Danıştay · 13. Daire
Danıştay 13. Daire 2024/2626 E. 2024/4326 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 13. Daire
- Esas No
- 2024/2626
- Karar No
- 2024/4326
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/2626 Karar No:2024/4326
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : Sınırlı Sorumlu ... Köyü Sulama Koperetifi
KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kaymakamlığı
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Seydişehir ilçesi, Gökçehüyük Mahallesinde bulunan ... ada ... parsel sayılı Hazineye ait taşınmazın 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 45. maddesi uyarınca açık teklif usulüyle satışına ilişkin Seydişehir Milli Emlak Şefliğinin ... tarih ve ... sayılı ihale işleminin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen kararda; dava konusu Seydişehir Kaymakamlığı Milli Emlak Şefliğinin ... tarih ve ... sayılı ihale işleminden sonra ... ada ... parselin ifraz edilerek ... ada ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... parsellere dönüştüğü, davacı kooperatif başkanı A.B. tarafından 13/03/2023 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne (DSİ) yapılan başvuru ile dere yatağında bulunan hazine arazilerinin satışı sonucunda dere yatağının doldurulması nedeniyle taşkınlar oluştuğu, başvuran A.B.'nin arazisini su basması nedeniyle mağduriyetinin giderilmesinin istenildiği, bunun üzerine DSİ tarafından gereği için davalı idareye; bilgi için davacı kooperatif başkanı A.B.'ye resmi yazı yazıldığı, A.B. tarafından 24/04/2023 tarihli dilekçe ile davalı idareden ... ada ..., ..., ... ve ... ada ...,..., ... sayılı parsellerde tarım alanlarını sulamak için ana hat su borusu geçtiği, olası arıza durumunda bakım yapılabilmesi için malik tarafından engellenmesi göz önünde bulundurularak iş makinası çalışacak şekilde boş bırakılması ve güzergah sınırlarının tespiti yapıldıktan sonra satılan alandan çıkarılmasının talep edildiği, talebin Seydişehir Milli Emlak Şefliğinin ... tarih ve ... sayılı işlemiyle reddedildiği, dava açma süresini durdurmayan 24/04/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin 17/05/2023 tarihinde A.B. tarafından tebellüğ edildiği, bakılan davanın ise 28/07/2023 tarihinde açıldığı, dava konusu ihale işlemine karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesi uyarınca 30 gün içerisinde doğrudan dava açılması gerekirken aynı Kanun'un 11. maddesi hükmünün uygulanma olanağı bulunmaması nedeniyle dava açma süresini durdurmayan 24/04/2023 tarihli başvurunun reddine ilişkin işlemin 17/05/2023 tarihinde tebellüğü üzerine 28/07/2023 tarihinde açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemin kendilerine tebliğ edilmediği, Hazineye ait arazi satışlarından derenin taşması ve bazı taşınmazların zarar görmesiyle haberdar olunduğu, kooperatif başkanının bireysel başvurularının öğrenme tarihinin belirlenmesinde esas alınamayacağı, profesyonel hukuki destek alınmadığı için dava açmadan önce davalı idareye başvuruda bulunulduğu, dava konusu işlem kendilerine yazılı olarak bildirilmediği için dava açma süresine riayet edilmediğine dair değerlendirmenin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME : İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre yönünden reddi yolundaki... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 31/10/2024 tarihinde esasta oybirliğiyle gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
(X) GEREKÇEDE KARŞI OY: Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanunun 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı kuralı yer almıştır. Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen ilgililerin hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davalı idarece ... tarih ve ... sayılı ihale işlemiyle hazineye ait dava konusu taşınmazların satışının gerçekleştirildiği, davacı kooperatif adına 24/04/2023 tarihinde idareye başvuru yapılarak ... ada ..., ... ve ... parsel ile ... ada ..., ... ve...parsel sayılı hazine arazilerinin satılması nedeniyle ortaya çıkan sorunların giderilmesinin istenildiği, davalı idarenin ...tarih ve ... sayılı işlemiyle başvuruya konu parsellerin hazinenin mülkiyetinde olmadığı belirtilerek talebin reddedildiği, ... tarih ve ... sayılı işlemin davacı kooperatif başkanı tarafından 17/05/2023 tarihinde tebellüğ edildiği, işbu davanın ise 28/07/2023 tarihinde tarihinde açıldığı görülmektedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının, ihale kararının iptali istemiyle hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama süresinin değil genel yargılama süresinin uygulanması gerekmektedir. Bu bağlamda, başvuruya konu arazilerin hazine mülkiyetinde olmadığının öğrenildiği 17/05/2023 tarihinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içerisinde 17/07/2023 tarihine kadar dava açılması gerekirken bu sürenin aşılmasından sonra 28/07/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen kararın belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.