kişinin kendi adı soyadından oluşabileceği gibi tamamen fantezi bir kelime dahi olabilecektir Ticaret unvanlarının, diğer sınai mülkiyet hakları ile karıştırılma ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer kullanımlar arasındaki karıştırılma ihtimali de azalmaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanının ayırt edici kılavuz unsurları ile aynı ya da benzer olmakla birlikte faaliyet konuları farklılaşan kullanımlar nedeniyle iltibas riski ortaya çıkmayabilecek ise de bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin aynı ya da benzer bir faaliyet konusunda yine bir unvan ya da marka olarak kullanımı halinde, ticaret unvanı ile karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği kabul edilmelidir. Dosya kapsamından davacı yan ticaret unvanının, davalı taraf ticaret unvanına nazaran çok daha önce tescil edildiği, her iki tarafın da temel anlamdaki faaliyet konularının inşaat – müteahhitlik hizmetlerine yönelik olduğu, Bu bağlamda davacı şirketler ve davalı şirketin temel faaliyet amaç ve konularının kapsamlarında yer alan faaliyet konularının birebir örtüşmekte olduğu net olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla tespiti gereken ikinci husus taraf ticaret unvanlarını oluşturan çekirdek ve ek unsurlar itibariyle unvanların birbirleri ile benzerlik gösterip göstermediklerinin ve böyle bir benzerlik var ise bu durumun tüketiciler nezdinde bir yanılgı yaratıp yaratmayacağının tespiti gerekmektedir. Ticaret unvanlarının karıştırılma (iltibas) ihtimali bakımından yapılan değerlendirmede öncelikle ticaret unvanlarının çekirdek ve ek kısımlarının bir bütün hâlinde gözetilmesi gereklidir. Ayrıca buna ilave olarak unvanlar arasında karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedebilmek için, esas itibariyle ticari işletmelerin faaliyet konularının aynı veya benzer olması gerekmektedir. Zira ticaret unvanlarının bağlı olduğu işletmelerin faaliyet konularının birbirinden farklılaştığı oranda, aynı ya da benzer unvanlar arasındaki karıştırılma (iltibas) ihtimali de azalmaktadır. Dolayısıyla faaliyet konuları değişik olduğu için farklı müşteri çevresine hitap eden işletmelerin aynı ya da benzer unvanlarının karıştırılma ihtimali az olmakla birlikte tamamen ortadan kalkmamaktadır. Başka bir deyişle ticaret unvanlarının ayırt edici “ek” unsurları aynı olmakla birlikte faaliyet konuları farklı ise unvanlar arasında kural olarak iltibas oluşmasa da bir ticaret unvanının “ek” kısmının aynısının ve benzerinin farklı bir faaliyet konusu ile birlikte ticaret unvanı olarak tescili hâlinde karıştırılma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerekir. Somut olayda “...” ibaresini içeren davalı ticaret unvanı bu ibareden sonra ....” ibarelerini içermekte olup gerek “.... “ ibarelerinin inşaat sektörüne yönelik olması gerekse de bilfiil faaliyet konuları itibariyle, davacı ticaret unvanı ile ayırt edilemeyecek düzeyde bir benzerlik ilişkisi içerisinde olup NORMAL ŞARTLARDA karıştırılma ihtimaline yol açacak bir sonuca sebebiyet vereceği, taraf unvanlarının birbirlerinden yeterli düzeyde ayırt edilebilir ek unsurlar taşımadıkları, tam tersi benzer ibareler ile oluşturuldukları, Nihai olarak ve normal şartlarda taraf faaliyet alanları ve ticaret unvanlarının ayırt edici unsurları / ek unsurları itibariyle ortaya çıkan benzerlik halinin, iki farklı tüzel kişi unvanı arasında iktisadi – idari bir bağ olduğu yanılgısını doğurması kuvvetle muhtemel sonuçlar yaratabileceği gibi davalı tarafın unvanının kullanımından kaynaklı ortaya çıkabilecek sorunların, davacı yanın ticari itibarını etkileyebilecek, haksız rekabete sebebiyet verebilecek düzeyde sonuçlara sebep olabileceği, söz gelimi davalının ilgili ticaret unvanına dayalı bir alan adı alması halinde bu alan adının kullanımının dahi başlı başına davacı unvanları ile haksız rekabet yaratabilecek sonuçlar doğurabileceği, DAVALI TARAFIN, DAVACININ SESSİZ KALMAK SURETİYLE HAK KAYBI YAŞADIĞI YÖNÜNDE SAVUNMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ Bir marka veyahut ticaret unvanı gibi bir sınai hak üzerinde hak sahibi olan kişinin, bu hakkının ihlaline karşı kayıtsız kalarak, hakkını ihlal eden kişide, bir müdahalede bulunulmayacağı yönünde bir inancın oluşmasına neden olduktan sonra dava açmasının dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil ettiği doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir. Burada “müdahalede bulunulmayacağına dair inancın oluşmasına” neden olacak zaman dilimine dair doktrinde ve uygulamada genel itibariyle 5 yıllık bir hak düşürücü süre kabul görmüş olup somut olayın özellikleri dikkate alınarak daha kısa veya daha uzun sürede hakkın yitirildiği sonucuna varılabileceği kabul edilmiştir. Bu bağlamda sınai hakkına hareket tarzı ile hakkın ihlaline zımnen müsaade ettiği takdirde, tecavüz iddiasına maruz kalan tarafın senelerden beri iyi niyetle kullandığı ve tanıttığı marka ile gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle artık tecavüz isnat edilemeyeceği, bu konuda açılan bir davanın hakkın kötüye kullanılmasını teşkil edeceğini belirtmiştir. Nitekim oldukça eski tarihli ve fakat ilgili kriterin temel çerçevelerini belirleyen .... sayılı kararında, sessiz kalma yoluyla hak kaybı kurumunu şu şekilde açıklamıştır "Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin MK nın 2. maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığı ayrı bir sorundur. Aradan çok uzun süre geçtikten sonra, açmış olduğu dava, hakkın sınırları dışına çıkarak yaratılan mal varlığı değerinin yok olması veya sökülüp bozulması sonucuna yol açtığı için hakkaniyete aykırı görülebilirse bu takdirde el atanın gayretiyle elde ettiği bu durumdan istifadeye kalkışmak isteyen hak sahibinin bu hakkı MK nun 2. maddesine göre himaye görmez". Bu halde sessiz kalma yolu ile hak kaybından söz edebilmek için hak sahibinin dava açma hakkına sahip olması, başka bir ifadeyle tescilli bir markaya sahip olması öncelikli şarttır. Bununla birlikte hak sahibinin hak ihlaline konu kullanımları bilmesi ya da bu kullanımlardan haberdar olması gerekmektedir. Burada kasıt ticaret hayatında etki doğuran bir kullanımın üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Marka sahibinin, ticaret hayatında uzun yıllardır var olan bir kullanımdan haberdar olmadığı ya da dava açma niyeti göstermekle birlikte daha yeni haberdar olduğu yönünde bir savunmanın itibar edilebilirliği ise ciddi delillere dayanmalıdır. Zira normal koşullarda tescilli marka hakkı sahibinin basiretli bir tacir gibi davranarak bu kullanımdan makul bir zaman zarfında haberdar olması beklenir. Tescilli marka sahibinin basiretli bir tacir gibi davranma zorunluluğu kapsamında bu süre değerlendirilecek olursa, tacirin, markasına tecavüz durumunu öğrenmesinden kısa bir süre içerisinde markasını korumak için harekete geçmesi beklenecektir. Dolayısıyla sürenin doğru olarak tayin edilmemesi ya da marka sahibine sınırsız bir süre öngörülmesi hukuk güvenliğini sarsacaktır. Nitekim bir markanın tanıtılması için yatırım yapan, markalı ürünleri piyasaya süren kişinin hakkının uzun süre muallâkta kalması hukuk güvenliğini sarsar. Somut olayda tarafların temel olarak aynı sektörde faaliyet gösterdikleri, dolayısıyla davacının, davalı taraf fiili kullanımlarından haberdar olabilecek / olması beklenebilecek bir tacir olarak değerlendirilmesi gerektiği ve davalı tarafın tescil ile ilan edilmiş ticaret unvanının varlığından haberdar olmadığının kabul edilemeyeceği değerlendirilmelidir. Zira her iki tarafın da bilfiil inşaat – müteahhitlik hizmetlerinde faaliyet gösterdiği bir durumda davalı ticaret unvanının varlığından 10 yılı aşkın bir süredir herhangi bir şekilde haberdar olmadığı yorumu gerçekçi bir yorum da olmayacaktır. Davalı şirketin 2013 yılında kurulduğu, davalı aleyhine keşide edilen .....Noterliği’nin 18.05.2023 tarihli ihtarnamesi tarihi itibariyle dahi 10 yıllık bir süre geçtiği, davalının inşaat – müteahhitlik hizmetlerine yönelik kullanımları karşısında, davacının bu kullanımlara karşı sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığı, böyle bir durumda davalı taraf aleyhine olacak şekilde yukarıda yer verilen tespitlerin, sessiz kalmak suretiyle hak kaybı müessesine üstün tutulamayacağı, bu kadar uzun zaman sonra ikame edilen bir dava yönünden, süreye istinaden üstün tutulabilecek olan değerin kötü niyetli tescil hali olduğu, ancak somut olayda davalı tarafın ticaret unvanını kötü niyetle tescil ettirdiği hususunda, iddianın ötesinde herhangi bir bilgi ya da belgenin mevcut olmadığı, nihai anlamda davacının bu husustaki iddialarının ve sesiz kalmaya bağlı hak kaybı koşullarının oluştuğu, Netice itibariyle, Davacının “...” esas unsurlu markaları kapsamında 37 ve 42. sınıflarda yer alan hizmetler ile davalı tarafın fiili faaliyet alanının aynı – aynı tür hizmetlere yönelik olduğu, Davalının ticaret unvanını aktif kullanımının SMK m. 7/3-e düzenlemesi kapsamında bir kullanım olarak değerlendirilebileceği, Davalı şirket kuruluşunun 07.05.2013 olduğu, bu kuruluşun 13.05.2013 tarih ve 8318 sayılı ticaret sicil gazetesinde ilan olunduğu, davalıya gönderilen ihtarname ve işbu davanın görevsizlik kararı veren mahkemede ikame edildiği tarih itibariyle davalı ticaret unvanının tescili üzerinden 10 yıldan uzun süre geçtiği, Davalının 10 yılı aşkın süredir tescilli ticaret unvanının varlığı gözetilerek davalı tarafın kuruluşundan itibaren ticaret unvanını aktif olarak kullandığı, davalının hizmet sektöründeki aktif kullanımlarına rağmen, dava tarihi itibariyle geçen süre dilimi sonucunda davacının bu kullanımlara karşı sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığı, bu durumda ihlal ve terkin koşullarının ortaya çıkmayacağı, sonuçlarına varılmış reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 269,85-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 345,55.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23.10.2025

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2025/180, K. 2025/180, T. 23.10.2025, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-180-e-2025-180-k-a078b1a9382f