Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/2491 E. 2024/1935 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/2491
- Karar No
- 2024/1935
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2024/2491
KARAR NO:2024/1935
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/02/2023
NUMARASI:2022/677 Esas - 2023/169 Karar
DAVANIN KONUSU:Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ:28/11/2024
İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R:Davacı vekili dava açan dilekçesinde; müvekkili adına kayıtlı olan ... plakalı aracın, şirket çalışanı ...'ın sevk ve idaresindeyken 02.07.2021 tarihinde elektrik direğine çarpması neticesinde trafik kazası meydana geldiğini ve müvekkiline ait aracın hasarlandığını, zararların giderilmesi için aracın kasko sigortacısı davalıya müracaat edildiğini, ancak talebin reddedildiğini belirterek, hasar bedeli ile elektrik direğinde meydana gelen zararların davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince, "29/11/2022 tarihli celsede bilirkişi ara kararı kurulduğu, bilirkişi delil avansının ikmali için 2 hafta kesin süre verildiği ve kesin süre içerisinde delil avansının ikmal edilmemesi halinde delilden vazgeçilmiş sayılacağının ihtar edildiği, davacı vekili tarafından her ne kadar aksaklık olması nedeniyle tekrardan kesin süre talep edilmiş ise de, 6100 sayılı HMK'nın 94.maddesi uyarınca tekrardan kesin süre verilmediği, delil avansının süresinde ikmal edilmemesi halinde 6100 sayılı HMK'nın 324/2.maddesi uyarınca talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağının belirtildiği ve araç ve direkte hasar olup olmadığının var ise bedelinin teknik mesele olması nedeniyle bu hususta bilirkişi raporu alınması gerektiği ancak bilirkişi deliline ilişkin delil avansının yatırılmaması nedeniyle bu delilden vazgeçilmiş sayılacağından maddi tazminat talebinin ispat edilemediği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından; bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verilmesi gerektiği, sundukları deliller incelenmeden ve değerlendirilmeden karar verildiği, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek, istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Dava; trafik kazasından kaynaklanan zararların, aracın kasko sigorta poliçesini düzenleyen davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun delil ikamesi için avans başlıklı 324. maddesinde; (1)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.(2)Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.(3)Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.Anılan madde gerekçesinde de: "Harç ve avans ödenmesi" başlıklı 125. (120.) maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. 03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45.maddesinde "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder.Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir.Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…" hükmü getirilmiştir. İlk derece mahkemesince icra olunan 29/11/2022 tarihli duruşmada 2 nolu ara karar ile "dosyanın hasar bilirkişisi ile sigortacı bilirkişiye tevdii edilerek hasar bedeli ve direk hasarı açısından uyuşmazlık tespiti çerçevesinde dosya kapsamına göre rapor düzenlenmesinin istenmesine, bilirkişinin harcayacak olduğu emek ve mesai göz önünde bulundurularak 1.000,00’er TL ücret takdirine, davacıya 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 324. maddesi gereğince 2.000,00 TL bilirkişi ücretini yatırması hususunda 2 hafta kesin süre verilmesine, verilen kesin sürede 2.000,00 TL delil avansının yatırılmaması halinde bilirkişi delilinden vazgeçileceği ve mevcut delil durumuna göre karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtar edilmesine (ihtar edildi)," karar verildiği, ara karar gereklerinin davacı tarafça yerine getirilmediği, icra olunan 23/02/2023 tarihli duruşmada davacı vekili tarafından, avansın karşılanması hususunda yeniden süre talep edildiği, mahkemece davacı vekilinin talebinin reddi ile istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Davacı vekili tarafından dava açan dilekçede, 08.01.2021 - 08.01.2022 vadeli ...Poliçesi, 2021.02.1374 numaralı Ekspertiz Raporu örneği, davalının; müvekkilin talebini reddettiğine ilişkin cevap mektubu, müvekkili tarafından ... A.Ş.'ye yapılan ödemeyi gösteren dekont, Sigorta Eksperi tarafından düzenlenen rapor, Sigorta Tahkim Komisyonu'nun 12.04.2022 tarih 2022/86376 karar sayılı hakem heyeti kararına delil olarak dayanılmış, başta trafik kazası tespit tutanağı ve aracın hasarlı haline ilişkin fotoğraflar olmak üzere bir kısım bilgi ve belgelerde dava dilekçesine ek olarak sunulmuştur.Mahkemece; davacı tarafın delil avansının karşılanmaması durumunda bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve dosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verileceği ihtar edildiğine göre, az yukarıda belirtilen deliller ve davacı tarafın diğer delilleri ile delil olarak dayanılan Sigorta Tahkim Komisyonu dosyası bulunduğu yerden getirtilip bilirkişi incelemesi yapılmasının gerekli olup olmadığı tüm bu deliller kapsamında değerlendirilmeden (gerekçeli karar içeriğinde ve dosya içeriğinde, "araç ve direkte hasar olup olmadığının var ise bedelinin teknik mesele olması nedeniyle" şeklindeki soyut nitelikteki değerlendirme hariç bu hususlarda her hangi bir değerlendirme görülmemiştir) ayrıca davacı tarafça sunulan delillere neden itibar edilmediği hususunda her hangi bir gerekçe açıklanmadan verilen karar hatalı olmuştur.Tüm bunlardan ayrı; bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.6100 sayılı HMK'de öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır:Mahkemeler için öngörülen sürelerin, taraflar için öngörülen sürelerden farkı; sürenin geçirilmiş olmasının, o sürede yapılması öngörülen işlemin yapılma olanağını ortadan kaldırmamasıdır. Eş söyleyişle hakim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur. Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler; kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır: Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir.Hakimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nın 90/2.maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir.Yukarıda da belirtildiği üzere, ilke olarak, hakimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur: İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır. (HUMK m.163, c.4, HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez. İkinci halde ise; yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir. (HUMK m.163/3 c.3, HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir.Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 94.maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.(-YHGK'nin 12.12.2012 gün ve 2012/9-1170 E., 1172 K.; 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir-)Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde,gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir.Açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde:İlk derece mahkemesince icra olunan 29/11/2022 tarihli duruşmada 2 nolu ara karar ile "dosyanın hasar bilirkişisi ile sigortacı bilirkişiye tevdii edilerek hasar bedeli ve direk hasarı açısından uyuşmazlık tespiti çerçevesinde dosya kapsamına göre rapor düzenlenmesinin istenmesine, bilirkişinin harcayacak olduğu emek ve mesai göz önünde bulundurularak 1.000,00’er TL ücret takdirine, davacıya 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 324. maddesi gereğince 2.000,00 TL bilirkişi ücretini yatırması hususunda 2 hafta kesin süre verilmesine, verilen kesin sürede 2.000,00 TL delil avansının yatırılmaması halinde bilirkişi delilinden vazgeçileceği ve mevcut delil durumuna göre karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtar edilmesine (ihtar edildi)," karar verildiği, ara karar gereklerinin davacı tarafça yerine getirilmediği, icra olunan 23/02/2023 tarihli duruşmada davacı vekili tarafından, avansın karşılanması hususunda yeniden süre talep edildiği, mahkemece davacı vekilinin talebinin reddi ile istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemenin davanın reddine dayanak aldığı iki haftalık kesin süre verilmesine ilişkin kararın; Kesin süreye uymamanın sonuçlarının her türlü tereddütten uzak bir şekilde açıklanmaması, sadece söz konusu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına ilişkin soyut ihtarat içermesi, delile dayanmaktan vazgeçmenin sonuçlarının ne olacağının ise açıklanmaması, bundan ayrı kesin sürenin hangi tarihte başlayacağının da açıkça ihtar edilmemiş olması ve bu suretle HMK'nın 94.maddesine uygun olmaması nedeniyle, kesin süre ihtaratını içeren ara kararın; kesin süreye bağlanan sonuçları doğurmasına yasal olanak bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesinin kararı bu yönüyle de usul ve yasaya aykırıdır.Sonuç olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/Açıklanan gerekçe gereğince;1/Bilgileri karar başlığında yazılı bulunan ilk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararının HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü uyarınca kaldırılmasına, 2/Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine,3/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine,4/Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,5/İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince, kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.28/11/2024