Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/666 E. 2023/546 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/666
- Karar No
- 2023/546
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1665 KARAR NO: 2024/1623 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 25.09.2024 tarihli ek karar NUMARASI: 2024/379 D.iş - 2024/379 Karar DAVA: İhtiyati Haciz Taraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ihtiyati hacze itirazın reddine dair verilen ek karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ İhtiyati haciz talep eden vekili, talep dilekçesinde özetle; müvekkilinin borçludan mal aldığını, karşılığında da senet verdiğini, fakat borcunu ödemediğini ve mal kaçırma tehlikesi olduğunu belirterek mahkememizce belirlenecek teminatı yatırıldığında 14.06.2024 tanzim tarihli, 14.08.2024 vade tarihli 746.379,00 TL bedelli senet için borçlunun menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 23.08.2024 tarihli kararla; "... alacaklının borçlulardan alacağı olan (746.379,00) TL alınmasının temini bakımından vaki isteği İcra İflas Kanununun 257. Maddesinin 1.fıkrasına uygun bulunmuş, alacak rehinle temin edilmemiş ve diğer taraflarla üçüncü şahısların muhtemel zarar ve ziyanlarına karşı kafi teminat da alınmış bulunduğundan adı geçen borçlu; ... T.C. Kimlik No: ...) malları ile 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarının; İcra ve İflas Kanununda muayyen tahditler dairesinde, İHTİYATEN HACZİNE..." karar verilmiştir. Bu karara karşı, borçlu vekili İİK'nın 265. maddesi uyarınca itiraz etmiş olup, itiraz dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında mahkememizce verilen ihtiyati haciz kararına öncelikle yetki yönünden itiraz ettiklerini, bono alacaklısının adresi (Adres:... Mah ... Sok ... Blok No:... Pendik/İSTANBUL) ile müvekkilin adresi (Adres: ... Mah ... Cad ...Çekmeköy/İstanbul) İstanbul ili Anadolu yakası olduğunu, Talep konusu bonoda yetkili yer olarak İstanbul Mahkemeleri gösterilmişse de; her iki tarafın tacir olmadığı durumlarda yetki sözleşmelerinin geçerli olmayacağını, senette yetkili olarak özel bir yerin gösterilmesi de İİK.'nun 50. maddesinin yollama yaptığı genel yetki kurallarını bertaraf edemez. Bono, TTK.'nun yasal düzenlemeleri uyarınca ödenmek üzere, borçlunun işyerinde ya da ikametgahında ibraz edilmelidir. Talep konusu bono yönünden İstanbul Anadolu Asliye Ticaret mahkemesi yetkili olduğunu, İhtiyati hacze konu edilen bono sebebi ile müvekkilin borcu da bulunmamakta olduğunu, iddia edilen borca konu ilaçların müvekkiline teslim edilmediğini, taraflarınca ihtiyati haciz kararı verilmeden önce bono hakkında İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/602 esas sayılı dosyası üzerinden menfi tespit davası ikame edildiğini belirterek mahkememizce verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince ihtiyati hacze itirazın değerlendirildiği 25.09.2024 tarihli ek kararla; "...İİK 265. maddesinde ihtiyati haciz kararına itiraz sebepleri; mahkemenin yetkisi, teminat, ihtiyati haczin dayandığı sebepler olarak sınırlı şekilde sayılmıştır. İİK'nun 50. maddesi ile yetkili mahkemenin belirlenmesinde HMK hükümlerine atıfta bulunulmuştur. Karara dayanak belge bono olup mahkemenin yetkisi belirlenirken kıymetli evrak hükümlerine de bakılacaktır. Buna göre, bonodan kaynaklanan borcun alacaklısı, borçlunun veya borçluların yerleşim yerinde, keşide veya ödeme yerinde ihtiyati haciz talebinde bulunabilir. Yetki şartı bulunması halinde yetki şartının geçerli olması için HMK.'nın 17. maddesine göre, bono düzenleyenlerin tacir olması şartı aranmaktadır. Somut uyuşmazlıkta; ihtiyati haciz talep edenin şirket olduğu, itiraz edenin ise eczacı olup, eczacıların da tacir sayıldıkları bu nedenle bonodaki yetki kaydı geçerli olduğundan itiraz edenin yetki itirazı yerinde değildir. İtiraz edenin bedelsizlik iddiası ise İİK 265. Maddesi kapsamında sayılan itiraz nedenlerinden olmayıp, ancak menfi tespit davasında ileri sürülebileceği..." gerekçesiyle, ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ İhtiyati hacze itiraz eden vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece müvekkili aleyhine verilen ihtiyati haciz kararına yetki ve sair hususlar yönünden itiraz edildiğini, yapılan inceleme neticesinde talep konusu bonodaki yetki kaydının geçerli olduğundan bahisle itirazlarının reddedildiğini, oysa; ihtiyati haciz kararına konu bonoda düzenleme yeri bulunmamakla birlikte; bono alacaklısının adresi (Adres:... Mah ... Sok .. Blok No:... Pendik/İSTANBUL) ile müvekkilinin adresinin (Adres: ... Mah ... Cad... Çekmeköy/İstanbul) İstanbul ili Anadolu yakasında olduğunu, talep konusu bonoda yetkili yer olarak İstanbul Mahkemeleri gösterilmişse de her iki tarafın tacir olmadığı durumlarda yetki sözleşmelerinin geçerli olmayacağını, kaldı ki senette yetkili olarak özel bir yerin gösterilmesi de İİK.'nun 50. maddesinin yollama yaptığı genel yetki kurallarını bertaraf edemeyeceğini, bononun, TTK.'nın yasal düzenlemeleri uyarınca ödenmek üzere, borçlunun işyerinde ya da ikametgahında ibraz edilmesi gerektiğini, bu halde; talep konusu bono yönünden İstanbul değil, İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunu, bu sebeple de mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının öncelikle yetkisizlik sebebiyle kaldırılmasına karar verilmesi gerekmekte olup; usul ve yasaya aykırı şekilde mahkemece itirazın reddine ilişkin verilen ek kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, Öte yandan; ihtiyati hacze konu edilen bono sebebi ile müvekkilinin borcu da bulunmadığını, zira; iddia edilen borca konu ilaçlar müvekkiline teslim edilmediğini, bu sebeple; taraflarınca henüz ihtiyati haciz kararı verilmeden önce karara konu bono hakkında İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/602 esas sayılı dosyası üzerinden menfi tespit davası ikame edildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ek kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ek kararın kaldırılmasına ve ihtiyati hacze itirazın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Talep, İİK'nın 265. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararına karşı yapılan itirazın reddi kararının istinafına ilişkindir. İlk derece mahkemesince, ihtiyati haciz kararına karşı yapılan itirazın reddine dair ek karar verilmiş; bu ek karara karşı, itiraz eden borçlular vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında, ihtiyati haciz alacaklısının lehtarı olduğu, borçlunun keşidecisi olduğu anlaşılan , talep konusu 14.06.2024 tanzim tarihi ve 14.08.2024 vade tarihli 746.379,00TL bedelli bononun bedelinin ödenmemesi üzerine iş bu ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır. İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini garanti altına almak için mahkeme kararıyla borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati hacze ilişkin yasal düzenleme İİK'nın 257. ila 268. maddesinde yer almaktadır. Bilindiği gibi ihtiyati haciz talep edebilme koşulları İİK’nın 257. maddesinde gösterilmiş olup maddede hem vadesi gelen hem de henüz vadesi gelmemiş para alacakları için ihtiyati haciz şartları düzenlenmiştir. Bunlar muaccel alacaklarda, alacağın vadesinin gelmiş olması ve alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır. Müeccel alacaklarda ise kural ihtiyati haciz istenemeyeceği ise de borçlunun belli bir adresinin olmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu amaçla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa vadesi gelmemiş alacaklarda da ihtiyati haciz kararı verilebilir. Sözü edilen maddede bunun dışında herhangi bir koşul öngörülmemiştir. Öte yandan, İİK’nın 258. maddesi “Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur” hükmünü içermekte olup ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığı ve miktarı hakkında kanaate varılması yeterlidir. Mahkemenin alacağın varlığına kanaat getirmesinden anlaşılması gereken, alacağın usul hukuku kurallarına göre kesin bir şekilde ispat edilmesi olmayıp yaklaşık ispat ölçüsünde alacağın varlığını gösteren delillerin sunulmasıdır. İİK'nın 265/1.maddesi hükmü uyarınca ise borçlu, kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir. Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesinde; ihtiyati haciz talep eden alacaklının yukarıda belirtilen bonolarda yer alan alacak nedeniyle ihtiyati haciz isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. İhtiyati haciz talep eden alacaklı, İİK'nın 258. maddesinde öngörülen alacağın miktarı ve varlığı hakkında mahkemeye kanaat getirecek belgeleri sunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay 12 HD 2024/170 E 2024/5198 K 22.05.2024 tarihli karar içeriğinde tartışılıp benimsendiği üzere; İİK'nın 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde, ancak 6102 sayılı TTK'nın 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, düzenlenme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun düzenlenme yerinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Madde metninde tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması, gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir. Aksi kararlaştırılmadıkça, dava yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede açılır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Takip dayanağı bono incelendiğinde keşidecinin ... Eczanesi kaşesi ile Eczacı ... olduğu, bonoda düzenlenme yerinin bulunmadığı, keşidecinin adresinin Çekmeköy /İstanbul’da olduğu, ancak yetki sözleşmesi ile İstanbul Mahkemeleri’nin yetkili kılındığı görülmüştür. Eczacılık, 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 31.05.2022 tarih ve 2022/666 E. - 2023/546 K. sayılı kararı) O hâlde, eczacılar tacir olup bononun lehtarı da bir tacir olduğundan yetki sözleşmesi geçerlidir ve ihtiyati haciz kararı veren İstanbul mahkemeleri yetkilidir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince, yetki itirazının reddi kararı isabetli olup, borçlu vekilinin istinafı yerinde görülmemiştir. Yine ilk derece mahkemesi kararında işaret edildiği üzere, bononun verilme nedenine ilişkin olarak borçlu vekilinin borca konu ilaçların verilmediğine dair itirazlar, İİK'nın 265.maddesinde sınırlı olarak sayılan itiraz nedenlerinden olmayıp, esas hakkında açılacak itirazın iptali veya menfi tespit davası içinde değerlendirilmesi gereken hususlardır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince itirazın reddine dair verilen ek kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, borçlu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 265/son maddeleri uyarınca, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Borçlu vekilince yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,3-Borçlu tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 14.11.2024