Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/42 E. 2026/1510 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/42
- Karar No
- 2026/1510
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/42
KARAR NO: 2026/1510
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : (Kapatılan)Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2020/777 Esas- 2022/945 Karar
TARİH: 06/10/2022
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabet ve Rekabet Yasağından Kaynaklanan)
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...” ın, davacı şirkette 10 yılı aşkın süre çalıştığını, 16.03.2020 tarihinde sözleşmesinin feshedildiğini. Fesih sebebinin, üstlendiği görev doğrultusunda bölgesi dışında ziyaretler gerçekleştirmesi, bu gerçekleştirilen ziyaretlerin aynı sektördeki firmanın binasının olduğunu, davalının savunmasında aynı sektördeki firmaya gitmediğini belirttiğini, ancak bölgesi dışına çıkarak ziyaret gerçekleştirdiğini kabul ettiğini, ... çağırıldığında şirket yönetimindeki kişilere tehdit ve hareketlerde bulunduğunu, davalı aynı sektördeki ... Şti.'nde sigortalı gösterildiğini, her ne kadar bu şirkette sigortalı görünse de .... Şti. adına bölgede çalışma yürüttüğünü, davacı müşterilerinden, davacının planlama, satış ve pazarlama sırlarını kullanarak sipariş aldığını ve ürün satışı gerçekleştirdiğini, bu müşterilerin davalı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacı ile bazılarının tamamen bazılarının ciddi boyutta ticaretlerini durdurduklarını ve ... .... Şti. ile ticarete başladıklarının tespit edildiğini, davalının, sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiğini beyan etmiştir. Netice talep olarak; davalının sır saklama yükümlülüğünü ihlal ederek diğer davalılarla birlikte gerçekleştirmiş oldukları haksız fiil nedeniyle doğan zararın şimdilik 10.000,00TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalının, 17.05.2007- 16.03.2020 tarihleri arasında davacı şirkette pazarlama satış temsilcisi olarak çalıştığını, davacı tarafından 10.03.2020 tarihinde davalının ... San. Ve Tic. A.Ş. 'ne gittiğinin tespiti ile işyerinden savunmasının talep edildiğini, davacı tarafından davalının savunmasına itibar edilmeyerek sulh ve ibra protokolü başlıklı sözleşmesinin imzalanması halinde iş akdinin feshedileceği ve tazminatının kendisine ödeneceğini artık kendisi ile çalışılmayacağının belirtildiğini, davalı sözleşmeyi incelediğinde sözleşmenin kendisini artık sektörde çalışamaz hale getireceği ve işsiz bırakacağı görüldüğünü ve sözleşmeyi imzalamadığını, davalının iş akdi sonlandıktan sonra yeni bir firmada işe başladığını, yeni başladığı firmada aynı işi yaparak pazarlamacı olarak çalıştığını, davalıya satışa konu ürünlerle ilgili alt ve üst sınır verildiğini, satılan ürünün fiyatını belirleme yetkisinin davalıda olmadığını, bu nedenle davalının ürün fiyatına etki ederek rekabet yapmasının ya da davacıyı zarara uğratmasının söz konusu olmadığını, davacının müşteri portföyü olarak sunduğu şirketlerin aslında pazarlamacıların kendi müşteri portföyü olduğunu, çoğu zaman pazarlamacının işyeri dej ine bağlı olarak müşterilerin de yer değiştirdiğini, buna engel olunmasının hukuken mümkün olmadığını beyan ederek somut bir tespite dayanmayan davanın reddini, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...'nın cevap dilekçesinde özetle; Davalı ...'ın kendi adlarına çalıştığı iddiasını kabul etmediklerini, kendilerinde sigortalı olmadığını beyan etmiştir. Netice ve talep olarak; davanın reddini, yargılama giderleri vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 06/10/2022 tarih ve 2020/777 Esas- 2022/945 Karar sayılı kararında;
Davanın davacı şirkette pazarlama satış temsilcisi olarak çalışan davalının işten ayrıldıktan sonra davacı tarafın müşterilerinden, davacının planlama, satış ve pazarlama sırlarını kullanarak sipariş alması ve ürün satışı gerçekleştirmesi ve davalının sır saklama yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle haksız fiil sebebiyle uğradıkları zararın tazmini talebine ilişkin olduğu, her ne kadar davacı şirketin, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı davalı şirket ile faaliyet konuları aynı olsa ve davalının satış miktarının arttığı tespit edilse de, davacı tarafın talebinin sır saklama yükümlülüğünün ihlali sebebiyle haksız fiilden kaynaklı maddi zararın tazmini talebi olduğu, BK 396 maddedeki sır saklama yükümlülüğü uyarınca işverenin özellikle üretim ve iş sırlarını içeren (marka, patent, faydalı model, usul, ve sair) fikri ve sınai haklarının davalı tarafça diğer davalı şirketlerle paylaşıldığı ve davalının sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiğinin ispat edilmesi gerektiği, dosya kapsamına göre bu durumun somutlaştırılamadığı ve ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taleplerinin davalı ...'in müvekkil şirkette çalıştığı dönemi de kapsadığını, 'işten ayrıldıktan sonra' ibare yanlış tespit edildiğini, kararda şu şekilde yer aldığını; -'Dava; davacı şirkette pazarlama satış temsilcisi olarak çalışan davalının işten ayrıldıktan sonra davacı tarafın müşterilerinden, davacının planlama, satış ve pazarlama sırlarını kullanarak sipariş alması ve ürün satışı gerçekleştirmesi ve davalının sır saklama yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle haksız fiil sebebiyle uğradıkları zararın tazmini talebidir.' Davalı ...'in kararda yer verilen düzenlemeyi ihlal ettiğinin tespit edildiğini, davalı ... planlama, satış, pazarlama ve ücret bilgilerini kullanarak sır saklama yükümlülüğü ihlal ettiğini, kararda da tarafların aynı iş kolunda oldukları yönünde ve bu hususun mahkemece de kabul edildiğini, davalı şirket, .... Şti. İşletmesinin Faaliyet Alanları; firmada Ondüle, oluklu mukavva, tek dalga, çift dalga, triplex, koli gibi işler talep edilen ebat ve kalitelerde üretildiğini, isteğe göre katlanma izi ve baskı gibi ek işlemler yapıldığını, bu tespitlere göre davacı ve davalı şirketin benzer işler yaptığının anlaşıldığını, Yerel mahkemece tüm beyanlarının doğruluğu kabul etmişse de davanın neden reddedildiğinin anlaşılamadığını,
Yerel Mahkeme kararında Ticari Sır'ı belirttiği gibi kabul etmişse de BK 396 maddedeki sır saklama yükümlülüğü uyarınca işverenin özellikle üretim ve iş sırlarını içeren (marka, patent, faydalı model, usul, ve sair) fikri ve sınai hakları olarak sınırlandırdığını, davacı müvekkil ile aynı iş kolunda olan davalının satışlarının arttığı, müvekkil satışlarının düştüğü tespit edilmişken yerel mahkeme kanaatinde somutlaşmayan olgunun ne olduğu anlaşılamadığını, Mahkemece alınan rapordaki tespitler davasının haklı olduğunu, davalı ...'in müvekkil şirkette çalıştığı dönem ve sonrasını kapsayan dönemde müvekkilin müşterileriyle hemen hemen hiç çalışması olmayan davalı ...'nın ticaretinin ilk yılda yani davalı ...'in müvekkil şirketten ayrılıp davalı şirkete geçtiği 2020 yılında 25 kat arttığı, 2021 yılında ise yaklaşık 90 kat arttığının görüldüğünü, bu husus tek başına davasındaki beyanlarının doğruluğu ispat ettiğini, yerel mahkeme bu tespitlerin aksi hiçbir delil olmamasına rağmen davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel mahkemece alınan raporda davalı ...'in müvekkil şirkette çalıştığı dönem/ayrıldığı dönem olarak ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmekteyken sadece işten ayrıldıktan sonraki dönemin değerlendirilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi heyeti raporunda mali tespitleri yapmış ve bu mali tespitlerdeki müvekkil açısından düşüşü, davalı ... açısından olağan üstü artışı açıkça ortaya çıkardığı davalı ... ile rekabet yasağına dair sözleşme olmaması nedeniyle davanın rekabet yasağı çerçevesinde olamayacağını, sır saklama yükümlülüğü açısından ise; ''...İşçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra başka bir işyerinde çalışmaya başlaması ise “herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı” içeren “rekabet yasağı” olup sır saklama yükümlülüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaati oluşmakla birlikte nihai hukuki değerlendirme Sayın Mahkemenin takdirindedir.''
Şeklinde görüş bildirdiğini, yapılan tespitlerin davalı ...'in müvekkil şirkette çalıştığı dönem/işten ayrıldıktan sonraki dönem olarak ayrılması ve bu dönemler kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, davalı ...'in sektör içerisinde uzunca bir süre çalıştığını ve müvekkil şirketin tüm ticari sırlarını bildiğini, davalı ...’ın Planlama, Satış ve Pazarlama bölümlerinde çalışmış olması nedeniyle; işin yapılma tekniğini iyi tanıyan ve dolayısıyla da davacı firmanın iş sırlarını öğrenen bir kişi konumunda olduğunu, davalı ...’ın davalı veya dava dışı şirketlere hizmet ettiği mahkeme tarafından kabul görürse, davalı ...’ın davacı şirket ticari sırlarını paylaştığı, davacı lehine delil olma kuvvetine sahip olup olmadığı konusunda nihai kararın mahkemenin takdirinde olduğu, denilerek davalı ...'in müvekkil şirketin ticari sırlarını çok iyi bilebileceğini ortaya koyduğunu, hükme esas alınan raporda Heyet mali değerlendirmesinde tarafların satışlarındaki müvekkil yönünden düşüş, davalı ... yönünden ise olağan üstü artışı ihtilafsız bir şekilde ortaya koyduğunu, ancak bu değişimlerdeki haksız faydalanma ve zararın ne kadar olduğu hususunda inceleme yapmadığını, davalılar arasındaki muvazaalı durumu araştırmadığı ve gerekçeli kararında bu yöndeki beyanlarına yer vermediğini, dava dilekçesinde ayrıntılı olarak izah ettiği ve yine tanıklar beyanlarında da görüleceği üzere davalı ...'in aslında ... için pazarlama ve satış yaptığı, ancak SGK kaydının ise diğer davalı ... Proje'de olduğunu,
Heyet raporunda bu hususu hiç değerlendirmediğini, davalılar aralarında muvazaalı işlemlerle gölge gerçeklik yaratmaya çalıştığını, amaç hali hazırda açmış olduğu bu davadan kaçmak olduğunu, bu davadan kaçmayı planlamış ve muvazaalı gerçekler yaratmayı amaçlamış davalıların kötü niyetli olduklarını, davasının davalıların eylemlerinden doğan zarar içermekte yani haksız fiilden dayandığını, dava dilekçesinin netice ve talep kısmında davalıların bir bütün olarak sergiledikleri eylemlerden dolayı yani davalıların haksız fiillerinden dolayı meydana gelen zarar talep edildiğini, davadaki olay örgüleri tekil olarak değil bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu değerlendirmenin yapılması halinde davalıların kötü niyetli olduğu görülebileceğini, kararda sadakat yükümlüğü ile rekabet yasağı kavramlarını değerlendirilirken bu kavramların davalı ...'in işe devam ederken/işten ayrıldıktan sonra olarak ayrımına gidilmesi gerektiğini, hükme esas alınan raporunda satış düşüşlerinin olduğunu tespit ettiğini, satış düşüşlerinin davalının işten ayrıldığı döneme kadar yani 20.03.2020 tarihine kadar olduğunun görüldüğünü, davalı ...'in müvekkil şirkette çalıştığı dönemdeki sadakat yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğinin tespiti gerektiğini, davalı ... kendi savunmasında her ne kadar müvekkil beyanlarını kabul etmese de mesai saatleri içerisinde herhangi bir talimat almaksızın kendi bölgesi dışında rakip şirketlere gittiğini kabul ettiğini,yani davalı ...'in çalışma dönemi içerisindeki eylemlerinin değerlendirilmesi gerektiğini, Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davalı ...'ın sadakat ve sır saklama yükümlülüklerine aykırı davranarak rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıyla uğradığı zararın davalı ...'den rekabet yasağı hükümlerine göre, diğer davalılardan haksız rekabet hükümlerine göre tahsili talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ...'ın kendileri nezdinde planlama, satış ve pazarlama bölümünde çalıştığını ve 16/03/2020 tarihinde sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini, davalı henüz davacı nezdinde çalışırken davacının müşterilerine davacının bilgisi dışında satış yaparak sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, işten ayrıldıktan sonra ise davacı ile benzer iş kolunda çalışan davalı ...... Şti.'nde işe girdiğini, ancak kendisini aralarında organik bağ bulunan diğer davalı nezdinde sigortalı gösterdiğini, davalı ...'ın davacının planlama, satış, pazarlama ve ücret tablosu bilgilerini kullanarak davalı .... Şti.adına davacının müşterileri ile iş yaptığını davacıyı zarara uğrattığını ileri sürerek zararın tahsilini talep etmiştir. Davalı ... vekili ve davalı ...... Şti. tarafından davacı iddialarının doğru olmadığı savunulmuş, davalı ........ Şti. tarafından ise davaya cevap verilmediğinden davacı iddiaları inkar edilmiş sayılmıştır. Mahkemece ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın haksız rekabetten kaynaklanan tazminat davası olduğu tespit edilmiş, taraf vekillerince de bu tespite herhangi bir itirazda bulunulmamıştır.
Davacı vekili tarafından davalının davacı nezdinde çalıştığı sırada ... ve ...'ın bulunduğu binaya giderek satış yaptığının araç takip sistemi ve davacının savunması ile sabit olduğu ileri sürülmüş ise de, tek başına binaya gidilmesinin davacının bilgisi dışında davalının kendi adına satış yaptığı iddiasını ispatlayacak bir husus olmadığı, davalının iş yerine verdiği savunmada satış yaptığını ikrar etmediği, davacı tarafından bu hususa ilişkin somut bir delil sunulmadığı, aksine henüz karar kesinleşmemiş ise de taraflar arasındaki işçilik alacağı davasında yapılan yargılama sonucunda davalı ...'in iş akdini haklı sebeple feshettiğinin ve aksinin davacı tarafından ispatlanamadığının kabul edildiği, yine davacı vekili tarafından davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğuna ilişkin somut bir olgu ve bu olgunun hangi deliler ile ispat edileceği hususlarının açıklanmadığı ve somut bir delil sunulmadığı, davalı ........ Şti.ne haksız rekabet teşkil edilen bir fiil isnat edilmediği gibi, bu şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede davacının müşterileriyle herhangi bir çalışmasının bulunmadığının anlaşıldığı, davacının davalı ...... Şti.'nde çalıştığına ilişkin sadece tanıkların beyanlarının bulunduğu, tanıkların bir kısmının da bu hususu davalının kendilerine söylediğini beyan ettiği, bu hususa ilişkin başkaca somut bir delil sunulmadığı, aksinin kabulü halinde dahi davacı ile davalı ... arasında iş sözleşmesinin sona ermesinden sonrasına ilişkin rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığı, Anayasal hak olan çalışma hürriyeti kapsamında davalının davacı ile benzer iş kolunda bir şirkette çalışması, benzer iş kolunda olması sebebiyle müşterilerin aynı olması ve müşterilerin davalı ...'i takip etmesinin tek başına sır saklama yükümlülüğünün ihlal edildiği anlamına gelmediği, davalı ...'in davacının planlama, satış, pazarlama ve ücret tablosu bilgilerini kullanarak sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiğinin somut deliller ile ispat edilemediği, yine diğer davalı şirketlerin davacının planlama, satış, pazarlama ve ücret tablosu bilgilerini kullanarak müşterilerini kazandığına ilişkin iddianın da ispat edilemediği, davacının müşterilerinin davalı şirket ile çalışması sebebiyle bir zarar söz konusu ise de bu durumun sır saklama yükümlülüğünün ihlalinden veya haksız rekabet gibi hukuka aykırı bir fiilden kaynaklandığının davacı tarafından ispat edilememesi sebebiyle Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin ve sonuca etkili olmayacağından zarar tespitine ilişkin yeniden rapor alınmamasının yerinde olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 256,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 475,30 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 17/09/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.