Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/874 E. 2024/2443 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/874
- Karar No
- 2024/2443
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/874 Karar No : 2024/2443
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Barosu
KARŞI TARAF (DAVALI) :... Bakanlığı VEKİLİ : ... Hukuk Müşaviri ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/01/2024 tarih ve E:2023/12552, K:2024/80 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İçişleri Bakanlığının 04/05/2021 tarih ve 7873 sayılı Genelgesi'nin 17/05/2021 tarihine kadar uygulanacak olan tam kapanma döneminde marketlerde alkollü ürün satışına izin verilmemesine ilişkin kısmının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/01/2024 tarih ve E:2023/12552, K:2024/80 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine, 14. maddesinin 3/c bendine ve 15. maddesinin 1/b bendine yer verilerek, 2577 sayılı Kanun'un aktarılan 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlalinin", içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlandığı, menfaatin kişisel olmasının idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmadığı, sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığının ve sınırlarının davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlendiği, Dava konusu uyuşmazlıkta, davacının kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olduğu, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak, kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyetinin bulunduğu, nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacaklarının açık bir biçimde yer aldığı, Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinde, Baroların, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlandığı; yine aynı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin 21. bendinde de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğunun belirtildiği, İçişleri Bakanlığının dava konusu 04/05/2021 tarih ve 7873 sayılı Genelgesi'nin 17/05/2021 tarihine kadar uygulanacak olan tam kapanma döneminde marketlerde alkollü ürün satışına izin verilmemesine ilişkin kısmının, avukatlık mesleği ile ilgili bir düzenleme getirmediği, 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel olmayan konularda tek başına dava açma imkanı vermediği dikkate alındığında, davacı Baronun bu davada dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Baroların Kuruluş ve Nitelikleri” başlıklı 76. maddesinin 4667 sayılı Kanunla değişik 1. fıkrasında; “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır” hükmünün yer aldığı, aynı şekilde Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95/21. maddesinde; “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” hükmünün düzenlendiği, Avukatlık Kanunu'nun 76 ve 95/21 maddelerinde yer alan “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak,” ifadelerinin Kanuna 2001 yılında 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle girdiği, iptal davası açılabilmesi için “kişisel hak ihlâli” koşulunun aranması sebebiyle Anayasa'ya aykırı bulunarak, idarî işlemlere karşı dava açılabilmesi için kişisel hakkın ihlâl edilmesi koşulunun getirilmesiyle, soyut, genel ve gayrî şahsî olan düzenleyici tasarruflara karşı yargı yolunun daraltıldığı ve idarenin düzenleyici işlemlerine karşı uygulanmalarını beklemeden dava açılmasını güçleştirdiğinden, bu hükmün Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 21/09/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile iptal edildiği, bu kararın 10/04/1996 tarih ve 22607 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, yayımını izleyen üç ay sonra 10/07/1996 tarihinde yürürlüğe girdiği, yargısal başvuru bağlamında Avukatlık Kanunu’nun 76, 95/21. maddelerinin, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasına göre özel hüküm niteliğinde olduğu, Avukatlık Kanunu’nun bahsi geçen hükmünün dar yorumlanmasının, uluslararası hukuka, uluslararası sözleşmelere ve ulusal mevzuata da açıkça aykırı olduğu, bu nedenle söz konusu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 09/01/2024 tarih ve E:2023/12552, K:2024/80 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 21/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlanmış; 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu belirtilmiş; Türkiye Barolar Birliğinin görevlerinin sayıldığı 110. maddesinin 3. bendinde, Birliğin, Baro mensuplarının genel menfaatlerini korumakla görevli olduğu ifade edildikten sonra 17. bendinde, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu da vurgulanmıştır. 1136 sayılı Kanun'daki bu düzenlemeler karşısında, gerek Baroların gerekse Türkiye Barolar Birliğinin, mesleki bir örgüt olmak ve meslek mensuplarının genel menfaatlerini gözetmenin ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır. Bu itibarla, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği tarafından açılan davalarda, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlanması gerekmektedir. Kaldı ki dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılmalıdır. Dava; uyuşmazlığa konu edilen Genelge hükmü ile, kanuni dayanak bulunmaksızın ve sebep unsuru yönünden alkol satışı ile Covid-19 pandemisinin ilgisi bulunmamasına karşın tam kapanma döneminde alkol satışının yasaklanması ile kişi hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılmıştır. Bu hukuka aykırılık nedenleri dikkate alındığında, davacı baronun toplumun genelini ilgilendiren ve tam kapanma döneminde alkol satışının dolaylı olarak yasaklanması ile ilgili olan dava konusu düzenleyici işlemin iptalini istemekte, kişisel, meşru ve güncel menfaat ihlali şartının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, düzenlemenin değinilen niteliği de dikkate alındığında dava açma ehliyeti bulunduğundan, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.