Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/396 E. 2025/1152 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/396
- Karar No
- 2025/1152
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/396 Esas
KARAR NO:2025/1152 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2024/135 Esas- 2024/936 Karar
TARİH:19/12/2024
DAVA:Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ:03/07/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirkette 21/09/2022 tarihi itibarıyla azlık hakkı sahibi olduğunu, müvekkilinin, azlık hakkı sahibi olduğu tarihten ayrılma hakkını kullandığı tarihe kadar davalı şirkette azlık hakkı sahibi olmaya devam ettiğini ve şirkete yönelik yatırım bakış açısını açıkça ortaya koyduğunu, müvekkilinin azlık hakkı sahibi olmasının ve şirkete genel kurula çağrı talebinde bulunmasının hemen akabinde, şirket yönetim kurulu tarafından esas sözleşme tadili ve bazı paylara imtiyaz tanınmasına ilişkin karar alındığını, davalı şirket tarafından esas sözleşme tadili kararının alınması ve ayrılma hakkı kullanımı fiyatının kamuya açılanmasının, borsada işlem gören hisse senedi fiyatlarının aşağı yönlü aşırı fiyat hareketlerine sebep olduğunu, davalı şirkette azlık hakkı sahibi olan yatırımcı müvekkilinin, TTK'nın 369. maddesi hükümlerine aykırılık oluşturacak şekilde kararlar alan, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 32. madde hükümlerine aykırı kamuya açıklama yapan ve yatırımcıların menfaatine aykırı hareket eden, davalı şirket ve yönetim kurulu tarafından telafisi mümkün olmayan zararlara uğratıldığını, davalı şirket yönetim kurulu tarafından esas sözleşme tadiline ilişkin alınan kararın, önemli işlemler tebliğine aykırı olarak zamanında ve usulüne uygun biçimde genel kurula sunulmadığını ve yönetim kurulunun ağır kusuruyla, yatırımcıların ayrılma haklarının zamanında kullanılmasına engel teşkil edildiğini, yönetim kurulu üyeleri tarafından kusurlu eylemlerle, esas sözleşme tadilinin genel kurul onayına sunulmasının hiçbir makul gerekçeye dayanmadan geciktirildiğini, kanunda öngörülen sürelere uyulmadan kanuna aykırı hareket edilerek şirkette azlık hakkı sahibi olan yatırımcı müvekkilinin telafisi mümkün olmayan zararlara uğratıldığını, bu nedenle müvekkilinin mal varlığında doğrudan zarar oluştuğunu ve servetindeki artışın engellendiğini, ayrılma hakkı kullanımının ve müvekkilinin paylarının alınmasının akabinde, imtiyazdan şahsi menfaat sağlayan yönetim kurulu üyelerinin, sahip oldukları payları sürekli biçimde sattıklarını, paylara imtiyaz tanınması her ne kadar bir kısım şirket ortaklarına şahsi menfaat sağlasa da, şirketin A grubu hisselerine tanındığını, dolayısıyla ayrılma hakkını kullanan ortaklara yapılan ödemelerin de davalı şirket tarafından yapıldığını, davalılar ..., ... ve dava dışı ...'in paylarına imtiyaz tanınması amacıyla yapılsa da, önemli işlemler tebliğinin 13. maddesinin ayrılma hakkının kullandırılmasında ayrılma hakkına konu payların diğer pay sahiplerine veya yatırımcılara önerilmesi usulünü düzenlemekte olduğunu, anılan hüküm uyarınca ayrılma hakkına konu payların ortaklık tarafından satın alınmadan önce diğer pay sahiplerine yahut yatırımcılara önerilebileceğini, fakat bunun zorunlu bir usul olmadığını ve tercih edilmemesi halinde nihai olarak şirketin ilgili payları satın almakla mükellef olduğunu, davalı şirket tarafından bu yönde bir karar alınmadığını, dolayısıyla ayrılma hakkına konu payların davalı şirket tarafından alındığını, doğan ve yatırımcılara yapılan ödemelerin davalı şirket tarafından yapıldığını, bir diğer deyişle mali yük şirket tarafından üstlenilirken, bundan menfaati ise belirli pay sahiplerinin sağladığını, esas sözleşme tadili ve imtiyazın belirli paylara tanınmasına karşın bu yöndeki şirket genel kurulunun karar almasının, işlemlerin şirket tarafından yürütülmesi ve ödenmesi gereken hakların şirket tarafından ödenmesi sebebiyle davalı şirket yatırımcılarının zarara uğradığını, bu sebeplerle davalı şirketin ve davalı yönetim kurulu üyelerinin, yatırımcıların uğradığı zararlardan sorumluluğunun doğmakta olduğunu, yönetim kurulunun verdiği kararlardan şirketlerin de sorumlu olduğunu, şirket yönetim kurulunun işlem ve eylemleriyle şirketi borç altına sokmakta olduğunu, aynı zamanda yönetim kurulu kusurlu işlem ve eylemlerinden kişisel olarak da sorumlu olduğunu, taraflarınca arabuluculuğa başvurulduğunu, ancak anlaşamama ile sonuçlandığını, tüm bu nedenlerle her türlü yasal hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile müvekkilinin, davalı şirket ve davalı yönetim kurulu üyelerinin yapmış olduğu eylem ve işlemlerden doğan zararının öncelikle; 8,55-TL üzerinden, 21/12/2022 tarihinden, esas sözleşme değişikliğinin yapıldığı tarihe kadar ... endeksinin yükselişi baz alınarak, 8,55-TL fiyata eklenmesi ve hisse senedinin fiyatı etkilenmeseydi oluşacak adil fiyatın hesaplanmasının akabinde, ayrılma hakkı fiyatı olan 4,50-TL ile arasındaki hisse başına fiyat farkının hesaplanarak müvekkilin hisse sayısına göre oluşan zararın tazminini; aksi kanaate varılması durumunda genel kurulun geciktirilmesi ve dolayısıyla ayrılma hakkının yaklaşık 7 ay geç kullandırılmasından kaynaklı olarak müvekkilinin servetinde oluşacak artışın engellemesi sebebiyle meydana gelen zararın tazminini; müvekkilinin, genel kurulun kanuni süresinin son günü olan 13/05/2023 ile ayrılma hakkı kullanımının gerçekleştiği 21/12/2023 tarihine kadar ödediği kredi faizlerinden doğan zararının tazminini; söz konusu zararların tam ve kesin miktarının belirlenmesinin davanın açıldığı tarihte taraflarınca mümkün olmaması sebebiyle, davanın tazminat miktarını zararın tam ve kesin olarak belirlenmesi sonrasında artırılmak kaydıyla HMK'nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde kabul edilmesini; tüm zararların tespiti amacıyla sermaye piyasalarında ve sermaye piyasası hukukunda uzman bilirkişilerden rapor alınmasını; müvekkilinin 21/12/2022 tarihinden ayrılma hakkı kullanımının gerçekleştiği 06/12/2023 tarihine kadar davalı şirkette azlık hakkı sahibi olduğunun tespitini; ayrıca 21/12/2022 tarihli ... açıklamasından sonra ortaklık yapısının nasıl değiştiği ve hisse senedinde yapılan satışların kimler tarafından yapıldığının tespiti amacıyla MKK'ya müzekkere yazılarak, 21/12/2022 - 21/12/2023 tarihleri arasındaki pay sahipliği cetvelinin istenmesini; uzman bilirkişilerce hazırlanacak rapor ve açıklanan vakıaların ispatı amacıyla ...'a müzekkere yazılarak, davalı şirkete ait ... koduyla işlem gören hisse senedinin fiyat hareketlerinin 18 ay geriye dönük olarak kayıtlarının ve bu süreçte BİST100 endeksinin ne kadar primlendiğinin sorulmasını; Sermaye Piyasası Kuruluna ve Ticaret Bakanlığına yazı yazılarak, 21/12/2022 tarihli yönetim kurulu kararına istinaden esas sözleşme tadili için SPK ve bakanlığa yapılan başvuruların ve onayların istenmesini; ... Şirketi ve ... Şirketine müzekkere yazılarak, müvekkili tarafından 13/05/2023 - 21/12/2023 tarihleri arasında ödenen faizlerin dökümünün ve toplamının istenmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili şirketin 1969 yılında kurulduğunu ve 1989 yılında borsaya açılarak hisselerinin ...'da(o dönem ...) işlem gören ilk turizm şirketi olduğunu, ana çatı şirketin bünyesi altında ... Otel, ..., ..., ...gibi alt iştiraklerin bulunmakta olduğunu, toplam 120.000.000,00-TL'lik sermaye ile kurulan şirketin halen ...'da ...kodu ile işlem görmekte olduğunu, şirketin hali hazır sermayesinin 600.000.000,00-TL olduğunu, davacı tarafından, dava dilekçesinin yorumlanması sonucu anlaşıldığı kadarıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin dava açılmış bulunmakta olduğunu, dava dilekçesinin tümünün tetkikinden, davanın konusu yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu olarak değerlendirildiğinden, bu esasa göre davaya cevapların verilmesi cihetine gidileceğini, ancak, mahkeme tarafından davadaki taleplerin somutlaştırılması ve hangi davalıdan hangi gerekçe ile talepte bulunulduğuna ilişkin izahta bulunmak üzere davacıya süre verilmesi sonrası, yapılacak açıklamalar çerçevesinde ek beyanda bulunma haklarını saklı tutmakta olduklarını, bu çerçevede, davacı tarafından açılan davanın yasal temelinden yoksun olduğunu, ... yatırımcısı olan davacının yatırım tercihleri, alım-satım emirlerini verme zamanlaması gibi çeşitli nedenlerle olduğunu düşündüğü zararlarının, bir başkası üzerine yıkma çabasından ibaret bir dava olduğunun anlaşılmakta olduğunu, dava dilekçesinin ve davada talep edilen hususların davacı tarafından açıklanması, talebin konusu ve hangi gerekçe ile, hangi davalıdan ne miktarda talepte bulunulduğunun somutlaştırılmasının ve bu hususta süre verilmesinin gerekmekte olduğunu, davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davası olarak değerlendirilmesi halinde, davada davalı ... Anonim Şirketinin taraf ehliyetinin bulunmamakta olduğunu, şirketin kendisinin yönetim kurulu üyesi olmaması sebebiyle, herhangi bir sorumluluğundan söz etmeye de olanak bulunmamakta olduğunu, bu nedenle şirket aleyhine açılan davanın davalı taraf ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, davalı şahısların, davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri olduklarını, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bireysel ve kusur sorumluluğu olduğunu, bu nedenle öncelikle herhangi bir zararın var olup olmadığının ve bu zararın doğumunda davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu olup olmadığının irdelenmesi gerekmekte olduğunu, bu kapsamda öncelikle davacının dava konusu ettiği herhangi bir zararının olup olmadığının değerlendirilmesine ihtiyaç bulunmakta olduğunu, hisseleri borsada işlem gören şirketlerin hisse fiyatlarının serbest piyasada arz ve talep dengesine göre oluşmakta olduğunu, hisse fiyatının oluşmasında şirketin durumu etkili olsa da, neticede piyasa fiyatı arz ve talep dengesinin sonucu olarak oluştuğundan, bu fiyata şirket ve/veya yöneticisinin müdahale etmesine olanak bulunmamakta olduğunu, davacı tarafından ...’dan serbest piyasada oluşan fiyat üzerinden aldığı hisselerinin, satışı sürecinde zarar ettiği gerekçesi ile dava açıldığını, davacının hisselerini satın almasından, satışı süreci veya ayrılma hakkını kullanıp kullanmamasına münhasıran kendi iradesi ile karar vermiş bulunmakta olduğunu, bu kararına ne şirketin, ne de şirket yöneticilerinin herhangi bir müdahalesinin olmadığını, şirket yöneticileri tarafından yasal düzenlemelere aykırı şekilde gerçekleştirilen herhangi bir hatalı uygulamasının söz konusu olmadığını, şirket yönetim kurulunun 21/12/2022 tarihli yönetim kurulu kararı ile, imtiyaz yaratılmasına yönelik ana sözleşme tadili yapılmasına ilişkin karar alındığını ve bu karar uyarınca ana sözleşme tadillerine izin verilmesi için SPK ve Ticaret Bakanlığı nezdinde başvuru yapıldığını, ayrıca yönetim kurulu tarafından yasal süresi içinde 30/01/2023 tarihinde, gündemde imtiyaza ilişkin hususların da görüşüleceği genel kurul toplantısının yapılması kararı alındığını, şirket yönetimi tarafından ana sözleşme tadil metinleri ve imtiyaz sebebiyle, önemli nitelikteki işlemler ve ayrılma hakkı tebliği uyarınca, ayrılma bedelinin tespiti için ...’ya başvuru yapıldığını, ... tarafından 20/01/2023 tarihli yazı ile ana sözleşme tadillerine izin verildiğini ve ayrılma hakkı kullanmak isteyenler için uygulanacak fiyat olarak 4,50-TL fiyat öngörüldüğünü, yönetim kurulu tarafından alınan genel kurul kararı uyarınca 30/01/2023 tarihinde, imtiyaz yaratılmasına ilişkin ana sözleşme tadilleri ve ayrılma hakkına ilişkin hususlarında gündemde bulunduğu genel kurul toplantısı yapıldığını, ancak genel kurul toplantısının yapıldığı 30/01/2023 tarihine kadar ... izin ve ayrılma bedelinin belirlenmesine ilişkin onayı gelmiş olmasına karşın, ana sözleşme tadillerinin Ticaret Bakanlığının onayına tabi olmasının, Ticaret Bakanlığı'na onay için süresi içinde başvuru yapılmasına karşın, genel kurulun yapıldığı tarihe kadar Ticaret Bakanlığı onayı gelmemiş olması sebebiyle, zorunlu olarak imtiyaz ve ayrılma hakkının kullanılmasına ilişkin ana sözleşme tadillerinin genel kurulda görüşülüp karara bağlanamadığını, bu hususun 30/01/2023 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 1. gündem maddesi görüşmelerinin 2. sahifeye yansıyan son paragrafında da yazılı bulunmakta olduğunu, bu nedenle, 30/01/2023 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısında imtiyaza ilişkin ana sözleşme tadillerinin ve ayrılma hakkına ilişkin gündem maddelerinin görüşülememesinde, şirket yönetici ve hissedarlarının herhangi bir dahlinin bulunmamakta olduğunu, resmi izin gelmemiş olması sebebiyle zorunlu olarak görüşülemediğini, imtiyaz yaratılması ve imtiyaz sebebiyle kullanılması öngörülen ayrılma hakkının sürecine ilişkin yönetim kurulu ve/veya davalı üyeleri tarafından yasal esaslara aykırı olarak gerçekleştirilen ve kendilerine kusur izafesi olanaklı herhangi bir hususun bulunmamakta olduğunu, davacının doğmuş bir zararının da bulunmamakta olduğunu, zira genel kurul tarafından imtiyaz yaratılmasına ilişkin ana sözleşme tadilleri ile, ana sözleşme tadilleri sebebiyle doğan ayrılma hakkına ilişkin genel kurul kararının 06/12/2023 tarihinde alındığını, genel kurul kararı sonrasında davalı şirketin yasal esaslara göre ayrılma hakkı kullanmak isteyenlere ilişkin süreci başlattığını, davacının 19/12/2023 tarihinde... Şirketine verdiği talimat ile, 13.000.000 lot hissesinin ayrılma hakkı kullanılması amaçlı olarak 65240 sayılı şirket hesabına virman yapılmasını talep ettiğini, yine 18/12/2023 tarihli şirkete yönelik “Ayrılma Hakkının Kullanımına İlişkin Pay Sahibi Beyanı”(...bank’a hitaben), yine aynı tarihli şirkete yönelik “Ayrılma Hakkının Kullanımına İlişkin Pay Sahibi Beyanı”(... Değerler’e hitaben) beyan dilekçesi sunduğunu, ancak rakamların kuruş üzerinden değil, lira üzerinden hesaplamış olması ve davacının ıslak imzalı belgeleri vermemiş olması sebebiyle, ıslak imzalı belgeler ve kuruşlandırılmış hali ile talep edildiğini, davacıya ayrılma hakkını kullanması sebebiyle, ayrılma hakkına konu hisselerinin bedeli olarak 21/12/2023 tarihinde 78.156.000,00-TL ve 58.500.000,00-TL olarak tamamen ve nakden ödendiğini, 30/01/2023-06/12/2023 tarihleri arasındaki ... Otelcilik hisselerinin ...’daki fiyat aralıklarını gösterir tabloya göre, 30/01/2023 tarihli genel kurul tarihinde imtiyaz yaratılmasına ilişkin ana sözleşme tadilinin genel kurul tarafından kabulü ve lehine imtiyaz yaratılanların da imtiyazı kabulü tarihi olan 06/12/2023 tarihine kadar sadece 04/12/2023 tarihinde hissenin 4,50 fiyatı gördüğünü, 05/12/2013 tarihinde ise 4,58 fiyattan kapanış yaptığını, imtiyaz yaratılmasına ilişkin genel kurul tarihi kapanış fiyatının 4,19 olduğunu, şirket yönetim kurulunın, şirket ve yatırımcılar açısından en doğru zamanlamayı ve yatırımcı menfaatini önceliklemek suretiyle kusursuz bir şekilde uyguladığını ve uygulama neticesinden de, davacı da dahil olmak üzere ayrılma hakkını kullanan yatırımcıların kazançlı çıktığını, ek imtiyaza ilişkin yönetim kurulu kararının alındığı 22/12/2022 tarihinden bu yana hissenin fiyat performansı incelendiğinde, ayrılma tarihine kadar hissenin ulaştığı en yüksek fiyat üzerinden ayrılma hakkını kullanmış olduğunun açık olduğunu, ayrıca davacının tazminat tutarının kendisine değil, şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etme hakkına sahip olduğunu, bu nedenle davanın neticesinde talep edilen hususun, davacı açısından talep edilebilirliğinin bulunmamakta olduğunu, davanın gerçek amacının şirkete ve yöneticilerine zarar vermek olduğunu, tüm bu nedenlerle dava dilekçesinin davacı tarafından açıklanmasını, hangi miktarda hangi talebini, hangi yönetim kurulu üyesinin hangi kusurlu davranışı sebebiyle talep ettiği hususunda açıklama yapmak üzere davacıya süre verilmesini, süresi içinde açıklama yapılmaması halinde, davanın usulden reddini; davacının davada talep ettiği tazminatın ancak şirkete ödenmesini talep etmesinin mümkün olması sebebiyle, davacı talebinin talep edilebilirlik niteliği olmadığından, işin esasına girilmeksizin davanın usulden reddini; davacının tazminat olarak talep ettiği tutarın, davalı şirket hisselerinin Borsa İstanbul’da işlem görüyor olması sebebiyle, günlük, anlık piyasa fiyatları bilinebilir nitelikte olduğundan, belirsiz alacak davasına konu yapılamayacak olması nazara alınarak, talep tutarının somutlaştırılıp dava değeri üzerinden gerekli harcın ödenmesi için davacıya kesin süre verilmesini, süresi içinde harcın ikmal edilmemesi halinde davanın usulden reddini; davanın esasına girilmesi halinde davanın esastan reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 19/12/2024 tarih ve 2024/135 Esas- 2024/936 Karar sayılı kararında;"Dava, davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri olan davalı şahısların, davalı şirketi ve şirkette azlık sahibi bulunan davacıyı zarara uğrattıklarından bahisle, maddi zararın tazmini istemine ilişkin bulunmaktadır.Mahkememiz dosyası öncelikle mahkememiz tekli hakimi tarafından görülmeye başlamış olup, mahkememizin 08/07/2024 tarihli ön inceleme celsesinde; "Açılan davanın 5235 sayılı kanunun 5/3-3 maddesi gereğince heyet ile görülmesi gereken davalardan olduğu kanaatiyle dosyanın heyete tevdine" karar verilmiş ve yargılamaya mahkememiz heyetince devam olunmuştur.Mahkememizce davalı şirketin ticaret sicili kayıtları, muhtelif ... bildirimleri, 30/01/2023 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağı ile aynı tarihli hazirun listesi ve muhalefet şerhleri ile talep dilekçeleri, 22/12/2020 tarihli yönetim kurulu kararı, 2023/50 sayılı ve 24.08.2023 tarihli ... bülteni, davalı şirketin 23/01/2023 ve 31/08/2023 tarihli Ticaret Bakanlığı başvuruları ve bakanlığın 13/02/2023 tarihli izin yazısı ile 08/09/2023 tarihli yazısı, Sermaye Piyasası Kurulunun 05/09/2023 tarihli yazısı ve 17/01/2023 tarihli raporu, cari hesap ekstreleri ile faiz dökümleri, ... fiyat-getiri endeksleri ile endeks kapanış fiyatları listeleri, cari ve kredi ekstreleri, kredi ve temerrüt faiz tabloları, ... Şirketi bakiye raporları ile hesap hareket raporları, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/295 esas sayılı dosyası, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/369 esas sayılı dosyası, arabuluculuk son tutanağı, Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen hukuki mütalaâ vs. dosyamız arasına alınarak hep birlikte incelenmiştir.Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre, eldeki davada davacı tarafça, davalı ... Şirketi'nin ve şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davalıların, kusurlu işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğradığı belirtilerek, uğranılan zararın tazmini talebiyle dava açılmış bulunmaktadır.6102 Sayılı TTK'nın 553. maddesine göre, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda şirketin doğrudan uğradığı zarar sebebiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı zarardan sorumludurlar. Kanun şirketin zararı için dava açma yetkisini şirkete, şirket ortağına ve şirket alacaklılarına vermiş bulunmaktadır. Bilindiği üzere bu tür davalarda, sorumluluk davası açan ortağın ortaklık sıfatının dava süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması gerekmektedir. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı dava sırasında sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmayacaktır. Davanın başında ortaklık sıfatı bulunup yargılama sırasında bu sıfatı kaybeden davacının, tekrar pay sahibi olması halinde de aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesi olanaksızdır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/5195 esas 2019/6440 karar sayılı, 2014/15157 esas 2015/608 kara sayılı, 2011/190 esas 2012/21402 karar sayılı ve 2013/6277 esas 2013/9520 karar sayılı ilamında da ortaklık hak ve sıfatına bağlı olarak açılan bu tür davalarda, davacının davanın başından sonuna kadar bu sıfatının mevcut olması gerektiği hususu vurgulanmıştır. Şayet yargılama sırasında ortaklık sıfatı sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki yararı kalmaz. Aktif dava ehliyetine ilişkin olan bu hususlar mahkemece resen göz önüne alınması gerekir. Eldeki davada ise, davacının 21/09/2022 tarihinde davalı şirket hisselerini alarak pay sahibi olduğu, sonrasında ayrılma hakkını kullandığı ve kendisine davalı şirkete 21/12/2023 tarihinde 78.156.000,00-TL ve 58.500.000,00-TL ödeme yapıldığı ve davacının, davalı şirketteki pay sahipliğinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacının, dava tarihinde davalı şirkette pay sahibi olmadığı hususunda taraflar arasında esasen bir ihtilaf da bulunmamaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, bu tür davalarda, sorumluluk davası açan ortağın ortaklık sıfatının dava süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Eldeki davada davacı, dava açıldığı tarihte de şirket ortağı sıfatını haiz değildir. Bu anlamda, davacının, aktif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşıldığından, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle davanın reddine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-Davacı tarafça davalılar hakkında açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilin ortaklık sıfatının bulunduğu dönemde doğan doğrudan zararlarını, ortaklık sıfatının son bulmasından sonra da talep edebileceğinin yerleşik içtihatlarla da kabul edilmiş olduğunu ve yerel mahkeme tarafından aktif husumet yokluğu nedeniyle verilen usulden red kararının kaldırılması gerektiğini, huzurdaki davanın şirketin uğradığı zararının giderilmesine ilişkin olmadığını, şirket ortağının doğrudan uğradığı zararın giderilmesine yönelik olduğunu, şirket ortağının, doğrudan kendisi üzerinde doğan zararını, ortaklıktan ayrıldıktan sonra da talep edebileceğinin doktrin ve yerleşik içtihatlarla kabul edildiğini,Müvekkilin davalı ... A.Ş.'de 21.09.2022 tarihi itibarıyla azlık pay hakkı sahibi olduğunu, söz konusu dönemde şirket yönetim kurulunun iş ve işlemleri nedeniyle doğrudan ve ciddi derecede zarara uğradığını, müvekkilimizin ortaklık sıfatının bulunduğu dönemde doğan doğrudan zararları, ortaklık sıfatının son bulmasından sonra da talep edebileceğini, davaya konu taleplerin müvekkilin doğrudan zararına ait olup olmadığı bile incelenmeksizin, bu hususta bilirkişi raporu bile alınmadan hukuka aykırı şekilde husumet yokluğundan davanın reddine karar verildiğini, müvekkilin davalı şirketin ortağı olduğu dönemde şirket yönetim kurulunun iş ve işlemleri nedeniyle kendi mal varlığı üzerinde gerçekleşen doğrudan zararların tazminini ortaklık sıfatı sona erse dahi talep edebileceğini,İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ...'nın mütalaası ile davalı şirketin ve yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinin müvekkili doğrudan zarara uğrattığı ve müvekkilin ortaklıktan ayrıldıktan sonra da uğradığı zararların tazminini talep edebileceğini açık ve net bir şekilde ortaya koyulduğunu, eksik araştırma ve inceleme sonucu verilen kararın kaldırılması gerektiğini, Davalı şirketin, 21.12.2022 tarihinde ...'a yaptığı açıklama ile "Şirketin muhtelif ele geçirme yöntemlerine açık olması sebebiyle, 1990 yılında ... Ailesi sermaye hakimiyetinde halka açılan Şirketimiz paylarında, ... aile üyelerine ait payların bir kısmına (A) Grubu altında imtiyaz tanınması amacıyla,Sermaye Piyasası Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, Şirketimiz esas sözleşmesinin değiştirilmesine ilişkin karar alındığını" açıkladığını, şirket esas sözleşmesinin tadiline ilişkin alınan kararla birlikte yine aynı tarihte, "esas sözleşme tadiline olumsuz oy kullanan yatırımcıların ayrılma hakkını kullanabileceği ve 1 adet hisse senedi için 4,45 TL ödeneceği"nin bildirildiğini,Davalı şirket tarafından, esas sözleşme tadiliyle belli paylara imtiyaz tanınmasına ilişkin yönetim kurulu tarafından alınan kararın ve ayrılma hakkı kullanım fiyatının kamuya açıklandığı tarihin 21.12.2022 olduğunu, bu tarihte ... koduyla ...'da işlem gören davalı ... A.Ş'nin hisse başı fiyatının 8,55 TL'de işlem gördüğünü ve gün kapanışını 8,35'ten yaptığını, ... bildirimini izleyen ilk işlem günü 22.12.2022 tarihinde, hisse senedi fiyatında sert düşüşler başladığını ve 11.01.2023 tarihine kadar 15 işlem günü aralıksız olarak düşerek hisse başı 3,70 TL'ye kadar düştüğünü, davalı şirketin hisse senedi fiyatının 15 gün içerisinde %60'ya yakın düşüş göstermesinin Borsa İstanbul'da nadiren görülen bir durum olduğunu, yalnızca bir şirkette oluşan aşırı olumsuz durumların yönetim kurulu kararları ve manipülasyon sonucu oluşan fiyat hareketleriyle görüleceğini, aynı tarihlerde en büyük 100 şirketin ortalamasını gösteren... endeksinin ise bu süreçte sert yükselişlerine devam ettiğini, söz konusu ... açıklaması sonrası ayrılma hakkının kullandırıldığı ana kadar geçen yaklaşık 1 yıllık sürede şirket hisselerindeki düşüşün devam ettiğini ve ayrılma hakkının 4.5-TL fiyatından kullandırıldığını, ayrılma hakkının davalı tarafından usulüne uygun mahiyette kullandırılmadığını ve doğrudan müvekkiin zarara uğramasına neden olduğunu,Davalı şirket yönetim kurulunun kendilerine kanun ile yüklenen sorumluluğu usulüne uygun ifa edememesinin bir sonucu olarak ayrılma hakkının olması gerekenden çok daha geç bir tarihte kullandırıldığını, halka açık ve payları borsaya kote edilmiş şirketlerdeki pay sahiplerinin her an karşılarına çıkacak yatırım fırsatlarını değerlendirmek istemesinin ve bu yönüyle hızlı karar alma ihtiyacının doğmasının olağan olduğunu, bu nedenle ayrılma hakkı kullandırma süresinin bu denli uzun sürmesinin yatırımcıların yatırım sermayelerinin kendi ellerinde olmayan sebeplerle adeta bloke edilmesi sonucunu doğurduğunu, müvekkilin söz konusu hukuka ayrılık nedeniyle elde edebileceği bir kardan mahrum kaldığını, ayrıca müvekkilin şirkete karşı olan güveni sebebiyle, satın aldığı hisse senetlerinin bir kısmını kredili olarak aldığını, davacı müvekkilin kredi kullandığı ... A.Ş ve... A.Ş'ye yazılacak müzekkereler sonucunda tespit edilebileceğini, bu doğrultuda genel kurulun kanuni süresinin son günü olan 13.05.2023 ile ayrılma hakkı kullanımının gerçekleştiği 21.12.2023 tarihine kadar müvekkilin ödediği kredi faizlerinden kaynaklı meydana gelen zararın da tazmininin gerektiğini, gecikmeden kaynaklı olarak kredi faizleri hasebiyle doğrudan zarara uğradığını, söz konusu zararlara şirketin yönetim kurulunun kusurlu hareketlerinin sebep olduğunu,Ayrılma hakkına konu payların bedellerinin davalı şirket tarafından ödendiğini, mali yük şirket tarafından üstlenilirken, bundan menfaati belirli pay sahiplerinin sağladığını, esas sözleşme tadili ve imtiyazın belirli paylara tanınmasına karşın bu yöndeki şirket genel kurulunun karar alması, işlemlerin şirket tarafından yürütülmesi ve ödenmesi gereken hakların şirket tarafından ödenmesi sebebiyle davalı şirketin yatırımcıları zarara uğrattığını, bu sebeplerle davalı şirketin ve davalı yönetim kurulu üyelerinin, yatırımcıların uğradığı zararlardan sorumluluğunun doğduğunu, TMK Madde 50 uyarınca, yönetim kurulunun verdiği kararlardan, şirketlerin de sorumlu olduğunu, şirket yönetim kurulunun işlem ve eylemleriyle şirketi borç altına soktuğunu, aynı zamanda yönetim kurulunun kusurlu işlem ve eylemlerinden kişisel olarak da sorumlu olacağını, sorumluluk doğuran eylem ve işleme sebep olan yönetim kurulu üyelerinin de şahsi sorumluluğunun doğacağını, diğer yandan yönetim kurulunun organ niteliği dikkate alındığında ortaya koyulan ve açıklanan iradenin davalı şirketin iradesi olduğunu, meydana gelen zarardan şirketin sorumluluğu mevcut olduğunu, öyleyse müvekkilin mal varlığında meydana gelen zarardan davalı şirket tüzel kişiliği ve davalı yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğunun kabulünün gerektiğini,Yerel mahkeme kararının gerekçesi ile hükme dayanak alınan kanun maddesinin çelişki içerdiğini, mevcut hali ile kararın kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilin davalı şirketin ve yönetim kurulunun kusurlu hareketleri neticesinde doğrudan zarara uğradığını, kar kayıpları yaşadığını ve davalı şirket ve yönetim kurulunun faaliyetleri dolayısıyla uğradığı doğrudan zararın tazmini için işbu davanın ikame edildiğini, mahkemece verilen hükümde her ne kadar müvekkilin doğrudan zarar taleplerine ilişkin olarak doğru şekilde 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesi dayanak alınmışsa da kararın gerekçesinde 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 555. maddesi ile anılan dolaylı zarar açıklandığını ve gerekçeli kararın kendi içerisinde çeliştiğini, hükmün gerekçesi ile dayanak kanun maddesinin çelişemeyeceğini, bu yönüyle de kararın kaldırılması gerektiğini,Davalı şirketin yönetim kurulu tarafından esas sözleşme tadili ve bazı yönetim kurulu üyelerine imtiyaz tanınmasına yönelik alınan karardan çok kısa süre önce, imtiyazdan şahsi fayda sağlayacak yönetim kurulu üyeleri ... ve ... tarafından, 11.11.2022 - 20.12.2022 tarihleri arasında hisse geri alımı yapıldığını, yapılan geri alımların yüksek oranda 8,00 TL - 8,50 TL arasında yapılması kapsamında şirkette hakim ortak ve yönetim kurulunda olan kişilerin hisse senedine biçtiği değerin yatırımcılar nezdinde geri alım yapılan fiyatlar olduğunu, bununla birlikte yönetim kurulu üyelerinin ve şirket hakim ortaklarının pay geri alımı yapmasının yatırımcılar nezdinde hisse fiyatının yükseleceğine yönelik olumlu yönde algıya da sebep olduğunu, davalılar ... ve ... tarafından; esas sözleşme tadili ve belirli paylara imtiyaz tanınması kararının kamuya açıklanmasından bir gün öncesine kadar geri alım yapıldığını, kararın açıklandığı 21.12.2022 tarihinden sonra ise uzun bir süre yalnızca bir defa davalı ... tarafından geri alım yapıldığını ve hisse senedi fiyatları sert bir şekilde düşerken hiçbir geri alım yapılmadığını, şirketlerin hakim ortaklar veya yönetim kurulu üyeleri tarafından yapılan pay geri alımlarının; yoğunlukla, net nakit pozisyonda bulunan şirketlerin nakitlerini kendi hisse senetlerini alarak değerlendirmesi ve hisse senedinin sert düşüşlerinde, yatırımcıların zararlarının ve manipülatif hareketlerin önüne geçilmesi amacıyla yapıldığını, ancak davalı şirket net nakit pozisyonda olmadığı gibi şirkete hisse senedinde oluşan olağanüstü düşüşler sırasında da geri alım yapmadığını, yapılan pay geri alımlarının, açıkça şahsi menfaatleri korumak ve yönetim kurulu kararı açıklanmadan yatırımcıları hisse senedinin değeri konusunda yanıltıcı olarak yönlendirmek amacıyla yapıldığını, ayrıca yapılan geri alımların miktarının oldukça düşük olması sebebiyle, geri alım yapan kişilerin, ellerinde bulunan hisse senedi adetleri de dikkate alındığında zarara uğramayacaklarını bildiklerini, esas sözleşme tadiliyle şahsi menfaat elde edecek yönetim kurulu üyeleri ve davalı şirket tarafından, amacı kamuyu aydınlatmak ve yatırımcıyı korumak olan ... Platformu'nun, yatırımcıları yanıltmak amacıyla sistematik olarak kullanıldığını, Kamuyu Aydınlatma Platformunun amacının, sermaye piyasasındaki sistematik riskin azalması, şeffaf, adil ve etkin bir işleyiş, yatırımcının hak ve menfaatlerinin korunması, ortaklığın kamuyu aydınlatmaya yönelik yükümlülükleri yönünden koruyucu; yöneticilerin özen borcuna aykırı hareket ederek hukuka aykırı iş veya işlem yapmaları konusunda engelleyici bir mekanizma sunmak olduğunu,Davalı Şirket ve davalı yönetim kurulu üyelerinin, TTK m. 369'a aykırı hareket ettiğini, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin, tedbirli bir yöneticinin gerektirdiği biçimde hareket etmeyerek yatırımcıları yanıltıcı işlem ve eylemlerde bulunduğunu, gerekli açıklamaları eksik yaptığını, genel kurulun zamanında yapılmasını gerçekleştirmeyerek ayrılma hakkı kullanımını geciktirdiğini, tüm bu eylem ve işlemlerin, tedbirli bir yöneticinin göstermesi gereken özeni içermediği ve yatırımcıyı zarara uğrattığını,Şirket yönetim kurulunca, 21.12.2022 tarihinde ...'a yapılan açıklamada ayrılma hakkı kullanımının 4,45 TL'den yapılacağının açıklandığını, ancak bu fiyatın neye göre tespit edildiğinin açıkça belirtilmediğini, bilindiği üzere yatırımcıların birçoğu bireysel yatırımcı olmakla kendilerinden mevzuatlara hakim olmasının beklenemeyeceğini, bu açıklamanın şirketin adil değerinin 4,45 TL olduğu algısını oluşturduğunu, hisse senedinin 21.12.2022-06.12.2023 tarihleri arasındaki fiyat hareketleri de incelendiğinde, hisse senedi fiyatının 11 ay boyunca 4,5 TL üzerine çıkmadığı ve ağırlıklı ortalamasının yaklaşık 3 TL olarak gerçekleştiğini, aynı dönemde ... endeksinin yaklaşık %35 yükseldiğini, bu sebeple davalı şirketin hisse senedinde ... bildiriminin hemen akabinde oluşan olağanüstü düşüşlerin, yatırımcıların yatırım kararlarını ve fiyat algılarını etkileyerek, yönetim kurulu kararı ve ... bildirimi sebebiyle oluştuğunu, diğer taraftan açıklanmaması gereken bilgilerin açıklanması; açıklanması gereken bilgilerin ise farklı anlaşılmaya mahal vermesinin kamuyu yanıltıcı bilgiler sunulması anlamına gelebileceğini, yanıltıcı bilginin gerçeğe tamamen aykırı bilgi olmadığını, ancak okuyan kişiyi yanlış yönlendirme etkisi bulunduğu için genellikle yanıltıcı bilgiyi yorumlayanın uzmanlık düzeyine bağlı olarak yanıltıcılık etkisinin değişeceğini,Müvekkil genel kurula çağrı talebinde bulunmasına rağmen hemen akabinde şirket yönetim kurulu tarafından kişisel çıkarlar gözetilerek esas sözleşme tadili ve bazı paylara imtiyaz tanınmasına ilişkin kararlar alındığını, halka açık şirketlerin yasal yollarla ele geçirilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığı gibi, yalnızca bu husus gerekçe gösterilerek bazı kişilere ait paylara imtiyaz tanınmasının şirket yatırımcılarına herhangi bir faydasının olmadığını, esas sözleşme tadiline ilişkin yapılan ... bildiriminin, şirketteki bazı pay sahiplerinin çıkarlarını korumak amacıyla yapıldığı ve yatırımcıların aleyhine olduğunu, halka açık şirketlerde, belli paylara tanınan imtiyazların, yatırımcılar ve piyasa açısından oldukça olumsuz karşılanacağını,Davalı şirketin 11.12.2017 tarihinde %37,74 ve 27.04.2022 tarihinde %400 oranında bedelli sermaye arttırımı yaptığını, son yapılan bedelli sermaye arttırımından sonra, davalı ..., ... ve dava dışı ... davalı şirket ... A.Ş'de bulunan toplam paylarının %50'nin altına indiğini, şirketin muhtelif yöntemlerle ele geçirilmesini gerekçe göstererek esas sözleşme tadili yoluna gittiğini ileri süren yönetim kurulunun, bu kararından yaklaşık 7 ay önce %400 gibi yüksek oranlı bedelli sermaye arttırımı yaparak, şirketteki hakim hisse oranını kaybetmesinin, esas sözleşme tadilinin birkaç kişinin kişisel çıkarlarını korumak amacıyla yapıldığını açıkça ortaya koyduğunu, bedelli sermaye arttırımının hissedarlara, mevcut hisselerine ek olarak hisse satışı yapılmasına ve hisse senedi fiyatlarını olumsuz etkileyerek, yatırımcıların zarara uğramasına sebep olacağını,Paylara imtiyaz tanınması her ne kadar bir kısım şirket ortaklarına şahsi menfaat sağlasa da şirketin A grubu hisselerine tanındığını ve dolayısıyla ayrılma hakkını kullanan ortaklara yapılan ödemelerin de davalı şirket tarafından yapıldığını, Önemli İşlemler Tebliği madde 13'te ayrılma hakkının kullandırılmasında ayrılma hakkına konu payların diğer pay sahiplerine veya yatırımcılara önerilmesi usulünün düzenlendiğini, anılan hüküm uyarınca ayrılma hakkına konu paylar ortaklık tarafından satın alınmadan önce diğer pay sahiplerine yahut yatırımcılara önerilebileceğini, fakat bunun zorunlu bir usul olmadığını, tercih edilmemesi halinde nihai olarak şirket ilgili payları satın almakla mükellef olduğunu, davalı şirket tarafından bu yönde bir karar alınmadığını, Somut olayda açıklanan iradenin davalı şirkete ait olması, diğer taraftan davalı yönetim kurulu üyelerinin kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmesi, kanunen öngörülen özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı kusurlu eylem ve işlemleri ile zarara sebebiyet vermesi bağlamında müvekkilin uğradığı zararlardan hem davalı şirketin hem de davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğunu, TMK m. 50 ve TBK m. 61 hükümleri birlikte nazara alındığında küvekkilin mal varlığında meydana gelen zarardan davalı şirket ve diğer davalı yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğu doğduğunu,Davalı şirket yönetim kurulu tarafından esas sözleşme tadiline ilişkin alınan kararın önemli işlemler tebliğine aykırı olarak; zamanında ve usulüne uygun biçimde genel kurula sunulmadığını ve yönetim kurulunun ağır kusuruyla, yatırımcıların ayrılma haklarının zamanında kullanılmasına engel teşkil edildiğini, halka açık şirketlerin esas sözleşme tadili kararını genel kurula sunmasının ön şartı olarak,... ve Ticaret Bakanlığının onayını alması gerektiğini, davalı şirketçe yapılan başvurular sonucunda, davalı şirketin esas sözleşme tadiline ilişkin kararının genel kurula sunulmasına, ... tarafından 19.01.2023 ve Ticaret Bakanlığı tarafından 13.02.2023 tarihinde onay verildiğini, Önemli İşlemler Tebliği uyarınca, ilgili kurumlardan alınacak izin veya onaylardan sonraki tarihli olan esas alınarak, üç ay içerisinde genel kurulun onayına sunulması gerektiğini, somut olayda; esas sözleşme tadilinin, sonraki tarihli Ticaret Bakanlığının onay tarihi olan 13.02.2023'ten itibaren üç ay içerisinde, son tarih olarak 13.05.2023 tarihinde genel kurulun onayına sunulması gerektiğini,Davalı şirket tarafından 05.01.2023 tarihinde olağan genel kurul çağrısı gerçekleştirildiğini, genel kurul tarihinin 30.01.2023 olarak belirlendiğini, işbu genel kurul çağrısında gündemde yer alan 8-9-10-11. Maddelerin imtiyaz tanınmasına ve ayrılma hakkının kullandırılmasına ilişkin gündem maddeleri olduğunu, 30.01.2023 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde imtiyaza ve ayrılma hakkının kullandırılmasına ilişkin gündem maddelerinin görüşülmediğini, daha sonra şirketçe 31.01.2023 tarihli ... bildiriminde söz konusu gündem maddelerinin Ticaret Bakanlığı izin yazısının genel kurul tarihi itibariyle şirkete ulaşmadığından bahisle görüşülmediğinin açıklandığını, arada geçen süreçte şirket yönetim kurulunca, hiçbir makul gerekçe gösterilmeden, esas sözleşme tadili kanunda belirlenen sürelere aykırılık teşkil edecek biçimde 13.05.2023 tarihinde yapılmadığını ve bu sefer Sermaye Piyasası Kurulundan ek süre talep edildiğini, ek süre talebinin ... tarafından olumlu karşılandığını, esas sözleşme tadilinin gerçekleştirilmesi için 6 aylık ek süre öngörüldüğünü, ayrıca ayrılma hakkının kullandırılmasına ilişkin uyarılarda bulunulduğunu, hatta ayrılma haklarının kullandırılmasının geciktirilmesinden dolayı zarara uğrayan pay sahiplerinin bu yöndeki dava haklarına bizzat ... tarafından değinildiğini, tanınan ek süre içerisinde yine şirket tarafından harekete geçilmediğini, imtiyaz tanınması ve ayrılma hakkının kullandırılmasına ilişkin yapılan 21.12.2022 tarihli ... açıklamasından neredeyse 1 yıl sonra, 06.12.2023 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına çağrı gerçekleştirildiğini, işbu olağanüstü genel kurul toplantısı gündeminin daha önce 23.01.2023 tarihli olağan genel kurul gündemine alınan ve fakat görüşülmeyen maddelerden oluştuğunu, akabinde 06.12.2023 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı gerçekleştirildiğini ve gündemdeki maddelerin oy çokluğuyla kabul edildiğini, gerek 30.01.2023 tarihli olağan genel kurul gerekse de 06.12.2023 tarihli olağanüstü genel kurul da müvekkilin asaleten bulunduğu ve olumsuz oy kullandığının gündem maddelerine ilişkin muhalefet şerhinin tutanağa geçirildiğini, daha sonra 14.12.2023 tarihli ... bildirimi ile ayrılma hakkının kullandırılmasına ilişkin usul ve esasların açıklandığını, bu son gelişmeler sonrasında müvekkil ayrılma hakkını kullandığını, davalı Şirket yönetim kurulunun 21.12.2022 tarihinde yaptığı ilk açıklamanın üzerinden ancak bir seneden fazla zaman geçtikten sonra ayrılma hakkının kullandırılması, bu kapsamda 8,55 TL değere sahip hissenin başta hisseye 4,45 TL değer biçen...açıklaması ve takiben kamuya açık şekilde sürüncemede bırakılan bu bir senelik süreç neticesinde hissede meydana gelen olağan dışı düşüşün müvekkilin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, zira yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 369 uyarınca görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek zorunda olduğunu, bir halka açık anonim şirkette huzurdaki davaya konu somut olayda olduğu üzere yatırımcıların şirket içinde aktif bir rol almasının önlenmeye çalışılması saikiyle belirli bir gruba imtiyaz tanınması, azlık haklarının engellenmeye çalışılması, Önemli İşlemler Tebliği uyarınca doğan ayrılma hakkı kullandırma yükümlülüğünün ise hukuken geçerli bir sebep olmaksızın geciktirilmesinin yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacağını, tüm bu hususlar nazara alındığında davalı yönetim kurulu üyelerinin kusurlu ve hukuka aykırı şekilde hareket ettiğinin kabulünün gerektiğini,Yönetim kurulu üyeleri tarafından esas sözleşme tadilinin genel kurul onayına sunulmasının hiçbir gerekçeye dayandırılmadan geciktirildiğini, kanunda öngörülen sürelere uyulmadan şirkette azlık hakkı sahibi olan yatırımcı müvekkilin telafisi mümkün olmayan zararlara uğratıldığını, burada zararın, zararı doğuran olay sonucu mal varlığında meydana gelen doğrudan azalma olabileceği gibi, zarar görenin servetinde meydana gelecek artışların engellenmesi şeklinde de ortaya çıkabileceğini, somut olayda; davacı müvekkilin davalıların kusurlu işlem ve eylemleri sebebiyle oluşan olağanüstü olumsuz fiyat hareketleri sebebiyle mal varlığında doğrudan zarar meydana geldiğini, ayrıca geç yapılan genel kurul sebebiyle ayrılma hakkının kullandırılması gereken tarihten yaklaşık 7 ay sonra aynı fiyattan kullandırılması sebebiyle müvekkilin servetinde meydana gelecek artışların da engellendiğini, ayrıca burada yapılan eylem ve işlemler kusurlu olarak yapıldığı ve haksız fiil niteliği oluşturduğundan, yönetim kurulu üyelerinin sebep olduğu zararlardan davalı şirketin de sorumlu olduğunu, bu sebeple TTK m. 553 uyarınca davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunduğunu, Ayrılma hakkının kullanımının ve davacı müvekkilin paylarının alınmasının akabinde, imtiyazdan şahsi menfaat sağlayan yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları payları sürekli biçimde sattıklarını, davalı ... ve ...'in yatırımcıların menfaatlerine aykırı olarak bedelli sermaye arttırımı gerçekleştirdiklerini ve sonuç olarak şirketin halka açıklık oranının %50'nin üzerine çıktığını, işbu bedelli sermaye arttırımından yaklaşık 8 ay sonra ise şirketin ele geçirilme ihtimalini gerekçe göstererek, kendi paylarına imtiyaz tanınmasına yönelik esas sözleşme tadili kararı aldıklarını, imtiyaz hakkı sahibi olmalarının akabinde ise hemen ayrılma hakkı kullanan yatırımcılardan alınan payların satışını gerçekleştirmeye başladıklarını, davalı yönetim kurulu üyelerinin sürekli ve yoğun şekilde bir şekilde pay alım-satım işlemleri gerçekleştirmeye halen devam ettiklerini, tüm bu açıklamalar neticesinde, yapılan tüm eylem ve işlemlerin yalnızca davalıların şahsi menfaatini korumak amacıyla yapıldığını,Davalı yönetim kurulu üyelerinin, şahsi menfaat sağlamak amacıyla yaptıkları eylem ve işlemlerle, kanuni sorumlulukları olan yatırımcının korunması yükümlülüklerini tedbirli bir yönetici yükümlülüğüne aykırı olarak kusurlu ve hatta bilinçli olarak yerine getirmediklerini, şahsi menfaat sağlamak amacıyla yatırımcıların mal varlıklarında azalmaya sebep olduklarını ve servetlerinde oluşabilecek somut zenginleşmelere de engel olduklarını, yapılan eylem ve işlemlerin, genel kurulun geç yapılmasının davacı müvekkilin azlık hakkı sahibi olmasının hemen akabinde yapılması, genel kurulun hiçbir gerekçe olmadan geciktirilmesinin özellikle azlık hakkı sahibi müvekkili zarara uğratmak amacıyla yapıldığını, başta TTK olmak üzere pozitif düzenlemeler dikkate alındığında Kanun Koyucunun ülkemiz şirketler hukuku uygulamasını da dikkate alarak şirketlerde azlık hakkı sahiplerinin maruz kaldığı eylem ve işlemlerin önünü alabilmek adına özel/koruyucu hükümler getirme yoluna gittiğini, bu çerçevede azlık hakkı olarak nitelendirilen birtakım haklar öngörüldüğünü, bu şekilde şirketlerin sağlıklı bir işleyişe kavuşmasının amaçlandığını, ancak davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin azlık haklarını ihlal eder nitelikteki işlem ve eylemleri yürürlükteki pozitif düzenlemeler ile de bağdaşmadığını, ayrıca dava konusu eylem ve işlemler sebebiyle ... nezdinde suç duyurusunda bulunmaya yönelik her türlü yasal haklarını saklı tuttuklarını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; TTK. 553 ve devamı maddelerine dayalı, şirketin eski ortağı tarafından açılan yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili dava dilekçesi ile; Davacı müvekkilinin, davalıların kusurlu işlem ve eylemleri sebebiyle oluşan olağanüstü olumsuz fiyat hareketleri sebebiyle mal varlığında doğrudan zarar meydana geldiğini, ayrıca geç yapılan genel kurul sebebiyle ayrılma hakkının kullandırılması gereken tarihten yaklaşık 7 ay sonra aynı fiyattan kullandırılması sebebiyle Müvekkilinin servetinde meydana gelecek artışlar da engellendiğini, ayrıca burada yapılan eylem ve işlemler kusurlu olarak yapıldığı ve haksız fiil niteliği oluşturduğundan, yönetim kurulu üyelerinin sebep olduğu zararlardan Davalı Şirketin de sorumlu olduğunun açık olduğunu, zira bir yanda yönetim kurulu üyeleri TTK m. 369 da öngörülen özen ve bağlılık yükümlülüklerine aykırı davrandıklarını, bunun Müvekkili bakımından zararlara yol açtığını, bu sebeple TTK m. 553 uyarınca Davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunduğunu, diğer yandan yönetim kurulunun organ niteliği dikkate alındığında ortaya koyulan ve açıklanan irade Davalı Şirketin iradesi olup, meydana gelen zarardan Şirketin sorumluluğu evleviyetle mevcut olduğunu, öyleyse Müvekkilinin mal varlığında meydana gelen zarardan Davalı Şirket tüzel kişiliği ve Davalı yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğunun kabulü gerektiğini, davacı müvekkilinin doğrudan zararının; yönetim kurulunun esas sözleşme tadili ve belli paylara imtiyaz tanınmasına ilişkin kararının ve ayrılma hakkı fiyatının ...'a bildirildiği 21.12.2022 tarihinde mevcut hisse senedi fiyatı 8,55 TL ile yaklaşık 1 sene sonra kullandırılan ayrılma hakkı fiyatı 4,5 TL arasında oluşan fark sebebiyle uğradığı zarar olduğunu, ayrılma hakkı fiyatı olan 4,5 TL ile arasındaki hisse başına fiyat farkının hesaplanarak davacı müvekkilin hisse sayısına göre oluşan zararın tazminine; Mahkemece aksi kanaate varılması durumunda; genel kurulun geciktirilmesi ve dolayısıyla ayrılma hakkının yaklaşık 7 ay geç kullandırılmasından kaynaklı, davacının servetinde oluşacak artışın engellemesi sebebiyle meydana gelen zararın tazminine, davacının, genel kurulun kanuni süresinin son günü olan 13.05.2023 ile ayrılma hakkı kullanımının gerçekleştiği 21.12.2023 tarihine kadar ödediği kredi faizlerinden doğan zararının tazminine, karar verilmesini talep etmiştir.Yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemlerinde pay sahipliği özel dava şartı mahiyetindedir ve kararın kesinleşmesine kadar bu dava şartının devamı zorunludur. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.