Danıştay · Danıştay

Danıştay 2023/2454 E. 2023/2956 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2023/2454
Karar No
2023/2956

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2454 Karar No : 2023/2956 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... Holding A.Ş. (Eski Unvanı: ... Şans Oyunları Yatırım A.Ş.) 2-... Holding A.Ş. (Eski Unvanı: ... Yatırım Holding A.Ş.) VEKİLLERİ : Av. ... . KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/3148, K:2023/2166 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"ne ilişkin olarak verilen ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca irat kaydedilen 10.000.000 USD teminatın ve teminatın irat kaydı tarihi olan 17/04/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin ödenmesi için 07/08/2018 tarihinde yapılan başvurunun reddine ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/3148, K:2023/2166 sayılı kararıyla; Davalı idarenin, davacı şirketlerin bu davayı açmada ehliyetinin bulunmadığına ilişkin itirazı geçerli görülmemiş, Davacı şirketlerce ihalenin gerçekleştirilmesinden ve teminatların irat kaydedilmesinden yaklaşık 3,5 - 4 yıl sonra 07/08/2018 tarihinde davalı idareye yapılan başvuruda, üçüncü kişiler tarafından Kurul kararı ile ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davalarda verilen iptal kararlarının yeni öğrenildiği belirtilmek suretiyle ihale sürecinde irat kaydedilen teminatlarının faiziyle birlikte taraflarına ödenmesinin istenildiği, Bu durumda, bakılan davada, öncelikle anılan ihale işlemlerine yönelik açılan davalarda verilen iptal kararlarının davacılar bakımından yeni hukuki durum oluşturup oluşturmayacağının açıklığa kavuşturulması yeni hukukî durum oluşturmaması hâlinde ise bakılan davanın süresinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerektiği, Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme"nin, kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlı olduğu, kuralın ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren bir içeriğe sahip olduğu, İdarenin, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahip olduğu, "Kural işlemler"in (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemler olduğu, düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi gerektiği, Bireysel idari işlemlerin ise özel durumlara yönelik olarak ismen belirlenmiş bir veya birden çok kişiye ilişkin olup uygulanmakla sona eren işlemler olduğu, Bu durumda, idareler tarafından tesis edilen her işlemin değil sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içeren işlemlerinin genel düzenleyici işlem sayıldığının açık olduğu, Genel düzenleyici işlemler yönünden bu işlemlere karşı açılan davalarda, yargı kararıyla düzenleyici işlemin iptaline karar verilmesi durumunda, genel düzenleyici işlem nedeniyle hakkında işlem tesis edilen kişiler tarafından anılan düzenleyici işleme karşı süresinde dava açmasa dahi, yargı kararıyla verilen iptal kararının sonuçlarından yararlanılması amacıyla idareye yaptığı başvurunun 10. madde kapsamında değerlendirilmesi suretiyle açılan davalarda süre aşımı bulunmadığının Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla kabul edildiği, Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 02/06/2011 tarih ve E:2010/2230, K:2011/624 sayılı kararında, "... Bir genel düzenleyici işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi durumunda, verilen yargı kararının, sadece o davayı açanı değil, bu genel düzenleyici işlem ile ilgili diğer kişileri de etkiyeceği kuşkusuzdur. Bu nedenle iptal edilen bir düzenleyici işlemden dolayı, menfaati veya hakkı ihlâl edilen kişinin, iptal kararının doğurduğu sonuçlardan yararlanmak amacıyla idareye başvurabileceği tabiidir. ... davacının 26/02/2008 tarihinde davalı idareye yapmış olduğu başvurunun, genel düzenleyici nitelikteki bir işlemin iptali yolundaki kararın, o düzenleme ile ilgili herkes için hüküm ifade edeceği hukuksal gerçeğinden hareketle kararın sonuçlarından kendisinin de yararlanması, geçmiş yıllara ait 80 saate kadar tuttuğu nöbetler karşılığında ödenmeyen ek ödeme tutarlarının tarafına ödenmesi istemiyle yapıldığı ve başvurunun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında olduğu tartışmazsızdır. ..." gerekçesine yer verildiği, Bu bağlamda, idarelerce tesis edilen her işlem genel düzenleyici işlem olarak kabul edilmeyeceğinden, idareler tarafından tesis edilmekle birlikte sürekli, soyut, nesnel olmayan, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermeyen aksine özel durumlara ilişkin olarak bir ve/veya birden çok kişiye yönelik işlemlerin (ihalenin, ihale komisyonu kararlarının, Kurul kararlarının vb.) genel düzenleyici işlem kapsamında değerlendirilmesinin de mümkün bulunmadığı, Dava dosyasının incelenmesinden, uyuşmazlığa konu ihalenin 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirildiği, 12/08/2014 tarihli Kurul kararıyla davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim grubunun ihalede birinci teklif sahibi olarak belirlenmesine karar verildiği, Danıştay Birinci Dairesinin 11/11/2014 tarihli kararıyla ihaleye konu lisans sözleşmesinin özel hukuk sözleşmesi olması nedeniyle görüş verilmesinin mümkün olmadığına karar verildiği ve Danıştay İdari İşler Kurulunun 28/11/2014 tarihli kararıyla da bu düşüncenin aynen kabulüne karar verildiği; bu aşamalardan sonra gelinen süreçte ise, davacı şirketlerce finansman paketinden kaynaklı sebeplerle davalı idareden sözleşme imzalama süresinin uzatılmasının istenildiği, ancak idarece verilen son sürede (15/04/2015 tarihinde) de sözleşmenin imzalanmaması üzerine davacı şirketler tarafından verilen toplam 10.000.000 USD geçici teminatın 16/04/2015 tarihinde davalı idarece gelir kaydedildiği, bu hususa ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulunun Özel Durumlar Tebliği uyarınca davacılardan Net Holding A.Ş. tarafından 17/04/2015 tarihli özel durum açıklamasında teminatın gelir kaydedildiği bilgisinin kamuoyu ile paylaşıldığı, diğer davacı Hitay Holding A.Ş. tarafından ise teminatın irat kaydı nedeniyle teminat tutarı karşılığının 17/04/2015 tarihinde idare hesabına nakit olarak yatırıldığı ve teminat mektubu aslının iade alındığının anlaşıldığı, Bu durumda, davalı idarece tesis edilen ihale işlemlerinin (ihale, ihale komisyonu kararı ile Kurul kararının) genel düzenleyici işlem vasfında olmadığı, başka bir anlatımla sürekli, soyut, nesnel ve genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermediği dikkate alındığında, dava dışı Gündüz ARCAN ve ikinci teklif sahibi şirketler tarafından açılan davalarda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarıyla söz konusu işlemlerin iptaline karar verilmesinin anılan davaların tarafı olmayan davacı şirketlerin teminatın irat kaydı işlemleri bakımından yeni hukukî durum oluşturmayacağı, Bahse konu davalarda verilen Kurul kararı ile ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptaline ilişkin yargı kararlarının, düzenleyici işlemlerin yargı kararıyla iptaline benzer bir hukuki durum oluşturmadığı gibi, karar gerekçesinin teminatın irat kaydına ilişkin işlemin hukuka uygunluğu/aykırılığı yönünden bir değerlendirme de içermediği dikkate alındığında, anılan yargı kararlarının davacıların hukukî durumuna etki edecek nitelikte olmadığı, başka bir anlatımla, söz konusu yargı kararlarının gereği hususunda davalı idarece davacıların teminatının irat kaydı işlemine yönelik olarak yeni bir işlem tesisini gerektirecek nitelikte bir karar olmadığı sonucuna varıldığı, Diğer taraftan, ihale süreci içerisinde davacılara sözleşme imzalanması için verilen süreden çok önce Danıştay Birinci Dairesince ihale sözleşmesinin açıkça imtiyaz sözleşmesi niteliğinde değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle görüş bildirilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de, davacılar tarafından bu süreçte ne ihalenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirildiğine ne de sonrasında teminatın irat kaydına yönelik olarak itirazda bulunulmadığı, söz konusu ihale işlemlerine karşı da dava açılmadığı görüldüğünden, davacılar tarafından teminatın irat kaydedilmesinin tüm hukuki sonuçlarının kabul edildiğinin anlaşıldığı, Bu bağlamda, genel düzenleyici işlem niteliğinde bulunmayan ihale işlemlerinin iptali istemiyle dava dışı kişiler tarafından açılan davalarda verilen iptal kararlarının yeni hukukî durum oluşturduğundan bahisle, teminatın irat kaydından yaklaşık 3,5 yıl geçtikten sonra teminatın iadesi istemiyle yapılan başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılan bir başvuru niteliğinde kabulü mümkün bulunmadığından, bu başvurunun teminatın irat kaydı işlemine karşı dava açma süresini canlandırmayacağının da tabii olduğu, Bakılan davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca süresinde açılıp açılmadığı incelendiğinde; mevzuat uyarınca, Danıştayda ve idare mahkemelerinde genel dava açma süresinin altmış gün olduğu, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu, bu usule tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu, özel kanunlarında aksine bir hüküm bulunmadıkça, idarî işlemlerde dava açma süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; bir idarî işlem dolayısıyla hakları ihlâl edilen ilgililerin dört farklı yolla tam yargı (tazminat) davası açabilecekleri öngörülerek kişilere seçimlik hak tanındığı, ilgililerin, haklarını ihlâl eden bir idarî işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine, (i) doğrudan doğruya tam yargı davası açmak, (ii) iptal ve tam yargı davalarını birlikte açmak, (iii) ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği üzerine tam yargı davası açmak ve (iv) bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açmak imkânına sahip olduğunun anlaşıldığı, Bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, dava açma sürelerinin hesabında idarî işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte; işlemin ilgilisine tebliğ edilmediği hâllerde veya idarece tesis edilen işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle kendisine yazılı bildirim yapılması zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, yazılı bildirim tarihi yerine geçmek üzere öğrenme tarihinin esas alınması gerektiğinin Danıştay içtihatlarıyla kabul edildiği, ancak, bu istisnai durumun kabulü ile bilgi edinmenin dava açma süresine başlangıç alınması da, idarî işlemin niteliği ve doğurduğu hukukî sonuç itibarıyla bütün unsurlarıyla davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması şartına bağlı olduğu, yazılı bildirimin mevcut olmadığı hâllerde bu şartın hangi tarih itibarıyla gerçekleştiğinin açılan idarî davada idarî yargı merciince değerlendirilerek karara bağlanması gerektiği, Dava dosyasının incelenmesinden, uyuşmazlığa konu ihalenin 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirildiği, 12/08/2014 tarihli Kurul kararıyla davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim grubunun ihalede birinci teklif sahibi olarak belirlenmesine karar verildiği, Danıştay Birinci Dairesinin 11/11/2014 tarihli kararıyla ihaleye konu lisans sözleşmesinin özel hukuk sözleşmesi olması nedeniyle görüş verilmesinin mümkün olmadığına karar verildiği ve Danıştay İdari İşler Kurulunun 28/11/2014 tarihli kararıyla da bu düşüncenin aynen kabulüne karar verildiği, bu aşamalardan sonra gelinen süreçte ise, davacı şirketlerce finansman paketinden kaynaklı sebeplerle davalı idareden sözleşme imzalama süresinin uzatılmasının istenildiği, ancak idarece verilen son sürede (15/04/2015 tarihinde) de sözleşmenin imzalanmaması üzerine davacı şirketler tarafından verilen toplam 10.000.000 USD geçici teminatın 16/04/2015 tarihinde davalı idarece gelir kaydedildiği, bu hususa ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulu'nun Özel Durumlar Tebliği uyarınca davacılardan ... Holding A.Ş. tarafından 17/04/2015 tarihli özel durum açıklamasında teminatın gelir kaydedildiği bilgisinin kamuoyu ile paylaşıldığı, diğer davacı ... Holding A.Ş. tarafından ise teminatın irat kaydı nedeniyle teminat tutarı karşılığının 17/04/2015 tarihinde idare hesabına nakit olarak yatırıldığı ve teminat mektubu aslının iade alındığı; ancak bu süreç zarfında davacı şirketler tarafından ne ihalenin ne de teminatın irat kaydının hukuka aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi ne de dava yoluyla anılan işlemlerin iptalinin istenilmediğinin anlaşıldığı, Bu itibarla, davalı idarece davacılara sözleşme imzalanması için verilen süre içinde sözleşmenin imzalanmaması hâlinde aktarılan mevzuat ve ihale dokümanı uyarınca geçici teminatın gelir kaydedileceğinin açık olduğu, verilen süre içinde sözleşmenin imzalanması üzerine davalı idarece davacılar tarafından verilen geçici teminatın irat kaydedildiği, bu işlem davacı şirketlere yazılı olarak bildirilmemiş ise de, davacı şirketlerin gerek aktarılan maddi olay çerçevesinde gerekse de dava dilekçesinde belirtildiği üzere teminatların irat kaydedildiğinden 17/04/2015 tarihinde bütün unsurlarıyla haberdar oldukları anlaşıldığından, davacılar tarafından teminatın irat kaydedilmesi üzerine dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten yaklaşık 3,5 yıl sonra davalı idareye yapılan 07/08/2018 tarihli başvurunun da 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında bir başvuru olarak değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 10/09/2018 tarihinde açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, ihale sürecine yönelik olarak dava dışı kişilerce açılan davalarda verilen yargı kararları ile ihale sürecinin en baştan hukuka aykırı olduğunun tespit edildiği, ihale sürecinin temelinden sakat olması nedeniyle söz konusu süreç içerisinde alınan kararların da yok hükmünde olduğu, irat kaydedilen geçici teminatın iade edilmemesi durumunda idarenin sebepsiz zenginleşeceği, ihale kararlarını iptal eden yargı kararları öğrenildikten sonra idareye teminatın iade edilmesi talebiyle yapılan başvurunun süresinde olduğunun kabulü gerektiği, teminatın irat kaydedildiği tarihte dava açılmamasının sebebinin idarenin o tarihte tesis etmiş olduğu işlemlerin hukuka aykırı olduğunun bilinememesinden kaynaklandığı, ihalenin yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine diğer isteklinin teminatının iade edilmesine rağmen kendi teminatlarının iade edilmemesinin eşitlik ilkesine uygun düşmediği, ihale sürecinde de teminatlarının irat kaydedilmesine ilişkin işlemlerin kendilerine tebliğ edilmediği, dava konusu işlem ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 04/05/2023 tarih ve E:2018/3148, K:2023/2166 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 04/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Anayasa'nın 11. maddesinde, "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır."; 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."; 125. maddesinde, "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır... İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kurallarına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idarî dava türleri; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış; anılan Kanun'un "İdarî makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihdeki hâlinde ise, ilgililerin, haklarında idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idarî makamlara başvurabileceği, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hâllerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idarî makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Özeleştirme İdaresi Başkanlığınca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"nde Özelleştirme Yüksek Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla "... 2.755.000.000 (iki milyar yedi yüz elli beş milyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren ... Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, ... Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonuna gelir kaydedilmesine, 2.750.000.000 (iki milyar yedi yüz elli milyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren ... Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, ... Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonuna gelir kaydedilmesine ve ihalenin iptaline" şeklinde alınan Değerleme ve İhale Komisyonu kararının onaylanmasına karar verildiği, davalı idarece 15/04/2015 tarihine kadar verilen süre içinde ...-... Ortak Girişim Grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine, 10.000.000 (onmilyon) ABD Doları tutarındaki geçici teminatın idareleri lehine irat kaydedilmesine ve ihalede ikinci teklifi veren ... Ortak Girişim Grubu'na çağrıda bulunulmasına karar verildiği, ihale süreci devam ederken, dava dışı ... tarafından anılan ihaleye konu Kurul kararının, ihalede ikinci teklifi veren ...Ortak Girişim Grubu'nu oluşturan ... Kuyumculuk Mücevherat Makine Yazılım Hizmetleri Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve ... İnşaat Ticaret Sanayi A.Ş. tarafından ise anılan ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali istemleriyle açılan davalarda Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2014 tarih ve E:2014/3948, K:2017/674 sayılı ve 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı ret kararlarının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih, E:2017/1930, K:2017/3456 sayılı ve 06/11/2017 tarih, E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararlarıyla, Kurul kararında, ihalede ve ihale komisyonu kararında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle Danıştay Onüçüncü Dairesinin anılan kararlarının bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği, davacı şirketlerin ... tarih ve ... sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, aktarılan davalar neticesinde ihalenin, ihale komisyonu kararının ve Kurul kararının iptaline karar verildiği ve bu yargı kararlarının yeni öğrenildiği belirtilerek irat kaydedilen 10.000.000 USD teminatın ve teminatın irat kaydı tarihi olan 17/04/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin ödenmesi talep edildiği, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının .... tarih ve ... sayılı işlemiyle başvurunun reddine karar verilmesi üzerine söz konusu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun ihalenin, ihale komisyonu kararının ve Kurul kararının iptaline ilişkin kararlarındaki gerekçeler incelendiğinde; ihale sürecinin esaslı unsuru olan lisans sözleşmesine ilişkin olarak teklifler alındıktan sonra ortaya çıkan ve davalı idarece de anlaşılan bu farklılığın teklifler alındıktan sonra düzeltilemeyecek nitelikte ve ihalenin iptalini gerektirecek ağırlıkta olduğu, davalı idarece ihale işlemlerinin daha en baştan 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesine uygun olarak yürütülmediği, 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesindeki düzenlemeye göre ihale sürecindeki tüm işlemlerinin lisans sözleşmesinin "özel hukuk sözleşmesi" olacağından hareketle tesis edilmesi ve yürütülmesi gerekirken, ihale sürecinin "imtiyaz verme" üzerine kurulduğu ve süreç içinde "özel hukuk sözleşmesi"ne dönüldüğü, bu durumun, isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini amaçladıkları kamu güvencesi ortadan kalktığı için doğrudan etkiler nitelikte olduğu; öte yandan sözleşmenin ancak Danıştayın düşüncesi alınarak değiştirilebileceği yönündeki hüküm dikkate alındığında ise, mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir. Davacılar tarafından, ihalenin ve ihale işlemlerinin yargı kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptali nedeniyle ortaya çıkan yeni hukukî durumdan yararlanmak amacıyla ve mülkiyet hakkı kapsamında yapılan başvurunun niteliği dikkate alındığında, anılan yargı kararlarının, ihaleye katılarak teklif veren ve ihalede birinci teklif sahibi olarak belirlenen davacılar bakımından yeni hukukî durum teşkil edeceği açıktır. Bu itibarla, davalı idarece baştan hukuka aykırı olarak gerekleştirildiği anlaşılan ihalenin ve ihale kapsamında tesis edilen diğer işlemlerin, yargı kararlarının uygulanmasını teminen, davalı idare tarafından tüm hukukî sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması gerektiğinden ve davacılar tarafından söz konusu yargı kararlarının öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresi içerisinde yapılan başvurunun süresinde olduğu anlaşıldığından, temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu Daire kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idarî dava türleri; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış; anılan Kanun'un "İdarî makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihdeki hâlinde ise, ilgililerin, haklarında idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idarî makamlara başvurabileceği, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hâllerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idarî makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacılar tarafından süresinde sözleşmenin imzalanmaması nedeniyle idarece geçici teminatlarının irat kaydedildiği, ihale süreci devam ederken, dava dışı kişiler tarafından açılan davalar neticesinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih, E:2017/1930, K:2017/3456 sayılı ve 06/11/2017 tarih, E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararlarıyla, ihalenin ve ihale komisyonu kararlarının iptaline karar verildiği, davacı şirketlerin 07/08/2018 tarih ve 77979 sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, söz konusu yargı kararlarının yeni öğrenildiği belirtilerek irat kaydedilen 10.000.000 USD teminatın ve teminatın irat kaydı tarihi olan 17/04/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin ödenmesi talep edildiği, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 13/08/2018 tarih ve 78658 sayılı işlemiyle başvurunun reddine karar verilmesi üzerine söz konusu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun iptal kararlarındaki gerekçeler incelendiğinde, ihale sürecinin esaslı unsurlarında hukuka aykırılıklar bulunduğu, bu aykırılıkların isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini doğrudan etkiler nitelikte olduğu, ihalede mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir. Bakanlar Kurulunun 10/09/2012 tarih ve 2012/3687 sayılı kararı ile, şans oyunları lisansının verilmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmek suretiyle gerçekleştirilen şans oyunlarına ilişkin lisansın özelleştirilmesi ihalesi, ihale komisyonu kararı ve Kurul kararı genel düzenleyici işlem niteliğinde olmamakla birlikte bireysel işlemlerden de farklı niteliği haiz olduğundan, söz konusu işlemlerin doğurduğu etki ve sonuçlar bakımından bu işlemlere karşı açılan davalarda verilen iptal kararlarının bu işlemlere karşı dava açmayanlar açısından yeni hukukî durum oluşturduğu açıktır. Bu durumda, davacılar tarafından, ihalenin ve ihale işlemlerinin yargı kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptali nedeniyle ortaya çıkan yeni hukukî durumdan yararlanmak amacıyla yapılan başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru niteliğinde olduğu ve söz konusu başvurunun davalı idarece reddi üzerine, bu işleme karşı altmış gün içinde açıldığı görülen davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin kabulü ile davanın süre yönünden reddine ilişkin temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2023/2454, K. 2023/2956, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2023-2454-e-2023-2956-k-9b7464a53566