Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/252 E. 2026/2659 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/252
Karar No
2026/2659
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2026/252

KARAR NO:2026/2659

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:15/03/2023

NUMARASI:2021/304 E - 2023/232 K

DAVANIN KONUSU:Alacak

KARAR TARİHİ:06/10/2026

Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 31/03/2011 tarihli iş ortaklığı sözleşmesi ile "..." ihalesi işinin eşit şartlar dahilinde yapılması konusunda anlaşıldığını, daha sonra taraf şirketler arasında 31/03/2011 tarihli ortaklık sözleşmesinde belirtilen şartlarda feshine dair protokol düzenlendiğini, bu protokole göre davalı şirketin davacıya 527.975,00 USD'yi geri ödeyeceğini, ancak iadesi gereken tutarın hesap mutabakatında 528.975,00 USD olması gerektiğinin kararlaştırıldığını, taraflar arasındaki 31/03/2011 tarihli sözleşmenin davacı tarafça haklı sebeple feshedilmiş olduğunu ve 528.975,00 USD alacağın 15/09/2011 tarihinden itibaren aylık %2 gecikme bedeli ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğini ileri sürerek,fazlaya dair haklar saklı kalmak şartıyla 528.975,00 USD alacağın dava tarihine kadar % 2 aylık dolar üzerinden faizden 10 aylık 52.897,00 TL toplamı 581.872,00 USD'nin davadan sonra ödeme tarihindeki Merkez Bankası satış kuru Türk Parası karşılığının dava tarihinden asıl alacak için ayrıca yıllık %2 dolar üzerinden faizi ile birlikte zincirleme olarak davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... ve ... vekilince verilen cevap dilekçesinde özetle; davacının, davalı ...'e herhangi bir ödeme yapmadığını, davalı ...'in alacağa konu sözleşme ile de şahsi bir bağlantısının bulunmadığını, davalı şirket ile yaptığı sözleşmeler gereği yapılan nakit ödemelerin şirket defterlerinde olduğunu, davalı ...'e nakit olarak verilen parayı davalı şirkete verildiğini ve şirket defterlerine işlendiğini beyanla , davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Şti ve ... vekilince verilen cevap dilekçesinde özetle; davalının Irak hükümeti ile Irak ... işinin yapılması hususunda anlaştığını ve işin ihalesini aldığını, buna istinaden iş ortaklığı sözleşmesi yapıldığını, davalının işin mahiyeti ve işe ait şartname gereği Irak'taki işin hukuki ve yasal tek muhatabı olduğunu, davacı tarafından yapılan tüm ödemelerin davalı şirkete aktarıldığını, davacının işin bitiminde zarara uğrayacağını düşünerek sözleşmeyi sona erdirmek istediğini davalıya bildirdiğini ve sözleşmenin sona erdiğini, davalının yurt dışındaki işi davacının sözleşmedeki şartlara uymaması sebebiyle Irak hükümeti tarafından iş akdinin iptal edildiğini, davacının açıklanan tüm bu sebeplerle ciddi bir zarara uğradığını, işin yapımında taraflarca harcanan ödemlerin taraflar üzerinde kaldığını, davacının, ... ve davalı şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığını, bu nedenlerle, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmişti.Mahkemece, "alacak iddiasının dayanağı iş ortaklığı sözleşmesinde olduğu gibi fesih protokolünde de davalı gerçek kişilerin taraf olmadığı gözetilerek, onlar yönünden davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine, Davacı tarafça, protokolde öngörülen şartın gerçekleştiği, birici ve ikinci hakedişin tahsil edildiği, bu suretle protokol gereği davalının borcunun muaccel olduğu ispat edilememiş olmakla davalı ... Şirketi yönünden sübut bulmadığı " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine,Dairemizce 2019/761 esas ve 2021/773 karar sayılı karar ile; davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, bu sebeple HMK 353/1-a-6 maddesi kapsamında, mahkeme kararının kaldırılması ile yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir.

İstinaf Konusu Mahkeme Kararı ;Mahkemece yapılan yargılama sonunda;

1-Davalılar ..., ..., ... yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine,

2-Davalı ...Şti'ne yönelik istem yönünden davanın kısmen kabulü ile taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesi kapsamında;527.975 USD asıl alacağa dava tarihi olan 13/07/2012 tarihinden itibaren aylık %2 faiz işletilmek suretiyle, 527.975 USD asıl alacak ve 52.897 USD dava öncesi işlemiş faiz olmak üzere toplamda 580.872 USD'nin ödeme tarihindeki TCMB satış kuru üzerinden TL karşılığının davalı ....Şti'nden tahsili ile davacı şirkete verilmesine,...1000 USD istemin reddine,şeklinde hüküm kurulmuştur.İstinaf Başvuruları;Mahkemece verilen kararı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf etmiştir.

1-Davacı şirket vekilince verilen istinaf dilekçesinde özetle; İmzası inkar edilmeyen belge ile davalı ... Şirketi adına sorumlu müdür davalı ..., davaya konu 581.872 USD parayı diğer davalıların yardım ve işbirliği ile almış ve iade etmemiştir. İstinaf kararı ile dava ... açısından kabul diğer davalılar yönünden redde yönetilmiştir.Davada şirketin kullanıldığı, içinin boşaltıldığı, davalı ortağın bu işi oğlu ve eşi dahil diğer davalılarla birlikte yaptığı açıktır. Bir hukuk davası olsa dahi içi boşaltılan bir şirketteki mal varlığını kendi ekonomik alanlarına aktaran herkes bundan sorumludur. İlk derece mahkemesi tarafından bu konu resmen araştırılmadan eksik inceleme ile ... dışındaki davalıların husumet yokluğundan ve diğer nedenlerle reddine karar verilmesi yöntem ve yasaya aykırıdır düşüncesindeyiz. " şeklindeki istinaf sebepleri ile kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.

2- Davalı vekilince verilen istinaf dilekçesinde;"Adi ortaklığa ilişkin malvarlığı, ortaklık hesabı, borçlar vb. hususlar bilirkişi heyeti tarafından hiç bir şekilde değerlendirilmemiştir. Bu bakımdan heyet tarafından sunulan hiç bir rapor Bölge Adliye Mahkemesi ilamına uygun değildir ve kabul edilemez.Bilirkişiler 3 numaralı raporda heyet yerine geçip hukuki kanaat bildirmiştir ve mahkemece bu dayanaksız kanaat hükme esas alınmıştır. bilirkişi heyeti 2 numaralı tasfiye raporunda vadeye ilişkin değerlendirmenin takdirinin sayın mahkemeye ait olduğunu beyan etmesine rağmen 3 numaralı raporda bu hususta değerlendirme yaparak kendi içinde çelişkiye düşmüştür.Yine bilirkişi raporunda mahkeme ara kararında değerlendirilmesi talep edilmediği halde faize ilişkin kanaat bildirilmesi doğru değildir.Bilirkişi raporunda faiz talebi yönünden fesih protokolünde belirlenen 15.11.2011 tarihinden itibaren, yine aynı protokolde belirlenen aylık %2 gecikme faizi talep edebileceği, yapancı paraya ödenecek olan faizin fahiş olduğu değerlendirmesinin mahkemeniz başkanlığında olduğu yönünde kanaat beyan edilmiştir. Bu kanaati kabul etmemekle birlikte mahkemece faiz yönünden bir değerlendirme yapılması istenmediği halde heyet tarafından yine yönlendirici biçimde kanaat bildirilmesi de doğru değildir.Tarafların imzaladığı adi ortaklık fesih sözleşmesinin esas alınması ihtimalinde; şarta bağlı ödeme taahhüdünün kesin vade olarak yorumlanması hukuken fahiş bir hatadır. Protokolün 2.,3.ve 4.maddesinde ;'' ... Firması, ... firmasının Ortaklık Sözleşmesi gereği verdiği 500.000 USD ile banka giderleri olan 27,975 USD yi (toplam da 527.975 USD) aşağıdaki şartlarda ... a.ş'ye ödeyecektir. ilk ödeme; söz konusu ihale işinin 1.hakedişinin tahsilatında 264.000 usd yi ... ödemeyi kabul eder.İkinci ve son ödeme; 263.975 USD yi 2.hakediş tahsilatında ödemeyi kabul eder. Ancak son ödeme tarihi 15 Eylül 2011 tarihini geçemez.Geçmesi halinde ... ayda %2 gecikme bedeli ödemeyi taahhüt eder." şeklinde kararlaştırıldığı görülmüştür. Açıkça görüldüğü üzere şarta bağlı bir ödeme taahhüdü söz konusudur.Vadeye yönelik herhangi bir tarih bulunmaması hakedişin tahsilatında denilerek ,hakediş ne zaman tahsil edilirse o zaman ödeme olacağı madde metninden sarih biçimde anlaşılmaktadır. Ancak ne var ki davalı şirket bahsi geçen hakedişleri tahsil edememiştir.Hatta dosyada mevcut 02/09/2014 tarihli bilirkişi raporunda açıkça belirtildiği üzere adi ortaklık 2.212.605,69 TL zarar etmiştir.Dolayısıyla şart gerçekleşmediği için ödeme taahhüdü yerine getirilemez. davacı tarafın davasına dayanak yaptığı 02.06.2011 tarihli ortaklık fesif protokolünde davalı müvekkil şirketin ödeme yapmayı üstlenmesinin ön koşulu hakediş tahsilatı yapmaktır. Ancak ortaklık bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu üzere 2 milyonTL den fazla zarar etmiş ve davalı müvekkil şirket hakedişlerini tahsil edememiştir. Şu halde şart gerçekleşmediğinden davacı tarafın herhangi bir alacak hakkı bulunmamaktadır." şeklindeki istinaf sebepleri ile kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.HMK.nun 355. maddesi uyarınca, kamu düzeni yönünden ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;Dava ,adi ortaklık sebebiyle ,diğer ortağa yapıldığı iddia edilen ödemelerin,adi ortaklığın sona ermesi sebebiyle iadesi istemine ilişkindir.Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından önceki yargılamada alınan 02/09/2014 tarihli bilirkişi raporunda; davacı ve davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarına göre iki cari hesap arasında 113.252,63 TL fark olduğu, bu farkın davalının cari hesaba davacının ödemelerini dolar bazında kaydettiği, bunun dışında kalan diğer küçük çaplı ödemeleri cari hesabına almadığı, davalının bu işten 31/12/2011 tarihi itibariyle 2.212.605,69 TL kadar zarar gördüğü, davacı ile davalının Irak'ta yapmış oldukları ... ile ilgili kar etmedikleri 2.212.605,69 TL zarar ettiği, sözleşmenin 8.ve 9.maddesine göre davacının herhangi alacağının olmadığı, hukuki değerlendirme neticesinde bu sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğu,işin eşit şartlar dahilinde yapılmasının kararlaştırıldığı, daha sonra davacı ile davalı şirket arasında fesih sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirketin bu fesih sözleşmesi ile feshe razı olduğunu ve davacının sözleşme kapsamında harcamış olduğu 528.975,00 USD'yi ilk iki hakedişte ödemeyi taahhüt ettiğini,davalı şirketin işbu 528.975,00 TL'yi davacıya ödeme borcunun doğması ve muaccel olması için davalı şirketin Irak makamlarından ilk iki hakedişi alması gerektiği ve bu hususun ispat külfenin davacıya ait olduğunu, davacı, davalının ilk iki hakedişi Irak makamlarından aldığını ispat ederse adi ortaklık zarar etmiş olsa bile fesih sözleşmesinin konusunu oluşturan 528.975,00 USD'nin ödenmesine davalı şirketten talebe hak kazanacağını, adi ortaklığın feshedilmesine davalı şirketin razı olduğunu ve davalı şirketin davacıya ilk iki hakedişi alması şartıyla 528.975,00 USD ödemeyi taahhüt ettiği, bu nedenle, davalı şirketin ya da adi ortaklığın bu işten zarar etmiş olup olmamasının hukuken bir öneminin olmadığı, söz konusu taahhüt, zarara uğranması olgusundan bağımsız bir taahhüt olduğu, bilirkişi kurulu raporundaki ayrıntılı açıklamalar kapsamında davacı, davalı şirketin ilk iki hakedişi Iraklı makamlardan aldığını ispat edememiş ve davalı şirketten olan alacağı doğmadığı ve muaccel olmadığı yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.Taraflarca Adi Ortaklık sözleşmesinin sona erdirildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.Davacı ile davalı ... Şti arasında 31/03/2011 tarihli iş ortaklığı sözleşmesi yapılmıştır. Bu sözleşme ile, "..." ihalesi işinin eşit şartlar dahilinde (%50 nispetinde) yapılmasının kararlaştırıldığı görülmüştür. Aynı sözleşmeye göre taraflar ayrı ayrı işin başında 500.000'er ABD doları koyacaklar ve iş ortaklığının toplam sermayesi bir milyon ABD doları olacaktır... sözleşmenin 8.maddesine göre; "sözleşme ile ilgili olarak her türlü hak ve borçlar %50 (yüzde elli) oranında olması hasebiyle işin sonunda oluşacak kâr ve zarar da tarafların hak ve mükellefiyetleri eşit yani %50'dir (yüzde elli)." olacaktır." şeklindedir.Sözleşmenin tarafları davacı ve davalı şirket olup,sözkonusu taraflar arasındaki 31/03/2011 tarihli ortaklık anlaşmasının feshedildiği belirlenmiştir.Mahkemece kaldırma kararından sonra resen atanan tasfiye heyetinin 21/12/2021 tarihli ilk raporunda ; tasfiyeye ilişkin üç aşamanın tarif edildiği, bu kapsamda tasfiye heyetince incelenerek bilanço oluşturulabilmesi için tarafların heyete sözleşme kapsamındaki işlerle ilgili tüm sözleşme, varsa dava bilgileri,banka ve hesap dökümü, tüm mali kayıtlar ve defterler, tahsilat belgeleri, tüm borç belgeleri ile ortaklığın giderleri ile varsa bunlara ait fatura ve harcama bilgileri gibi tarafların ortaklığın gelir ve gideri ile ilgili olduğunu düşündüğü tüm bilgi ve dayanak belgelerinin tasfiye heyetine ulaştırılması gerektiği, anılna bilgi ve dayanak belgelerin ulaştırılması durumunda tasfiye bilançosu hazırlanacağı ve tasfiye aşamalarının bundan sonra belirlenebileceği kanaati bildirilmiştir.Tasfiye heyetince sunulan 16/06/2022 tarihli ikinci raporda ise, taraflar sunulan kayıtlar tetkik edilmiş, adi ortaklığın faal olmadığı, bu hususun istinaf kararı ile de tespit edilmiş olduğu, ortaklığın bilinen bir borcu ve alacağı bulunmadığı, tasfiyenin yegane konusunun ortakların iç ilişkideki alacakları ile ilgili olduğu, o zaman iç tasfiye aşamasının yeterli olup, dış tasfiye süreçlerine gerek olmadığının anlaşıldığı, bu durumda taraflar arasındaki sözleşmede tasfiyeye ilişkin bir kural olup olmadığı, tarafların tasfiyeye ilişkin sonradan bir sözleşme imzalayıp imzalamadıklarının tespiti gerekeceği, bu durumda tarafların imzalandığı 02.06.2011 tarihli protokolü esas almak gerektiği, zira bu protokolün hem ortaklığı sonlandırması hem de rakamsal olarak bir tutarın kabul edilmesi bakımından önemli olduğu, protokolün sadece fesih protokolü olarak değil, esasen bir tasfiye protokolü olarak kabul etmenin daha doğru olacağı, bu durumda tasfiyenin diğer aşamalarını da uygulamak gerekmeyeceği, bu protokoldeki ödeme vadesi için de 264.000.-USD tutarının 1. hak edişin tahsilatında yapılacağı, son ödemen tutarı olan 263.975.-USD tutarın da 2. hak edişin tahsilatında gerçekleştirileceğinin kararlaştırıldığı, bunun bir kesin vade mi, yoksa şarta bağlı bir ödeme taahhüdü olup olmadığı konularında görüş bildirmenin doğru olmadığı takdirin Mahkemeye ait olacağı görüşü bildirilmiştir.Tasfiye heyetinin son raporunda ise Türkiye dışında, Irak’ın kuzeyinde kurulması planlanan ortaklığın hiç faal hale gelmemiş olduğu,ortaklığın mal varlığının olmadığı, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların faal hale gelmemiş ortaklığı kendilerinin sonlandırdığından davacının fesih protokolünde yazan alacağını geri alması gerektiğinden,TBK’nın 643. maddesi hükmünde düzenlenen ve Yargıtay’ın da sıklıkla işaret ettiği adi ortaklığın tasfiyesi aşamalarının uygulanması hem gerekli hem de mümkün olmadığı, bu bakımdan davacının alacaklı, davalının da borçlu olduğu işlemde sonuç bilançosunun da hazırlanmasının gerekli ve anlamlı olmayacağı, adi ortaklığa ait gelir, gider ve kâr hesaplanmayacağı, protokol gereği değerlendirme yapılması gerektiği kanaati bildirilmiştir.Davacı istinafının incelenmesinde;Davacı tarafça adi ortaklık sözleşmesinden ve fesih protokolünden kaynaklı alacak talep edilmiş, sözleşmenin tarafı olmayan davalı gerçek kişilere de husumet yöneltilmiştir.Dava dilekçesi ekinde sunulan teslimattır başlıklı 05/05/2011 tarihli belge içeriğinde,söz konusu ortaklık işi için sermaye olarak davacı tarafından 125.000,00 USD için davalı şirket temsilcisine teslim edildiğinin tutanağa bağlandığı, davalı şirket adına ... imzasının bulunduğu, yine aynı içerikte 145.000,00 USD'nin teslim edildiğine ilişkin teslimattır başlıklı 22/04/2011 tarihli sözleşmede davalı şirket adına ... imzasının bulunduğu, ödemelerin davalı şirket kayıtlarına aktarıldığı, iş ortaklığı sözleşmesinde olduğu gibi fesih protokolünde de davalı gerçek kişilerin taraf olmadığı,bu sebeple davalı gerçek kişiler yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinde usul ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Davalı tarafın istinaf sebeplerinin incelenmesinde ; tasfiye heyetince taraflar sunulan kayıtlar incelenmiş , adi ortaklığın faal olmadığı, ortaklığın bilinen bir borcu ve alacağı bulunmadığı, tasfiyenin yegane konusunun ortakların iç ilişkideki alacakları ile ilgili olduğu,o zaman iç tasfiye aşamasının yeterli olup, dış tasfiye süreçlerine gerek olmadığının anlaşıldığı, bu durumda taraflar arasındaki sözleşmede tasfiyeye ilişkin bir kural olup olmadığı, tarafların tasfiyeye ilişkin sonradan bir sözleşme imzalayıp imzalamadıklarının tespiti gerekeceği, bu durumda tarafların imzalandığı 02.06.2011 tarihli protokolü esas almak gerektiği, zira bu protokolün hem ortaklığı sonlandırması hem de rakamsal olarak bir tutarın kabul edilmesi bakımından önemli olduğu, protokolün sadece fesih protokolü olarak değil, esasen bir tasfiye protokolü olarak kabul etmenin daha doğru olacağı yönündeki tasfiye heyetinin görüşü ve mahkemenin bu husustaki değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Dava ,adi ortaklık sebebiyle ,diğer ortağa yapıldığı iddia edilen ödemelerin,adi ortaklığın sona ermesi sebebiyle iadesi istemine ilişkin olmakla, tarafların faal hale gelmemiş ortaklığı kendilerinin sonlandırdığından davacının fesih protokolünde yazan alacağını geri alması gerektiği, adi ortaklığın faal olmadığı, ortaklığın bilinen bir borcu ve alacağı bulunmadığı, tasfiyenin yegane konusunun ortakların iç ilişkideki alacakları ile ilgili olduğu TBK’nın 643. maddesi hükmünde düzenlenen adi ortaklığın tasfiyesi aşamalarının uygulanmasının somut olay yönünden gerekli olmadığı,bu yönlere ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Adi ortaklığın feshinin kararlaştırıldığı 02/06/2011 tarihli "protokoldür" başlıklı tutanakta taraflarca tasfiye konusunda da mutabakata varılmış bulunduğu ve protokolün 2., 3. ve 4. maddesinde;"... Firması, ... firmasının Ortaklık Sözleşmesi gereği verdiği 500.000 USD ile banka giderleri olan 27,975 USD yi (toplam da 527.975 USD) aşağıdaki şartlarda ... A.Ş'ye ödeyecektir. İlk ödeme; söz konusu ihale işinin 1.hakedişinin tahsilatında 264.000 USD yi ... ödemeyi kabul eder.İkinci ve son ödeme; 263.975 USD yi 2.hakediş tahsilatında ödemeyi kabul eder. Ancak son ödeme tarihi 15 Eylül 2011 tarihini geçemez. Geçmesi halinde ... ayda %2 gecikme bedeli ödemeyi taahhüt eder." şeklinde kararlaştırılmıştır.Davacı tarafça davalı şirkete 11/10/2011 tarihli ihtarname çekilmiş, fesih protokolünde kararlaştırılan tutarın ödenmesi hususu ihtaren bildirilmiştir.Protokolün 4. maddesinde "Ancak son ödeme tarihi 15 Eylül 2011 tarihini geçemez." düzenlemesi ile bunun bir kesin vade olduğu, şarta bağlı bir ödeme taahhüdü olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeple, mahkemece Protokolde ödeme için belirli bir vadenin bulunduğu,vadenin geçmesi ile davalının 16/09/2011 tarihinde temerrüdünün gerçekleştiği, davacı tarafça gönderilen 11/10/2011 tarihli ihtarla, davalı tarafa protokol gereği 15/09/2011 tarihinden itibaren mütemerrit olduklarının hatırlatılmış olduğu gerekçesiyle ve taleple bağlı kalınarak 15/11/2011 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Böylece ,mahkemece verilen kararda maddi vakıa ve hukuki denetim yönlerinden usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla,davacı ve davalı tarafın istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

K A R A R:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacının ve davalının istinaf başvurularının HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine,Davacıdan alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, (Harç tahsil müzekkeresinin temyiz edilen dosyalarda Dairemizce, temyiz edilmeden kesinleşen dosyalarda İlk Derece Mahkemesince ilgili Vergi Dairesine yazılmasına,)Davalıdan alınması gereken 18.054,11 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 4.513,55 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.540,56 TL'nin davalı "....ŞTİ" 'den alınarak hazineye irat kaydına, (Harç tahsil müzekkeresinin temyiz edilen dosyalarda Dairemizce, temyiz edilmeden kesinleşen dosyalarda İlk Derece Mahkemesince ilgili Vergi Dairesine yazılmasına,)İstinaf masrafının istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.06/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/252, K. 2026/2659, T. 06.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-252-e-2026-2659-k-0b46da147074