Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1084 E. 2026/1275 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1084
- Karar No
- 2026/1275
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1084 - 2026/1275 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1084 KARAR NO : 2026/1275 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2023 NUMARASI : 2022/85 E. - 2023/283 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2023 Tarih ve 2022/85 Esas - 2023/283 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2020/07898 sayısı ile gerçekleştirdiği başvurunun, davalı şirket adına tescilli 2000/22777, 2005/58514, 2005/58515, 2005/58518 ve 2005/58521 tescil numaralı markaları ile mal/hizmet yönünden benzer olduğu gerekçesi ile kısmen reddedildiğini, müvekkilinin başvurusu ile davalı taraf markaları arasında benzerlik olmadığını, müvekkilinin marka başvurusunda davalı taraf markaları kapsamındaki emtianın yer almadığını, “...” ibaresinin müvekkili şirket ortakları olan kardeşlerin soyadı olduğunu, kaldı ki müvekkilinin markalarını 2000 yılından bu yana aktif olarak da kullandığını, müvekkilinin 2001/21027, 2011/47160 sayılı markalarının olduğunu, davalı yanın redde gerekçe markalarını kullandığını ispatlaması gerektiğini ileri sürerek 2021-M-11666 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, dava konusu markada “...” kelimesinin yer aldığını, ibarenin markanın ilk görünen, algılanan ve okunan unsuru olduğunu, “...” ibaresinin altında yer alan nispeten çok daha küçük puntolarla ve okunaksız bir şekilde yer verilen “... san. ve tic. ltd.şti.” ibaresinin tüzel kişiliğin unvanı olduğu, anlamı, kullanım şekli ve konumu göz önüne alındığında geri planda kalan bu ibarenin markaya ayırt edicilik katmayacağını, önceki marka ve salt ticaret unvanının tescilinin davacı lehine kazanılmış hak sağlayacak nitelikte olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvuru kapsamında reddine karar verilen malların tamamının, davalı yana ait önceki tarihli markalar kapsamında yer alan mallar ile aynı ya da aynı türdeki mallar olduğu, davacı başvuru sahibinin işlem dosyasında SMK m.19/2 düzenlemesine dayalı bir itiraz ileri sürmediği görüldüğünden, bu aşamada davacı tarafça ileri kullanmama def’inin dikkate alınmasının da mümkün görülmediği, markalar arasında görsel algıdaki tek benzerliğin “...” – “...” sözcüklerinden kaynaklı ortak kelime kökü/harf dizilimin olduğu, bununla birlikte görsel ilişkinin işaretler arasındaki karıştırılma ihtimalinin tek başına ortadan kaldırmaya elverişli olmayacağı, zira tüketicilerin her koşulda markaları yanyana gözlemleme ihtimalinin mevcut olmadığı, salt görsel algıdaki bu farklılık işaretlerin somut bir biçimde uzaklaşmalarına yol açmayacağı, bu çerçevede dava konusu markanın ilk algısında üçüncü kişilere aktarımında ön plana çıkacak yegane unsurun "...” ibaresi olacağı, “...” – “...” ibareleri işitsel olarak güçlü bir benzerlik taşıdıkları gibi kavramsal olarak da esasen aynı kökeni ifade ettiği, dava konusu markanın sonuna eklenen “-...” takısı, çoğul eki olup, kelimenin kavramsal karşılığını değiştirmemekte, işitsel olarak da bütüne yeni bir algı katmadığı, dava konusu markada tali şekilde konumlandırılmış ek unsurların ise bütünsel ayırt ediciliğe katkısını olmayacağı, tüketicinin bu ibareleri, marka sahibinin ticari unvanını ek unsurları olarak algılayacağı, bu halde işaretlerin bütünsel algılarda yeterli ek ve ayırt edici unsurlar taşımadıkları tespit edildiğinden, uyuşmazlık konusu emtiaların tüketicileri nezdinde dahi iltibasa yol açabilecekleri, bu haliyle başvuru ile davalı markaları arasında başvuru kapsamındaki tüm emtialar açısından benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin mevcut olacağı, her ne kadar davacı yan SMK m. 6/3 ve 6/6 maddelerinde düzenlenen üstün ve gerçek hak sahipliği karinelerine dayalı olarak dava konusu başvurunun tescilinin gerektiğini ileri sürmüş ise de, bu kapsamdaki iddiaların, iddiaların yerindeliğinin tespitinden bağımsız, sicilde kayıtlı önceki markaların varlığına rağmen, iddia sahibine doğrudan bir tescil hakkı sağlamayacağı, gerçek hak sahipliği, kullanım yoluyla kazanılan ayırt edici nitelik ya da tanınmışlık gibi kriterlerin tescil engelini aşmaya hak bahşetmediği gözetildiğinde, davacı yanın bu husustaki iddialarının somut olay bakımından davacı lehine yorumlanması ve sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, müktesep hak iddiası ile ilgili olarak her iki markanın da redde konu 11, 12, 20, 21 ve 28. Sınıf malları doğrudan kapsamadığı, 2001/21027 sayılı marka sadece 40. Sınıftaki hizmetleri ihtiva ederken, 2011/47160 sayılı marka kapsamında ise 06, 17 ve 40. Sınıf mal ve hizmetler yer aldığı, her ne kadar sınıflandırma tebliği bağlayıcı değil ise de, başvuruda reddedilen mallar ile davacı yanın önceki tarihli markalarının kapsamlarının da aynı ya da aynı tür olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla öncelikli olarak iş bu kriter açısından anılan markaların müktesep hakka dayanak teşkil etmeyeceği, bunun yanı sıra davacı yanın işlem dosyasına sunduğu deliller incelendiğinde, mezkur delillerin çok büyük bir bölümünün “...” ibaresinin markasal kullanımını ihtiva eden nitelikte olmayan belge ve faturalar olduğu (ağırlıklı olarak gümrük faturaları, beyannameleri, kayıtları), bu belgelerin bir çoğunda davacı yanın yalnızca ticaret unvanının kullanımının bulunduğu, nitekim birçok faturanın davacıya kesilmiş gümrük faturaları olduğu, davacı yanca kesilmiş faturaların bir kısmında ise “...” ibaresinin, ticaret unvanının kalanından daha büyük yazıldığı ve bu şekilde nispeten markasal bir kullanıma konu edildiği yorumu yapılabilir ise de, gerek fatura tarihlerinin eskiliği, gerek oldukça sınırlı adette fatura olması gerekse de fatura içerikleri itibariyle de yine uyuşmazlık konusu emtia yönünden davacı yanın anılan markalarına dayalı müktesep bir haktan yararlanamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markalar bütünsel değerlendirilirse davalının markası ile müvekkili şirketin başvuru markası arasında markaların ortalama tüketicilerce ilişkilendirilmesine ve karıştırılmasına neden olacak benzerlik veya aynılık mevcut olmadığının görüleceğini, kaldı ki müvekkilinin ... ibareli markasının 2001 yılından bu yana müvekkilinin tescilli markalarından biri olup zaten kazanılmış hakkı bulunduğunu, her iki markanın asli unsurunu teşkil eden şekillerin birbirinden farklı olarak tüketici nezdinde herhangi bir karışıklığa sebebiyet vereceğini iddia etmenin abesle iştigal olduğunu, müvekkilinin markalarının 2001 yılından bu yana tescilli bulunan ... ibaresinin seri marka ailesine bir marka daha tescil edilmesi talebinden ibaret olduğunu, bir isim olan "..." işaretinin bir markada hakim unsur olarak kabul edilmesi halinde markanın da bu durumda zayıf marka olarak kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde hem ticaret unvanı hem önceki kullanımları sebebiyle gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkilinin müktesep hakkının bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "... + ... ... SAN. VE TİC. LTD.ŞTİ." ibareli marka başvurusu ile "... + ..." ibareli itiraza mesnet tescilli markalar arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların .../ ... ibaresi olduğu, -... ekinin ve ünvan eklerinin başvuruya yeterli ayırt edicilik katmadığı, "..." ibaresinin her iki markada da aynen bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, dava konusu marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden, karşı tarafın tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile mesnet marka arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği, ayrıca dava konusu başvuru kapsamında reddine karar verilen malların tamamının, davalı yana ait önceki tarihli markalar kapsamında yer alan mallar ile aynı ya da aynı türdeki mallar olduğu, diğer yandan davacı başvuru sahibinin işlem dosyasında SMK m.19/2 düzenlemesine dayalı bir itiraz ileri sürmediği, üstün ve gerçek hak sahipliği iddiasının, sahibine doğrudan bir tescil hakkı sağlamayacağı, ayrıca davacı yanın müktesep bir hakkının bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2023 gün ve 2022/85 Esas - 2023/283 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 18/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/07/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.