Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/1104 E. 2025/1099 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1104
Karar No
2025/1099
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/1104 Esas

KARAR NO: 2025/1099 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2025/143 Esas (Derdest Dava Dosyası)

TARİH: 30/04/2025 (Ara Karar Tarihi)

DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)

KARAR TARİHİ: 26/06/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davalı şirketin %20 hissesine sahip olup, diğer hissedarların%48 hisse ile (amca) ... ve %30 hisse ile (kardeş) ... ve %2 hisse ile ... (...'nın eşi) olduğunu, aynı ortakların ortağı bulunduğu (müvekkilin %25, ...'nın %25, ...'nın %50 hissesi vardır ) Esenyurt Vergi Dairesi: ... nolu mükellefi ve davalı firma ile aynı adreste mukim "... San. Ve Tic. Ltd. Şti." bulunmakta olup, müvekkilinin iş bu aile şirketi için benzer nedenlere dayalı olarak ayrıca fesih ve tasfiye davası açtığını, her iki şirketin aynı adreste ve aynı yönetimle idare edildiğini, davacının ipotek ve kredi borçlarının düzenli ödenip ödenmediğini dahi bilmediğini ve riskini tayin edemediğini, davacının uzun yıllardır hissedar olmasına rağmen şirket gelirlerinden mahrum bırakıldığını, hiç bir zaman kar olarak bir ödeme almadığını, şirketin kar dağıtım kararı almadan ortakların kar dağıtım haklarını sermaye arttırımı için kullandığını, gelinen aşamada şirketin borçluluk durumu da müvekkili nezdinde endişe verici boyuta ulaşmış olup, tüm bankalara ihtar keşide ederek kefaleti ile ilgili durumu bildirdiğini, kira sözleşmesine konu muhataba da hem ödediği bedeli iade etmiş hem de onayı olmadığını açıkça ihbar etmiş olduğunu beyanla davalı şirkete tedbiren yönetim ve denetim kayyımı atanmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 2025/143 Esas sayılı ve 30/04/2025 tarihli ara kararında; "Talep, tedbiren şirkete kayyım atanmasına ilişkindir. Kayyım TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun dördüncü kısım birinci bölümde 329 vd maddelerde Anonim Şirket düzenlenmiştir. Kayyım ise, TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır.TMK'nun 427/4) Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, şeklinde düzenlenmiştir. Madde içeriklerinden anlaşılacağı üzere anonim ve limited şirketlerde yönetim kayyımı atanmasının temel dayanak maddesi TMK 427/4. maddesidir. Zira şirketin bir tüzel kişi olarak ticari hayatının devamı ve gerekli idari ve yönetimsel işlemlerin icra edilmesi şirketin organları vasıtasıyla mümkün olmakta, bu organların görev yapamaz hale gelmesi halinde ise TK 427/4 maddesi uyarınca yönetim ve temsil kayyımı atanması yoluna gidilmelidir.Davacı tarafın şirkete tedbiren yönetim ve denetim kayyımı atanması talep edilmiş ise de; şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin ileri sürülüş şekli, mevcut bu talebin dayandığı vakıalarla delillerin somutlaştırılma şekli, yukarıda açıklanan TMK 426. maddesinde de anlaşıldığı üzere, organ boşluğu bulunmadığı dikkate alınarak yönetim ve denetim kayyımlığı gerektiren haller oluşmadığı gibi yaklaşık ispat kuralının da gerçekleşmediği gözetilerek yönetim ve denetim kayyım ataması talebinin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Şartların oluşmaması nedeniyle davacı vekilinin tedbir taleplerinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı şirketteki ortaklık haklarının korunmaması ve davalı şirketin malvarlığının eritilmesi, yüklü kredilerin şirket menfaatine kullanılmayıp, yönetimdeki ortakların keyfi iş ve taleplerine yönelik tasarruflarda bulunulması vs nedenlerle şirketin amaç ve faaliyetine devam etmesinin olanaksız hale getirildiği izahı ile İlk Derece Mahkemesi’nde haklı sebeple fesih talepli asli davayı ikame ettiğini, davanın derdest olduğu bu süreçte, müvekkilinin azlık haklarını korumak ve şirketin mevcut vahim durumunu gizlemek amacıyla hareket edildiğinin öğrenilmesi üzere mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğunu;İhtiyati tedbir talebinin konusu ve amacının esasen; yargılama sonuna kadar şirket iş ve işlemlerinin tarafsız bir gözlemci tarafından denetlenmesi, kritik kararların onayının bağımsız bir otoriteye tabi tutulması ve delillerin korunması amacıyla şirkete bir denetim kayyımı atanması olduğunu, bu kayyımın görevinin; geçici ve sınırlı olarak şirket yönetim faaliyetlerini gözlemlemek, gerektiğinde onaylamak veya mahkemeye raporlamak şeklinde öngörüldüğünü, talebin amacının, davanın sonuna kadar şirketin daha fazla zarara uğramasını ve müvekkilinin ortaklık haklarının telafisi imkânsız biçimde zedelenmesini önlemek; ayrıca yönetime isnat edilen usulsüzlüklerin delillerini koruma altına almak ve bu yolla esasen davalı şirketi de korumak olduğunu;İlk derece mahkemesinin, 29/04/2025 tarihli ara kararı ile tedbiren kayyım atanması talebini reddettiğini ancak ret kararının gerekçesinin taleplerinin eksik ve hatalı değerlendirilmiş olduğunu açıkça gösterdiğini, Mahkemenin talebin reddine yönelik oluşturduğu ara kararında özetle; Türk Medeni Kanunu (TMK) m.427 uyarınca şirket organlarının mevcut olduğu, “organ eksikliği” koşullarının oluşmadığı, bu nedenle de ne yönetim ne de denetim kayyımı atanamayacağının belirtildiğini, 29.04.2025 tarihli ara karar içeriğinde görüleceği üzere, mahkemenin talebi yalnızca şirketin bir organı olmadığı hallerde gündeme gelen “yönetim kayyımı” açısından değerlendirdiğini ve bu çerçevede reddettiğini;Oysa müvekkili tarafından ileri sürülen talebin, yalnızca TMK m.427 kapsamında bir yönetim kayyımı atanmasına yönelik olmayıp; esas itibarıyla HMK m.389 kapsamında, dava süresince geçerli olacak şekilde geçici ve sınırlı bir denetim kayyımı atanmasına ilişkin olduğunu, mahkemenin, talebin bu yönünü göz ardı ederek hatalı hukuki nitelendirmeyle değerlendirme yaptığını, yalnızca yönetim kayyımı kriterlerine odaklandığını, oysa denetim kayyımının, şirketin yönetim organının işlevini ortadan kaldırmaksızın, yalnızca mahkemece belirlenen sınırlar çerçevesinde işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanması amacını taşıdığını, bu kayyım tipinin, TMK m.427’de düzenlenen yönetim kayyımından tamamen farklı olduğunu, Mahkemelere tedbirin içeriği ve niteliğini belirlemek konusunda takdir hakkı verilmiş iken, tedbir talebinin sadece yönetim kayyımı odaklı değerlendirilmesinin hatalı olduğunu;Özetle; şirketin mevcut yönetiminin şirket zararına usulsüz işlemler yaptığını, şirketin malvarlığını elden çıkardığını, şirketi yüksek borç yükü altına soktuğunu ve şirketin geri dönüşü olmayan uzun vadeli- yüksek meblağlı kredi borcu yükümlülüklerine girdiğini, bu durum her geçen gün müvekkilinin ortaklık haklarında telafisi güç zararlara yol açmakta olduğu gibi davalı şirketin de faaliyetlerini olması gerektiği gibi devamını engellediğini, şirketin amaç ve gayesini imkansız kıldığını;Keza izah edilen bu ahval ve şartların devamının, müvekkilinin yargılama sonucunda elde edebileceği haklarını fiilen anlamsız kılacağını, dahasının, davalı yönetimin iş bu dava üzerine, şirket kayıtlarını değiştirme, gizleme veya yok etme ihtimali olduğunu, bu sebeple, hem delillerin korunması hem de şirketin daha fazla zarara uğrayarak telafisi imkansız sonuçların engellenmesi açısından denetim kayyımı atanması için gerekli şartların fazlasıyla oluştuğunu;Ayrıca, HMK m.390/1 gereğince ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için tam ispat değil, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu, müvekkili tarafından sunulan bilgi, belge ve açıklamaların, şirketin finansal durumuna ilişkin belirsizlikleri, şirket varlıklarının üçüncü kişilere devri, kredi yüklerinin durumu ile kredilerinin nereye aktarıldığının bile manidar oluşu, şirket içi belgelerin gizlenmesi gibi iddialar ile birlikte davalının bu hususlara yönelik cevap verememiş olması durumları birlikte değerlendirildiğinde, tedbiren denetim kayyımı atanması talebinin ciddi ve somut bir temele dayandığını açıkça ortaya koyduğunu;İlk derece Mahkemesinin, tedbire yönelik taleplerin yalnızca TMK m.427 kapsamında değerlendirilmesi suretiyle organ eksikliği bulunmadığı gerekçesiyle kayyım atanamayacağına hükmetmesinin, talebin niteliğini yeterince değerlendirmemesi nedeniyle açık şekilde hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece mahkemesince bir denetim kayyımı atandığı takdirde, atanacak kayyımın görev ve yetkileri; şirketin olağan yönetim faaliyetlerini genel olarak denetlemek, şirket malvarlığının üçüncü kişilere devrini, olağanüstü nitelikteki işlemleri ve yüksek tutarlı finansal işlemleri onayı olmaksızın yapılmaktan men etmek; şirketin muhasebe kayıtlarını ve belgelerini inceleyerek olası usulsüzlükleri mahkemeye raporlamak şeklinde belirlenebilir olmakla, taraf hak ve menfaatlerinin korunmasını bu şekilde sağlayacak ve esasen bir yönetim ikiliği de oluşturmayacak bir çözüm olacağını beyanla Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/143 E. Sayılı dosyasından sadır 29/04/2025 tarihli ara kararının hukuka aykırı olup kaldırılmasına, talebin kabulü ile davalı ... San. ve Tic. A.Ş.’ye, 6100 sayılı HMK m.389 vd. hükümleri uyarınca bir denetim kayyımı atanmasına ve takdir edilecek sair tedbirlerin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeple feshi talebi ile açılan davada tedbiren şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasına ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrası; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." şeklindedir. Aynı yasanın 390/3 maddesi; ''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Buna göre, tedbir talep eden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.TTK'da anonim şirkete kayyım atanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamakta olup, şirketlerin seçilmiş organları tarafından yönetilmeleri esastır. Anonim şirketin organsız kalması halinde izlenecek yol ise TTK'nın 530. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile, şirketin uzun süreden beri organsız olması veya genel kurulun toplanamaması halinde fesih davası açılacağı, ikinci fıkrası ile de, davanın açılması ile mahkemece, tarafların birinin istemi üzerine gerekli önlemlerin alınabileceği kabul edilmiştir. TMK'nın 427/4 maddesinde yer alan düzenlemeye göre, yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nın sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur.Somut olayda; davanın TTK'nın 530. maddesi uyarınca açılmış organsızlık sebebiyle fesih davası olmadığı, davalı şirketin yönetim organı mevcut olup herhangi bir organsızlık durumu da oluşmadığından Mahkemece, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına dair talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu gibi, davanın yönetici sorumluluğu nedeniyle açılmış tazminat davası olmadığı, davacının, davalı şirketin haklı sebeple feshine dayanak olarak, yönetim kurulunun usul ve yasaya aykırı iş ve işlemlerinin bulunduğu ve şirketin mali durumunun kötü olduğuna dair ileri sürdüğü iddialarının yargılamaya muhtaç olduğu, davacı tarafından sunulan delillerden mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı yönünde ve davanın esası hakkında, bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı anlaşıldığından denetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir talebinin de reddine karar verilmesi isabetli olup talep eden davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/1104, K. 2025/1099, T. 26.06.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-13-hukuk-dairesi-2025-1104-e-2025-1099-k-9db84d931583