Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1030 E. 2026/1403 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1030
- Karar No
- 2026/1403
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1030 KARAR NO : 2026/1403 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/01/2024 NUMARASI : 2022/541 E. - 2024/17 K.
DAVACI : VEKİLİ :
DAVALI : . VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : Marka (Maddi, Manevi ve İtibar Tazminatı İstemli, Marka Hakkına Tecavüz ve Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i ve Ref'i)
Taraflar arasında görülen davada ANkara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/01/2024 tarih ve 2022/541 Esas - 2024/17 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin kurucusu olan ... ...’ın 1984 yılında Gaziantep’te başladığı ticari faaliyetleri kapsamında 2000 yılında ... Baklava’yı kurarak günümüze kadar başarıyla faaliyet yürüttüğünü, “...” markasının müvekkili şirket ve kurucu şahıs adına 2020/37103, 2019/39206, 2019/23348, 2018/108658, 2018/09677, 2018/06559, 2014/54409, 2010/65315, 2005/19180, 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı tesciller ile korunduğunu, ancak davalının haksız bir şekilde şirket tabelasında, şirket araçlarında ve üretilen ürünler, restoran, fatura koçanlarında “...” markasını kullandığını, bu eylemin davacının tescilli markalarından doğan haklarının ihlali niteliğinde haksız bir fiil olduğunu, ayrıca müvekkilinin davalının haksız markasal kullanımlarından ötürü itibar kaybı yaşadığını, her ne kadar davalı taraf dava konusu edilen markasal kullanımlarının bir lisans sözleşmesi kapsamında gerçekleştiğini ileri sürmüş ise de, SMK m. 148/4 hükmüne göre lisanslama işleminin yazılı şekle tabi olduğunu, davalının da böyle bir lisans sözleşmesi sunmadığını, zaten SMK m. 155 hükmüne göre bir marka üzerindeki herhangi bir hakkın tescilli olmasının önceki hak sahiplerinin açtığı tecavüz davasında bir savunma olarak ileri sürülemeyeceğini, ayrıca davalının markasal kullanımlarının üzerinde lisans hakkı sahibi olduğu ileri sürülen markadan farklı olarak, davacının tescilli markasıyla iltibas yaratır şekilde gerçekleştiğinin dava dosyasına sunulmuş olan bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, davalının üzerinde lisans hakkı olduğunu ileri sürdüğü markanın “baklava, künefe, kadayıf” gibi şerbetli tatlı emtiaları için tescilli olmadığını, her ne kadar davalı taraf işletmesi dışında ve sanal ortamlarda gerçekleşen markasal kullanımlarla bir ilişkisinin olmadığını ileri sürmüş ise de gerek davacının dava dosyasına sunduğu delillerden gerekse bilirkişi tarafından davalının Keçiören şubesinde çekilen fotoğraflardan davalının tabelalarında ve işletmesinin vitrinlerinde diğer tüm işletmelerin kendisinin şubesi olduğunu belirttiğinin görülebildiğini, nitekim davalının şubesinde bulunan aracın üzerinde “... KÜNEFE ...” ibaresinin yazıyor olmasının da bu durumu teyit ettiğini ileri sürerek, davalının “...” markası üzerindeki tecavüz fiillerinin ve haksız rekabetin tespitini, durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını, davalının tecavüz ettiği “...” markasını kullandığı her türlü alet, fatura, araç, eşya üzerindeki markaların silinmesini, asgari 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi ve 1.000,00 TL itibar tazminatının faizi ile davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesini talep ve dava etmiş, 21/11/2023 tarihli dava değeri artırım dilekçesinde maddi tazminat talebini 114.248,08 TL'ye, itibar tazminatının 10.000,00 TL 'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinde ve delil tespiti sonucunda dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunda delil olarak gösterilen adreslerin, internet alan adlarının ve sosyal medya hesaplarının müvekkiline ait olmadığını, aynı hususun davacının Getir, Yemeksepeti ve Trendyol Yemek isimli uygulamalarda yer alan ve Etlik’te yerleşik, davalının bağlantısı olmayan işletmeler yönünden de söz konusu olduğunu, müvekkilinin ticari faaliyetlerini dava dışı bir şahsa ait olan "... ..." ibareli marka üzerindeki lisans hakkına dayalı olarak yürüttüğünü, bu markasal kullanımın da herhangi bir haksız kullanım teşkil etmediğini, “...” ibaresinin Gaziantep şehrinin eski ismi olarak markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, davacının dava dışı “... ...” isimli şahsın tescilli markalarına dayalı olarak huzurdaki davada bir hak iddia edemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 2020/37103, 2019/39206, 2019/23348, 2018/108658, 2018/09677, 2018/06559, 2014/54409, 2010/65315, 2005/19180 sayılı "..." esas unsurlu markalarının 05, 30, 35, 40, 43. sınıflarda tescilli markalarının olduğu, ancak 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı markaların davacı adına değil, davacı şirketin kurucusu olduğu beyan edilen ... ... isimli şahıs adına tescilli olduğu, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 11/06/2014 tarih ve 8588 sayılı nüshasının 856. sayfasında yayımlanan 28/05/2014 tarihli ve 2014/1 sayılı karar gereğince, ... ... isimli şahsın davacı şirketi temsile yetkili olduğu, böylelikle, 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı markaların da dava kapsamında davacının dayanabileceği markalar olduğuna kanaat getirildiği, dosya kapsamında, davalının markasal kullanımlarının gerçekleştiği emtianın: "Başta künefe olmak üzere, şerbetli tatlılar. Bu tatlıların satışı hizmetleri. Yiyecek- içecek sağlanması hizmetleri." olduğu, davacının 2019/39206, 2019/23348, 2018/108658, 2018/09677, 2018/06559, 2014/54409, 2010/65315, 2005/19180 sayılı markaların kapsamında, 30. Sınıfa giren "Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar. veya sadece; Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar. veya; Baklavalar, şöbiyet , tulumba tatlıları, bülbül yuvaları."; 2020/37103, 2019/39206, 2005/19180 sayılı markaların kapsamında, 30. sınıfa giren emtiaların (veya muhtelif emtiaların) satışı hizmetleri; 2019/39206, 2019/23348, sayılı markaların kapsamında, 43. sınıfa giren "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri."; 2002/22214 sayılı markanın 43. sınıfa giren "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri."; 2009/65962 sayılı markanın 40. sınıfa giren "gıdaların işlenmesi hizmetleri"; sınıflarında tescilli oldukları, dava konusu edilen markasal kullanımlara konu şerbetli tatlılar ile bunların satışı veya sağlanması hizmetlerinin, davacının tescilli markalarının kapsamında birebir aynen yer aldığı, dolayısıyla dava konusu edilen markasal kullanımlara muhatap mal ve hizmetlerin tamamı açısından, davacının muhtelif markaları yönünden, somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu, her ne kadar davalı taraf dava dosyasına sunmuş olduğu beyan ve dilekçelerinde, dava dışı bir şahsa ait 2017/36581 sayılı markanın lisans hakkı sahibi olduğunu ileri sürmüşse de bu hususa ilişkin bir lisans sözleşmesini dava dosyasına sunmadığı, SMK m. 148/4 hükmüne göre, tescilli markaların lisanslanması işlemlerinin yazılı şekle tabi olduğunu, davalının da böyle bir lisans sözleşmesini dava dosyasına sunmamış olduğu filli gerçeği ile SMK m. 155 hükmüne göre bir marka üzerindeki herhangi bir hakkın tescilli olmasının önceki hak sahiplerinin açtığı tecavüz davasında bir savunma olarak ileri sürülemeyeceği hususu ve davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı 2014/54409, 2010/65315, 2005/19180 sayılı markalarının 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı markalar ile ilgili olarak koruma tarihi, davalının lisans hakkı sahibi olduğunu ileri sürdüğü 2017/36581 sayılı markadan daha önce olduğundan, davalının huzurdaki davada “lisans hakkı” dolayısıyla ileri sürdüğü iddiaları, değerlendirmeler esnasında dikkate alınmadığı, öte yandan; davalının üzerinde lisans hakkı sahibi olduğunu ileri sürdüğü (ancak lisans sözleşmesi sunmadığı) 2017/36581 sayılı markanın esas unsuru bir bütün olarak “... ...” iken, davalının işyerinde ve sosyal medya hesaplarında gerçekleşen markasal kullanımların büyük bir kısmında “...” ibaresinin tek başına veya belirgin bir biçimde ön plana çıkartılarak kullanıldığı görüldüğünden, değerlendirmede davalının “...” esas/tek unsurlu markasal kullanımlarının esas alındığı, davacının “...” ibaresini aynen/tek başına veya “zade”, “gazi”, “baklava”, “katmer”, “simit”, “beyran”, “künefe”, “kadayıf” gibi, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan cins isimlerle/takılarla birlikte ihtiva eden markalarında esas unsurun “...” ibaresi olduğu, bu ibarenin birebir aynısının dava konusu edilen markasal kullanımlarda markasal hüviyette baskın unsur olarak/ön plana çıkartılarak kullanılmış olduğu ve dahi bu markasal kullanımların bir kısmında da, davacının markalarında kullanılan cins isimlerle aynı/yakın algıyı uyandıran “künefe” cins isminin/şerbetli tatlı adının kullanıldığı, her ne kadar “...” kelimesinin, şerbetli tatlıları ile tanınmış Gaziantep ilinin eski adı olduğu ve bu nedenle de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olduğu davalı tarafından ileri sürülmüş ise de bu kelimenin bu anlamının ortalama tüketici, bilhassa da somut uyuşmazlığa konu olan markasal kullanımların gerçekleştiği, Gaziantep ilinden uzak bir coğrafyada yer alan Ankara ilinde yerleşik ortalama tüketiciler tarafından bilinmesi ihtimalinin zayıf olduğu düşünüldüğünden, bu ibarenin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğundan bahsedilemeyeceği, davacının tescilli “...”lı markaları ile dava konusu edilen markasal kullanımların iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve bu nedenle de dava konusu edilen markasal kullanımların, davacının tescilli markalarından doğan haklarının ihlali fiili ile örtüştüğü, davalının bu kullanımlarda “...” ibaresinin tanıtıcı vasıtanın esas unsuru olarak ön planda olduğu yani söz konusu kullanımların, davacının tescilli “...”lı markaları ile “karıştırılacak” hüviyette kullanımlar olduğu ve bu yüzden de haksız rekabet sayılabileceği, her ne kadar “...” kelimesi, şerbetli tatlılarıyla ünlü Gaziantep ilinin eski adı ise de, bu kelimenin söz konusu anlamının her yönden vasat seviyedeki tüketiciler tarafından bilinmesinin düşük ihtimal olduğu, davalının ticari faaliyetlerinin gerçekleştiği/şubelerinin bulunduğu Ankara ilinde yerleşik ve Gaziantep ile herhangi bir irtibatı olmayan tüketiciler nezdinde bu anlamın bilinebilmesi ihtimalinin daha da düştüğü fiili gerçeği gözetildiğinde, bu kelimenin, aynı/benzer/türdeş mal ve hizmetlerde başkası tarafından kullanımının “ticari dürüstlük kuralına uygun bir davranış” olarak nitelendirilmesi mümkün görülmediği, davalının ihlal tarihi ile dava tarihi arasında satışlarının 761.653,93 TL olduğu, yoksun kılınan kazancın ise 114.248,08 TL (761.653,93 * %15) olabileceği, ihlâl olunan hakkın mahiyeti, ihlalin etkileri, ihlalin ulaştığı kitle, fiilin ve kusurun ağırlığı, paranın satın alma gücü ibraz olunan belgeler ve eylemin gerçekleştirilme biçimi karşısında manevî tazminat miktarının 5.000,00 TL olarak saptanmasının hakkaniyete uygun olacağı, davalı eylemlerinin, davacının itibarını zedeleyecek nitelikte olmadığı, davalının kötü niyetli olarak hareket etmediği hususları göz önüne alınarak, itibar tazminatına hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile, davanın kısmen kabulüne, davalının "..." ibareli kullanımlarının, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün ve haksız rekabetin men'i ile ref'ine,114.248,08 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, masrafı davalıya ait olmak üzere, davalının "..." markasını kullanığı ürünler ile cihaz ve makine gibi araçları, faturaları, her türlü tanıtım materyallerinin üzerindeki ... markalarının silinmesine, silinmesi mümkün olmayanların imhasına, davalının "..." markasını kullandığı broşür, tanıtım materyalleri, ürün kutuları, ürünlerine el konulmasına, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, itibar tazminatının SMK’da düzenlenmiş olup, hem maddi tazminat hem de manevi tazminat özellikleri taşıyan bir tazminat olduğunu, huzurdaki uyuşmazlıkta da dava dosyası kapsamında yer alan delillerimizle açık olduğu üzere (müşterilerin olumsuz yorumları), müvekkilin kullanımları, hakkında yer alan basında yayınlanan yazılar, 2009 yılından beri yapılan marka başvuruları, tescilleri, bu tesciller için harcamalar ve yine dosya kapsamındaki 13.10.2023 tarihli bilirkişi ek raporuyla da sabit olduğu üzere, huzurdaki davada İlk Derece Mahkemesi'nin itibar tazminatı talebimizi reddetmesinin yerinde olmadığını, müvekkili lehine itibar tazminatına hükmedilmesi için koşulların oluştuğunu ileri sürerek, Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 18.01.2024 Tarih, 2022/541 E. 2023/563 K. Sayılı kararının itibar tazminatı talebinin reddine yönelik kısım için istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın tüm istemler yönüyle tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin kullandığı markanın "... ..." ibareli marka olup; davalıya ait olmadığı gibi marka hakkını ihlali de içermediğini, müvekkiline ait Keçiören/ANKARA adresinde bulunan dükkanın, dava dışı şahıs Münevver ...'a ait olan tescilli "... ..." markasının lisans sahibi olmasına dayalı olarak "... ..." isimli markayı kullanarak işlettiğini, mahkemece davacıya ait olmayan markaların da yargılamaya dahil edildiğini, gerekçeli kararda müvekkiline ait olmayan işletmelerdeki birtakım internet sitesi kayıtları ve adres bilgilerinin delil olarak değerlendirildiğini, kullanımların tecavüz yaratmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1- Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni ve refi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacıya ait marka ile davalının kullandığı marka işaretleri bakımından 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin istinaf itirazlarına gelince, dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacı şirketin "... baklava", "... kadayıf&künefe", "..." ve bu unsuru içeren markalarının olduğu, davalının "... Künefe" şeklindeki kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği ileri sürülmüştür. Marka hakkına tecavüz SMK'nın 29. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında marka hakkına tecavüz sayılan fiiller belirlenmiştir. Bunlara göre, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek ve markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak ve marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek marka hakkına tecavüz sayılan fiiller olup, esasen dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden davalının kullanımının davacının markasının tescilli olduğu sınıftaki emteaları kapsadığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık konusu bulunmamaktadır. Ancak ilk derece mahkemesinin 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı markaların davacı adına değil, davacı şirketin kurucusu olduğu beyan edilen ... ... isimli şahıs adına tescilli bulunduğu, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 11/06/2014 tarih ve 8588 sayılı nüshasının 856. sayfasında yayımlanan 28/05/2014 tarihli ve 2014/1 sayılı karar gereğince, ... ... isimli şahsın davacı şirketi temsile yetkili olduğu, böylelikle 2002/22214 ve 2009/65962 sayılı markaların da dava kapsamında davacının dayanabileceği markalar olduğuna kanaat getirildiği yönündeki gerekçesi yerinde bulunmamaktadır. Zira Kanun markaya tecavüz istemli davayı açma hakkını marka sahibine vermiştir. Marka sahibinin davacı şirketin yetkilisi olması o markanın sahibinin davacı şirket olduğu anlamına gelmeyecektir. Zira her ikisinin de farklı kişilikleri vardır. Bu nedenle mahkemenin anılan hususa dair gerekçesi yerinde bulunmamıştır.
Marka hakkına tecavüz sayılan haller 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesine de atıf yapılmak suretiyle 29. maddede düzenlenmiştir. Kanun'un 29/1(a) bendinde 7. maddeye atıf yapılarak, “marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmanın” marka hakkına tecavüz sayılan fiillerden olduğu belirtilmiştir. Ancak bunun için de tescilli marka ile kullanılan işaret arasında aynılık, ayırt edilemeyecek derecede benzerlik veya ilişkilendirme ihtimali de dâhil olmak üzere karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzerliğin bulunmasının gereklidir. İltibas ihtimalinin düzenlendiği 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde de, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Davacıya ait markalarda yer alan “...” ibaresinin "Antep" ilinin eski adı bulunduğu, hatta 1921 tarihinde Kanun ile resmi adının "..." olduğu, sonrasında adın "..." olarak değişiklik gösterdiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bir yer adı olan davacının markalarında geçen "..." ibaresinin ayırt edici niteliğinin zayıf olduğunun kabulü gerekir. Zira, coğrafi yer adlarının tek başlarına marka olarak tescil edilip edilemeyecekleri hususu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin "PENDİK" kararında tartışılmış (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, 26.11.1999 Tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararı), bu kararda Ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımanın, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracağı belirtilmiştir. Açıklanan hükümler ve bilgiler çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerektiği, her ne kadar davacının markası ile davalının kullanımına esas markanın esas unsuru aynı ise de, gerek davacının markalarında bulunan diğer kelime ve şekiller gerekse davalının kullanımında bulunan şekiller, yazım stilleri ve "künefe" kelimesi nedeni ile davacı markası ile davalının kullanımının kavramsal ve işitsel olarak farklı bulunduğu, davacıya ait marka ile davalının kullandığı marka işaretleri bakımından 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmış, bu nedenle de marka tecavüzü ve haksız rekabet şartlarının oluşmadığı değerlendirildiğinden, Dairemizce davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durum karşısında HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/01/2024 gün ve 2022/541 Esas - 2024/17 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 85,39-TL harçtan mahsubu ile bakiye 646,61-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümlerine göre belirlenen reddedilen marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünde 55.000,00-TL, reddedilen maddi tazminat yönünden 55.000,00-TL, reddedilen manevi tazminat yönünden 5.000,00-TL, reddedilen itibar tazminatı yönünden 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 750,00-TL bilirkişi ücreti, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı tutarından oluşan toplam 1.919,40-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 2.037,00-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davalıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 02/07/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2026
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...