Danıştay · 9. Daire
Danıştay 9. Daire 2023/8712 E. 2025/3909 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 9. Daire
- Esas No
- 2023/8712
- Karar No
- 2025/3909
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y DOKUZUNCU DAİRE Esas No : 2023/8712 Karar No : 2025/3909
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı- ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait 2014/Ocak ila Ağustos dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; limited şirket ortaklarının 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre sorumlulukları belirlenirken, öncelikle "amme alacağı" kavramın irdelenmesi ve şirketten tahsil edilemeyen amme alacaklarından hangi ortak veya ortakların sorumlu olduğunun saptanmasının gerektiği, 213 sayılı Kanunun "Vergiyi Doğuran Olay" başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrasında; vergi alacağının, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğduğu; ikinci fıkrasında ise vergi alacağının mükellef bakımından vergi borcunu oluşturduğunun belirtildiği, vergiyi doğuran olayın ne zaman gerçekleştiğinin saptanması, hangi vergilendirme dönemi kapsamında beyan edileceği, verginin hangi tarihte tarh zamanaşımına uğrayacağının belirlenmesi gibi yönlerden gerekli olduğu, ancak, maddede hangi zamanda doğduğu açıklanan "vergiyi doğuran olay"a ilişkin verginin, mükellef tarafından beyan edilerek tahakkuk ettirilmesi, beyan edilmezse idare tarafından kanundaki usullere göre tarh ve tahakkuk ettirilmesinin gerektiği, bunlar yapılmadığı takdirde, ne zaman doğduğu açıklanan "vergi alacağı"nın idare tarafından 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilebilmesine hukuken imkan bulunmadığı, bu nedenle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 19. maddesinde belirtilen "vergi alacağı" kavramının 6183 sayılı Kanun kapsamına giren ve idare tarafından bu Kanun'daki usullerle tahsil edilebilecek alacakları ifade etmediğinin açık olduğu, tahakkuk eden vergi vadesinde ödenmediği takdirde mükellef yönünden amme borcu, idare yönünden ise amme alacağı niteliğini kazandığı, böylece 6183 sayılı Kanun'a göre takip edilebildiği, anılan Kanun'un 3. maddesinde, amme alacağı teriminin Kanun'un 1. ve 2. maddeleri kapsamına giren alacakları ifade ettiği belirtilirken, açıkça tanımlanmadığı, ancak, idarece 6183 sayılı Kanun uygulanarak limited şirket ortaklarından Kanun'un 55. maddesine göre ödeme emri ile takip edilebilecek amme alacakları, tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmemiş, 6183 sayılı Kanun kapsamına giren alacaklar olduğu, bu nedenle, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının sorumlu olduğu kabul edilen amme alacaklarının, tahakkuk ettiği halde şirket tarafından vadesinde ödenmemiş alacaklar olduğunun anlaşıldığı, bu itibarla, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin ikinci fıkrasındaki, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacakları yolundaki hükümde kullanılan "devir öncesine ait amme alacakları" ifadesinin, sermaye payının devrinden önce şirket adına tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmemiş, 6183 sayılı Kanun'a göre takip edilebilecek "amme alacağı" vasfını kazanmış alacakları ifade ettiği, öte yandan, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin üçüncü fıkrasında, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olması halinde, bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu oldukları kurala bağlanmış, fıkrada kullanılan "amme alacağının doğduğu zaman" kavramıyla, vergiyi doğuran olayların gerçekleştiği, alacağın ilgili olduğu vergilendirme döneminin kastedildiği ileri sürülebilir ise de, kanun koyucu tarafından bu amaçla, "vergilendirme dönemi" veya "vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği dönem" kavramları kullanılarak, "vergilendirme dönemi"nde ortak sıfatı taşıyanların yada "vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği dönem"de ortak sıfatı taşıyanların şirket borçlarından müteselsilen sorumlu oldukları belirtilebilecekken, bu yola gidilmediği, bu nedenle, maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemede, "amme alacağının doğduğu zaman"da pay sahibi olanların şirket borçlarından müteselsilen sorumlu olduğunun belirtilmesi, vergilendirme döneminde veya verginin ait olduğu dönemde ortak sıfatı taşıyan kişilerin değil, tahakkuk eden verginin amme alacağı niteliği kazandığı vade tarihinde ortak sıfatı taşıyan kişilerin, amme alacağı haline gelmiş fakat şirketten tahsil edilememiş borçlardan müteselsilen sorumlu tutulduğunu gösterdiği, bu durumda, ödeme emrine konu amme alacaklarının vade tarihleri, dolayısıyla amme alacağının doğduğu zaman, davacının şirket ortaklığı sıfatının sona erdiği 20/12/2016 tarihinden sonra olan 27/07/2018 tarihine rastladığı, dolayısıyla davacının şirket payını devrettiği tarihte, şirketin tahakkuk ettiği halde vadesinde ödenmemiş bir borcu, idare yönünden bakıldığında ise 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edilebilecek bir kamu alacağı bulunmadığından, davacının payını devrettikten sonra vadesinde ödenmemiş kamu alacağı niteliği kazanan şirket borçlarından sorumlu tutulması hukuken mümkün olmadığından, dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesindeki ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağına ilişkin düzenleme gereği sorumluluğun ortak sıfatına sahip olmakla doğduğu ve davacının da bir dönem şirketin ortağı olması nedeniyle adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı iddiasıyla kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 3. fıkrasında yer alan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağına ilişkin düzenleme uyarınca, amme alacağının ilgili olduğu dönemlerinde de, vergi borçlarının ödenmesi gerektiği tarihte de davacı şirket ortağı olmadığından, vergi borçlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: ... San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait 2014/Ocak ila Ağustos dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 19. maddesinde; vergi alacağının, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı, vergi alacağının mükellef bakımından vergi borcunu teşkil ettiği açıklanmış; 20. maddesinde; verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibarıyla tespit eden idari muamele olduğu, 21. maddesinde, tebliğin, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olduğu, 22. maddesinde, tahakkukun tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesi olduğu, 23. maddesinde de, verginin tahsilinin kanuna uygun suretle ödenmesi olduğu tanımlanmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun, "Kanunun şümulü" başlıklı 1. maddesinde, devlete, vilayet özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi feri amme alacakları ile bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümlerinin tatbik olunacağı öngörülmüştür. Anılan Kanunun 35. maddesinde de limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı hükümleri yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden; 6183 sayılı Kanunun 1. maddesine göre bir amme alacağı olan vergi alacağının anılan Kanun uyarınca tahsil edileceği, 213 sayılı Kanunun 19. maddesine göre de vergi alacağının, vergiyi doğuran olay ile doğacağı ve vergi alacağının doğmasının mükellef bakımından vergi borcunu teşkil edeceği, yani amme alacağı türlerinden birisi olan vergi alacağının, vergiyi doğuran olayla birlikte doğduğu, dolayısıyla vergiye ilişkin alacak ve borç ilişkisinin vergiyi doğuran olay ile gerçekleştiği ve vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesiyle, mükellefin vergi borçlusu, devlet, vilayet özel idareleri ve belediyelerin de vergi alacaklısı sıfatına sahip olduğu, vergi alacağının doğmasından sonraki aşamada ise, kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak vergi alacağının tarh ettirildiği, tarh ettirilen verginin tebliğ edilmesi üzerine tahakkuk ederek ödenebilir aşamaya geldikten sonra verginin tahsili aşamasına geçilerek, kanunda belirtilen surette ödenmesiyle vergilendirme sürecinin tamamlandığı, ancak vergi borcunun vadesinde ödenmediği durumda ise kamu gücü kullanılarak, alacaklısı veya alacaklı adına kamu gücü kullanma konusunda yetkili makamlar tarafından cebren tahsil aşamasına geçildiği ve cebren tahsil esaslarının hüküm altına alındığı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde tahsilatın yapılacağı anlaşılmaktadır. 213 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi ile vergiye ilişkin alacak ve borç ilişkisinin kurulduğu, mükellefin artık vergi borçlusu olduğu, tarh, tebliğ ve tahakkuk ettikten sonra vadesinde ödenmeyen vergi alacağının ise cebren tahsilata ilişkin esasların hüküm altına alındığı 6183 sayılı Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yapıldığı, dolayısıyla, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde yer verilen "amme alacağının doğduğu zaman" kavramından kastedilenin "vergiyi doğuran olay" olduğu ve verginin tahakkuk edip vadesinde ödenmemesi durumunun ise vergi alacağının, cebren tahsil edilme şartlarının gerçekleşmesine işaret ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde değinilen amme alacağının doğduğu zaman kavramından anlaşılması gerekenin amme alacağının da konusu olan vergi alacağının doğduğu olay olduğu da açıktır. Aksine bir yorum anılan maddede yer alan; "Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." hükmünü de etkisiz kılar. Zira, amme alacağının doğduğu zamanı temyize konu kararda değinildiği gibi tahakkuk edip kesinleşen verginin kamu alacağı haline gelmesine indirgendiği durumda aynı tarihte ödenmesi de gerekli olan mezkur alacak için vade tarihi aramak anlamsız olacaktır. Nitekim kesinleşen ve kamu alacağı haline dönüşen bu alacak için sonrasında düzenlenen ödeme emrinde gecikme faiziyle birlikte yer alan gecikme zammı da bu tarih itibarıyla işletilmeye başlanır ve ödeme emri ile talep edilir. Bu nedenle; 6183 sayılı Kanun'un uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35. maddesindeki düzenlemeden asıl borçlu şirkete ait amme alacaklarının doğduğu dönemde şirketin ortağı olan kişilerin ortak olunan dönemlerle sınırlı olarak amme alacağının ödenmesinden sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağının anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, payı devralan ortağın, payı devrettiği tarihten sonra tahakkuk edecek veya vadesi gelecek olan devir öncesi dönemlere ait vergi borçları nedeniyle herhangi bir sorumluluğu olmayacaktır. Dosyanın incelenmesinden, ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait 27/08/2018 vade tarihli, 2014/Ocak ila Ağustos dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin şirketten tahsil edilememesi üzerine anılan borçların tahsili amacıyla 30/10/2014-20/12/2016 tarihlerinde şirketin ortağı olan davacı adına dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır. 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesindeki amme alacaklarının doğduğu zamandan anlaşılması gerekenin vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği ilgili dönem olduğu ve davacının da ödeme emrinde yer alan 2014/Ocak ila Ağustos dönemlerine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme fazinin ilgili olduğu dönemde şirket ortağı olmadığı, ayrıca anılan Kanunun 35. maddesinin ikinci fıkrasındaki, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağına ilişkin düzenleme gereği, payı devralan ortağın, payını devrettiği tarihten sonra tahakkuk edecek veya vadesi gelecek olan devir öncesi dönemlere ait vergiler nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun olmayacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davacının 30/10/2014-20/12/2016 tarihleri arasında şirket ortağı olduğu, ödeme emrinde yer alan vergi borçlarının 2014/Ocak ila Ağustos dönemlerine ilişkin olduğu, söz konusu borçların vade tarihlerinin ise 27/07/2018 olduğu görüldüğünden, davacının, şirketin payını devraldığı ve devrettiği tarihlerde ödenebilir aşamaya gelmiş yani 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edilebilecek bir kamu alacağı bulunmadığından, anılan borçlardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı sonucuna varıldığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk, Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda yazılı gerekçeyle ONANMASINA, 3.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 01/10/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.