Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/82 E. 2025/374 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/82
- Karar No
- 2025/374
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/82 Karar No : 2025/374
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Vakfı VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 14/03/2023 tarih ve E:2023/474, K:2023/1225 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Hatay ili, ... ilçesinde bulunan bazı taşınmazlar için 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun Geçici 7. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine tesis edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin... tarih ve... sayılı kararının Ek 3 sayılı listesinde belirtilen 10 adet taşınmaza yönelik kısmının ve bu kararın dayanağı olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ...sayılı Genelgesi’nin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 14/03/2023 tarih ve E:2023/474, K:2023/1225 sayılı kararıyla; Dairelerinin 11/12/2014 tarih ve E:2010/10390, K:2014/7620 sayılı ret kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesinin ardından davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 27/10/2022 tarih ve 2018/9214 sayılı kararı uyarınca dosya yeniden incelenerek, Anayasa Mahkemesinin 27/10/2022 tarih ve 2018/9214 sayılı kararının 106 numaralı paragrafında, "... Dairede ilk derece mahkemesi sıfatıyla dava konusu edilen Genelge'nin kendi başına ihlale yol açmadığı değerlendirilmiştir. Dairenin Genelge'nin kanun hükmünü açıklayıcı mahiyette olduğu yolundaki değerlendirmesinin keyfî ve temelsiz olmadığı görülmektedir. Somut olaydaki ihlalin asıl sebebinin kanun hükümlerinin yorumlanması olduğu kanaatine varılmıştır." denilmek suretiyle ihlalin; Daire kararının uygulama işlemi hakkında verilen kısmından kaynaklandığının belirtildiği, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" başlıklı 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı hükmü ve bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararının ihlal bakımından Genelge'ye yönelik kanaati göz önüne alındığında, Genelge'nin iptali istemi bakımından verilen ret kararının kesinleştiği, yeniden yargılamanın bireysel işlemle sınırlı olarak yapılması gerektiği sonucuna varıldığı, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun, 27/02/2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdiği, Kanun’un yayımlandığı ilk hâlinde Geçici 7. maddenin de yer aldığı ve anılan maddenin uygulanması hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğünce, 13/05/2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelge'nin yayımlandığı, Davacı Vakıf tarafından, mülkiyeti Vakfa ait olduğu iddia edilen 27 adet taşınmazın, Kanun'un Geçici 7. maddesi uyarınca Vakıfları adına tescil edilmesi istemiyle 21/07/2009 tarihinde ... Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvurulduğu, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararı ile; “1- Ek 3 listede yer alan 10 taşınmazın 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerinin 2 ay içerisinde tamamlanması, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağı hususunun, 2- Ek 4 listede yer alan 17 taşınmazın 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi kapsamında olmadığından talebin reddedildiği hususunun, Samandağı ... Köyü ... Vakfına bildirilmesine” oy birliği ile karar verildiği, Bu kararın davacı Vakfa 24/02/2010 tarihinde tebliği üzerine, kararın 10 adet taşınmaza yönelik kısmının ve 13/05/2008 tarih ve 2008/6 sayılı Genelge’nin iptali istemiyle 26/04/2010 tarihinde bakılan davanın açıldığı, Ayrıca, davacı Vakıf tarafından bahse konu 10 adet taşınmaz hakkında işbu dava açıldığı için davalı idareye herhangi bir belge ibraz edilmediğinden, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve ...sayılı kararı ile söz konusu 10 adet taşınmaza yönelik tescil talebinin reddedildiği, bu karara karşı ise dava açılmadığı, Bakılan davada yapılan yargılama sonucunda, Dairelerinin davanın reddi yolundaki kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onandığı, karar düzeltme yoluna başvurulmadığından kararın kesinleştiği, kararın kesinleşmesinin ardından, davacı Vakıf tarafından bakılan dosyaya yönelik olarak 28/03/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu, Yine davacı Vakıf tarafından bu kez 5737 sayılı Kanun'a 27/08/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile eklenen Geçici 11. madde uyarınca yapılan başvurular üzerine tesis edilen işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar sonucunda ... İdare Mahkemesince verilen ret kararları bakımından da 17/10/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu, Bu başvuruları bir arada inceleyen Anayasa Mahkemesinin 27/10/2022 tarih ve E:2018/9214 başvuru numaralı kararı ile bireysel işlemler hakkında verilen ret kararları sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Onuncu Dairesine ve Hatay 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin anılan kararının 06/01/2023 tarih ve 32065 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, Öte yandan, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve ...sayılı kararının diğer 17 adet taşınmaza ilişkin kısmına yönelik açılan dava sonucunda; ... İdare Mahkemesince, davanın reddi yolunda verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararın, Dairelerinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, 5737 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca başvuru sahibi Vakıf adına tescil edilmesi istenilen taşınmazın; vakfın 1936 Beyannamesinde kayıtlı olması ve hâlen Vakfın tasarrufunda bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olması; (b) bendi uyarınca başvuru sahibi Vakıf adına tescil edilmesi istenilen taşınmazın ise; 1936 Beyannamesinden sonra Vakıf tarafından satın alınmış veya Vakfa vasiyet edildiği ya da bağışlandığı hâlde, mal edinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olması gerektiği, Anılan maddenin her iki bendinden de anlaşılacağı üzere, tescil talebinde bulunan cemaat vakfının 1936 Beyannamesinin olması gerektiği, Davacı Vakıf ise Hatay’ın ... ilçesinde olduğu ve Hatay'ın anavatana 1939 yılında katıldığı, Osmanlı Devleti topraklarından 1921 yılında ayrılarak Fransız mandası altında kurulan İskenderun Sancağına bağlanan ve Hatay’ın 1939 yılında anavatana katılması ile yeniden Türkiye sınırları içerisine alınan Samandağ’da yer alan Vakfın 1936 Beyannamesi veremediğinin açık olduğu, Anayasa Mahkemesi kararında, davacı vakfın 1936 Beyannamesi olmadığından ve bu şartı sağlayamayacağından, diğer şartları sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın bir karara varılmasının hak ihlali oluşturduğu kanaatine varıldığı, Bu hususun, karar metninin çeşitli alt başlıklarında irdelendiği ve alıntılanan kısımlarında da şöyle ifade edildiği, "...Somut olayda başvurucunun 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında yaptığı başvuruda tescilini talep ettiği ve mevcut başvurunun konusunu oluşturan 10 taşınmazın nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olmadığı veya hâlihazırda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki kişiler adına tescilli olduğuyla ilgili olarak derece mahkemelerince yapılmış bir tespit bulunmamaktadır..." "...Somut olayda başvurucu 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında yaptığı başvurunun mevcut bireysel başvuruya konu kısmında 10 adet, aynı Kanun'un geçici 11. maddesi kapsamında yaptığı başvuruda ise 36 adet taşınmazın tescilini talep etmiştir. Başvurucunun her iki başvurusundaki talepleri de nihai olarak 1936 Beyannamesi'nin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun açtığı davalarda verilen kararlarda bu taşınmazların Hazine veya diğer kişiler adına tescil edilmeden önce kendisine ait olmadığı yolunda bir tespit yapılmamış ve davalar bu temelde reddedilmemiştir. Bireysel başvuruya konu kararlarda başvurucunun 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. ve 11. maddeleriyle getirilen imkânlardan yararlanabilmesi için 1936 Beyannamesi verme ön şartını sağlamadığı tespit edilerek taşınmazların Hazine veya diğer kurum ve kişiler adına tescil edilmeden önceki mülkiyet durumunun incelenmesi aşamasına geçilememiştir. Başvurucu tarafından başlatılan sürecin temel amaçlarından biri de hak iddia ettiği taşınmazların kamu adına tescil edilmeden önce kendisine ait olup olmadığının tespit edilmesidir. Diğer bir ifadeyle başvurucunun belirttiği taşınmazların Hazine veya diğer kurum ve kişiler adına tescil edilmeden önce başvurucuya ait olup olmadığı tam olarak yargılamanın sonucunda anlaşılabilecektir. Cemaat vakıflarının malik hanesinin açık olabileceği ve somut olayda hak iddia ettikleri taşınmazlara ilişkin olarak 1936 Beyannamesi'nin de bulunmadığı gözetildiğinde mülkün varlığının tam olarak ispatlanmasının beklenmesi hakkaniyete uygun olmaz. Bu durumda başvurucunun belirtilen taşınmazların kendilerine ait olduğuna işaret eden belgeler sunmuş olması mülkün varlığının kabulü için yeterli görülmelidir. Somut olayda başvurucu, eşhası hükmiye cetveli ve kadastro tahrir varakası gibi belgeleri derece mahkemelerine sunmuştur. Dolayısıyla tüm bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun mülkünün bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır..." Anayasa Mahkemesince belirtilen değerlendirmeler yapıldıktan sonra, "1936 Beyannamesinin davacıdan istenilmesine ve sunulamaması hâlinde talepten vazgeçmiş sayılacağının bildirilmesine yönelik işlem ile davacıya fiilen ve hukuken ifası mümkün olmayan ağır bir külfet yüklendiği, kanun koyucunun 1939 yılında Türkiye'ye katılan Hatay'da bulunan taşınmazları 5737 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesiyle tanıdığı tescil imkanının dışında tutmayı amaçlamadığı, Hatay'da kurulu Osmanlı Döneminden kalma cemaat vakıflarının diğer vakıflardan farklı uygulamaya tabi tutulmasında haklı bir neden bulunmadığı, derece mahkemelerince Hatay'ın kendine özgü durumunun dikkate alınmamasının Anayasa'nın 35. ve 10. maddesine aykırılık oluşturduğu" gerekçesiyle hak ihlaline karar verildiği dikkate alınarak, dava konusu işlem yeniden incelendiğinde, davacı Vakfın 1936 Beyannamesi olup olmadığına bakılmaksızın bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu, Davacı tarafından Kanun'un Geçici 7. maddesi gereğince başvuru yapılması üzerine tesis edilen Vakıflar Meclisi kararında, davaya konu 10 adet taşınmaz bakımından; Genelge uyarınca madde kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerinin iki ay içerisinde tamamlanmasına, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağına karar verildiği, davacı Vakfın ise verilen sürede yeni bir başvuru yapmadığı, işlem ile birlikte bu işlemin dayanağı olan Genelge'nin iptali istemiyle bakılan davayı açtığı, dava dilekçesine ise taşınmazlara yönelik yapılan başvurulara ait formlar, tapu bilgileri, 30/05/1965 tarihli Vakıf yönetim kurulu kararı, Arapçadan Türkçeye çeviri mahiyetindeki belgeler (Başvuruya konu bazı taşınmazlara yöneliktir ve Hatay'ın anavatana katılmasından önceki tarihleri içeren çeşitli kadastro hakimi kararlarından bahsedilmektedir.) eklendiği, Sonuç olarak, davacı Vakfın başvurusunun, Kanun'un Geçici 7. maddesi kapsamındaki en temel şart olan 1936 Beyannamesi sunulamadığından, davalı idarece madde metnindeki diğer şartlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın reddedildiği, Bu durumda, 1936 Beyannamesi şartı aranmaksızın, madde metninde yer alan diğer şartların sağlanıp sağlanmadığı bakımından davacı Vakfın başvurusunun incelenmesi ve başvuru hakkında bir karar verilmesi gerekirken; bu yönde bir inceleme yapılmaksızın başvurunun reddine ilişkin Vakıflar Meclisi kararında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararının Ek 3 sayılı listesinde belirtilen 10 adet taşınmaza yönelik kısmının iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu karar ile karar eki Ek-3 listede yer alan 10 adet taşınmazla ilgili Vakfın 1936 Beyannamesi olmadığından değil, taşınmazların başvuran vakıf adına tescilini gerektirecek bilgi belge sunulmadığından, tekrar eksikliklerin (örneğin taşınmazın vakfa ait olduğunu ispatlayıcı belge sunulmayan/tapusu ve/veya tapu kaydı olmayan taşınmazlara ilişkin eksik belgelerin) tamamlanması için süre verildiği, verilen sürede Vakfın, söz konusu taşınmazlar için eksik bilgi ve belgeleri tamamlayarak tekrar başvuruda bulunmadığından bu kez Vakıflar Meclisinin... tarih ve...sayılı kararı ile tescil talebinin reddine karar verildiği; her ne kadar, 5737 sayılı Kanun öncelikle Türk Medeni Kanunu'nun gayrimenkul mülkiyeti hakkındaki düzenlemelerine bir istisna olarak mülkiyet hakkı iddiası için kolaylık getirmiş ise de; gayrimenkul üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunabilmek için taşınmazın tasarrufları altında bulunduğunun ortaya konulması gerektiği, aksi takdirde, tapu kütüğünde üçüncü kişiler adına kayıtlı taşınmazların, hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın mülkiyet hakkı iddiasında bulunan cemaat vakfı adına tescilini gerçekleştirmenin, asıl hak sahiplerinin mağduriyetine dolayısıyla mülkiyet hakkının kullanımına aykırı bir durum oluşturacağı; 5737 sayılı Kanun'un Geçici 7.maddesinde de; cemaat vakıflarınca taşınmazların adlarına tescilini isteyebilmeleri için öncelikle tasarrufları altında bulunması gerektiği hususunun açıkça vurgulandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 14/03/2023 tarih ve E:2023/474, K:2023/1225 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/02/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesinde; taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının, tescille olacağı; miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyetin tescilden önce kazanılacağı, ancak bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesinin, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu düzenlenmiş, 716. maddesinde ise, mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimsenin, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebileceği; bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişinin tescili doğrudan doğruya yaptırabileceği kuralı yer almış olup, taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve tescilinin bu hükümler dairesinde olacağı ve dolayısıyla bu Kanun'da ve diğer özel kanunlarda gösterilen haller dışında taşınmaz mülkiyetinin kazanılamayacağı ve tapu kütüğüne tescil edilemeyeceği kuşkusuzdur. Öte yandan, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun Geçici 7. maddesinde; cemaat vakıflarının; 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescillerinin yapılacağı düzenlenmiştir. Her ne kadar, 5737 sayılı Kanun ile öncelikle Türk Medeni Kanunu'nun gayrimenkul mülkiyeti hakkındaki düzenlemelerine bir istisna olarak mülkiyet hakkı iddiası için kolaylık getirilmiş ise de; gayrimenkul üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunabilmek için taşınmazın tasarrufları altında bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Aksi takdirde, tapu kütüğünde üçüncü kişiler adına kayıtlı taşınmazların, hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın mülkiyet hakkı iddiasında bulunan cemaat vakfı adına tescilini gerçekleştirmek, asıl hak sahiplerinin mağduriyetine dolayısıyla mülkiyet hakkının kullanımına aykırı bir durum oluşturacaktır.
5737 sayılı Kanunun Geçici 7. maddesinde de; cemaat vakıflarınca taşınmazların adlarına tescilini isteyebilmeleri için öncelikle tasarrufları altında bulunması gerektiği hususu açıkca vurgulanmıştır. Davacı Vakıf tarafından, mülkiyeti Vakfa ait olduğu iddia edilen 27 adet taşınmazın, 5737 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi uyarınca Vakıfları adına tescil edilmesi istemiyle 21/07/2009 tarihinde Hatay Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvurulduğu, Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisinin ... tarih ve... sayılı kararının iptali istenen kısmında; “1- Ek 3 listede yer alan 10 taşınmazın 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerinin 2 ay içerisinde tamamlanması, aksi takdirde talepten vazgeçilmiş sayılacağı hususunun... ... Köyü ... Vakfına bildirilmesine” oy birliği ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı Vakfın, Hatay’ın ... ilçesinde olduğu ve Hatay'ın anavatana 1939 yılında katıldığı, Osmanlı Devleti topraklarından 1921 yılında ayrılarak Fransız mandası altında kurulan İskenderun Sancağına bağlanan ve Hatay’ın 1939 yılında anavatana katılması ile yeniden Türkiye sınırları içerisine alınan Samandağ’da yer alan Vakfın 1936 Beyannamesi veremediği açık ise de, dava konusu işlem, davacı Vakfın başvurusunun, 1936 Beyannamesi sunulamadığından bahisle reddine yönelik olmayıp, Kanun'un Geçici 7. maddesi kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanması hususunda süre verilmesinden ibarettir. Bu durumda, davacı Vakfın, öncelikle taşınmaz malların tasarrufları altında bulunduğu hususu ile Vakıf tarafından satın alınmasına ya da kendisine bağış yapılmasına rağmen mal edinememe gerekçesiyle Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçen taşınmazların tescili için yapılacak başvurularda tescil işleminden önce mevcut durumlarının ortaya konulması gerektiğinden, bu hususların tespitine yarayacak belgelerin tamamlanması hususunda süre verilmesine yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık, davacı Vakfın başvurusunun, Kanun'un Geçici 7. maddesi kapsamındaki en temel şart olan 1936 Beyannamesi sunulamadığından, davalı idarece madde metnindeki diğer şartlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın reddedildiği değerlendirilmesiyle işlemin iptali yönündeki Daire kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY XX- 2577 sayılı Kanunun "Davaların karara bağlanması:" başlıklı 22. maddesinin ikinci fıkrasında "15 nci maddede sayılan sebeplerden biri ile veya yargılama usullerine ilişkin meselelerde azınlıkta kalanlar işin esası hakkında da oylarını kullanırlar. Azınlıkta kalanların görüşleri, kararların altına yazılır." hükmü yer almaktadır. A) Usule ilişkin olarak Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 14/03/2023 tarih ve E:2023/474, K:2023/1225 sayılı kararı; Dairenin 11/12/2014 tarih ve E:2010/10390, K:2014/7620 sayılı ret kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesinin ardından davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 27/10/2022 tarih ve 2018/9214 sayılı kararı ile davacının mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda verilmiştir. Anayasanın 6. maddesinde "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." hükmüne, 149. maddesinde de "Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az on üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir. Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır." hükmüne yer verilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Genel Kurul" başlıklı 21. maddesinde, Genel Kurulun görevleri, "a) İptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara bakmak. b) Siyasi partilere ilişkin mali denetim yapmak, dava ve başvuruları karara bağlamak. c) İçtüzüğü kabul etmek veya değiştirmek. ç) Başkan ve başkanvekilleri ile Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Başkanvekilini seçmek. d) Bölümler arasındaki iş bölümünü yapmak, bölümlerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışmayla karşılanamayacak şekilde artmış ve bölümler arasında iş bakımından bir dengesizlik meydana gelmişse takvim yılı başında toplanıp bir kısım işleri diğer bölüme vermek. e) Bölümler arasında meydana gelen iş bölümü uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak, fiilî veya hukuki imkânsızlık nedeniyle bir bölümün görevine giren işe bakamaması hâlinde diğer bölümü görevlendirmek. f) Üyeler hakkında disiplin ve ceza soruşturması açılmasına, soruşturma ve kovuşturma tedbirlerine ve gerektiğinde disiplin cezası verilmesine ya da üyeliğin sona erdirilmesine karar vermek. g) İtirazları incelemek." olarak sayılmış, "Bölümler ve komisyonlar" başlıklı 22. maddesinde ise, "Mahkemede, bireysel başvuruları karara bağlamak üzere bir başkanvekili başkanlığında altışar üyesi olan iki bölüm bulunur. Bölümler, bir başkanvekilinin başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır..." hükümlerine yer verilmiştir. Bireysel başvuruları karara bağlamanın bölümlerin görevi olduğu hususu Anayasada ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da hiçbir yoruma mahal vermeyecek şekilde çok açık ve net bir biçimde düzenlenmiştir. Bu durumda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/12/2017 tarih ve E:2015/2611, K:2017/4464 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş olan Daire kararına ilişkin olarak -yeniden yargılama yapılmasını gerektiren- Anayasa ve 6216 sayılı Kanunun alıntılanan hükümlerine göre Anayasanın açıkça yetkili kıldığı "Anayasa Mahkemesi Bölüm Kararı"nın varlığından söz edilemeyeceğinden, Dairece yeniden yargılama yapılacak bir karar verilmesi mümkün olmadığından Daire Kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. B) Esasa ilişkin olarak 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7. maddesinde; cemaat vakıflarının; 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescillerinin yapılacağı düzenlenmiştir. 5737 sayılı Kanunun geçici 7. maddesinde de; cemaat vakıflarınca taşınmazların adlarına tescilini isteyebilmeleri için öncelikle tasarrufları altında bulunması gerektiği hususu açıkca vurgulanmıştır. Dava konusu işlem, davacı Vakfın başvurusunun, 1936 Beyannamesi sunulamadığından bahisle reddine yönelik olmayıp, Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanması hususunda süre verilmesinden ibarettir. Bu durumda, davacı Vakfın, öncelikle taşınmaz malların tasarrufları altında bulunduğu hususu ile Vakıf tarafından satın alınmasına ya da kendisine bağış yapılmasına rağmen mal edinememe gerekçesiyle Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçen taşınmazların tescili için yapılacak başvurularda tescil işleminden önce mülkiyetin Vakıflarına geçmelerini ispata yarayan delillerin ortaya konulması gerektiğinden, bu hususların tespitine yarayacak belgelerin tamamlanması hususunda süre verilmesine yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık, davacı Vakfın başvurusunun, Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamındaki en temel şart olan 1936 Beyannamesi sunulamadığından, davalı idarece madde metnindeki diğer şartlara yönelik bir araştırma yapılmaksızın reddedildiği değerlendirilmesiyle işlemin iptali yönündeki Daire kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.