Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1125 E. 2026/1400 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1125
- Karar No
- 2026/1400
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1125 - 2026/1400 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1125 KARAR NO : 2026/1400 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/03/2024 NUMARASI : 2023/463 E. - 2024/95 K.
DAVACI : VEKİLİ :
DAVALI : VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/03/2024 tarih ve 2023/463 E. - 2024/95 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin 2022/205275 sayılı "... ..." ibareli marka tescil başvurusu yaptığını, başvurunun Markalar Dairesi Başkanlığı kararı ile resen 6769 sayılı SMK'nun 5/1-(b), (c) bentleri uyarınca kısmen reddedildiğini, bu kısmi ret kararına karşı yaptıkları itirazın bu kez YİDK kararı ile nihai olarak reddedildiğini, oysa alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, başvuru markasının tanımlayıcı olmadığını, "... ..." ibaresinin İngilizce bir kelime olup Türkiye'deki İngilizce bilme oranının düşük olduğu göz önüne alındığında ortalama tüketici nezdinde doğrudan bir canlanmayacağını ileri sürerek, YİDK'nın 2023-M-11986 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, alınan kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu ibarenin 09. sınıf yönünden tanımlayıcı olduğunu, kullanım sonucu ayırt edicilik kazanmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının "... ..." (2022/205275) ibareli marka başvurusundan 09. sınıfın çıkarıldığı, 6769 sayılı SMK'nın 5/1(c) maddesinin, mutlak tescil engelini düzenlediği, bu hükmün kabul edilmesinin birinci nedeninin, mal ve hizmetlerin niteliklerini tek unsur veya esas unsur olarak içeren bir işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, dolayısıyla ayırt edici nitelikten yoksun olması; ikinci nedeninin ise malın veya hizmetin kendisini veya onun bazı niteliklerini ifade eden bir ad veya işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesi olduğu, "... ..." ibaresinin ilgili tüketiciler nezdinde belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağı, ayrıca; "... ..." ibareli marka başvurusunun 09. Sınıf "Ses ve görüntünün kaydı, nakli veya yeniden meydana getirilmesi (reprodüksiyonu) için cihazlar: kameralar, fotoğraf makineleri, televizyonlar, videolar, cd-dvd kayıt ve oynatıcı cihazlar, mp3 çalar, bilgisayarlar, masa üstü-tablet bilgisayarlar, giyilebilir teknolojik cihazlar (akıllı saatler, bileklikler, başa takılan cihazlar), mikrofonlar, hoparlörler, kulaklıklar; haberleşme ve çoğaltma amaçlı cihazlar ve bilgisayar çevre donanımları: cep telefonları ve bunların kılıfları, sabit telefonlar, telefon santralleri, bilgisayar yazıcıları, tarayıcılar, fotokopi makineleri. Manyetik, optik kayıt taşıyıcılar ve bunlara kaydedilmiş bilgisayar programları ve yazılımları; bilgisayar ağları vasıtasıyla indirilebilen ve manyetik ve optik ortamlara kayıt edilebilen elektronik yayınlar; manyetik/optik okuyuculu kartlar, manyetik, optik ve elektronik ortamlara kaydedilmiş çekilmiş sinema filmleri, diziler ve video müzik klipleri. Bilet otomatları, nakit para çekme makineleri." için tanımlayıcı bir ibare olduğu, zira "... ..." ibaresinin "Ses kartı" anlamına geldiği, bilgisayarda analog ve dijital ses işlevlerini yerine getiren elektronik birim olarak tanımlandığı, ticaret yaşamında cins, çeşit ya da karakteristik özellik belirten bir kelime ya da işaretin yabancı dildeki karşılığının dahi marka olarak tescilinin mümkün olmadığı, dava konusu başvurunun belirtilen hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı ve tüketici nezdinde doğrudan özellik bildirir nitelikte olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, öncelikle yabancı dildeki bir kelimenin tanımlayıcı olup olmadığı incelenirken tüketicinin işbu ibareyi tanımlayıcı algılayıp algılamadığına dikkat edilmesi gerektiğini, Türkiye’de “ses kartı” olarak bilinen ürünün İngilizce karşılığı “... ...” olarak tercüme edilmekte olup 9. Sınıfa ait mallar ile 42. Sınıfa ait hizmetlerin tüketici kitlesi “... ...” terimini kullanmadığını, bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilmesinin doğru olmadığını, hiçbir inceleme yapılmaksızın karar verilmesi adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, mahkemenin somut uyuşmazlığı hatalı ve eksik tespit ettiğini, dava konusu olan 42. sınıfta inceleme yapmadığını, “... ...” ibaresinin “görme engelliler için icat edilen kart” olarak bilindiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararı-nın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 22/7/2020 tarihli 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine gönderilmesine, duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Somut uyuşmazlıkta da davacı tarafça, dava konusu "... ..." ibareli marka başvurusunda bulunulduğu, başvurunun bir kısım emtia yönünden Markalar Dairesi Başkanlığınca SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca reddedildiği, davacının bu karara yönelik itirazının da YİDK tarafından reddedildiği, davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde de, "... ..." ibareli marka başvurusunun SMK'nın 5/1-(b), (c) bentleri uyarınca kısmen reddedilmesinin yerinde bulunmadığı, bu maddedeki koşulların bulunmadığı ileri sürülmüştür. 6769 sayılı Kanun'un 5/1-b maddesinde, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyecekleri düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere bu hükme göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin, marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir. Aynı Kanun'un 5/1-c maddesinde ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olamayacakları hüküm altına alınmıştır. Bir işaretin anılan bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayıp akla getirmeyen ancak imada bulunan kelimelerin tescilinin bu maddeye göre engellenmesi mümkün değildir. Tüketici işareti gördüğünde kesin olarak mal veya hizmetin niteliğinin tanımlayamıyor fakat olasılıkları zihninde birkaç seçeneğe kadar indirebiliyorsa o markanın tescili mümkündür. SMK'nın 5. maddesinin 2. fıkrasına göre bir marka başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise aynı maddenin birinci fıkrasının b, c ve d bentlerine göre tescili reddedilemeyecektir. Buna göre, başlangıçta marka olarak tescil edilebilmesi için gerekli koşulları taşımayan bir işaretin zamanla kullanılarak ayırt edicilik kazanması mümkündür. Ancak; buradaki kullanımla ayırt edicilik kazanma SMK'nın 5. maddesinin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerinde yazılı mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil edilemeyecek bir işaretin kendisine ait olduğunu ticaret alanında kabul ettirmiş olması anlamına gelmektedir. “Kendisine ait olduğunu kabul ettirme” kavramının aynı Kanun'un 5/1-b maddesinde belirtilen “ayırt etmeyi sağlamaktan” daha güçlü olduğu ve ilgili sektör bakımından da bütün Türkiye’yi kapsadığının kabulü zorunludur. SMK'nın 5 maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen kullanma ile ayırt edicilik kazanıldığını iddia eden kişinin bunu kanıtlaması gerekir. Mahkemece yukarıda anılan gerekçe ile davanın reddine karar vermiş ise de, öncelikle somut olayda, “... ...” ibaresinin reddedilen mallar yönünden tüketici nezdinde tanımlayıcı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun incelenmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmenin de dava konusu mal ve hizmetler yönünden teknik bilgi ve birikimi olan bilirkişiler tarafından yapılması gerektiği açıktır. Esasen davacı tarafça da “... ...” ibaresinin “ses kartı” olarak kullanılmadığı, Türk insanının “ses kartı” ibaresini İngilizce’ye “... ...” şeklinde tercüme ettiği, ortalama yararlanıcılar tarafından başvuru ibaresinin ancak ve ancak “... ... ...” olarak algılandığı ve işbu ürünün de bir "... ... kart" olarak bilindiği, söz konusu ... ... kartın ise müvekkili ile özdeşleştiği, nitekim müvekkilinin “görme engellilerin sesli bir şekilde kullanabileceği ... ... bir kart” ürününün dünyada ilk kez yapılan büyük bir buluş olduğu ve tüketici nezdinde de “... ...” ibaresinin ancak “görme engelliler için icat edilen kart” olarak bilindiği hususları iddia edilmiş olup, davacı tarafın bu yönlere ilişkin iddialarının da bilirkişi marifeti ile incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca davacı vekilince, “... ...” ibaresinin tanımlayıcı olduğu düşünülse bile, müvekkilinin dünya çapındaki kullanımları ile “... ...” ibaresinin ayırt edici hâle geldiğinin kabul edilmesi gerektiği de ileri sürülmüş, bu hususta da mahkemece yeterli bir inceleme yapılmamıştır. Öte taraftan davacı vekilince, işbu davanın, “... ...” ibareli markanın başvuru kapsamındaki 9. sınıfın tamamının ve 42. sınıfın ise "Bilimsel ve sınai inceleme, araştırma hizmetleri; mühendislik hizmetleri, mühendislik ve mimari tasarım hizmetleri, kalite ve standart belgelendirme amaçlı mal/hizmetlerin test edilmesi.” hizmetleri dışında kalan tüm hizmetlerinin reddine ilişkin YİDK kararının iptaline ilişkin bulunduğu ileri sürülmüş olup, dosya kapsamından dava konusu markanın reddedildiği sınıfın sadece 9. sınıf olmadığı, mahkemece karar yerinde bu yönden de eksik inceleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla yukarıda belirtilen hususlar değerlendirilmek ve bu hususlarda bilirkişi incelemesi yapılması sureti ile somut uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu gerekliliğe uyulmaması, 6100 sayılı HMK’nın 7251 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 353/1-a-6. maddesi uyarınca "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halini oluşturur. Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/03/2024 tarih ve 2023/463 E. - 2024/95 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 02/07/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/07/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.