Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1218 E. 2026/528 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/1218
Karar No
2026/528
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/1218 KARAR NO : 2026/528

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/623 KARAR NO : 2023/65 DAVA TARİHİ : 21/05/2018 KARAR TARİHİ : 26/01/2023 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 16.04.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 16.04.2026

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.01.2023 tarih ve 2018/623 Esas, 2023/65 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili ile davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; Müvekkilinin alacağının sağlanması amacıyla belirtilen icra dosyası ile borçlu hakkında ilamsız icra yoluyla takip yapıldığını, davalının 21/11/2017 tarihinde borca itiraz ederek takibin durdurduğunu, borçlu davalı şirketin böyle bir borçlarının olmadığını iddia etmekte ise de; işbu sözleşme gereği ve hizmet karşılığı ...Şti'ye 03/11/2017 tarihli 70.800,00 TL ve 25/10/2017 tarihli 129.800,00 faturaların kesildiğini, faturaların ekte olduğunu, borçlunun, süresi içinde borçlu olmadığını iddia ederek ödeme emrine itiraz edip takibin durdurduğunu, borçlunun itirazının haksız ve dayanaksız olduğunu,... Şti ile müvekkili şirket arasında 28.06.2017 tarihinde bir Taşeron Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmenin 5.maddesine göre; işin demonte ve montajını kapsayan kısmı için küçük finişlerle asfalt serilmesi bedeli ton fiyatı 19,00 TL olarak belirlendiğini, fakat ...Şti imzalanan Taşeron Sözleşmesinin 5.maddesini ihlal ederek asfalt serilmesi bedeli olan 19,00 TL ton fiyatını 14,00 TL ton fiyatı olarak ödeyeceklerini bildirdiğini, bu sebepten dolayı müvekkili şirketin yapılacak işi imkansız hale geldiğini, ...Şti'de ödemeleri taahhüt ettiği şekilde yapmadığı ve sözleşmeye aykırı davranıldığı için 28.06.2017 tarihli sözleşmenin 15/2 maddesi uyarınca sözleşme tek taraflı olarak feshedildiğini, 31.10.2017 tarihli ihtarnamenin tarafa tebliğ edildiğini, ancak 14/11/2017 tarihli ihtarnameye cevabın müvekkili şirket ile iş makinesi kiralama hariç başkaca sözleşme olmadığı şeklinde olduğunu, bunun üzerine davalı hakkında 16. İcra Müdürlüğü’nün 2017/14377 sayılı dosyasıyla taraflar arasındaki anlaşmaya binaen takip yapıldığını sözleşmenin feshine sebebiyet verdiği ve kusurlarından kaynaklı müvekkili şirkette oluşmuş zararlar ile sözleşmeden doğan taleplerin karşılanmadığını, işbu davayı açmak mecburiyeti doğduğunu, açıkladıkları nedenlerle, borçlunun icra takibine yaptığı itirazının iptaline, borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen en yüksek yasal faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesi ile özetle; Davacı tarafından müvekkili aleyhine açılmış iş bu davanın haksız ve dayanaksız olduğunu, müvekkili ile davacı şirket arasında geçerli bir sözleşmenin bulunmadığını, davacının geçerli ve yürürlükte olduğunu iddia ettiği ekte yer alan 28/06/2017 tarihli sözleşmenin yürürlüğe ilişkin 19. Maddesi ve 6. maddesi gereği masrafı taşerona ait olmak üzere sözleşme noterce ve işveren yetkilisi tarafından onaylanmış olmasının gerektiğini, oysa ki müvekkili şirketin.... A.Ş. ye ihale usulü iş gördüğünü, taşeron çalıştırılması ihale sözleşmesine göre kurumun onayına muhtaç olduğundan ve bu iş kapsamında kurumun alt yüklenici olan müvekkilinin taşeron çalıştırmasına icazet vermediğinden bu sözleşmenin ihale dökümanında noterce onaylanmadığını, bu suretle yürürlüğe de girmediğini, bu hususın mahkemenin gerekli görmesi halinde ...'dan sorulması ile de ispat olacağını, taraflar arasında sadece iş makinesi kiralama sözleşmesinin geçerli olduğunu, ihale sözleşmesi gereği müvekkili şirket taşeron çalıştıramadığından taraflar iş makinesi kira sözleşmesi konusunda mutabık kaldığını, bu kapsamda davacı şirketin düzenli olarak iş kapsamında müvekkili şirkete araç kiralamaya ilişkin fatura kestiğini, müvekkili şirketin de banka dekontlarından anlaşılacağı üzere iş bu faturaların bedelini davacı şirkete ödediğini, faturalar ve banka dekontlarının mahkemeye bilahere sunulacağını, kaldı ki taraflar arasındaki sözleşmenin iş makinesi kiralaması ile sınırlı olması sebebiyle iş kapsamında çalışan tüm işçilerin müvekkili şirketin sigortalı işçileri olduğunu, yine mahkemeye sunacakları işçilerin ücret ödemelerine ilişkin banka dekontları ve sigorta işe giriş bildirgeleri ile de bu hususun ispat olacağını, zira kabul anlamına gelmemek üzere taraflar arasında geçerli bir taşeron sözleşmesi olsa idi 28/0/2017 tarihli sözleşmenin 5. ve 17. maddeleri gereği işçilerin de taşeron şirket tarafından sigorta edilmesi ve ücretlerinin ödenmesinin gerekeceğini, ayrıca davacı şirketin düzenli olarak müvekkili şirkete iş kapsamında iş makinesi kiralamasına ilişkin fatura kestiğini, yine kabul anlamına gelmemek üzere söz konusu taşeron sözleşmesinin bir an için geçerli olduğunun kabulü halinde bile bu şekilde fatura kesmesi ve müvekkili şirketçe yapılan ödemelerin kabulünün mümkün olmayacağını, davacı tarafın iddia ettiği alacağına ilişkin faturaların müvekkil şirkete tebliğ edilmediğini, müvekkili şirketin davacı tarafa göndermiş olduğu ve davacı tarafça 02/11/2018 tarihinde .... tarafından tebliğ alınmış ihtarnameye cevap yazısından da anlaşılacağı üzere söz konusu faturaların müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, yalnızca aslı gibidir onayı dahi olmaksızın fotokopileri gönderildiğini, buna rağmen yasal süresi içinde müvekkili şirketçe bu faturalara itiraz edildiğini, fakat borcun muaccel hale gelebilmesi fatura aslının borçluya tebliğine bağlı olduğunu, aksinin kabulü halinde fatura fotokopisi ile faturayı ticari defterine işleyen ve alacaklıya ödeme yapan borçlu şirketin, alacaklının faturayı tek taraflı olarak iptal etmesi halinde telafisi imkansız şekilde mağdur olacağını, bu sebeple fatura aslının müvekkili şirkete tebliğ edilmeğinden borcu kabul anlamına gelmemek üzere alacağın muacceliyet kazanmadığını, davacı tarafça başlatılan icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, açıklanan gerekçelerle müvekkili şirketin davacı şirkete hiçbir borcu bulunmadığından, davacı tarafça başlatılan icra takibine de itiraz edildiğini, kaldı ki kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafın bir fatura alacağı olsa dahi ve geçerli şekilde müvekkili şirkete tebliğ edilmiş olsa idi bile Kanunun amir hükmü ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre faturanın tebliği ancak muacceliyeti sağlayacak ancak temerrüde sebep olmayacağından davacı tarafın işlemiş faiz talebinin de haksız olduğunu, açıklanan ve resen gözetilecek sebeplerle iş bu davanın reddine, davacı aleyhine %20'den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 26.01.2023 tarih ve 2018/623 Esas, 2023/65 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davacı şirket ile davalı şirket arasında taşeron sözleşmesi yapıldığı, sözleşme kapsamında yapılacak iş bedelinin birim olarak tespit edildiği, davalının sözleşmeye aykırı davranması sebebiyle sözleşmenin tek taraflı olarak fesh edildiği, sözleşmenin fesih sebebiyle oluşan zararının tahsilinin talep edildiği, celp edilen kayıtlara göre davalı şirketin yüklenici olarak....'dan almış olduğu asfalt yama işlerinin alt taşeron olarak davacıya yaptırmış olduğu.... anlaşmasında taşeron çalıştırma yasağı sebebiyle fiilen davacının emir ve talimatında bulunan işçilerin davalı şirket üzerine Sosyal Güvenlik Kayıtlarının yaptırıldığı, taraflar arasında düzenlenen taşeronluk sözleşmesi ve alınan bilirkişi raporlarına göre davacının yapmış olduğu iş sebebiyle, davalı tarafından yapılan ödemelerin mahsubu ile 154.341,22 TL alacaklı olduğu, tespit edilen alacağın davalıdan tahsili gerektiği anlaşıldığından; Davanın kısmen kabulü ile, davalının İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2017/14377 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile, takibin 154.341,22 TL asıl alacak üzerinden, asıl alacağa icra takip tarihinden itibaren yıllık 9,75 oranında ticari faiz uygulanmak suretiyle devamına, hüküm altına alınan itirazlı alacak likit vasıflı olmadığından (iş yapım sözleşmesinden kaynaklandığından) icra inkar tazminatını isteminin reddine, fazlaya ait istemin reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Davalı vekili tarafından verilen 01.03.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Bilirkişi raporunun "İncelemeler" başlıklı bölümünde ihale kapsamında çalıştırılan dört işçinin aslında davacı şirkete bağımlılık taşıdıkları, şirketin de kamu ihalelerinde yüklenicilerin üstlendiği işleri devralarak sahip olduğu iş organizasyonunu ihale işine olduğu gibi özgülediğinin ifade edildiğini, yani bilirkişinin tespitine göre, bu dört kişinin asfalt döküm, serim ve plentmix serilmesi işi yönünden davacı şirkete bağımlı olarak ve fakat davalı şirket lehine eser sözleşmesi kapsamında hareket ederek çalışmalarını sürdürdüklerini, bilirkişinin bu tespitinin genel mantık kurallarına da aykırı olup tamamen mesnetsiz bir çıkarımdan ibaret olduğunu, nitekim SGK kayıtlarıyla da sabit olduğu üzere bu işçilerin ihale süresiyle sınırlı şekilde bu kişilere ilişkin işe giriş ve çıkış bildirimleri ile aylık prim ve hizmet belgelerinin müvekkili şirket tarafından verildiğini, müvekkili şirketin bu işçileri işe almasının ise tamamen bağımsız bir şekilde geliştiğini, ihale konusu işin yürütülebilmesi ihtiyacının ortaya çıkardığı işgücü bağlamında bu işçilerle iş sözleşmesinin akdedildiğini, her ne kadar davacı taraf tanıklarının bu işçilerin davacı şirkete bağımlı olarak çalıştığını beyan ederek ücretlerini de davacı şirketten elde ettiklerini beyan etmişlerse de; bu iddianın yazılı delil niteliğine bürünmüş olan resmi nitelikteki sosyal sigorta kayıtlarıyla çeliştiğini, gerçekten de bağımlı olarak çalışma durumuna istinaden, hukuk ilişkinin sosyal sigorta ilişkisi tarafında da işveren sıfatıyla tüm yükümlülüklerin bizzat müvekkili şirket tarafından yerine getirilmekteyken, içeriğinde hiçbir somut unsura rastlanılmayan tanık beyanlarından hareketle iş ilişkisinin taraflarının takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin kamu ihalesi kapsamında üstlendiği işi, şahsen ifa yükümlülüğüne uygun olarak yerine getirme amacı altında akdettiği iş sözleşmelerinin kendi aleyhine bunların görünüşte kaldığı biçiminde yorumlanmasının olanaksız olduğunu, bilirkişinin bu tespitinin 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunma yasağını da ihlal ettiğinden hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerektiğini, İhalenin tamamlanmasıyla sınırlı şekilde bu dört işçiyle belirli süreli iş sözleşmeleri akdedildiği ve bu ilişkide müvekkili şirketin işveren sıfatıyla asli ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirdiği, madalyonun bir diğer yüzü olan zorunlu sigortalılık hükümlerine uygun biçimde yapılan bildirimlerden de anlaşıdığını, nihayetinde resmi kayıtları hükümden düşürecek bir karşı ispat faaliyeti yürütemeyen davacı şirketin iddiasına üstünlük tanınarak gerçekleştirilen bu tespitlerin bütünüyle yok sayılması gerektiğini, -Cevap dilekçelerinde de belirttikleri üzere müvekkili şirketin, İzmir 4. Bölge İdare Malı Asfalt İle Yollarda Yama Yapılması ihalesini kazanarak işin yürütümü için bir arayışa girdiğini, ardından davacı şirket ile müzakere süreci başlatıldığını ve fakat ihale makamının işin alt yüklenici ilişkisi kurularak yürütülemeyeceğini belirtmesi karşısında ihale konusu işin yürütümü olduğu gibi kendisine bırakılamadığını, bu durumun açık bir imkansızlıkla karşılaştığını, bu doğrultuda ihale konusu işin tamamlanması için ihtiyaç duyulan iş ekipmanlarından biri olan iş makinelerinin kiralanması adına davacı şirket ile sözleşme akdedildiğini, müvekkili şirketin yalnızca iş makinesi kiralama sözleşmesi akdettiğini, işin yürütümünün olduğu gibi davacı şirkete devredilmesini engelleyen düzenlemeler ve ihale makamının kati tavrı gereği alt yüklenicilik sözleşmesinin geçerli bir şekilde hüküm ifade etmediğini, bilirkişi raporunda bu dört kişilik kadronun davacı şirkete ait bir ekip olduğu sonucuna, işçilerin belirli sürelerde farklı işverenler nezdinde çalışması gerekçe gösterildiğini, halbuki söz konusu işçilerin teknik becerileri gereği belirli bir işin tamamlanmasıyla sınırlı şekilde farklı işverenler nezdinde çalışmalarının, tamamen kendi açık iradeleriyle ortaya çıktığını, işçilerin müvekkili şirkete bağımlı olarak çalışmalarının, 5510 sayılı SSGSSK 4. maddesinde belirtilen zorunlu sigorta ilişkisini de başlattığını ve müvekkili şirketin, hizmet süreleri müddetince bu ilişkiden doğan tüm yükümlülüklerini layıkıyla yerine getirdiğini, davacının esasında kendi işçileri olduğunu beyan ettiği bu kişilerin idareye karşı bir muvazaa oluşturmak amacıyla müvekkili şirket işçisi gibi gösterildiğini beyan etmişse de, en başta kendi yarattığı bir hukuka aykırılıktan sonuç elde etmeye çalıştığını hiçe saydığını, daha önce davacı şirkete bağımlı olarak çalışan ve çeşitli ihalelerde işgücüne başvurulan bu işçilerin yapılan öneri üzerine müvekkili şirkette ihaleyle sınırlı olarak çalıştırılması ile davanın tarafları arasında alt yüklenicilik sözleşmesi bulunduğu arasında bağlantı kurulmasının genel mantık kurallarına ters düştüğünü, iddiayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla ikincil bir değerlendirmede bile, davacı şirketin idareye karşı yarattığı haksız izlenim sonucunda iyiniyetli kabul edilebilmesi ve lehine hak çıkarabilmesi dürüstlük kuralına aykırı olacağını, ihale konusu işini tamamlanabilmesi için yürütülen ön hazırlık faaliyetleri kapsamında şahsen ifa yükümlülüğüne uygun olarak; alt işverenlik ilişkisi kurulmaksızın dört işçi ile iş sözleşmeleri akdedildiğini ve mevcut uyuşmazlığı ilgilendiren bir diğer husus olarak da davacı şirket ile iş makinesi kiralanmasına yönelik hukuki ilişki kurulduğunu, -Özetle, eser sözleşmesi anlamında belirli bir eserin meydana getirilmesinin, ihale sözleşmesi kapsamında müvekkili tarafından üstlenildiğini, davacı şirketin, eserin meydana getirilmesi borcu kapsamında yalnızca eserin imalinde araç olarak kullanılacak bir iş ekipmanının kira sözleşmesi hükümleri uyarınca teslimini sağladığını, akdedilen kira sözleşmesinin sınırlarını, işi bizzat yapma borcuna aykırı olarak ve kötüniyetli şekilde genişletmeye çalışan davacı şirket, elverişsiz araçlarla bir kanı oluşturmak istediğini, -Dava dışı .... A.Ş. Tarafından sunulu 14.11.2019 tarihli müzekkere cevabında da, "...yapılan incelemede, Davalı ".... Şirketi" firması şirketimiz nezdinde gerçekleştir olduğu, İKN (İhale Kayıt Numarası) : 2016 / 198307 "İzmir 1. Bölge İdare Malı Asfalt İle Yollarda Yama Yapılması" İşi ile İKN (İhale Kayıt Numarası) : 2017 / 258913 "İzmir 4. Bölgede İdare Malı Asfalt İle Yollarda Yama Yapılması" İşlerini yapmış olduğu tespit edilmiştir" ibarelerinin bulunduğunu, ihale makamı tarafından ilgili ihaleye ilişkin sunulan hakediş raporlarında da müteahhit adı altında müvekkilinin yalnızca müvekkili şirkete ait ticaret unvanının bulunduğunun gözlemlendiğini, -Bu noktada sırasıyla 10 ve 11 numaralı hak ediş imalat miktarı üzerinden hesaplamalarda bulunan bilirkişinin, bu hesaplamalara esas teşkil eden işlerin bütünüyle davacı şirket tarafından gerçekleştirildiği kanaatine ne şekilde ulaştığını illiyet bağı kurulabilecek şekilde izah edemediğini, salt davacı tarafından sunulu, şekle aykırı olması bir kenara bırakılacak olsa bile, ihale makamının onayının alınamaması sebebiyle objektif ifa imkansızlığı altında hüküm ifade etme imkanın yoksun bir vaziyetteki sözleşmede yer alan tarih üzerinden, hak ediş raporlarının ilişkin oldukları tarihlerle bağlantı kurulmasının, nihayetinde gerçekleştirilen hesaplamaların soyut ve tamamen varsayımdan ibaret şekilde ortaya çıkarıldığını gösterdiğini, -2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 127. maddesine göre bir kamu tüzel kişiliği olan ... .'nin, paylarının % 98,792 oranına sahip olduğu bu ...A.Ş. firmasının da tabii olarak faaliyetlerinde kamu yararını gözeteceği, bu amaç dışında harekete edemeyeceğinin değerlendirilmesinin gerektiğini, tespit edici işlemler de dahil olmak üzere tüm idari işlemlerinin hukuka uygunluk karinesinden faydalanacak olmasına karşılık bu işlemlerde açıkça gözlemlenen alt yüklenicilik sıfatının varlığı karşısında davacı şirketin tanık beyanlarıyla sonuca gitmeye çalıştığının görüleceğini, ancak idari işlemin yani hak ediş raporunda son aşamada yükleniciye ödenmesi öngörülen miktarın re'sen icra edilebilirlik uyarınca müvekkili şirkete tam anlamıyla ödendiği, bunun da yapılan işin şahsen ifa yükümlülüğüne uygun olarak yerine getirilmesinin açık bir karşılığı olduğunun vurgulanması gerektiğini, -İhale bedelinin 7.249.750,00 TL olduğu ve ihale konusu işin de 360 günde tamamlanmasının öngörüldüğü bir işin kararlaştırılan tarihten oldukça sonraki bir tarihte teslim edilebileceğinin anlaşılabilmesi adına idare tarafından başvurulması olanaklı fesih sürecinin yürütülebilmesi için olağan ve sürekli şekilde denetim faaliyetlerinin yürütüldüğünü, daha fazla zarara uğranılması önleme ve kamu hizmetinin işlerliğini sağlama amacına dönük bu denetim faaliyetlerinde, davacı şirketin iddia ettiği gibi işin şahsen ifa yükümlülüğüne aykırı olarak bir başkasına devredilmesinin gözden kaçamayacağının açık olduğunu, nitekim idare tarafından tanzim edilen hak ediş raporlarının hiçbirinde bu yönde bir tespite rastlanılamadığını, bu şartlar altında müvekkili şirketin akdettiği kamu ihale sözleşmesini bizzat ifa ederek ihale bedeline hak kazandığı, davacı şirketin aksi yönde somut ve tatminkar bir ispat faaliyeti yürütemediğinin tespit edilmesi ve bilirkişinin tamamen varsayım üzerine gerçekleştirdiği hesaplamalara itibar edilmemesi gerektiğini, -Davanın taraflarının ticari defter kayıtları üzerinden yapılan incelemeler sonucunda davalı şirket kayıtlarında devre hesabının kapatılmasıyla alacak ve borç miktarlarının birbirini tam olarak karşıladığı, böylelikle bakiye miktar bulunmadığının belirlendiğini, diğer taraftan bilirkişinin, davacı şirket kayıtlarından hareketle sırasıyla 31.10.2017 ve 30.11.2017 tarihlerinde ticari defterlere kaydedilen iki faturanın 129.800,00 TL ve 70.800,00 TL tutarında olduğu ve bu devre hesabının kapatılmasıyla ortaya icra takibine konu edilen 200.600,01 TL miktarın ortaya çıktığı tespitine rastlanıldığını, tam bu noktada yalnızca davacı şirket kayıtlarında varlığına rastlanılan, esasen asılları dahi müvekkili şirkete sunulmayan faturalara itiraz edildiğinin adeta yok sayıldığını, ticari defterlerin taşıdığı delil değerinin kapsamı HMK 222. maddesinde düzenleme altına alındığını, her iki tarafın da tacir olduğu ve ticari defterlerini ibrazla karşılaştırmalı bir inceleme yapıldığı mevcut aşamada özellikle söz konusu maddenin üçüncü fıkrasının dikkate alınacağının açık olduğunu, -Doğal olarak yalnızca davacı şirketin ticari defter kayıtlarında yer alan, müvekkili şirket kayıtlarında varlığına hiçbir şekilde rastlanılmayan bu iki fatura bedelinin toplanmasıyla elde edilen 200.600,01 TL miktarının alacak hesabında dikkate alınamayacağının gözetilmesi gerektiğini, nitekim bilirkişi raporunda kalan iki adet faturanın diğerlerine nazaran davacı kayıtlarına işlenmediğinin net bir şekilde tespit edildiğini, bu iki faturanın, nitelikleri gereği alacağın ifa safhasına ilişkin olduğu ancak davacı şirketin yargılama süreci içerisinde bu faturaların ilişkin oldukları mal yahut hizmet sunumunu da unsurları itibariyle somut bir şekilde ispatlayamadığının görüldüğünü, -Toparlamak gerekirse, müvekkili şirket tarafından TTK 21 hükmü uyarınca faturalara itiraz edilmesi, bunların ticari defter kayıtlarına bir an için dahi olsa kaydedilmemiş olması ile davacının iddia ettiği ifa fiilini, resmi kayıtlara karşı somut ve tatminkar bir şekilde ispatlayamamış olması karşısında ikame ettiği itirazın iptali davasında iddialarının ispatsızlığına katlanacağını, keza bilirkişi raporunda söz konusu iki fatura ve hukuki ilişkinin boyutları bunların birer hukuki değerlendirme ve nitelendirme olması sebebiyle yanlış takdir edildiğinden raporun bu yönü itibariyle dikkate alınmamasının gerektiğini, dolayısıyla söz konusu iki fatura hakkında müvekkili şirketin ticari defterlerinde kayıt bulunmadığından hareketle, müvekkili şirketin ticari defter kayıtlarında, devre hesabı kapatıldığı an itibariyle alacak ve borç miktarlarının birbirini karşıladığı tespitine üstünlük tanınarak herhangi bir bakiye değer bulunmadığı sonucuna ulaşılmasının gerektiğini, -Netice olarak yerel mahkeme kararının hatalı ve eksik inceleme sonucu hazırlanan bilirkişi raporlarına dayandığından, dosyada mevcut deliller değerlendirildiğinde usul ve yasaya aykırılık içeren kabule ilişkin kararın kararın kısmen kaldırılarak davacının taleplerinin reddine karar verilmesini talep etme zorunluluğu doğduğunu, Bu nedenlerle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, yukarıda sayılan ve resen gözetilecek sair nedenlerle; İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/623 E. 2023/65 K. Sayılı dosyasından oluşturulan 26.01.2023 tarihli kararının istinaf incelemesi neticeleninceye kadar icrasının geri bırakılmasına, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/623 E. 2023/65 K. Sayılı dosyasından verilen usul ve yasaya aykırı davanın kısmen kabulü kararının istinaf taleplerinin kabulü neticesinde kaldırılmasına, kararın kaldırılması ile neticede itirazları doğrultusunda müvekkili şirkete yöneltilen haksız davanın reddine, yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 2-Davacı vekili tarafından verilen 21.03.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Davanın kısmen kabul edilmesinin sebebinin, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişiler tarafından müvekkilinin toplam hakedişinden 4 işçinin SGK primlerinin hesaplanarak düşülmesi hususunda olduğunu, taraflarınca bu hususta süresinde bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, ancak yerel mahkeme tarafından bilirkişiden ek rapor alınmadığını, -Müvekkili şirket tarafından zaten dava konusu faturalarda bu SGK primleri düşülmek sureti ile hesaplama yapılıp fatura kesildiğini, bilirkişi raporundaki mahsup ile müvekkilinden mükerrer şekilde 2 kez aynı SGK primleri kesildiğini, bu nedenle zaten primler düşülerek kesilen fatura meblağından bir kez daha SGK primlerinin kesilmesinin hukuka uygun olmadığını, -Taraflarınca bilirkişi raporuna itirazlarının 15.11.2022 tarihli duruşmada tekrarlandığını ve yerel mahkemece 06.12.2022 tarihli ara karar ile yalnızca ''dosya kapsamı itibariyle 03.10.2022 tarihli bilirkişi raporunun yeterli olduğu görüldü'' gerekçesi ile tüm itirazlarının reddedildiğini, oysa ki SGK primlerinin mükerrer kesilmesine ilişkin itirazlarının değerlendirilmediği, karar gerekçesinde de belirtilmediğinin ortada olduğunu, bu durumda kararın, gerekçesi ile çeliştiğini, -Tüm tanıkların SGK primlerinin işverenleri olan müvekkili tarafından ödendiğini beyan ettiklerini, buna ilişkin olarak dilekçelerinde tanık ..., tanık ... ve tanık ...'ın beyanlarına yer verildiğini, -Bu nedenle bilirkişi raporundaki mahsup hesabına göre davanın kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin yerel mahkemeye 18.11.2020 tarihli dilekçeleri ile ayrıntılı şekilde bildirdikleri onlarca talihsiliğin üstüne müvekkilinin 5 sene süren yargılamada alacağı pula dönmüşken, bir de mükerrer olarak SGK primlerinin mahsup edilmiş olmasının müvekkili şirket açısından tarifsiz bir mağduriyet oluşturtuğunu, -Yine hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bilirkişiler tarafından müvekkilinin usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde 200.600,00 TL alacağı olduğunun tespit edilmiş olmasına rağmen, (tam olarak takip taleplerindeki meblağ olduğunu) davalı tarafından müvekkiline yapılan toplam ödemenin, toplam hakediş düşülererek bulunan 166.805,94 TL alacağın da doğru olmadığını, çünkü müvekkiline davalı tarafından yaptırılan sözleşme dışı işler için de ödeme gönderildiğini, bu sözleşme dışı ek işler için gönderilen paraların, dava konusu sözleşmeye dair kesilen faturalardan düşülmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin alacağı ticari defter ve kayıtları ile davalıya gönderilen ihtarnamelerden de görüleceği üzere 200.600,00 TL olduğunu, davalı tarafından bu faturalara usulüne uygun itirazda bulunulmadığını, hakedişlerden de müvekkilinin bu alacağının ödenmediğinin anlaşıldığını, -Ayrıca alacak likit vasıflı olmadığından icra inkar tazminatını isteminin reddine karar verilmişse de alacağın likit olduğunu, faturadan kaynaklı alacağın, hakediş tabloları, faturalar ve sair bütün evraklar ile ispatlı şekilde kuruşu kuruşuna hesaplanabilir durumda ve hesaplandığını, buna rağmen lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmemiş olmasının, itirazı haksız çıkan ve haksız yere itiraz ederek 5 sene müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakan davalıyı mükafatlandırdığını, davalı tarafın dosyaya sundukları hakediş evrakları üzerinden, birim fiyatı belli sözleşmeyi de önüne koyarak, müvekkiline ne kadar borcu olduğunu tıpkı kendilerinin yaptıkları gibi basit bir çarpma işlemi ile tespit edebileceğini, bu nedenle alacak likit olduğundan lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin gerektiğini, buna ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/15565 K. 2018/218 ve 30.1.2018 tarihli kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunın 2010/397 K sayılı kararına değinildiğini, -Davalı şirket tarafından işin yapılmadığı iddia edildiği için iş yapım sözleşmesinin ifa edildiğine dair ispata girişildiğini, yoksa davanın konusunun "iş yapım sözleşmesi" olmadığını, dava konusunun "faturadan kaynaklı icra takibinde itirazın iptalidir" olduğunu, faturaya konu işin yapıldığının kabulü ile zaten alacağın likit olduğu, faturaya dayanmasından belli olduğunu, Netice itibariyle, istinaf sebepleri doğrultusunda yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne, davalının İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2017/14377 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, İzah olunan nedenlerle; İstinaf başvurularının kabulüne, davanın kabulüne, lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı vekili, taraflar arasında 28.06.2017 tarihli taşeron sözleşmesi yapıldığını, davacının sözleşme kapsamında edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalının düzenlenen iki adet fatura bedelini ödemediğini ve başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek eldeki itirazın iptali davasını açmıştır. Davalı vekili ise, davalının .... A.Ş'ye ihale usulü iş gördüğünü, taşeron çalıştırılmasının ihale sözleşmesine göre kurumun onayına muhtaç olduğunu, kurumun taşeron çalıştırılmasına icazet vermediğinden 28.06.2017 tarihli taşeron sözleşmesinin noterce onaylanmadığını ve bu suretle yürürlüğe girmediğini, taraflar arasında sadece iş makinası kira sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme kapsamında çalışan tüm işçilerin davalının sigortalı işçileri olduğunu, davacının araç kiralamaya ilişkin düzenlediği faturaların davalı tarafça ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Somut olayda, davalı yüklenicinin dava dışı iş sahibi .... A.Ş ile "İzmir 4.Bölge idare malı asfalt ile yollarda yama yapılması işi" konulu sözleşmenin yapılmasından sonra davacı taşeron ile 28.06.2017 tarihli taşeron sözleşmesini yaptığı anlaşılmıştır. Davalı yüklenici her ne kadar 28.06.2017 tarihli taşeron sözleşmesinin yürürlüğe girmediğini savunmuş ise de, dava dışı iş sahibi ... A.Ş'den gelen iş miktar ve hak edişler, tarafların ticari defter ve kayıtları, düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporundaki tespitler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde 28.06.2017 tarihli taşeron sözleşmesinin yürürlüğe girdiği ve davacı taşeronun sözleşme kapsamında yaptığı iş bedelinin 461.939,94 TL olduğu, davalı tarafça yapılan ödemenin 295.134,00 TL olduğu, davalı tarafça davacı işçileri olan ...., ...., .... ve ...'ün SGK primleri için toplam 12.464,72 TL ödediğinden davacının yaptığı iş nedeniyle bakiye 154.341,22 TL alacağı bulunduğu anlaşıldığından Mahkemece bu miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığı; yine davacının sözleşme dışı iş yaptığı iddiası ile dava ve takibe konu fatura bedelinden 4 davacı işçisinin SGK pirimlerinin düşüldüğü iddiasını ispata yarar dosya kapsamında delil bulunmaması ve alacağın yargılamayı gerektirmesi nedeniyle İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca likid olduğundan söz edilemeyeceğinden Mahkemece koşulları oluşmadığından davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurularının HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.01.2023 tarih ve 2018/623 Esas, 2023/65 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurularının, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 10.543,04 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan toplam (179,90 TL + 2.455,90 TL) 2.635,80 TL harcın mahsubu ile kalan 7.907,24 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 5-Davalı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 16.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/1218, K. 2026/528, T. 26.01.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-1218-e-2026-528-k-d2c0f30c016e