Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/210 E. 2025/200 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/210
- Karar No
- 2025/200
- Karar Tarihi
T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/210 KARAR NO : 2025/200
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/12/2024 NUMARASI : ......... Esas - .......... Karar
DAVACI : VEKİLLERİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA KONUSU : Açık Hesaptan Kaynaklanan Alacak (Döviz Kur Farkı) DAVA TARİHİ : 27/12/2023
KARAR TARİHİ : 26/02/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/02/2025 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ............. adresinde faaliyet gösteren davalı ................'nin fabrika tesisinde çatı panellerinin ......... marka çatı panelleri ile demontaj - montaj kaplaması işini müvekkili şirketin eksiksiz ve tam olarak bitirdiğini, davalıya teslim ettiğini, 26.04.2023 tarihli ticari fatura ile işi hukuki olarak da teslim ettiklerini, konu ile ilgili sözleşme incelendiğinde madde üç (birim fiyat ve toplam metraj) montajı yapılacak panellerin USD/m²+KDV olarak verildiğini, işin toplam tutarının USD (Amerikan Doları) cinsinden verildiğini, aynı sözleşmenin dördüncü maddesinde ödemelerin nasıl yapılacağının gösterildiğini, burada da peşin ve vadeli çekler ile ödemenin yapılacağının açık olarak belirtildiğini, yine dördüncü maddenin alt kısmında ödemelerin 19.04.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parasını Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'e istinaden yabancı para tahsilatının yapılmayacağının kararlaştırıldığını, döviz borçlarının Türk lirası olarak tahsil edileceği, ödemenin yapılacağı gün ...........'nin efektif satış kuru bilgisine göre kur hesaplanıp cari hesaba işleneceği hükmünün açıkça belirtildiğini, tarafların sözleşmeyi onayı ile karşılıklı kabul ederek imza altına alındığını, ödemelerin Türk lirası olarak verildiğini, verildiği tarihteki efektif kuruna göre USD (Amerikan Doları)'na çevrildiğini, sözleşmeye göre yapılan iş bedelinin 150.586,29 USD (Amerikan Doları) olduğunu, gelen ödemelerin vadelerinde 142.060,46 USD (Amerikan Doları) ödeme yapıldığını, davalı firmanın 8.525,83 USD (Amerikan Doları) borcunun olduğunun görüleceğini beyanla davanın kabulü ile cari hesaptan kaynaklanan 8.525,83 USD (Amerikan Doları)'nın kararın verildiği tarihteki ............. Bankası kuruna göre Türk Lirası cinsinden belirlenecek tutarına işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili beyan dilekçesinde özetle; süresinde davaya cevap vermeyerek HMK m. 128 kapsamında iddia olunan vakıaları inkâr kapsamında olmak üzere; taraflar arasında müvekkiline ait fabrikanın çatı işinin yapımı ile ilgili sözleşme imzalandığını, davacının üstlendiği işi süresinde bitirip teslim edememesi ve ayıplı imalat yapması nedenlerinden dolayı temerrüde düştüğünü, davacının söz konusu temerrütleri nedeniyle müvekkili şirketin uğradığı zararlar hakkında dava açma haklarının saklı olduğunu, müvekkili şirketin davacının üstlendiği işi süresinde bitirip teslim edememesi ve ayıplı imalat yapması nedenlerinden dolayı temerrüde düşmesine rağmen mezkûr işin bedelini 3 adet havale, 6 adet çekle olmak üzere toplam .............. TL olarak davacıya ödediğini, belirtilen ödemelerin davacı yanca da kabulünde olduğunu, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesinde yazılı "...Döviz borçları TL olarak tahsil edilecek olup ödemenin yapılacağı gün ...........'nin efektif satış kuru bilgisine göre kurlanıp cari hesaba işlenecektir..." şeklindeki sözleşme hükmü uyarınca kur farkına ilişkin alacak talebinde bulunduklarını, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkili şirket tarafından sözleşmede yazılı .......... cinsinden ödemelerinin havalenin yapıldığı tarihteki ve çekin teslim edildiği tarihteki ......... kurunu esas alarak ödemede bulunulduğunu, müvekkili şirketin ödemekle yükümlü olduğu başkaca bir kur farkı borcunun bulunmadığını, kur farkına esas olan faturalara yönelik ödemelerin çekle yapılması halinde çek bir ödeme aracı olduğundan çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemeyeceğinin istikrar kazanmış bir uygulama olduğunu beyanla iddia olunan vakıaları inkâr ile davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ : ''...Taraflar arasındaki uyuşmazlık esas itibarıyla kur farkı alacağından kaynaklanmaktadır. (sözleşme ve fatura yabancı para birimi üzerinden düzenlendiğinden ve ödemeler TL olarak yapıldığından davacı esas itibarıyla kur farkını talep etmektedir.) ... Öncelikle kur farkı alacağının talep edilebilmesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmasına veya akdi ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlıdır. (Yargıtay 19 HD’nin 10/04/2018 tarihli 2016/17240 E., 2018/1950 K. sayılı kararı; 19/12/2017 tarihli 2016/12505 E., 2017/8069 K. sayılı kararı). Faturaların yabancı para birimi üzerinden düzenlenmesi taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir (Yarg. 19 HD 05/12/2019 2018/965 Esas 2019/5447 Karar). ... Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir. (Yargıtay 19 HD’nin 20/04/2016 tarihli 2015/16900 E., 2016/6896 K. sayılı kararı; 14/11/2013 tarihli 2013/14587 E., 2014/17996 K. sayılı kararı). Ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden tarafın bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/01/2021 tarih 2020/4821 E. 2021/65 K.; 19/04/2022 tarih 2020/7585 E. 2022/3142 K. Sayılı içtihatları). ... Yukarıda açıklanan Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, kural olarak kur farkı istenebilmesi mümkün ise de; dava konusu uyuşmazlıkta davalının ödemelerin bir kısmını banka üzerinden bir kısmını çekle ödemede bulunduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabileceği, buna rağmen ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü ile davalı tarafça yapılan ödemelerin çeklerin verildiği tarihteki kur üzerinden Yabancı para birimine çevrilerek hesaplama yapılması gerekir. Çeklerin verildiği tarihteki kura göre hesaplama yapan 02/09/2024 tarihli bilirkişi raporunun b seçeneğine göre kur değerleme günü banka aracılığı ile yapılan ödemelerde o günün kuru, çekler için ise çek tesliminin yapıldığı günün kuru alınarak yapılan hesaplama uyarınca söz konusu ticari ilişkiden kaynaklı olarak davalının davacıya borcunun kalmadığı tespit edildiğinden...'' gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekilinin 16.01.2025 tarihli süresinde bulunan istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesi, bilirkişi raporuna beyanlar, yargılama aşamalarındaki yazılı ve sözlü beyanlarını aynen tekrar ile, İlk Derece Mahkemesi tarafından hatalı değerlendirme ile hükme varıldığını, tarafların serbest iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmenin 4. maddesi ile ödemelerin 19.04.2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan Tebliğe istinaden yabancı para tahsilatının yapılamayacağının, döviz cinsinden olan borçların TL olarak tahsil edileceğinin, döviz cinsinin ödemenin yapılacağı gün ...........'nin efektif satış kur bilgisine göre hesaplanıp cari hesaba işleneceğinin kararlaştırıldığını, açıkça sözleşme ile taraflar arasındaki dövize dayalı ticari ilişkide döviz ile tahsilatın yasal düzenleme gereği mümkün olmaması sebebiyle TL ile yapılan tahsilat sonrası oluşabilecek kur farkının istenebileceğinin hüküm altına alındığını, müvekkili tarafından eser sözleşmesine uygun olarak çatının yapımı ifasının tam gerçekleştirildiğini, bu nedenle bedele hak kazandıklarını, bakiye alacaklarının bulunduğunu, kararın kaldırılması ile davanın kabulü ile cari hesaptan kaynaklanan 8.525,83 USD (Amerikan Doları) kararın verildiği tarihteki ....... Bankası kuruna göre Türk Lirası cinsinden belirlenecek tutara göre ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalının 24.01.2025 tarihli davacının istinaf kanun yolu başvurusuna cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından iddia olunan vakıaları inkar kapsamında yargılama aşamalarındaki beyanlarını tekrarla davacıya sözleşmede kararlaştırıldığı gibi dövizin ödenme tarihindeki efektif satış kuru baz alınarak ödemelerde bulunduklarını, davacıya borçlarının kalmadığını, yapılan ödemelerin davacı kabulünde olduğunu, kur farkının bu aşamada istenemeyeceğini beyanla, davacının istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar verilmesini savunmuştur. DELİLLER: .............Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.12.2024 tarihli ......... Esas - ........... Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan - olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep şu şekildedir: Dava; davalıya ait fabrikanın çatı panellerinin davacı tarafından demontaj - montaj kaplaması işinin (eser sözleşmesi) ifası kapsamında, davalının davacıya sözleşme gereği ödemesi gereken bedelin döviz kur farkından dolayı eksik kaldığı, davalının bakiye alacak için borçlu olduğu iddiası ile açık hesaptan kaynaklanan döviz kur farkına dair alacak istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Uyuşmazlık, döviz kur farkı alacağının varlığı ve varsa miktarı neticesine göre, davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olup olmadığı noktasındadır. Açık hesap ilişkisi, kanunlarda düzenlenmemiş olup ticari hayatın akışı içerisinde ortaya çıkmış ve yaygın şekilde kullanılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, açık hesap ilişkisi “önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumu” olarak tanımlanmıştır. Cari hesap ilişkisi ise, açık hesap ilişkisinden farklı olup tarafların herhangi bir hukuki sebep veya ilişkinden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir. Öncelikle somut davada her ne kadar davacı tarafından dava sebebi cari hesap olarak belirlenmiş ise de; davada hukuki nitelendirme hakkı hakimin olmakla, davacı- alacaklının cari hesap tanımlaması ile bağlı kalınması söz konusu olmayıp, yapılan yargılama ve tarafların ticari kayıt ve defterlerinin incelenmesi sonucunda söz konusu alacağın ''açık hesap''tan kaynaklandığı belirlenmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 21'inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 229 ve 230'uncu maddesi birlikte değerlendirildiğinde ayrıca uyuşmazlığın çözümü için “fatura” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 6102 sayılı Kanun'da fatura tanımlanmamış; 213 sayılı Kanun'un 229'uncu maddesinde: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre fatura, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğinde olup sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 373). Diğer taraftan 6102 sayılı Kanun'un 21'inci maddesinin birinci fıkrası; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. " hükmünü haizken ikinci fıkrasında; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır " hükmü yer almaktadır. Buna göre ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa öneri mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi gereğince gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak da; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği hâlde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, başka bir deyişle faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde düzenlenen bu karineden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdî ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde düzenlenen karine aksi ispat edilebilen adi bir karine olduğundan sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi, niteliği gereği faturaya yazılması gereken hususlar, başka bir deyişle olağan içeriği bakımından uygulanır. Faturanın içeriğinin nasıl olması gerektiği konusunda 6102 sayılı Kanun'da özel bir hüküm bulunmamakta, sadece 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu ve olağan içeriğinin nasıl olması gerektiği 213 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Bu itibarla 213 sayılı Kanun'un 230'uncu maddesi gereğince faturada en az; faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası bulunmalıdır. Görüldüğü üzere 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz. Örneğin "vade farkı kaydı" olarak nitelendirilen kayıtlar, başka bir deyişle fatura bedelinin vadesinde ödenmemesi durumunda bu bedele oransal olarak hesaplanıp eklenecek meblağa ilişkin kayıtlar, sözleşmenin ifası aşaması ile ilgili olmadığından faturanın olağan içeriğine dahil değildir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı kararı). Tacir olmanın hükümleri TTK'nın 18. maddesi "... (2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. (3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. ..." hükmünü haiz olmakla, eldeki davada tarafların tüzel kişi ticaret şirketi tacirler olması sebebiyle, taraflar arasındaki hukuki ilişki - ticari eser sözleşmesi olmakla davada dürüst davranma genel kuralı kapsamında basiretli tacir ilkesi gözetilmelidir. Taraflar arasında akdedilen 25.11.2022 tarihli sözleşmenin konusu, davalının fabrikasının davacı tarafından "çatı panellerinin Assan marka çatı paneli ile demontaj-montaj kaplanması" işidir. Davacı tarafından Assan marka çatı panelinin temininin yanı sıra, davalı fabrikasının çatısında bulunan çatı panellerinin demontajı ve Assan marka çatı panellerinin montaj işinin de kendisi tarafından gerçekleştirileceği dikkate alındığında, anılan sözleşme niteliği itibarıyla yürürlükte olan TBK m. 470 vd. hükümlerine göre yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği eser sözleşmesi olarak nitelendirilmiştir. Somut olayda işin teslimine ilişkin bir tutanak bulunmamaktadır. Ancak mahkeme tarafından yapılan keşifte, teknik inceleme sonucu sözleşmeye konu olan imalatların sözleşme kapsamında tamamlandığı ve davalı uhdesindeki iş yerinde bulunduğu belirlenmiştir. Davalı iş sahibi tarafından teslimin süresi içerisinde yapılmadığı savunulmuş ve dava hakkı saklı tutulmuş ise de bu iddiasına yönelik bir bilgi, belge ve delile dosyada rastlanmamıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde malzeme tanımına yer verildiği, sözleşme konusu "0,50mm-0,40mm BGS arası 40 mm PIR" malzemenin birim m² değerinin 20,55 USD + KDV, montajı yapılacak malzeme miktarının 5.500 m² olduğu, toplam malzeme bedelinin 113.025 USD + KDV tutarının 20.334,50 USD olmak üzere toplam iş bedelinin KDV dahil 133.369,50 USD olarak döviz cinsi dolar üzerinden kararlaştırıldığı, davacı tarafından düzenlenen 26.04.2023 tarihli ........... numaralı faturada ise işçilik ücreti ile malzeme bedeli farklı kalemler olarak gösterilerek solar kepli panel ......mm birim fiyatı 19,50 USD, işçilik ücreti 1,00 USD olmak üzere belirlendiği, bu haliyle sözleşmedeki birim bedelin (19,50 + 1,00) 20,55 USD ile uyumlu olduğu; ancak sözleşmede montajı yapılacak malzeme miktarı 5.500 m² olarak kararlaştırılmış ise de faturada yapılan işin miktarına ilişkin kaydın 6.210 m² olarak yer verilmiş olduğu, bu metraj üzerinden 127.615,50 USD + 22.970,79 USD (KDV) olmak üzere 150.586,29 USD fatura düzenlendiği, faturanın TL karşılığı olarak da 2.925.680,80 TL gösterildiği, anılan faturaya TTK m. 21/2 hükmü uyarınca yasal 8 günlük süre içerisinde itiraz edilmediği, faturanın ticari defterlerde kayıtlı olduğu, davalı ve davacı tarafından anılan faturanın ........... formlarının da ayrı ayrı beyan edildiği, .......... formlarının birbiri ile uyumlu olduğu, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca yapılacak işin miktarı 5.500 m² olarak kararlaştırılmış ise de davalı taraf faturaya itiraz etmeyerek defterlerine kaydettiğinden, Yargıtay kararları uyarınca 6.210 m²'lik işin yapıldığı, bu metre kare üzerinden sözleşmede belirlenen birim fiyatı olan 20,55 USD ile çarpıldığında toplam iş bedelinin (6.210 X 20,55) 127.615,50 USD + 22.970,79 USD (KDV) olmak üzere 150.586,29 USD olduğu, somut ihtilafta montaj-demontaj işine konu çatı panelleri alüminyum olup, alüminyum hammaddesi döviz cinsi maliyet kalemlerinden olduğu dolayısıyla taraflar arasında akdedilen 25.11.2022 tarihli sözleşmenin döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmesi olarak değerlendirilmek suretiyle sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkün bulunduğu, sözleşmenin satış sözleşmesi olarak değerlendirilmesi ihtimalinde ise sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırması mümkün olmakla birlikte ödemenin sözleşme konusu ödeme yükümlülüklerinin Türk lirası cinsinden yapılmasının zorunlu olacağı, davalı tarafından ödemelerin bir kısmının banka yoluyla bir kısmı çek tahsilatı yoluyla TL olarak yapıldığı, tarafların tutmak zorunda oldukları ticari defter beratlarının yasal süreler içinde yapıldığı, fiziki olarak tutmak zorunda oldukları envanter defteri tasdiklerinin yasal süreler içinde yapıldığı, TTK'ya göre sahibi lehine delil olma vasfını haiz olduğu, tarafların Türk lirası olarak cari hesaplarının birbiri ile uyumlu olduğu, taraflar arasındaki ihtilafın döviz cinsinden kararlaştırılan sözleşme bedelinin TL olarak ödenmesi sırasında oluşan kur farkına dayandığı, sözleşmenin ödemeler ile ilgili 4. maddesinde ödemelerin 19.04.2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan Türk Parasını Koruma Hakkındaki 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğe istinaden yabancı para tahsilatı yapılmayacağı, döviz borçlarının TL olarak tahsil edilecek olup ödemenin yapılacağı gün ........... efektif satış kur bilgisine göre kurlanıp cari hesaba işlenecektir şeklinde hükme yer verildiği belirlenmiştir. 6100 sayılı HMK m.266, 279, 281 uyarınca; bilirkişi raporu çözümü özel ve teknik değerlendirme, uzmanlığı gerektiren hususlarda iddia - savunma ile toplanan bilgi - belge ve delillere uygun olacak nitelikte alınır. Bunun dışında raporda açıklama yapılması, hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerin yapılması yasaktır. Rapora itiraz, belirsiz ve eksik olan teknik hususlar için açıklama yapılmasını istemektir. Bunun yanı sıra bilirkişi raporunun denetimi re'sen gözetilecek nedenlerle hakim tarafından da yapılır. Eğer taraf itirazı yerinde görülürse veya raporda hakim tarafından re'sen eksiklik ve / veya belirsizlik saptanırsa açıklama yapılması amacıyla ya ek rapor alınması ya da yeni bilirkişi raporu alınması cihetine gidilir. Raporun denetimi hakim tarafından yapılmakla birlikte belirsizlik ve / veya eksiklik bulunmuyorsa ya da hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken hususlarda açıklama yapılması bekleniyorsa, çözüm hukuki bilgi ile giderilebilecek nitelikte ise, itiraz yerinde bulunmayabilir. Zaten hukuki konularda bilirkişiye başvurulması da yasaktır. Açıklanan hususlar gözetildiğinde; iddia - savunma - toplanan bilgi, belge, deliller ile davacı itirazlarının raporda ve gerekçeli kararda karşılandığı, Mahkemece bilirkişi raporuna atıfta bulunularak hüküm kurulduğu, raporun hangi nedenle hangi kısmının neden üstün tutulduğunun, neden itibar edilmediğinin/ edildiğinin karar yerinde tartışıldığı, Mahkeme tarafından hukuki yorum ile nihai sonuca doğru bir şekilde varıldığı belirlenmiştir. Eldeki davada; USD olarak bedeli kararlaştırılan ve ödemesi nakit/havale/EFT ve çek ile yapılan ödemelerin ödeme ve çekin verildiği tarihe nazaran vadesinde TL olarak davacı tarafından tahsil edildiği, ödemelerin yapıldığı gün .......... efektif satış kur bilgisine göre hesaplamanın yapıldığı, hesaplamaya ve ödemeye davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmadığı ayrıca fazladan bakiye kur farkı bulunduğundan bahisle talepte bulunulabilmesi için taraflar arasında açıkça sözleşme/ protokol/ ticari teamül bulunmadığı tespit edilmekle, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, somut davadaki davacının kur farkı alacağının İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirlendiği üzere çekin ödeme vasıtası olduğu ve bedelinin TL olarak belirlenmesi karşısında davacı tarafından artık kur farkının talep edilemeyeceği bu nedenle davanın reddine hükmolunması yerinde bulunmuştur. İstinaf incelemesine konu karar başlığında; mahkemenin adının altına "3 NOLU KALEM" ibaresinin yazılacağına ilişkin HMK'da hüküm bulunmaması karşısında anılan ibarenin yer alması, tarafların ve vekillerinin adreslerinin yer almaması, 6100 sayılı HMK'nın 297.maddesine aykırı ise de bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Ayrıca ara buluculuk ücretinin davalıya yüklenmesi hatalı ise de bu konuda davalı istinafı bulunmadığından bu husus eleştirilmekle yetinilmiştir. Dosya kapsamına göre; kararın dayandığı bilgi - belge ve delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlerde isabetsizlik bulunmadığı, davacının alacağının varlığını ve alacağının miktarını ispatlayamadığı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı nazara alınarak, davacının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf kanun yolu başvurusunun HMK m.353/1-b-1 gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere; 1-).............. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.12.2024 tarihli ............ Esas - ........... Karar sayılı karara karşı, davacının İSTİNAF KANUN YOLU BAŞVURUSUNUN HMK m.353/1-b-1 GEREĞİNCE ESASTAN REDDİNE, 2-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının Hazine'ye irat kaydına, 3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-)İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-)Artan avansların İlk Derece Mahkemesi tarafından HMK m.333'e uygun iadesine, 7-)Karar ilamının 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine, İlişkin; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda dava konusu değer dikkate alındığında HMK m.362/1-a gereği KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Başkan e-imzalı
Üye e-imzalı
Üye e-imzalı
Katip e-imzalı
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*