Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/458 E. 2026/1359 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/458
- Karar No
- 2026/1359
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/458 KARAR NO : 2026/1359
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08/12/2023 NUMARASI : 2022/855 E. 2023/733 K. DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin) KARAR TARİHİ : 17.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 17.09.2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.12.2023 tarih 2022/855 E. 2023/733 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA:Davacı, dava konusu şirketin kuruluşunda, davacı ve davalının 2 ortak olarak; mimari ve inşaat mühendisliği proje hizmet bedellerinin ve emeklerinin toplamını şirkete sermaye geliri yapmayı taahhüt ettiklerini, şirketin başka sermaye geliri olmadığını, devamlılığı ve sürdürülebilir olmasının bu gelirlere bağlı olduğunu, şirketin varlık sürecinde yapılan işlerle ilgili; davacı mimar ortağın, mimari proje hizmet bedellerinin ve emeğinin tamamını, ortak olduğu dava konusu şirkete sermaye geliri olarak kaydettiğini, faturalandırıldığını, vergisini ödediğini, ilgili kurumlardan proje onaylarını alarak ilgili yasa ve yönetmeliklere uygun iş ve işlem yaptığını, davalı ortağın; dava konusu şirkete gelir kaydedilen mimari proje hizmetleri işlerinin, inşaat mühendisliği proje hizmet bedelini ortak olduğu dava konusu şirket üzerinden vergilendirmediğini, ortak olarak şirketin varlığını sürdürmesi için zorunlu olan sermaye geliri taahhüdünü yerine getirmediğini, dolayısıyla dava konusu şirketi zarara uğrattığını, bunun yanında kendisine menfaat sağladığını, akrabalık ilişkilerini de kullanarak haksız yere, kötü niyetle, hile ile ve mimar olmadığı halde dava konusu şirketin vergi kayıtlarında görüleceği üzere mimar ortağın sermaye geliri olarak kaydettiği mimari proje hizmet bedeli gelirinin % 50'sini aldığını, davalı ortağın, dolandırdığı davacı ortağın güvenini kaybettiğini, akrabalık ilişkilerini bozduğunu, kardeşler aile büyüklerinin cenazelerine dahi katılmadıklarını, hatta davacının ailesinin dağılmasına sebep olduğunu, davalı ortağın kötü niyetli ve güvenilmez olmasının, dava konusu şirketin 3 yıl gibi kısa bir sürede tasfiye sürecine girmesine sebep olduğunu, bahse konu şirkete koymayı taahhüt ettiği inşaat mühendisliği sermaye gelirini koymayan davalı ortağın, akrabalık ilişkilerini kullanarak hile ile, mimar olmadığı halde mimar ortağın sağladığı mimari proje hizmet bedelinden ve emeğinden %50 pay almasının, şirketin kuruluş amacı olamayacağını, ilgili mevzuatlara aykırı olduğunu, bunun mimarlık mesleğine ve mimar meslektaşlara saygısızlık olduğunu, davacı mimar ortağın, dava konusu şirketin varlık sürecinde, vergi kayıtlarındaki adresinde mimarlık mesleği ile ilgili faaliyet gösterdiğini, emek verdiğini, tüm vergisini ödediğini, dava konusu şirketin tüm giderlerini karşıladığını, gece/gündüz mimar eşi ile birlikte çalıştığını, davalının kötü niyetle dolandırdığı anlaşıldığında davacının aile birliğinin ciddi zarar gördüğünü ve dağıldığını, davacı mimarın eşinden boşandığını, 2 çocuğuna bakmakta zorlandığını, maddi/manevi sıkıntı çektiğini, 3 yıl kadar işsiz kaldığını, çalışamadığını, davalı tarafın, dava konusu şirketin kuruluş amacı gereği üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini, şirketi dolayısıyla davacı mimar ortağı zarara uğrattığını, mimari proje hizmet bedelinden menfaat sağlayarak haksız, kötü niyetle ve hile ile %50 hisseyi kendi namı hesabına aldığını, bu bedelin güncel değerinin 2.000.000,00-TL civarı olabileceğini, dava konusu şirketin tasfiye durumu devam ettiğinden zaman aşımı oluşmayacağının benzer yargı kararlarıyla araştırıldığını ve bu davayı açmanın zorunlu hale geldiğini, ..vs beyanla fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ortağa maddi/manevi zarar veren davalının; ortaklık kuruluş aşamasında taahhüt ettiği ve şirket olmanın gerektirdiği sermaye gelirini sağlamadığı halde akrabalık ilişkilerini de kullanarak haksız, kötü niyetle ve hile ile aldığı şirket gelirinin tespiti ve davacıya iadesini, (dava konusu şirkete kaydedilen gelirin tamamı davacı mimar ortağın sağladığı, emek verdiği mimari proje hizmet geliridir, davalı herhangi bir emek koymadığı halde % 50 şirket hisse gelirini kendi hesabına almıştır) davalının maddi/manevi olarak davacıya ve ailesine verdiği zararın mahkemece tespit ve takdir edilmesini, dava konusu şirkete kesilen özel usulsüzlük cezalarına sebebiyet verdiği için (borcunu ödemediğinden tasfiye süreci devam etmiştir) tamamının davalıya yüklenilmesini, tüm bedelini davacının ödediği, dava konusu şirket üzerindeki ticari aracın (....) davacı adına tescil edilmesini, tasfiye işleminin sonlandırılarak dava konusu şirketin kapatılmasını, ilgili kurumlara bildirilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, zaman aşımına uğradığını, davacının şirket adına kendisi ve ailesi için bazı maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunduğunu, müvekkilinin pasif husumet ehliyetinin oluşmadığını, müvekkilinin 1993 yılında inşaat mühendisi olan eşi ile birlikte ... . şirketini kurduğunu, kısa sürede işi ilerlettiğini maddi kazancını oldukça yükselttiğini, davacının müvekkilinin alcısının kızı olup bir mimar eşle evlendiğini, maddi durumları iyi olmadığı için müvekkili ile aile arasındaki görüşme sonucunda Manisa Merkezde bir mimarlık ve mühendislik bürosu açılması yönünde karar verildiğini, müvekkilinin ağabeyinin dükkanın içine tadilat yapıldığını, içerinin malzemelerini müvekkilinin sağladığını, davalının aidat borçlarının dahi müvekkili tarafından yatırıldığını, 07/03/2000 tarihinde ... . Şirketinin davacı ve davalının eşit hisselerle kurduklarını, müvekkilinin dışarıya yaptırdığı mimarlık projeleri artık ortağı olduğu bu şerkete gönderemeye başladığını, bahse konu şirketin herşeyini müvekkilinin kurduğunu, bütün harcamalarını müvekkilinin yaptığını, Saruhanlı bölgesindeki pek çok projeyi bu şirkete gönderdiğini, mimarın yapması gereken birçok projede taslakları müvekkilinin hazırladığını, ruhsatlarını müvekkilinin aldığını, davacının hiç bir müşteri ile görüşmediğini, inşaatlara dahi gitmediğini, çaba göstermediğini, 16/04/2002 tarihinde Notere gidilerek şirket hisselerinin %98'inin davacıda , %2'sinin ise müvekkilinde kalacak şekilde düzenleme yapıldığını, başka bir ortak bulanamadığı için bu hissenin müvekkili üzerinde kaldığını, aslında gerçekleşen devir itibariyle ortaklığını bittiğini, devir tarihinde şirketin borcu ve alacağının bulunmadığını, bu işlemden sonra davacının işleri yürütemediğini, muhasebecinin alacağının ve SSK primlerinin dahi müvekkili tarafından ödendiğini, tasfiye işlemlerini davacının zamanında yapmadığını, şirket üzerine kayıtlı aracın taşıt vergilerinin yıllarca ödenmediğini, davacının taleplerinin müvekkili ile bir alakasının bulunmadığını iddia ederek davanın usul ve esas yönünden reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların akraba olup birlikte 07/03/2000 tarihinde %50'şer hisse oranı ile.... Şirketini kurdukları, davacının mimar, davalının ise inşaat mühendisi olduğu, tarafların anlaşmaları neticesinde 16/04/2002 tarihinde davalının %2 hisseyi üzerinde tutarak davacıya kalan hisselerini devrettiği, bu şekilde şirkette davacının %98 hisse sahibi olduğu, sonraki süreçte davacının şirkete tasfiye memuru olarak atandığı, tasfiye işlemlerini gerçekleştirmediği, şirketle ilgili usulsüzlük cezalarının yüksek meblağa ulaşmasından sonra bu davanın açıldığı, şirket sermayesinin tamamının kimin tarafından ödendiğinin bilirkişi raporu ile dahi tespit edilemediği, şirket adına yapılan ödemelerin kasasından nakit yapıldığı, tahsilatların da kasaya nakit girildiği, şirketin 31/03/2003 tarihinde kapanışının yapıldığı, 28/06/2006 tarihinde tasfiyeye girdiği, tasfiye memuru olarak davacının atandığı, dava konusu usulsüzlük cezasının kaynağının tasfiye memuru davacı tarafından bildirilmesi zorunlu olan yasal beyannamelerin vergi dairesine zamanında verilmemesinden doğduğu, tasfiye memuru olan davacının TTK'nun ilgili hükümleri dairesinde tasfiye işlemlerini gerçekleştirmediği, mimari proje bedellerinin şirket geleri olarak hesaplanmasının gerektiği, şirketin yıl sonu net kazançlarından yasal vergiler düşüldükten sonra kalan karın ortakların hisseleri oranında dağıtılmasının yasal zorunluluk ve örf ve adet gereği olduğu, şirket üzerine kayıtlı aracın davacı tarafından finanse edildiğine ilişkin hiç bir yazılı delilin ibraz edilmediği, davalının şirketi ve davacı ve ailesini maddi ve manevi zarara uğrattığına ilişkin olarak hiç bir somut verinin bulunmadığı gibi şirket üzerine kayıtlı aracın davacı adına kayıt ve tescili bakımından davalının pasif husumet ehliyetinin ve usulsüzlük cezalarının davalıya yüklenmesine ilişkin talep bakımından ise davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu itibarla tüm talepler bakımından davanın reddi gerektiğine karar verilmiştir. Karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı, davalının gelir/kazanç sağlama taahhüdünü yerine getirmediğini, bütünlük ilkesine uymadığını, gelir paylaşımında kendine haksız kazanç sağlayarak, şirketi zarara uğrattığını, kapatılmasına sebebiyet verdiğini, kendisinin emek ve mesaisini, gelirini haksızca alarak, ortağının güvenini kaybettiğini, davalı ortağın, şirkete olan borcunu ödememek için kötü niyetle ve kurumları aldatmaya yönelik başvuru yazısı üzerine cezaların kesildiğini, zira davalı, Manisa Mesir Vergi Dairesi'ne bahse konu şirketin kapatıldığını ve kendisinin hissedar olmadığını belirten bir yazı ile başvurması üzerine Ticaret Sicil Müdürlüğü ile yapılan yazışmalarla şirketin tasfiye sürecinin devam ettiği ve % 5 hissesinin bulunduğu tespit edildiğinden, beyanname verilmemesi nedeniyle şirkete ceza kesildiğini, davalının şirket ortaklarını adeta dolandırdığını, devletin kurumlarını da kandırmaya çalıştığını, özel usulsüzlük cezalarının, davacı tasfiye memurunun açtığı dava sonucu % 80'nin iptal edildiğini, kalan % 20'nin ise tasfiye memuru tarafından ödendiğini, davalı tarafın tasfiye memurunun kusurlu olduğunu BA- BS formlarının verilmemesiyle ilgili kesilen vergi cezalarının, İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesi 2023/212 E, 2023/342 K ile %80 inin iptal edildiğini, davalının şirket sözleşmesi gereği taahhüdünü yerine getirmeyerek şirketi uğrattığı zararı karşılamaması ve tasfiye sürecinin uzamasından kaynaklı % 20 ceza kaldığını, davalı taraf; tasfiye sürecini uzatarak, vergi dairesine şirketin kapandığını ve hissedar olmadığını belirten yazı yazarak, adeta kurumları da kandırmaya çalışarak özel usulsüzlük cezası kesilmesine neden olduğunu, davacının süreç içinde maddi zarar yanında manevi olarak da zarar gördüğünü, davalının aile birliğini ortadan kaldıran, maddi/manevi sıkıntı yaşatan, bahse konu şirketin sonlandırılmasına sebep olan, çalışma hayatını olumsuz etkileyen, emeğini/ iş gücünü hiç eden davalıdan 5.000.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğunu belirtmiştir. GEREKÇE : Dava, davacı limited şirket ortağı tarafından açılan, davalı ortağın davacıyı ve davalı şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla, davalı ortağa yöneltilen maddi ve manevi tazminat, şirket gelirinin tespiti ve davacı ortağa ödenmesi, şirket hakkında kesilen cezaların davalı ortağa yüklenmesi, şirkete ait aracın davacı adına tescili, şirketin tasfiye işleminin sonlandırılması istemlerine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davacı, dava dışı şirkete olan sermaye taahhüdü yerine getirmeyerek şirketin tasfiyesine sebebiyet veren ve borcunu ödemeyerek tasfiye sürecinin sonlanmasını engelleyen davalı tarafından; tasfiye halinde dava dışı şirkete ve dolayısıyla davacı ortağa ve ailesine verilen maddi ve manevi zararın tespitini ve giderilmesini, davalının kusurlu davranışlarıyla dava dışı şirkete kesilen özel usulsüzlük cezalarının davalıdan tahsilini, dava dışı şirket adına kayıtlı .... plakalı aracın davacı adına tescilini ve dava dışı şirketin tasfiyesinin sonlandırılarak kapatılmasını istemiştir. Somut olayda, taraflarca 07/03/2000 tarihinde %50 hisse oranı ile dava dışı .. .Şirketinin kurulduğu, 16/04/2002 tarihinde davalının %2 hisseyi üzerinde tutarak davacıya kalan hisselerini davacıya devretmesiyle davacının %98 oranında hissedar olduğu,dava dışı şirketin 31/03/2003 tarihinde kapanışının verildiği 28/06/2006 tarihinde tasfiyeye girdiği, tasfiye memuru olarak davacının atandığı, tasfiye işlemlerinin gerçekleştirilemediği, şirkete kesilen özel usulsüzlük cezalarının yüksek meblağa ulaşmasından sonra davacı tarafından iş bu davanın açıldığı, dava konusu usulsüzlük cezasının kaynağının tasfiye memuru davacı tarafından bildirilmesi zorunlu olan yasal beyannamelerin vergi dairesine zamanında verilmemesinden doğduğu, tasfiye memuru olan davacının TTK'nun ilgili hükümleri dairesinde tasfiye işlemlerini gerçekleştirmediği, mimari proje bedellerinin şirket geleri olarak hesaplanmasının gerektiği, şirketin yıl sonu net kazançlarından yasal vergiler düşüldükten sonra kalan karın ortakların hisseleri oranında dağıtılmasının yasal zorunluluk olduğu, şirket adına kayıtlı aracın davacı tarafından alındığının ve davalının şirketi ve davacı ve ailesini maddi ve manevi zarara uğrattığının davacı tarafından kanıtlanamadığı, dava dışı şirket adına kayıtlı aracın davacı adına kayıt ve tescili ve usulsüzlük cezalarının davalıdan tahsili talepleri yönünden davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumda, toplanan tüm delillere, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'den peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/09/2026