Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/460 E. 2026/688 K. – Ticari Şirketin Feshi

Konu: Ticari Şirketin Feshi

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/460
Karar No
2026/688
Karar Tarihi
Konu
Ticari Şirketin Feshi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/460

KARAR NO:2026/688

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:19/12/2025

NUMARASI:2025/735 Esas 2025/971 Karar

DAVANIN KONUSU:Şirketin feshi

Taraflar arasındaki ticari şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda davacının ortak sıfatının ve dolayısıyla aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı .... AŞ'nin ... Arnavutköy/İSTANBUL adresinde her türlü ambalaj ürünlerinin üretimi, alım satımı ile ithalat ve ihracatı konusunda faaliyet gösterdiğini, şirket hissedarları ... (%20), ... (%20) ve ... (%60) olup şirketi temsil ve ilzama ... yetkili olduğunu, müvekkili ...'ın, davalı şirket hissedarı ve aynı zamanda şirket yöneticisi olan ... ile 1998 yılından beri evli olduğunu, tarafların çeşitli boşanma sebeplerine dayanarak birbirlerine karşı boşanma davası açtıklarını, ...'ın davalı şirketteki %20'lik hissesinin 1/2'si yani %10'u mal rejimi tasfiyesi çerçevesinde müvekkiline ait olduğu halde müvekkili davalı şirketle ilgili hiçbir bilgi ve tasarrufa sahip olmadığını, müvekkili tarafından öğrenildiği kadarıyla boşanma aşamasında olduğu eşi ...'ın davalı şirket ile ilgili olarak çok sayıda muvazaalı işlem yaptığını, mal kaçırdığını ve bu bağlamda yakın bir zaman öncesinde davalı şirketin nev'ini değiştirerek paylı ve pay sahiplerinin kim/kimler olduğu belli olmayan AŞ.ne dönüştürdüğünü, her ne kadar ... davalı şirkette %20 oranında hissedar ise de şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğundan istediği her işlemi tek başına yapabildiğini, mevcut hali ile müvekkilinin hiçbir şekilde azınlık haklarını kullanamadığını, müvekkilinin davalı şirkette çalışan olarak gözüktüğünü ve buradan kendisine ödenmekte olan 25.000.00 TL dışında herhangi bir geliri bulunmadığını, davalı şirketin hesaplarının incelenmesi sırasında, şirket hesaplarıyla paralel olarak şirketin diğer hissedarlarının hesap hareketlerinin de incelenmesini ve bu hissedarların son 10 yılda meydana gelen malvarlığı artışlarının da incelenmesini talep ettiklerini, bu şahısların dava dışı ... ile birlikte olan işlerinden başka bahse konu malvarlığı kazanımlarını sağlayabilecek herhangi bir ilave ticari ya da başka bir gelirleri bulunmadığını, müvekkili tarafından taraflarına aktarıldığı kadarıyla, dava dışı ..., davalı şirketin içerisini boşaltmak ve müvekkilinin katılım alacağı hakkını tamamen boşa düşürüp vermemek için birçok işlem yaptığını, davalı şirketin mevcut yönetiminin müvekkilinin haklarını açıkça ihlal ettiğinden ve ekte sunulu mahkeme ihtiyati tedbir kararının da icra edilemediği sübut bulduğundan davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, şirkete yönetici veya denetici kayyım tayin edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin 29/5/1998 tarihinde limited şirket olarak kurulmuş bir aile şirketi olduğunu, şirkete %60 hisse ile ..., %20 hisse ile ..., %20 hisse ile de ... ortak olduklarını, davacı tarafın iddialarının aksine müvekkili şirketin yönetim kurulu organının şirketin 3 ortağı tarafından oluşturulmuş olup her 3 ortakta münferiden şirketi idare ve temsil konusunda yetkili kılındıklarını, bu hususun ticaret sicil kayıtlarında belli olduğunu, şirket ortaklarından ... tarafından davacı ... aleyhine ve davacı tarafından ... aleyhine boşanma davaları açıldığını, davacı ... tarafından, müvekkili şirket ortaklarından ... aleyhine İstanbul Anadolu 22. Aile Mah. 2025/611 E. Sayılı dosyası ile mal rejiminin tasfiyesi davası açıldığını, mal rejiminin tasfiyesi talepli bu davada müvekkili şirketin ortaklarından ...'ın müvekkili şirket hissesinin 1/2'si üzerine üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verildiğini, davacı tarafın açtığı bu davanın niteliği itibariyle mal rejiminin tasfiyesi davası olduğunu, davacı tarafın dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurmadığını, davacı tarafın işbu davayı her ne kadar Ticaret Mahkemesinde ikame etmiş ise da davacı tarafın iddia ve taleplerinin mal rejiminin tasfiyesi davasında ileri sürülebilecek talepler olduğunu, bu durumda görevli mahkemelerin aile mahkemeleri olduğunu, mal rejiminin tasfiyesi davasında yetkili mahkemelerin İstanbul Anadolu Aile Mahkemeleri olduğundan Bakırköy Ticaret Mahkemelerinin yetkisiz olması nedeniyle yetki itirazları olduğunu, davacı tarafın mal rejiminin tasfiyesi niteliğinde ikame ettiği işbu davada husumetin davacı tarafın eşi müvekkili şirket ortağı ...'a yöneltilmesi gerekirken müvekkili şirkete husumet yöneltilerek açıldığından husumet itirazında bulunduklarını ve davanın pasif sıfat yokluğundan reddine karar verilmesini, görülen davada davacı taraf talepleri ile İstanbul Anadolu Aile Mahkemesi'nde görülen mal rejimi tasfiyesi davasındaki dava sebebi, dava konusu (talep sonucu), taleplerin ve hukuki nedenlerin aynı olması nedeniyle derdestlik itirazlarının bulunduğunu, İstanbul Anadolu 22. Aile Mahkemesi 2025/506 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması talepleri olduğunu; davacı tarafın katkı veya katılma payı alacağının boşanma gerçekleşmesi halinde dahi müvekkil şirkete %10 oranında ortak olma gibi ayni bir hak sağlama sonucunu doğurmayacağını, dolayısıyla davacı tarafın müvekkili şirket ortağı ...'dan katkı-katılma payı alacak hakkına sahip olması müvekkili şirkete ortak olma ve ortaklık sıfatına bağlı olarak kazanılan azınlık haklarından yararlanma benzeri haklara sahip olmasından söz etmenin hiçbir zaman mümkün olmayacağını, davacı taraf, müvekkili şirketin limited şirketten pay sahipleri belli olmayacak şekilde anonim şirkete dönüştürüldüğünü iddia etmiş ise de anonim şirketlerde de pay sahiplerinin belirli olduğunu, davacı taraf muvazaalı işlemlerle şirketin mallarının kaçırıldığını iddia etmekte ise de bu iddialar soyut ve mesnetsiz olup hiçbir dayanağı bulunmadığını, taraflar arasındaki boşanma kararının kesinleşmesi sonrasında boşanma davasının açıldığı tarih esas alınarak şirketin tasfiyenin yapılması gerektiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin ve ortakların son 10 yıllık hesaplarının mal varlıklarının incelenmesinin hiçbir hukuksal dayanağı bulunmadığını, müvekkili şirket kayıtlarında altın ve gümüş alımı yönündeki sermaye transferleri veya yüksek miktarda kar payı dağıtımları görülmediğini, TMK 427/4. fıkrasında tüzel kişilerin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumunun yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmadığını, müvekkili şirketin yönetim kurulu organının şirketin 3 ortağı tarafından oluşturulduğunu ve her 3 ortağın da münferiden şirketi idare ve temsil konusunda yetkili kılındığını ve şirketin idaresinde en küçük bir zaafiyet veya usulsüzlük yapılmadığını,davacı tarafın tamamen soyut, dayanaksız ve mesnetsiz iddialarla şirkete kayyım atanması talebinde bulunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Fesih davası açma hakkı, pay sahibi gerçek kişi ise kendisi veya kanuni temsilcisi; tüzel kişi ise temsile yetkili kimselerce asaleten veya bunların tayin edeceği bir vekil suretiyle kullanılabilir. Anonim şirketlerde sona erme hâllerinden biri de 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinde düzenlenen haklı nedenlerle fesihtir. Anılan düzenlemeye göre; “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir”.6102 sayılı TTK’da düzenleme altına alınan haklı sebeple fesih kurumu, şirket içinde azınlık pay sahiplerine tanınan en önemli haklardan birisidir. Buna göre anonim şirketlerde sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketin feshine karar verilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu sayede şirkette çoğunluk gücünün kötüye kullanıldığı hâller dolayısıyla ortaklığın devamının çekilmez hâle geldiği ve tanınan diğer yasal yolların bu durumu düzeltmeye yeterli gelmediği durumlarda azınlık pay sahipleri, bu hak sayesinde son çare olarak çekilmez hâle gelen ortaklık ilişkisinin fesih suretiyle sona erdirilmesini isteyebilirler (Nuri Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt III, Ankara, 2023, s. 3578).Türk usul hukukunda bir davada davacı ve davalı olmak üzere iki taraf bulunur. Davada taraf olarak gösterilen bu kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadığı ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava konusu subjektif hak olan dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan davacı sıfatı (aktif husumet), yani davacı olma yetkisi de o hakkın sahibine ait olacaktır. Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek kişi ise, o hakka uymakla borçlu olan kişiye (davalı sıfatı, pasif husumet) ait olacaktır (Baki, Kuru: Medeni Usul El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 332). Mahkemenin de taraflar arasındaki dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 Esas, 2016/106 Karar; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 Esas, 2021/1515 Karar; 24.02.2022 tarihli ve 2019/(17)4-854 Esas, 2022/200 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Pay sahibi sıfatının davanın devamı süresince korunması gerekir. Pay sahibi olmak davanın dinlenebilmesinin ön koşuludur. Pay sahipliği sıfatını ispat açısından; senede bağlanmamış paylar ile nama yazılı senetlerde ve ilmuhaber çıkarılmışsa hakkın pay defterinde kayıtlı kimse tarafından kullanılması gerekir. Hamiline yazılı hisse senetlerinin varlığı halinde pay sahipliğinin ispatı için senetlerin ibrazı gerekir. Dava devam ederken payın devredilmesi ihtimalinde ise, davacı sıfatının devralana geçmeyeceği,davalının dinlenmeyeceği ve reddi gerekeceği kabul edilir. Zira mevcut durumu bilerek payı devralan ve ortaklığa giren kimsenin mevcut sebeplere dayanarak ortaklığın sona ermesini yahut ortaklıktan ayrılmayı istemesi MK.2'ye aykırılık teşkil eder.( Nuri Erdem Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sayfa 179. ) Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre hükme bağlanır (28/11/1956 tarih ve 15/15 sayılı İBK)Davacının,dava tarihi itibari ile davalı şirkette pay sahibi olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.Davacı taraf, taraflar arasında görülmekte olan İstanbul Anadolu 22.Aile Mahkemesi'nin 2025/611 Esas sayılı dosyasında boşanma ve mal rejimi davasının derdest olduğunu, davalı şirkette dava dışı eşinin pay sahibi olduğunu, eşine ait payların yarısının kendisine verilmesi gerektiğini, bu nedenle şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiş olup dava tarihi itibari ile davacının davalı şirkette pay sahibi olmadığı , davacının davalı şirketin fesih ve tasfiyesini dava etme hakkı bulunmadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının talebinin salt “...”ne değil, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında şirketteki paylara dayalı katılma alacağına, bu alacağın şirket yönetimi tarafından muvazaalı işlemlerle bertaraf edilmesine, şirketin çoğunluk gücünün kötüye kullanılması suretiyle davacının ekonomik menfaatlerinin yok edilmesine dayandığını, bu hâliyle davanın, klasik anlamda sıradan bir pay sahibi olmayan üçüncü kişinin fesih davası olmadığını, davacının, dava dışı eşi ...’a ait payların yarısı üzerinde doğrudan ekonomik ve hukuki hakkı bulunduğunu, mahkemenin, TTK m.531’i yalnızca ticaret sicilindeki şekli kayıtlarla sınırlı biçimde yorumladığını, davacı müvekkilinin davalı şirkette %20 pay sahibi olan ...’ın eşi olduğunu, bu payların %10’una karşılık gelen değerin mal rejimi gereği alacaklısı olduğunu, şirketin içinin boşaltıldığı, yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığı vb iddialar somut vakıalarla ileri sürülmüş olmasına rağmen mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, mahkemenin; şirket defterlerini, hesap hareketlerini, pay devrine ilişkin işlemleri, tür değişikliğinin muvazaalı olup olmadığını, yönetici ...’ın tek başına yaptığı tasarrufları incelemediğini, davacının pay devralmadığını, paya bağlı alacak hakkının evlilik birliği ve mal rejimi gereği doğduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı şirkete denetim kayyımı tayin edilmesine, hisse bedelinin ödenmesine, olmadığı takdirde 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca, davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi ve tasfiyesi istemlerine ilişkşindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından, yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 25.08.2025 tarihli müzekkere cevabının incelenmesinde; ..., ... ve ... davalı şirketin ortakları, yönetim kurulu üyeleri ve şirket yetkilileri olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki davanın konusu, davalı şirkete denetim kayyımı tayin edilmesi, hisse bedelinin ödenmesi, olmadığı takdirde TTK'nın 531. maddesi uyarınca, davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi ve tasfiyesi istemlerine ilişkin terditli şekilde açılmış bir davadır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir. Anılan maddeye göre; “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir”.TTK’nın 531/3 maddesinde gösterilen şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiye davası olarak nitelendirilip, şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davalarda husumetin feshi istenen şirkete yöneltilmesi gerekmekte olup somut olayda dava, isabetli şekilde ... Şirketi'ne karşı açılmıştır. Fesih ve tasfiye davasında davacı sıfatı ise 1/10 (halka açık şirketlerde 1/20) paya sahip şirket ortaklarına aittir. Yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda böyle bir davada, aktif husumet ehliyetinin dava tarihinde ve davanın devamı müddetince pay sahibi sıfatını muhafaza eden kişiler tarafından açılıp sonuçlandırılması gerekir. Davadaki terditli diğer talepler de ortaklık sıfatına bağlı olup aynı değerlendirme geçerlidir.Davacını davda ileri sürdüğü tüm talepler bakımından aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Zira davacının, şirket ortağı olmadığı görülmektedir.Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette %20 pay sahibi olan ...’ın eşi olduğunu, bu payların %10’una karşılık gelen değerin mal rejimi gereği alacaklısı olduğunu, paya bağlı alacak hakkının evlilik birliği ve mal rejimi gereği doğduğunu, ... ile boşanma aşamasında olduklarını, mal rejiminin tasfiyesi davasının derdest olduğunu ileri sürmektedir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonucunda verilecek hüküm neticesi davacının katılma payı alacağı konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verileceği tabiidir. Dava tarihi itibari ile davacının davalı şirkette pay sahibi olmadığı, davacının davalı şirketin fesih ve tasfiyesini dava etme hakkı bulunmadığı gibi, yine hissedarlığa bağlı diğer talepleri bakımından da aktif dava ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmakla, mahkemece davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 09.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/460, K. 2026/688, T. 09.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-460-e-2026-688-k-70a52fe0f51d