Danıştay · Danıştay
Danıştay 2025/774 E. 2025/1619 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2025/774
- Karar No
- 2025/1619
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/774 Karar No : 2025/1619
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı VEKİLİ: Daire Başkanı Hukuk Müşaviri ... 2- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... Sendikası VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 24/12/2024 tarih ve E:2021/2775, K:2024/6778 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 27/04/2021 tarih ve 2021/19 sayılı "Ses ve görüntü kaydı alınması" konulu Genelgesi'nin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 24/12/2024 tarih ve E:2021/2775, K:2024/6778 sayılı kararıyla; Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, Anayasa'nın 7., 12., 13. ve 22. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. ve 10.maddesinde yer alan kurallar aktarılarak, Dava Konusu Genelge'nin İncelenmesinden: Haberleşme özgürlüğünün temel unsurlarını; haber, düşünce ve kanıları serbestçe öğrenebilme, toplayabilme, açıklayabilme, yayabilme haklarının oluşturduğu, (Savaşçı, Bilgehan, “Haberleşme Özgürlüğünün Kovuşturma Evresinde Sınırlandırılması”, TBB Dergisi, 2011, Sayı 96, syf. 270,271) dolayısıyla haberleşme özgürlüğünün; görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan ve daha özel bir ifade biçimi olan basın özgürlüğünü de kapsadığının anlaşıldığı, (AYM, Emin Aydın Kararı, Başvuru No: 2013/2602, T:23/1/2014, § 44-45) diğer yandan, haberleşme özgürlüğü, düşünce ve düşüncenin oluşmasına yardımcı olduğu için ayrıca düşünceyi yayma özgürlüğünün de bir şartı olarak kabul edildiği, (Başpınar, Veysel (Çeviren), “Alman Federal Anayasa Mahkemesi Kararı”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2003, Cilt 7, Sayı 2, s.5). Yukarıda yer verilen Anayasa’nın 22. maddesi incelendiğinde; herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizliliğinin ise esas olduğu, bu hakkın, madde metninde belirtilen sınırlama sebeplerine bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri uyarınca sınırlandırılabileceğinin görüldüğü, bu kapsamda, söz konusu hakkın belirli hallerde sınırlandırılabileceği, dolayısıyla mutlak bir nitelik taşımadığı açık ise de; Devletin, bu sınırlandırma sebepleri haricinde söz konusu hakkın kullanılmasını sağlama yükümlülüğünün bulunduğunun kabulü gerektiği, Ayrıca, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmış olup; Anayasa'nın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmında düzenlenen haberleşme hürriyeti ile basın hürriyetinin, temel hak ve hürriyet kapsamında olduğunda, dolayısıyla anılan haklara yönelik getirilecek sınırlamaların kanunla yapılması gerektiğinde kuşku bulunmadığı, Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yer verilen ve konusu itibarıyla haberleşme hürriyetini de kapsayıcı nitelikte olduğu anlaşılan özel ve aile hayatına saygı hakkı ve ifade özgürlüğüne yönelik ilgili maddeleri incelendiğinde; söz konusu hakların herkes yönünden geçerli olarak kabul edildiği ve bu haklara yönelik sınırlamaların ilgili sınırlama sebeplerine bağlı olarak ancak yasayla öngörülen hallerde yapılabileceğinin anlaşıldığı, Uyuşmazlık konusu Genelge'nin içeriğine yönelik yapılan değerlendirmede; söz konusu Genelge ile getirilen düzenlemelerin temel hak ve hürriyetler içerisinde bulunan haberleşme hürriyeti ile basın hürriyetine yönelik kural ve sınırlamalar getirdiği anlaşılmış olup; bu haliyle yasama organının tasarrufu niteliğindeki kanun yerine yürütme organına dâhil davalı idarece Genelge niteliğinde bir düzenleyici işlem ile adı geçen temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlama getirilmesinde Anayasa'nın 7. ve 13. maddelerine uyarlık bulunmadığı, Bu itibarla, anılan temel hak ve hürriyetleri, Anayasa'nın 13. maddesinde getirilen hukuki güvencelere ve kanunla sınırlama ilkesine aykırı olacak şekilde düzenleyen dava konusu Genelge'de hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idareler tarafından, dava konusu Genelge ile polise bir yetki verilmediği, daha önce Kanun ile verilen yetkinin kapsamının genişletilmediği veya kaldırılmadığı, Genelge'nin, polisin Kanun’dan kaynaklanan yetkilerinin hiyerarşik amiri tarafından açıklanması niteliğinde olduğu, ayrıca davaya konu Genelge ile haberleşme ve basın hakkının ihlal edildiği iddialarının asılsız olduğu, Genelge ile basın ve haberleşme özgürlüğünü kısıtlayacak hiçbir hususun düzenlenmediği, öte yandan, kişilerin rızası olmadan ses ve görüntü kaydı alınmasının kişisel verilerin ihlali niteliğinde olduğu ve kişisel verilerin korunmasının Anayasa'nın "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20. maddesi ile güvence altına alındığı, her ne kadar dava dilekçesinde, Genelge'nin, polis eyleminin görüntü kaydının alınmasını engellemek amacıyla çıkarıldığı şeklinde yorumlanmış ise de, aslında Genelge ile olaylar esnasında ses ve görüntü kaydı alınan polis ve vatandaşların kişisel verilerinin korunmasının sağlandığı, konuya ilişkin olarak banko, gişe ve masa gibi vatandaşa hizmet sunulan alanlarda yaşanan kişisel veri güvenliği ihlallerine ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurumuna intikal eden ihbarlar kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 21/12/2017 tarih ve 2017/62 sayılı kararında, “banko/gişe/masa gibi bölümlerde yetkisi olmayan kişilerin yer almasını önleyecek ve aynı anda birbirlerine yakın konumda hizmet alanların birbirlerine ait kişisel verileri duymasını, görmesini, öğrenmesini veya ele geçirmesini engelleyecek nitelikte gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınmasına” karar verildiği, polisin müdahale ettiği olaylarda olayın tarafı olmayan şahıslar tarafından alınan ses ve görüntü kaydının, yetkili makamlara suç ihbarı amacı dışında kullanılabileceği, polisi hedef haline getirebileceğinin açık olduğu, modern dünyada sosyal medya aracılığıyla bilgi paylaşımının artması yanında elde edilen verilerin değiştirilerek veya yönlendirilerek suç örgütlerine kolaylıkla servis edilebildiğinin görüldüğü, bu nedenle görevi gereği olaya müdahale eden bir polisin, müdahalesi orantılı olsa dahi yalnızca silah kullanırken bile görüntü altına alınmasının toplumsal infial yaratabilecek şekilde kitlelere ulaştırılabildiği, yine kişisel verilerin ihlali suçuna sebep olabilecek nitelikte alınan ses ve görüntü kayıtlarının zaten hükme esas alınamayacağı, bir kısım basın ve yayın organları ile birlikte kişilerin sosyal medya kurumları aracılığıyla da, olayların tümünü yansıtmayacak şekilde, yalnızca polisin zor kullandığı an kayıt altına alınarak toplumda polis aleyhine algı oluşturulmaya çalışıldığı, davaya konu Genelge'nin birçok yönüyle değerlendirilmesinin gerektiği, basın ve yayın organlarının gerçeğe aykırı ve kanunlarda belirtilen sınırların ihlali niteliğinde yayın yapmaları halinde sorumluluklarının söz konusu olacağı, ancak üçüncü kişilerin, tüm bu sınırlardan ve sorumluluklardan muaf şekilde, olayların yalnızca görmek istedikleri boyutunu kayıt altına alarak sosyal medyaya servis etmeleri halinde toplumsal güven ve düzeni sağlamanın güçleşeceği, kamuya açık bir yerde bir olaya müdahale eden, bu çerçevede 5271 ve 2559 sayılı Kanunlardan kaynaklanan yetkisini kullanan polisi engellemek, cep telefonu ile çekim yaparken polise müdahale etmek, çok yakın bir yerden çekim yapmak suretiyle polisin görevini yapmasını engellemek amacını taşıyan çekimler ile ortada toplumsal bir olay veya suça konu olabilecek fiil olmaksızın ses ve görüntü kaydının alınması eylemlerinin yasal zeminde olduğunun kabul edilemeyeceği belirtilerek davaya konu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine, 2.Dava konusu düzenlemenin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 24/12/2024 tarih ve E:2021/2775, K:2024/6778 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 11/09/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
GEREKÇEDE KARŞI OY X- Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin son fıkrasında, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasında, "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."; "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kuralı bulunmaktadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinde, polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği öngörülmüştür. Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden; kişisel verilerin, temel hak ve özgürlükler kategorisinde kabul edilen özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğu, bu bağlamda kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, açık rıza olmaksızın başkalarının kişisel verilerinin kaydedilmesi ve paylaşılmasının cezai yaptırıma bağlandığı, polisin görevini yerine getirmesini engelleyenleri eylemin durumuna ve niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği anlaşılmaktadır. Dava konusu Genelge'de; gelişen teknoloji ile birlikte kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve paylaşımının arttığı, izinsiz olarak kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve yayımlanmasının en temel kişilik haklarından olan özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına geleceği, bu tarz durumlar ile genel kolluk personelinin de sıklıkla karşılaştığı, bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan ihlallerin personelin ve vatandaşların kişilik haklarına veya güvenliklerine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlandığı, yayımlanan bu görüntülerin ise olayı tüm yönleriyle yansıtmayabildiği, bu durumun personeli etkilediği kadar emniyet teşkilatı açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet verdiği, Anayasa'nın “A. Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin 3. fıkrasında kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünün yer aldığı, ayrıca gerek 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun, gerekse de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin cezai yaptırıma bağlandığı, yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinde "...Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, ... eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." hükmüne yer verildiği, bu nedenle personelin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda da adli işlem yapmaları hususlarında bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere, dava konusu Genelge, emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, gerek olayın tarafı olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden emniyet görevlilerinin kişisel verilerinin korunması amacıyla, olayın tarafı olmayan kişilerce ses ve görüntü kaydı alınmasının engellenebileceği ve kanuni şartları oluştuğunda adli işlem yapılabileceği hususlarının personele duyurulmasını öngörmektedir. Emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, gerek olayın tarafları olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden görevlilerin görüntü ve ses kayıtlarının alınması, kişisel verilerin izinsiz işlenmesi anlamına gelmekte olup, 5237 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan hükümleri kapsamında suç teşkil etmektedir. Dolayısıyla, polisin, 2559 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, bu türden kaydı alanları engellemeleri ve gerektiğinde yasal işlem başlatmaları hukuken mümkündür. Buna göre, yukarıda yer verilen kanuni düzenlemelerin tekrarı niteliğinde bulunan dava konusu Genelge'nin, anılan kanun hükümlerinin yorumlanması ve uygulanması konusunda hiyerarşik amirlerince emniyet görevlilerinin talimatlandırılması mahiyetinde bir iç düzen işlemi olduğu ve bu haliyle hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer yandan, dava konusu Genelge'de basın görevlilerinin toplumsal olayları haberleştirmelerine yönelik bir kısıtlama öngörülmediği ve davalı idarelerin savunmalarından, mezkur Genelge'nin, kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda, basın mensupları dışında kalan kişilerce alınan görüntü ve ses kayıtlarının denetimsiz bir şekilde sosyal meydada paylaşılmasının önüne geçilmesi amacını taşıdığı anlaşıldığından, anılan Genelge'nin haberleşme ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar getirdiği yönündeki Daire gerekçesinde hukuki isabet görülmemiştir. Bu nedenle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY XX- Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin son fıkrasında, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."; "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır."; "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir."; "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz." hükmü yer almaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, kişisel verilerin ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi halinde, Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasında, "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."; "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." kuralı bulunmaktadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinde, polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği öngörülmüştür. Dava konusu Genelge'de ise; gelişen teknoloji ile birlikte kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve paylaşımının arttığı, izinsiz olarak kişilerin ses ve görüntülerinin kayda alınmasının ve yayımlanmasının en temel kişilik haklarından olan özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi ve paylaşılması anlamına geleceği, bu tarz durumlar ile genel kolluk personelinin de sıklıkla karşılaştığı, bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan ihlallerin personelin ve vatandaşların kişilik haklarına veya güvenliklerine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlandığı, yayımlanan bu görüntülerin ise olayı tüm yönleriyle yansıtmayabildiği, bu durumun personeli etkilediği kadar emniyet teşkilatı açısından da kamuoyunda yanlış değerlendirmelere sebebiyet verdiği, Anayasa'nın “A. Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin, 3. fıkrasında kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak, "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünün yer aldığı, ayrıca gerek 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun, gerekse de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin özel hayatının gizliliği ile bu gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesinin cezai yaptırıma bağlandığı, yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 13. maddesinin,1. fıkrasının, (E) bendinde "...Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, ... eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." hükmüne yer verildiği, bu nedenle personelin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartları oluştuğunda da adli işlem yapmaları hususlarında bilgilendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden; düşünceyi açıklama ve yayma, basın ve haberleşme hürriyetlerinin temel hak ve özgürlükler kategorisinde kabul edildiği, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin bünyesinde haber veya fikir alma haklarını da barındırdığı, kişisel verilerin, özel hayatın gizliliği kapsamında korunduğu, bu bağlamda kişisel verilerin kural olarak ilgililerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, bununla birlikte kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi durumunda 6698 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, kişisel verilerinin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve paylaşılmasının cezai yaptırıma bağlandığı, polisin görevini yerine getirmesini engelleyenleri eylemin durumuna ve niteliğine göre koruma altına alabileceği, uzaklaştırabileceği ya da yakalayabileceği ve gerekli kanuni işlemleri yapabileceği anlaşılmaktadır. Buna göre, emniyet görevlilerinin olaylara müdahalesi esnasında, basın mensupları dışında kalan kişilerce gerek olayın tarafları olan kişilerin gerekse de olaya müdahale eden görevlilerin görüntü ve ses kayıtlarının alınması eyleminin, kişisel verilerin izinsiz işlenmesi anlamına geldiği ve 5237 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan hükümleri kapsamında suç teşkil ettiği gözetildiğinde, 2559 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye istinaden, emniyet görevlilerince bu türden eylemlerin engellemesi ve gerektiğinde bu eylemleri gerçekleştirenler hakkında yasal işlem başlatılması hususlarının dava konusu Genelge ile düzenlemesi hukuken mümkün ise de, anılan Genelge'de düşünceyi açıklama ve yayma, basın ve haberleşme hürriyetlerinin temini açısından basın ve yayın görevlilerinin görüntü ve ses kaydı almasının ayrıksı tutulmadığı görüldüğünden, anılan Genelge'nin bu yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır. Her ne kadar, davalı idarelerin savunmalarında dava konusu Genelge'de basın ve yayın organlarına yönelik bir sınırlandırma getirilmediği ileri sürülmekte ise de, anılan Genelge'nin içeriğinden basın ve yayın organlarının görüntü ve ses kaydı alması konusunda ayrıksı bir düzenleme öngörülmediği anlaşıldığından, bu iddiaya itibar edilmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz istemlerinin yukarıda yer verilen gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.