Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/2208 E. 2025/2208 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/2208
- Karar No
- 2025/2208
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/2208 - 2026/1696 "T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I"
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/2208 KARAR NO : 2026/1696
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/11/2025 NUMARASI : 2023/591 Esas - 2025/688 Karar
İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... - .....
DAVALI : ... - VEKİLLERİ : Av. ... - ..... : Av. ... - ..... : Av. ... - .....
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan) BAŞVURU TARİHİ : 17.11.2025 İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 22.12.2025 KARAR TARİHİ : 16.09.2026 YAZIM TARİHİ : 17.09.2026
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve Dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın Dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili dava dilekçesinde; 24.12.2006 tarihinde plakası alınamayan bir TIR dorsesinin davacıya çarpması sonucu yaralandığını, bedensel zararlarda zamanaşımı başlangıcının sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun ortaya çıktığı tarih olduğunu, güvence hesabına yaptıkları başvuruya rağmen olumlu dönüş sağlanmadığını beyan ederek şimdilik 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, somut olayda zamanaşımı süresinin KTK'da düzenlendiğini ve 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımının dolduğunu, ceza zamanaşımının da dolduğunu, 2006 yılında meydana gelen kaza nedeniyle 2021 yılında hala iyileşilemediği beyanının doğru olmadığını, faili meçhul trafik kazasının ispat edilemediğini, davacının kaza sebebi ile meydana gelen arazlar ile kaza arasında nedensellik bağı olmadığını, güvence hesabının tedavi ve bakım giderlerinden sorumlu olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından Dairemizin kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin bu kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacı yaralanmasının niteliğinin ve tedavi süreci değerlendirilirken kazaya bağlı zararın gelişen niteliğinin hesaba katılmadığını, ilk derece mahkemesinin Sakarya BAM 3. Hukuk Dairesinin daha önce bozma kararı verdiğini, dosyada bu ilama uygun hareket etmediğini, ilk derece mahkemesinin istinaf mahkemesinin bozma ilamına uygun olarak uyuşmazlığa infaza elverişli yeni bir hüküm vermesi gerektiğini, davacının ağır tedavi süreçleri ve çoklu ameliyatlar geçirdiğini, %40'ı aşan resmi engelli raporunun mevcut olduğunu, zamanaşımı hesabında bu ağır sağlık koşullarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, mahkemece ATK 2. İhtisas Kurulunun eksik belgeye dayanarak düzenlediği %0 raporunu esas aldığını, Yargıtay kararlarında, tüm tıbbi belgelerin dosyaya getirilip gerekli rapor alınmadan maluliyet tespiti yapılamayacağının açıkça vurgulandığını, dolayısıyla mevcut hatalı raporla hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Trafik kazası kaynaklı yaralanmada davanın açılmasına ilişkin zamanaşımında, eylem suçsa 2918 KTK’nın 109/2. ve BK’nın 60/2. (mülga) ile TBK’nın 72. maddelerindeki uzamış süre uygulandığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemesince verilen 18.07.2023 tarih 2021/546 Esas ve 2023/419 Karar sayılı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair ilk kararına karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu neticesinde Dairemizin 24.11.2023 tarih, 2023/1623 Esas 2023/1595 arar sayılı kakar ilamı ile "...Somut olayda; Dava dilekçesinde davacının tedavisinin uzun yıllar devam ettiği ileri sürülmüş olması karşısında davacının yaralanması nedeniyle gelişen bir durum oluşup oluşmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor alınması cihetine gidilmiş ise de son celse rapor ikmal edilmesi beklenilmeden davanın zaman aşımı nedeni ile reddine karar verilmiş olduğu ve önceki celse ara kararlarından dönülmesine ilişkin bu yönde gerekçeli kararda mahkemenin kanaatine ilişkin herhangi bir irdeleme yapılmadan karar verilmiş olduğu" ve bu nedenle " İlk derece mahkemesince öncelikle davaya konu yaralanma nedeniyle gelişen durum olup olmadığı belirlenmeli bu şekilde maluliyetin doğup zamanaşımının işlemeye başladığı tarih kesin olarak saptanmalıdır. (Yargıtay 17. HD 08/06/2020 tarih, 2019/3194 esas, 2020/3222 karar) Bunun için de davacının tedavisine ilişkin eksik belgeler varsa toplanmalı ve ATK ilgili kurulu ya da üniversitelerin Adli Tıp Ana Bilim Dalı başkanlıklarından davacının kazadaki yaralanması ile ilgili gelişen durum olup olmadığı, gelişen durum var ise bu durumun ne zaman ortaya çıktığı ve tedavinin ne zaman tamamlanıp maluliyetin ne zaman ortaya çıktığı, davacıdaki mevcut sağlık sorunları ile kaza arasında illiyet bağı olup olmadığı konularında ayrıntılı ve denetime elverişli bir rapor alınması gerekir. Bu rapor ile zararın öğrenildiği tarih belirlenip davalının zamanaşımı itirazları bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiği" kabul edilerek "İlk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılmadan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi dairemizce hukuka aykırı bulunmuş ve H.M.K'nun 353/1-a-6 maddesi kapsamında "uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması" olarak nitelendirilmiş olduğundan davacı vekilinin istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir...." gerekçesi ile kararı kaldırılmasına karar verildiği ve dosyanın gönderildiği mahkemece yeni esas kaydedilerek ve yeniden yapılan yargılama neticesinde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair karar verildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince kaldırma ilamı gerekleri yerine getirilerek; İstanbul Adli Tıp Kurumundan 05.07.2024 tarihli Maluliyet Tespit İşlemleri ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit işlemleri Yönetmeliğine göre rapor kazandırılmış olduğu, davacının rapora itirazları üzerine bildirilen ve sunulan tüm tedavi belgeleriyle bu kere kazanın meydana geldiği 2006 yılında yürürlükte olan Sosya Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre 25.06.2025 tarihli raporun dosyaya kazandırılmış olduğu, incelenen raporda " Kurulumuzun 15.05.2024 tarih ve 8817 sayılı kararının “Her ne kadar şahsın kurulumuzda yapılan muayenesinde kafasından iki kez, sol gözünden bir kez ameliyat olduğunu ifade ettiyse de ve mükerrer müzekkeremizle tedavilere ait tıbbi belgeler istenmiş olsa da söz konusu operasyona ait herhangi bir tıbbi belgenin dosyada mevcut olmadığı, olay tarihli ve sonrasına ait nöroloji, beyin cerrahisi ve göz hastalıkları kliniklerinde yapılmış tedavilere ait tıbbi belge gönderilmesi durumunda dosyanın yeniden değerlendirilebileceği cihetle;" denilerek "Dosyada mevcut tıbbi belgeler ile kişinin kurulumuzda yapılan muayenesinden elde edilen bulgular ışığında; 1. ... ve.. oğlu 1981 doğumlu ...'nın 24.12.2006 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması sebebiyle tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı gelişen yaralanmasının, 85/9529 karar sayılı Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan maluliyetinin %0 (yüzdesıfır) olduğu, 2. İyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren 3 (üç) aya kadar uzayabileceği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde uzmanlık kurum görüşü bildirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2918 sayılı KTK'nın 109. Maddesi gereği haksız eylem niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat talepleri zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde kaza tarihinden itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğramaktadır. Davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve ceza kanununda daha uzun bir zamanaşımı süresinin ön görülmüş olması halinde bu sürenin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak zamanaşımı süresinin tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemli olduğu açıktır. Bu noktada da, zararın ne zaman öğrenildiği önem kazanmaktadır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil, zararın varlığı niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. Zararı öğrenme zararın kesin şekilde belli olduğu tarihtir. Yargıtay HGK'un 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 E., 2002/477 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır. Bu durumda soyut öğrenme, kesin bir bilgi edinememe ve zararın unsurlarını (örneğin maluliyet derecesi ya da ne gibi beden rahatsızlığı oluştuğu) bilememe durumunda zarar ve sonuçları öğrenilmiş sayılamaz. Bu gibi durumlarda da, zamanaşımı kesin öğrenmeden sonra başlamalıdır. Aksi takdirde gerçek zarar karşılanmamış ve hak kaybına sebebiyet verilmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi 21.03.2019 tarihli ve 2016/1253 başvuru sayılı kararında kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini, mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğini, kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerektiğini, mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunmasının ihlal oluşturabilceğini, bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı anın mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşıdığını vurgulamıştır. Yargıtay 4.HD'nin 2018/5294 E - 2019/2691 K sayılı 08.05.2019 tarihli kararında özetle; beden gücündeki kaybın oranını yani zararın kapsamını ve yaralanmadan kaynaklanan zararın nihai sonucunu maluliyet raporu ile öğrenileceği ve zamanaşımın da öğrenme tarihinden itibaren başlayacağına vurgu yapılmıştır. Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zararın öğrenilmesi gerekmekte olup bedensel zararlarda zararın tespit edilebilmesi bakımından tedavinin bitmiş olması gerekir. Tedavi devam ederken sürekli iş göremezlik durumunun mevcut olup olmadığı ve varsa oranının tam olarak tespiti mümkün değildir. Somut olayda; dosyaya kazandırılan adli tıp raporu , tedavi evrakları ve diğer belgelere göre davacının kaza nedeni ile maluliyetinin bulunmadığının tespit edilmiş olduğu ve davacının Adli Tıp Kurumunda yapılan muayenesinde kafasından iki kez, sol gözünden bir kez ameliyat olduğunu ifade ettiği ancak mükerrer müzekkerelerle tedavilere ait tıbbi belgeler istenmiş olmasına rağmen söz konusu operasyona ait herhangi bir tıbbi belgenin dosyada mevcut olmadığı, olay tarihli ve sonrasına ait nöroloji beyin cerrahisi ve göz hastalıkları kliniklerinde yapılmış tedavilere ait davacı tarafça sunulan başkaca bir tıbbi belgenin dosyaya sunulmadığı, gerek zararın ve gerekse öğrenme tarihinin başladığı tarih konusunda ispat yükü kendisinde olan davacının, zararını ve zararın başladığı tarihin kaza tarihinden başka bir tarih olduğunu ispata elverişli bir delil sunmadığı ve bu haliyle gelişen maluliyet hususunun ispatlanamadığı dikkate alındığında; davanın 6098 sayılı TBK 74 ve 2918 sayılı KTK'nın 109. Maddesine göre yasal süresi içerisinde açılmamış olduğu kabul edilerek; davanın zamanaşımından reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Dairemizce ilk derece mahkemesinin kararı hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk yönünden incelenmiş olup, kararda esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.11.2025 tarih ve 2023/591 esas, 2025/688 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, 2-Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi gereğince davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacının istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin üzerinde bırakılmasına, harcanmayan istinaf gider avansının yatırana iadesine, 4-Karar tebliği, harç takibi ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16.09.2026
Başkan ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Üye ... e-imzalıdır
Katip ... e-imzalıdır
*İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*