Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2141 E. 2026/1098 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/2141
- Karar No
- 2026/1098
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2141 Esas
KARAR NO : 2026/1098 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2015/83 Esas- 2023/758 Karar
TARİH: 05/10/2023
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 04/06/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; hisse devri ile ortaklık tasviye sözleşmesine göre hissesini davalı ...'e devir ettiğini şirket müdürlüğünden 22/11/2011 tarihinde ayrıldığını davalıların yapması gereken işlemleri sözleşmeye göre yapmadığını davalılara ihtarname gönderdiğini ayrıca gereğini yapmadıkları için dairesindeki ipoteğin kaldırılmamasından dolayı dairesinin satılıp borcunu kapattığından bankalara çok fazla faiz ödediğini iddia ederek uğramış olduğu zararın 35.000,00 TL'sini ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tam olarak neyi talep ettiğinin anlaşılamadığını kısmi dava açılamayacağını müvekkili şirketin sözleşmede kaşesi veya temsilen atılan imzasının olmayıp davanın husumet nedeni ile reddi gerektiğini davanın zamanaşımına uğradığını noterde yapılan devir sözleşmesi sonucunda davacının hiçbir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 05/10/2023 tarih ve 2015/83 Esas- 2023/758 Karar sayılı kararında;
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın hisse devri ile tasfiye sözleşmesi kapsamında tarafların edimlerini yerine getirip getirmediği davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve var ise davacının alacak kalemleri ile miktarı hususunda olduğu, taraflar arasındaki akdedilen sözleşmenin 2.maddesine göre, şüpheli görünen 150.000,00 TL alacağın yarısının davacıya ödeneceğinin, 4.maddesine göre, mülkiyeti davacıya ait olan ve şirket işlerinden dolayı .... Ltd. Şti. adına ... A.Ş.'ne teminat olarak ipotek verilen Silivri ... Evlerinde üzerindeki ipotek'in fekki şirket tarafından en geç sözleşme tarihinden itibaren 90 gün içerisinde gerçekleştirileceği, İpotekin fekkinin sağlanması hususunda şirket ve devir alan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının, 11.maddesinde, sözleşmede ... sorumluğundaki tüm mali ve hukuki hususlarda ...'inde müştereken ve müteselsilen sorumlu ve kefil olduğunun belirtildiği, davacı tarafından dava dilekçesi ile 27/01/2011 tarihli sözleşmenin 2.maddesi kapsamında, ödenmeyen alacak ve sözleşmenin 4.maddesi kapsamında kaldırılması gereken ipoteğin kaldırılmamasından kaynaklı uğramış olduğu zarardan kaynaklı 35.000,00 TL'nin tazmininin talep edildiği, 27/01/2011 tarihinde ise Davacı ... ve Davalı ... arasında hisse devri ile ortaklık tasfiye sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmede şirketi temsilen atılmış bir imza olmadığı, sözleşmedeki edimlerinde davalı şirketi kapsamadığı anlaşıldığından davalı şirket yönünden davanın husumetten reddine, 27/01/2011 tarihinde davacı ..., Davalı ... arasındaki sözleşmede davalı ... aleyhine doğan borçları sözleşmenin 11.maddesi ile davalı ...'inde müteselsil borçlu olarak kabul ettiği, bilirkişi incelemesi neticesinde şüpheli olarak nitelendirilen alacağın 6.964,80 TL'sinin tahsil edildiği, bu kapsamda davacının bu alacağa hak kazandığı ve tahsili gerektiği, ipoteğin kaldırılmamasından kaynaklı bankalara faiz ödenmesi neticesinde zarara uğranıldığı iddiasının ise somut deliller ile ispatlanamadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulü ile 3.482,4 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle tahsiline karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket yönünden husumet yokluğu nedeni ile verilen davanın reddi kararının yerinde olmadığını, davalı şirket uyuşmazlığın tarafı ve hasım olduğunu, husumet yokluğundan red kararı verilemeyeceğini, dava konusu alacağın kaynağı olan sözleşme şirket hisse devrine ilişkin olduğunu, sözleşme içeriğinde, tahsil edilerek müvekkile ödenecek alacakların da şirket defter ve kayıtlarında bulunan alacaklar olduğunu, yani ödenecek paranın şirket tarafından tahsil edilerek müvekkile ödeneceğini, bu sebeple dava şirket aleyhine de açıldığını, davada şirket hasım, taraf olduğunu, iş bu sebeple davalı şirket yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilemeyeceğini, yerel mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, mahkemenin kararının gerekçesini oluşturan 24.11.2017 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de belirttiği gibi, bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, bilirkişi raporu dosyayı aydınlatıcı nitelikte olmadığı halde mahkeme kararına gerekçe gösterildiğini, bilirkişi raporundaki tespitte yer aldığı üzere davalı yan tarafından incelemeye sunulan 2011-2012-2013-2014 yılı ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmamış olduğunu (yevmiye defterinin kapanış tasdiklerinin yaptırılmadığı), açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olacağını, ticari defterlerin incelemesi eksik yapıldığını, bilirkişi raporunda da belirttiği üzere, 2011,2012,2013,2014 ve 2015 yıllarına ait defterleri incelediğini, özellikle incelemesi gereken 2010 yılı ve en az 3 yıl öncesine ait defterleri incelemediğini, uyuşmazlık konusu 27.01.2011 tarihine kadar olan dönemden yani 2010 ve daha önce doğduğunu ancak borçlulardan tahsil edilemediğini şirket alacağının miktaren, keza bu dönemlere ilişkin alacak tahsili yapılmış ise tahsil edilen miktarın tespiti olduğunu, davalı şirket hisse devri protokolü yapıldıktan sonra tahsilat yaptığını ve bu tahsilatı defterlerine geriye yönelik işlemiş olabileceğini, bu sebeple geriye yönelik olarak tahsilat yapılıp yapılmadığına bakılması gerektiğini ve şirketin 2010 ve daha önceki dönemlere ilişkin alacaklarının, tahsilatlarının tespiti yapılması gerektiğini, icraya verilen alacaklar bakımından icra dairelerine icra dosyalarının akibeti sorularak bir tahsilat yapılıp yapılmadığının tespit edilerek ve yine davalı şirketin borçlularına müzekkere yazılarak 27.11.2011 tarihine kadar davalı şirkete olan borç miktarları ve bu tarihten önce/sonra davalı şirkete ödeme yapıp yapmadıkları, yapmışlar ise miktarı, şirketler arası cari hesap ektreleri ve banka hesap numaralı istenmesi gerektiğini, davacı tanıklarının Mahkemece dinlenmediğini, davacının taleplerinden birisinin de ipoteğin fekkinin gecikmesi nedeni ile uğradığı zararın tespit ve tahsili olduğunu, yerel mahkemenin bu hususta İpoteğin fekkinin gecikmesi nedeni ile zararın tespit edilmediğini, ipoteğin süresinde fekkinin yapılmamasından dolayı müvekkilin uğradığı zararların tespiti bakımından, müvekkilin borçlu olduğu bankaya yazı yazılarak, hesap kayıtları ve müvekkilin yaptığı ödemeler talep edilerek, ipoteğin fekkinin gecikmesi nedeni ile müvekkilin ödemiş olduğu faiz vs. zararları tespit edilmesi gerektiğini, davalı şirket yönünden davanın husumetten reddine karar verildiğini, nispi vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerekirken maktu vekalet ücreti takdirine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalılar lehine reddedilen kısım üzerinden nisbi vekalet ücreti hesap edilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretinin belirlendiğini, aynı şekilde kabul edilen miktar bakımından ise maktu vekalet ücreti belirlenmeyerek nisbi vekalet ücretinin belirlendiğini ve hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; taraflar arasında akdedilen 27/01/2011 tarihli "Hisse Devri ile Ortaklık Tasfiyesi Sözleşmesi"ne davalıların aykırı davrandığı iddiasıyla sözleşmenin 2. maddesi uyarınca hüküm altına alınan alacağın, sözleşmenin 4. maddesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tahsili talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine, diğer davalılar aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı dava dilekçesi ile, taraflar arasında 27/01/2011 tarihli "Hisse Devri ile Ortaklık Tasfiyesi Sözleşmesi" sözleşmesinin akdedildiğini, sözleşme kapsamında kendisinin davalı şirketteki hissesini davalı ...'a devrettiğini ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak davalıların üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek sözleşme kapsamındaki alacağının ve uğranılan zararın hüküm altına alınmasını talep etmiş, Mahkemece dava dilekçesindeki alacak ve zarar kalemlerini açıklaması için süre verilmesi üzerine 04/12/2015 tarihli dilekçe ile davasının dayanağının sözleşmenin 2. maddesi uyarınca hüküm altına alınan alacağın, sözleşmenin 4. maddesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tahsili talebine ilişkin olduğunu belirtmiş olup, davasını sözleşmenin bu iki maddesine hasretmiştir.
Taraflar arasında akdedilen 27/01/2011 tarihli "Hisse Devri ile Ortaklık Tasfiyesi Sözleşmesi"nin 2. maddesi "Şirket değerlemesi neticesinde şirketin mevcut alacaklarından şüpheli alacak olarak görünen 150.000 TL'nin tahsilat ve takibatı şirket tarafından yapılacak ve gerçekleştirilecek tahsilat tutarının yarısı tahsilat tarihinden itibaren 7 gün içerisinde ...'ya ödenecektir." hükmünü, 4. Maddesi "Mülkiyeti ...'ya ait olan ve şirket işlerinden dolayı .... Ltd. Şti. adına ... A.Ş.'ne teminat olarak ipotek verilen Silivri ... Evlerinde üzerindeki ipotek'in fekki şirket tarafından en geç sözleşme tarihinden itibaren 90 gün içerisinde gerçekleştirileceği, İpotekin fekkinin sağlanması hususunda şirket ve devir alan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar" hükmünü içermektedir.
Uyuşmazlık konusu sözleşmenin "Taraflar" başlıklı kısmında taraflarının ... (Devir Eden), ... (Devir Alan), .... Ltd. Şti. (Şirket) olarak gösterildiği, sözleşmenin her bir maddesinden hangi tarafın sorumlu olduğunun ayrıca belirtildiği, sözleşmenin ise davacı, davalılar ve dava dışı ... tarafından imzalandığı, şirket kaşesi altında şirket adına atılan bir imzanın bulunmadığı, ancak şirket tarafından davacıya gönderilen Beykoz 2. Noterliği'nin 05/05/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin ve sözleşme kapsamında yükümlülüklerin kabul edilerek yükümlülüklerinin yerine getirildiğinin beyan edildiği, bu durumda sözleşmede şirketin sorumlu tutulduğu yükümlülükler yönünden sorumluluğunun bulunduğu, dava konusu edilen sözleşmenin 4. maddesi uyarınca ipoteğin zamanında kaldırılmaması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zarar yönünden davalı şirketin pasif husumetinin bulunduğu, bu sebeple Mahkemece davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak davacı tarafından dava dilekçesinde iddia edilen hususlara ilişkin herhangi bir delile dayanılmadığı, bankalardan çektiğini iddia ettiği kredilerin kapatılmamasının sebebinin ipoteğin zamanında kaldırılmaması olduğunu, yani illiyet bağını yazılı deliller ile ispatlayamadığı, davacı tarafından süresinde tanık deliline dayanılmadığı gibi iddia edilen hususun miktar ve niteliği itibariyle tanık delili ile ispat edilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı anlaşıldığından sonuç itibariyle davanın reddi kararı doğru olduğundan davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Uyuşmazlık konusu sözleşmenin 2. maddesine konu talep yönünden ise, davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, buna göre şirketin alacaklı olduğu dava dışı borçlulardan tahsil edilen bedelin 6.964,80 TL olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından şirketin sözleşme tarihinden önceki yıllara ilişkin ticari defter ve kayıtları incelenerek şirketin alacaklı olduğu miktarın tespit edilmesi gerektiği ve sonradan yapılan tahsilatın geriye dönük olarak işlenme ihtimalinin bulunduğu ileri sürülmüş ise de, sözleşme tarihinde davacının da şirkette ortak ve müdür olduğu, şirket defterlerinin usulüne uygun olarak tutulmasından sorumlu olduğu, sözleşmenin 2. maddesinde dava tarihi itibariyle şirket alacağının 150.000,00 TL olduğunun ve bu miktarın yarısının davacıya verildiğinin kabul edildiği, artık alacağın daha fazla olup olmadığının tespitinin sonuca bir etkisinin bulunmadığı, sözleşme tarihinden sonra tahsilat yapılmış ve defterlere geriye doğru işlenmiş olmasının yasal olarak mümkün olmadığı gibi davacı tarafından bu iddiaya ilişkin somut bir delil sunulmadığı, ayrıca davalı şirket yetkilisi tarafından sözleşme tarihinden önceki yıllara ilişkin ticari defterlerin saklama sürelerinin dolduğu ve imhaya gönderildiğini beyan ettiğinden incelenmesini de fiziken mümkün olmadığı, davalı şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmaması sebebiyle davalı aleyhine delil olduğu, ancak tespit edilen alacak yönünden davacı lehine delil olduğu, bu sebeple hüküm altına alınan alacak yönünden defterlere itibar edilmesinin yerinde olduğu, davacı tarafından dava dilekçesinde davalı şirket tarafından tahsil edilen alacaklara ilişkin herhangi bir delile dayanılmadığı, bilirkişi incelemesinden sonra şirketin borçlularına müzekkere yazılmasını ve bildirdiği icra dosyalarının akıbetinin sorulmasının talep edildiği, Mahkemece bu talebe istinaden işlem yapıldığı, bildirilen icra dosyalarından birinde tahsilat gözükmediği, diğerinin imha edildiğinin bildirildiği, borçlu şirketlere yazılan müzekkerelere cevap alınamadığı, bir kısmının adres yetersizliğinden iade edildiği ve davacı tarafından da bu talebinden vazgeçildiğine dair beyan dilekçesi sunulduğu, neticeten davacı tarafından davalı şirketin tespit edilen miktardan fazla tahsilat yaptığı hususu ve yukarıda belirtildiği üzere ipoteğin geç fek edilmesinden dolayı zarara uğradığı hususunun ispat edilemediği, davacı tarafından süresinde tanık deliline dayanılmadığı gibi iddia edilen hususun miktar ve niteliği itibariyle tanık delili ile ispat edilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı anlaşıldığından Mahkemece şirket defterlerinde tespit edilen miktarın sözleşme gereği yarısının hüküm altına alınmasının ve gerçek kişi davalıları sorumlu tutmasının yerinde olduğu, alacak talebi bakımından sözleşmenin 2. maddesinde şirket sorumlu tutulmadığından bu talep yönünden şirket aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin de yerinde olduğu, yine reddedilen dava değeri ve AAÜT'sinin 13/1 maddesi dikkate alınarak davalılar lehine maktu vekalet ücretine, kabul edilen dava değeri ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak davacı lehine kabul edilen dava değeri kadar vekalet ücretine, reddedilen dava değeri ve tarifenin 7/2 maddesi dikkate alınarak davalı şirket lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 04/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.