Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1643 E. 2026/807 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1643
- Karar No
- 2026/807
- Karar Tarihi
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2025/1643 Esas 2026/807 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1643 KARAR NO : 2026/807
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/06/2018 NUMARASI : 2017/602 Esas 2018/479 Karar
DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Tazminat DAVA TARİHİ : 25/08/2017
KARAR TARİHİ : 23/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/07/2026
Taraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarih ve 2018/2407 Esas 2020/1467 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/10/2021 tarih ve 2021/2004 Esas 2021/5912 Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 2021/5443 başvuru numaralı dosyada 18/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilerek Dairemize gönderilmesi üzerine Dairemizin 27/12/2024 tarih ve 2024/1309 Esas 2024/1624 Karar sayılı dosyasında verilen karara karşı davalı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/09/2025 tarih ve 2025/2447 Esas 2025/5304 Karar sayılı bozma ilamı üzerine Dairemizce duruşma açılarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yetkilileri tarafından paranın istendiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdü ile nakit para topladığını, müvekkilinin bu beyanlara güvenerek davalıya para yatırdığını, müvekkilinin parayı geri almak için yaptığı başvurularının sonuçsuz kaldığını belirterek müvekkilinin davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, şimdilik 129.895 DM (66.414 Euro'ya) mahsuben 236.115 TL'nin ödeme tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddiasına dayanak yaptığı belgenin müvekkilini bağlamadığını, taraflar arasında müvekkilini borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem bulunmadığını, hile iddiasının yerinde olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının yatırılan paranın müvekkilinden aynen tahsiline ve faize yönelik talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi ve TBMM tarafından kurulan meclis araştırma komisyonuna sunulan SPK raporları gereğince ... bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "ortaklık durum belgesi", "hisse senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahüdü ile para topladıklarının anlaşıldığı, davadan önce herhangi bir istem olmadığı takdirde geri verilmesi istenen paranın temerrüt başlangıcının dava tarihi olarak kabul edildiği, davacının dava dilekçesinde toplam 129.895 DM'den 66.414 Euro karşılığı 236.115.00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini isteyerek talebini ortaya koyduğu, dava dilekçesindeki 236.115.00 TL Euroya bölündüğünde 1 Euro'nun 3.5551 TL'ye isabet ettiği, temerrüt tarihi olan dava tarihinde Merkez Bankası efektif satış kuruna göre 1 Euro 4.1182 TL ise de taleple bağlı kalınacağı, davalı tarafından SPK sunulan Cd'nin incelenmesi neticesinde davacının isminin bu Cd'de para tahsilatı yapılan kişiler arasında bulunduğu, davacıdan toplam 65.227.00 Euro tahsil edildiği, davalının 02/08/2005 tarihli 871,25 Euro bedelli ve 31/08/2005 tarihli 1.640.00 Euro bedelli kasa tediye fişleri ibraz ettiği, davacının belgelerde yer alan imzasına itiraz etmediği, SPK'da kayıtlı 65.227.00 Euro'dan 2.511,25 Euro mahsup edildiğinde 62.715,75 Euro alacağın kaldığı, SPK listesinde çıkan miktar davacının dava dilekçesinde talep ettiği euro miktarını aşmadığından SPK'da kayıtlı miktarın esas alındığı, davacının talep edebileceği 62.715,75 Euro'nun davacı talebi aşılamayacağı gözetilerek 3.5551 TL kur üzerinden hesaplandığında 222.960,76 TL alacak bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 222.960,76 TL'nin 25/08/2017 dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faiziyle davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının davacının hile ve/veya kesin hükümsüzlük iddiasını ispat etmesine yönelik kabulünün dosya içeriğine ve yasaya aykırı bulunduğunu, davalının para toplanırken davacıya anonim şirkete ortak olacağı konusunda hiçbir bilgi vermediği, aynı şekilde davacının da yatırım yaparken anonim şirkete ortak olacağı iradesiyle hareket etmediği yönündeki iddia ve kabulün yerinde olmadığını, davacının milli ve / veya dini duyguları istismar ederek yüksek oranda kar verileceği, verilen paranın istenildiği an geri alınabileceği vaatleri ile davalı müvekkili şirketçe kandırıldığı yönündeki iddiaların da kendi içinde çelişkili hemde gerekçe ile bağdaşmayan iddialar olduğunu, alacağın zaman aşımına uğradığını, davacı taraf ile davalı arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunduğunu, davanın temelinde zarara katlanmak arzu ve iradesinin yer aldığını, davacının her türlü hak ve talebinin hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğini, davacının işlem tarihinde elde ettiği hisse senetlerinin nominal bedellerini işlem tarihi itibarıyla Dm/Euro karşılıklarının ödendiği iddia edilen bedelden mahsubu gerektiğini, mahkemece müvekkili tarafından SPK'ya sunulan Cd ve üst yazı içeriklerinin yanlış değerlendirildiğini, yemin delilini kullanma haklarının engellendiğini, isticvap istemlerinin usul ve yasaya aykırı bir şekilde reddedildiğini, yasal faiz yerine avans faizine hükmedilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, davacının yedindeki hisse senetlerinin iadesi gerektiğini, mahkemece dosyaya ibraz edilen 26/02/2000 tarihli Baco başlıklı ödeme belgesine itibar edilmediğini, davacının yapılan ödemeyi almadığını bildirdiğini, ancak belgede yer alan imzayı açıkça inkar etmediğini, bu ödeme belgesinin esas alınması gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne, 222.960,76 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine dair karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarihli ve 2018/2407 E., 2020/1467 K. sayılı kararıyla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, Dairemiz kararına karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11/10/2021 tarih 2021/2004 Esas 2021/5912 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onandığı, kararın kesinleştiği görülmüştür. Kararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm 2021/5443 başvuru numaralı dosyada 18/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Anılan karar üzerine Dairemizce yeniden yapılan inceleme ile 27/12/2024 tarih ve 2024/1309 Esas 2024/1624 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 222.960,76 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. Dairemizce verilen karara karşı davalı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/09/2025 tarih ve 2025/2447 Esas 2025/5304 Karar sayılı kararı ile; "...Dairemizce incelenen emsal dosyalarda (Dairemizin 01.07.2024 tarihli, 2024/3278 E., 2024/5341 K. sayılı, 13.05.2024 tarihli, 2024/1235 E. 2024/3801 K. sayılı ilamları) ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davalı şirketin eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra davalı tarafın, davacıda söz konusu parayı ödeyeceği yönünden beklenti yaratacak tutumu olmadığından zamanaşımı defini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşmeyeceği, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2 maddesi hükümleri uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 2000 yılında davalı tarafa para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2017 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış..." gerekçesi ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Anılan bozma ilamı üzerine Dairemizce duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında davalı vekili 12/05/2026 tarihli celsedeki imzalı beyanında vekaletnamesinde yer alan özel yetkiye binaen aşamalardaki zaman aşımı def'ine ilişkin savunmayı ileri sürmekten feragat ettiğini, davacının 31/08/2005 tarihli vekaletnamedeki ortaklık ikrarı gereğince davanın reddine, uygun görülmediği taktirde ise dava dilekçesindeki ikrar gereği 18.780 DM ve dosyaya ibraz ettikleri ortaklık durum belgesi isimli belgedeki 5.600,00 DM'nin düşürülmesini talep ettiğini belirtmiştir. Davacı yan eldeki davada, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine belge karşılığında davalıya para verdiğini, kısa bir süre sonra parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, ... tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, davacının şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketin zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 236.115,00 TL'nin paranın tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiş ise de, istinaf yargılaması aşamasında zaman aşımı def'ini ileri sürmekten imzalı beyanı ile feragat etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıdan "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para tahsil edilip edilmediği, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanıp kullanmadığı, şirket ortağı değil ise davacının zarar miktarı, zararın davalıdan talep edilip edilemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 28.05.2010 tarih 7573 sayılı nüshasının 209. Sayfasının incelenmesinde; davalı ...ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. nin ünvanının ....A.Ş. olarak değiştirildiği ve yine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 17/07/2012 tarih ve 8113 sayılı nüshasının 105-110. sayfalarına göre de yeni ünvanı ile davalı ....A.Ş. nin ... A.Ş. nin bünyesine girerek ... A.Ş. ne devredilmesi suretiyle birleştirildiği anlaşılmıştır. Yine davacı, davalı ile arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/4603 Esas, 2016/6789 karar sayılı ilamında 2015/15419 Esas 2016/4922 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; ... bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır. Mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığa uygulanması gereken herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığının nazara alınmasında bir isabetsizlik görülmediğinden davalı yan hak düşürücü süreye ilişkin savunması uygun görülmediği gibi davalı vekilince istinaf yargılaması sırasında zaman aşımı def'inden feragat edilmesi nedeniyle Dairemizce davalı vekilinin zaman aşımı yönündeki istinaf itirazının değerlendirilmesi yoluna gidilmediği gibi Yargıtay'ın zaman aşımı yönündeki bozma ilamının değerlendirilmesi yoluna da gidilmemiştir. Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince yemin delilini ve isticvap kullanma hakkının engellendiği iddia edilmiş ise; HMK'nun 225. ve devamı maddelerinde yeminin HMK'nun 169. ve devamı maddelerinde ise isticvabın düzenlendiği, bu düzenlemeler dikkate alındığında ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kuruluna yapmış oldukları bildirim sonucu Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'ler yine dosya içerisinde bulunan davalı tarafça dosyaya sunulan Ortaklar Pay Defteri ile Hisse Senedi Ortaklık Durum Belgesinin incelenmesi sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketler pay defteri tutarak pay defterinde isim geçen tüm şirket ortaklarını Sermaye Piyasası Kuruluna bildirdiği, Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'lerin mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme sonucu; davacının davalı şirketlere ödemeler yaptığı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin benzer dava dosyalarındaki emsal içtihatlara göre Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriklerine göre davacıdan tahsilat yapılmış ise yapılan tahsilatların davacıya iadesi gerektiğinin tespit edildiği bu hale göre davacının davalarını Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriği, pay defteri, ortaklık durum belgesi ile ispatlandığından davanın temelini oluşturan vakıaların SPK'nın 2000 tarihli raporu ile davalı şirketlerce SPK'ya yazılan yazı ve CD içeriklerine göre belirlenmiş olması, davacının bu aşamada isticvap edilmesine de gerek bulunmadığı, ayrıca davalının haksız fiil teşkil eden uygulamaları karşısında yeminin sonuca etkisi olmayacağı anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde değildir. Davalı vekilinin davanın reddi gerektiği, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği yönündeki istinaf sebeplerinin incelenmesinde ise; Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamında ... "Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta ... Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde ...'a ait çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ...'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır." şeklinde olup, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi CD 4'de ... S.A. tarafından ... edilen ...A.Ş. senetlerinin kimden alındığına yönelik listede de davacının isimlerinin bulunmadığı, 14/09/2000 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemler ile yurt dışından para toplandığı ve toplanan paraların davalılar tarafından kayda alınmış olduğu, bu hale göre davalı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde birlikte hareket ederek para toplamak amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal işlenmiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para toplayıp, para tahsil edilen ortakların düşük nominal bedeller ile şeklen ortak gibi gösterildiği, paranın istenilmesi durumunda ise paranın ortaklara iade edilmediği, böylece taraflar arasında gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, davalı şirketlerce Sermaye Piyasası Kuruluna yazılan 30 ve 31 sayılı yazılar ve ekinde ki listeler ile CD'ler incelenmek suretiyle davacıdan herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsilat yapılmış ise davacıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin nominal bedeli de düşülmeden iadesi gerekeceği, ilk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişiden alınan raporda belirtildiği üzere davacının SPK'nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekinde yer alan CD'lerden toplam 65.227 Euro tahsilat yapıldığı, 9.591 Euro tediye kaydı bulunduğu, tediye kaydına ilişkin olarak davalı tarafından dosyaya ibraz edilen kasa tediye makbuzlarından 02/08/2005 tarihinde 871,25 Euro, 31/08/2005 tarihinde 1.640 Euro olmak üzere toplam 2.511,25 Euro ödediğini ispatladığı, davacının anılan belgelere yönelik bir inkarının bulunmadığı, aksine davacı yanın dava dilekçesinde "...müvekkil, bu meblağın kendisine ödenmesini istemişse de, yalnızca 18.780 DM ödenmiş olup bakiye 148.675-18.780=129.895 DM için her defasında ileri bir tarihte ödeneceği sözü verilmiş..." şeklinde anlatımda bulunarak davalı tarafından kendisine 18.780 DM ödeme yapıldığını kabul etmiştir. Davacı tarafından dava dilekçesinde ikrar edilen ödeme miktarı DM -Euro paritesi uygulandığında 9.602,06 Euro'ya tekabül etmektedir. Davalı tarafından SPK'ya bildirilen listelerde kayıtlı bulunan 2.511,25 Euro tediye davacının dava dilekçesinde açıkça ikrar ettiği 9.602,06 Euro ödemenin içinde kalan miktar olarak değerlendirilmiştir. Bir başka anlatımla davacının açık ikrarı da gözetilerek davalının davacıya 9.602,06 Euro ödediğinin kabulü gerekmiştir. Bu durumda SPK kayıtlarında davacıdan yapılan tahsilat miktarı olan 65.227 Euro'dan davalının ödediğini davacının ikrarıyla da ispatladığı 9.602,06 Euro mahsup edildiğinde davacının davalıdan 55.624,94 Euro alacağı kaldığı anlaşılmıştır. Öte yandan davacı yan dava dilekçesinde 66.414 Euro karşılığında 236.115 TL alacaklı olduğunu bildirmiştir. Talepte yer alan TL Euro'ya bölündüğünde 1 Euro 3,5551 TL'ye isabet etmektedir. Dava tarihindeki TCMB Euro efektif satış kuru ise 4,1182 TL'dir. Davacının talebinde yer alan kur ile bağlı kalınacağı, talebin aşılamayacağı gözetilerek davacının davalıdan talep edebileceği 55.624,94 Euro'nun 197.752,22 TL'ye isabet ettiği hesaplanmış olup, davacı tarafından davalıdan bu bedel talep edilebilecektir. Davalı tarafından dosyaya ibraz edilen 98.595 DM bedelli 26/02/2000 tarihli Baco belgesinde yer alan ödemenin davacının talep edebileceği alacaktan mahsup edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, davalı yanca genel savunmalarında bu menşeili şirketler yönünden kendileri ile hukuki ve fiili irtibat bulunmadığı ve husumet düşmeyeceği savunmaları getirip, sonradan bu firmaların belgelerine dayanmasının çelişki olarak görüldüğü gerekçesiyle anılan belgede belirtilen miktar mahsup edilmemiş ise de, 26/02/2000 tarihli 98.595 DM bedelli ... başlıklı belgedeki miktar davacının dayandığı ortaklar durum belgesinde de ödeme olarak gözüktüğünden davacı alacağından düşülmesi mümkün olmadığı gibi davalı şirketin 31/10/2004 tarihli ortaklar listesinde -davacının ibraz ettiği ortaklık durum belgesindeki kayıtları doğrular şekilde- davacının 640 adet hissesinin kayıtlı olduğu gözetilerek davalının 26/02/2000 tarihli 98.595 DM bedelli ... başlıklı belgede belirtilen miktarın düşülmesine ilişkin talebi yerinde görülmemiştir. Ayrıca yukarıda izah edildiği üzere de davalı vekilinin davacının ödeme ve hile iddiasını ispat edemediği, müvekkili tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerine yanlış anlam verildiği, talebi aşar şekilde hüküm kurulduğuna yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Öte yandan dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve şimdilik 236.115 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliği bulunmadığından mahkemece davacının yedindeki hisse senetlerinin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, davalının haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu olduğu Dairemizce yeniden kurulan hüküm sırasında gözetilmiştir. İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı gözetilerek taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Tüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; A)1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, 2-Davacının davalı ...Ş.'nin şirket ortağı OLMADIĞININ TESPİTİNE, 3-197.752,22 TL'nin aleyhe istinaf başvurusu da bulunmadığı gözetilerek dava tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 4-Alınması gerekli 13.508,45 TL nisbi karar ve ilam harcından peşin alınan 4.032,26 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.476,19 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına 5-Davacı tarafından yatırılan 4.032,26 peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 2.400,00 TL bilirkişi ücreti gideri, 375,46 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 2.775,46 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranı gözetilerek hesaplanan 2.324,52 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-İstinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 45.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-İstinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 38.362,78 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Artan gider avansının HMK.m.333 gereği davacı tarafa iadesine, B)1-Davalı tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 3.808,00 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 2-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davadaki haklılık durumu gözetilerek davalı üzerinde bırakılmasına, 3-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/06/2026
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ...