Danıştay · 5. Daire

Danıştay 5. Daire 2022/8774 E. 2025/15311 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
5. Daire
Esas No
2022/8774
Karar No
2025/15311
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/8774 Karar No : 2025/15311

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının eşi hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle ceza davasının bulunduğu ve eşinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği, diğer taraftan her ne kadar davacı hakkında adli bir işlem yapılmamış ise de, davacının evlenme sürecinde eşi hakkında FETÖ/PDY kapsamında adli bir işlem yapıldığını bilerek evlendiği, Edirne'de ifade verme konusunda bilgisinin olduğunu belirttiği, eşi ile ilgili soruşturmalar konusunda amirlerine bilgi vermediği, dolayısıyla davacının yürüteceği kamu hizmetinin doğrudan ülke güvenliğinde ve asayişin sağlanmasında önemli bir yere sahip olması ve görevin hassasiyeti birlikte dikkate alındığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu anlaşıldığından, davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; eşi hakkındaki tespitlerin şahsının kamu görevinden çıkarılmasına gerekçe olarak gösterilmesiyle suçta ve cezada şahsilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, eşi ile amcası vasıtasıyla 2017 yılı eylül ayında tanışıp, 05/10/2017 tarihinde nişanlandıkları, bu tarih itibarıyla eşi hakkında herhangi bir ceza yargılaması bulunmadığı, o dönem kendisine sadece 2 gün gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldığı bilgisini verdiği, suçsuz bulunması sebebiyle bunun bir problem teşkil edeceğini düşünmediği, hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dolayı yürütülen herhangi bir soruşturma veya yargılama dosyası bulunmadığı gibi terör örgütü ile irtibatını/iltisakını ortaya koyan bir delil bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile İdare Dava Dairesi kararının Dairemiz kararında belirtilen gerekçeylebozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 121. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından, 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinde yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlardan; 4. maddesinde ise bunlar dışındaki tüm kamu personelinden (işçiler dâhil) “terör örgütlerine veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara” üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu kanun da 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye Geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2022 tarihli ve E.:2018/137, K.:2022/86 sayılı Kararı ile) Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2022 tarihli ve E.:2018/137, K.:2022/86 sayılı Kararı ile) iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ;... 1) 27/07/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na tabi personel Milli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır" hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(a) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Davacı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde uzman erbaş olarak görev yapmakta iken, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca Milli Savunma Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir uygulanmakta iken, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir. AİHM, "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bununla birlikte iptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. Dosyanın incelenmesinden; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında davacının eşi hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan ceza yargılamasının bulunduğu ve eşinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği, diğer taraftan her ne kadar davacı hakkında adli bir işlem yapılmamış ise de, davacının evlenme sürecinde eşi hakkında FETÖ/PDY kapsamında adli bir işlem yapıldığını bilerek evlendiği, Edirne'de ifade verme konusunda bilgisinin olduğunu belirttiği, eşi ile ilgili soruşturmalar konusunda amirlerine bilgi vermediği, dolayısıyla davacının yürüteceği kamu hizmetinin doğrudan ülke güvenliğinde ve asayişin sağlanmasında önemli bir yere sahip olması ve görevin hassasiyeti birlikte dikkate alındığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesi hükme esas alınarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Temyize konu kararda yer alan tespit ve değerlendirmeler incelendiğinde; davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemin dayanağının davacının eşi hakkında FETÖ/PDY kapsamında adli bir işlem yapıldığını bilerek evlendiği, eşinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandığı hususunu bilmediğini heyete beyan etmesinin, evlilik müessesesi içerisinde hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kursiyer olarak görevli olduğu dönemde İzmir Adliyesine gitmesi konusunda, amirlerine ve en yakın arkadaşına bilgi vermemesinin bu konuyu saklama gayreti olarak değerlendirildiği, davacının eşi hakkında yapılan adli işlemler konusunda bütün amirlerine bilgi vermediği ve konuyu gizleme gayreti içerisinde olduğunun mütalaa edilmesi olduğu; ancak anılan tespitler içerisinde davacının şahsı ile ilgili herhangi bir bağlantı veya delile yer verilmediği, UYAP kayıtlarının tetkikinden davacının eşinin kamu görevlisi olduğuna veya hakkında görevden çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış bir dava bulunmadığı görülmüştür. Salt davacının eşinin evlilik öncesinde etkin pişmanlıktan faydalanmış olmasının ve davacının söz konusu durumu bilerek evlenmiş olmasının davacının irtibat veya iltisakına yeterli olmayacağı, evlilik birliği içerisinde de gerek davacı gerekse eşi tarafından işlenmiş herhangi bir örgütsel faaliyetin tespit edilemediği, kaldıki örgütsel saikle gerçekleştirildiği ortaya konulamayan evlilikleri öncesinde de davacının eşi hakkında verilmiş herhangi bir mahkumiyet hükmü bulunmadığı gibi, evlilik tarihlerinin 04/03/2018 olduğu, davacının eşi hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanmak suretiyle 1 yıl 9 ay12 gün hapis cezası verildiği ve cezanın ertelenmesine karar verildiği, anılan mahkumiyet kararının davacı ile eşinin evlilik tarihinden sonra verildiği görülmüştür. Öte yandan Bölge İdare Mahkemesince 28/01/2022 tarihli ara kararı ile davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olup olmadığı yönünden yapılan araştırma sonucunda ara karara ilişkin ilgili idareler (Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü,TMSF, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), ... İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketi) tarafından gönderilen belgelerden davacı hakkında somut bir bilginin sunulamadığı, UYAP sorgusunda yapılan araştırmada karar tarihi itibarıyla hakkında açılan savcılık soruşturması ve ceza davasının bulunmadığı, davacı hakkında başka bir tespit yer almadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görülmüştür. Netice itibarıyla, davacı ile ilgili örgütsel tespitler bulunmaması karşısında sadece eşine yönelik olan söz konusu iddia ve tespitlerin, davacının FETÖ/PDY ile bağlantısını ortaya koyabilecek nitelikte olmadığı ve doğrudan davacıya isnat edilemeyecek nitelikte olan bu tespitin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmediğinden, ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine, 4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)KARŞI OY : Bölge İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, örgüt ile irtibat veya iltisak ilişkisinin varlığı için aranan delillerin mevcut olduğu görülmekle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca bozulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından, davacının temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay 5. Daire, E. 2022/8774, K. 2025/15311, T. 23.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-5-daire-2022-8774-e-2025-15311-k-e38494096cca