Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi 2022/2620 E. 2026/32 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/2620
- Karar No
- 2026/32
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2620
KARAR NO: 2026/32
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/03/2022
NUMARASI: 2020/397 Esas, 2022/151 Karar
DAVANIN KONUSU: Sözleşmenin Geçerli Olduğunun Tespiti
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 14/01/2026
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıdan faizli ödünç para aldığını, karşılığında davalıya çekler verdiğini, bilahare taraflar arasında 09/12/2019 tarihli borç tasfiye protokolünün imzalandığını, borç tasfiye protokolü gereğince ödeme yapılırsa alınan tüm kambiyo senetlerinin iadesinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin sadece 7. taksiti Arefe / Bayram girdiğinden dolayı 10 gün geç ödediğini, ancak kalan 4 taksiti vaktinden önce 11/08/2020 tarihinde ödediğini, böylece 8. taksiti 18 gün önce, 9. taksiti ise 48 gün önce ödemiş olduğunu, yapılan ödemelerin havaleli dekontlarla belli olduğunu, müvekkilinin protokole uymasına rağmen davalı tarafından aleyhine icra takipleri başlatıldığını, bunlardan İstanbul Anadolu.... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında başlatılan takip nedeniyle 30/06/2020 tarihinde 29.921,85 TL ödemek zorunda kaldığını, buna rağmen davalı tarafından müvekkili aleyhine gerek Anadolu Adliyesinde gerekse Bursa Adliyesindeki icra müdürlüklerinde protokolden önce verilmiş bulunan senetlerden dolayı takipler başlatıldığını ileri sürerek; 09/12/2019 tarihli borç tasfiye protokolünün taraflar arasında geçerli olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu olan protokolün geç ödemeler nedeniyle geçersiz kaldığını, sadece davacı vekilinin bildirdiği 7. taksitin dışında 4. taksitin de 30/05/2020 yerine 01/06/2020'de; 5. taksitin 30/06/2020 yerine 01/07/2020'de; 6. taksitin ise 30/07/2020 yerine 10/08/2020'de ödendiğini, bu geç ödemeler nedeniyle davacının geçerli olduğunun tespitini talep ettiği borç tasfiye protokolünün ortadan kalktığını, bu nedenle davacı aleyhine icra takibi başlattıklarını belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; "....DAVANIN KABULÜNE, taraflar arasında yapılıp 6 madde ve 5 sayfadan oluşan dosya taraflarının dışında ... tarafından imzalanan BORÇ TASFİYE PROTOKOLÜNÜN taraflar arasında GEÇERLİ OLDUĞUNUN TESPİTİNE,..." karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın edimini eksiksiz yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilini hiçbir şekilde yükümlülük altına koymayacak protokolün geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın vadesinde ödeme yapmayarak temerrüte düştüğünü, Mahkemece sözleşmeler hukukunun borçlunun temerrüt hallerini değerlendirilmeksizin salt iyi niyet kurallarını işletmesinin açıkça yasaya aykırı olduğunu, protokolde ödeme tarihlerinin açıkça yazıldığını, ilgili bonolarda da ödeme tarihlerinin belirli olduğunu, davacının protokole aykırı olarak ödeme tarihlerinden sonra ödeme yaptığını, TBK 124. maddesine göre süre verilmesine gerek olmaksızın davacının temerrüte düştüğünü, yapılan protokolde borcun vadesinde ödenmemesi halinde ne yapılacağının kararlaştırılmamış olunmasının, temerrüt hükümleri kapsamında seçimlik haklarını kullanmaya engel olmadığını, davalının TBK 125/3. maddesi uyarınca seçimlik haklarını kullandığını, yerel mahkemenin gerekçesinde; ''...davalı tarafın varsa geç ödeme nedeniyle ayrıca zararını talep edebileceği nazara alınarak...'' diye hüküm kurarak adeta seçimlik olan hakkını sınırlandırmaya çalıştığını, protokolü geçersiz hale getiren ilk ihlalin 4. taksitte gerçekleştiğini, 4. taksitin 30.05.2020 yerine 01.06.2020 tarihinde müvekkilinin davacıya şifahi olarak borcun süresinde ödenememesi nedeniyle protokolün geçersiz olduğunun ve cebr-i icra işlemlerinin devam edeceğinin bildirmesi üzerine aynı gün ödendiğini, daha sonrasında 5. taksit günü geldiğinde davacının yine gününde borcu ödemeyip müvekkilinin cebr-i icra işlemlerini başlatacağına dair şifahi beyanı üzerine gecikmeli olarak taksiti ödediğini, davacının 6. taksitte de protokolü ihlal edip 30.07.2020 tarihinde ödeme gerçekleştirmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için bayram nedeniyle ödemenin geciktiği kabul edilse dahi TTK'nın 18. maddesi gereği basiretli tacire uygun hareket edilmediğini, müvekkilinin yasal haklarını kullanmasının dürüstlük kurallarına aykırı davrandığını göstermediğini, bu yönde Yargıtay kararları da bulunduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; sözleşmede taksitlerin geç ödenmesinin fesih nedeni olarak sayılmadığını, bu hususun yasada da fesih nedeni olarak düzenlenemediğini, davalının istinaf dilekçesinde "protokolün taraflarının gerçek iradeleri, mevcut borçların tasfiye edilmesi, alacakların tahsili ve ifa edilmesidir." şeklindeki ifadesi ve müvekkilinin protokolde belirtilen tutarın tamamını ödemesine rağmen protokolün geçersizliğini ileri sürmesinin kendisiyle çeliştiğini, mahkemenin protokol şartları ve iyi niyet kurallarına göre karar verdiğini, davalının cevap dilekçesinin 4. sayfasında, "Protokole aykırılık durumundaki yaptırım dürüstlük ve iyi niyet ilkeleri çerçevesinde uygulanmaktadır." demek suretiyle iyi niyet kurallarının uygulanması gerektiğini kendisinin belirtiğini, davalının istinaf dilekçesinde; "borçlunun temerrüdü halinde, borcun ifası belirli bir gün olarak kararlaştırılmışsa alacaklı süre vermeden seçimlik haklarını kullanabilmektedir." ifadelerine yer verilmişse de bu iddianın kanuna aykırı olduğunu, davalının kanunda düzenlenen seçimlik haklarını kullandığını süresinde ileri sürmediğini, istinaf dilekçesinde bunu ileri sürmesinnm iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağına aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasındaki fiili ilişkide de borcun vadesinin geçirilmiş olmasına rağmen davalının ifayı herhangi bir çekince belitmeksizin kabul ettiğini belirterek; davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dava, taraflar arasında imzalanan 6 madde ve 5 sayfadan oluşan ve dosya taraflarının dışında ... tarafından imzalanan borç tasfiye protokolünün geçerli olduğunun tespiti suretiyle muarazanın giderilmesi talebine ilişkindir.Dava dilekçesi ekinde bulunan bila tarihli borç tasfiye protokolü fotokopisi incelendiğinde; Protokolün 3. maddesinde amacın, taraflar arasında daha önce meydana gelmiş alacak borç ilişkisinin ayrılmaz bir parçası olarak, mevcut borçları ve teminatları değiştirmeksizin, yenilemeksizin ve ortadan kaldırmaksızın mevcut borçların ifa edilmesi tahsil ve tasfiyesi olarak vurgulandığı ve alacaklılar ile borçlular arasında varılan mutabakat çerçevesinde vekalet ücreti de dahil 700.000,00 TL tutarındaki ana para borcunun belirlendiği, ödemelerin de 28/02/2020 tarihinde başlayarak her ayın 30. gününde 70.000,00'er TL'lik miktarlarla toplam 10 ay içinde 700.000,00 TL olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, protokolde belirtilen tarihlerde yapılacak ödemeler ile borcun tamamının ifa edilmesi halinde protokolde belirtilen tüm çek ve bonoların iade edileceğinin, protokolde belirtilen icra dosyalarının tahsil harcı ve haciz masrafı ödendiği takdirde takip konusu evrak asıllarının borçluya teslim edileceğinin, yediemin ve teslim masrafları ödendiğinde haczedilen malların teslimi için muvafakat verileceğinin, protokolde belirtilen icra dosyalarında vekalet ücretlerinin alacaklısına ait olduğunun, Ömer Dinç'in dosya ferileri ve vekalet ücretinden sorumlu olduğunun ve prokotolün 4b maddesinde belirtilen senetlerin ödenmesi halinde tahsil harcı borçluya ait olmak üzere borçlunun ibra edileceğinin kararlaştırılmış olduğu anlaşılmaktadır.Dosya kapsamına göre taksit ödemelerinin 4 adedinde gecikmenin gerçekleştiği, 30/07/2020 tarihli taksitin 03/08/2020'de, 30/05/2020 tarihli ve 30/06/2020 tarihli taksitlerin 1 gün sonra 01/06/2020'de ve 01/07/2020'de, 30/07/2020 tarihli taksitin ise 10/08/2020 tarihinde ödendiği, öte yandan 30/09/2020 tarihli ve 30/10/2020 tarihli taksitlerin de ödeme tarihlerinden önce (18 gün ve 48 gün önce) gerçekleştiği görülmüştür.
Görev kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nın 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesinde; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 5/3. maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/19310 Esas, 2019/7331 Karar sayılı ilamı) 6102 sayılı TTK'nın 12. maddesine "bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Yasanın 11.maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." 15.maddesinde de " İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmama nın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 3. HD, 13.02.2019 tarih, 2017/12019E., 2019/1050 K.) HMK 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; taraflar arasında yukarıda özetlendiği şekilde borçların tasfiyesine ilişkin protokol yapıldığı, protokolün taraflarının ve davanın taraflarının tacir olmadığı, davanın mutlak ya da nispi ticari dava niteliğinde olmadığı, tarafların tüketici sıfatına da haiz olmaması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu, bu itibarla davanın görev yönünden reddi gerekirken esasa girilerek karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf talebinin usulen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının istinaf başvurusunun usulen kabulü ile HMK m.353/1-a-3 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Asliye Ticaret Mahkemesi görevsiz olduğundan davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan reddine, dosyanın görevli İstanbul Anadolu (Nöbetçi) Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi için işlem yapmak üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine oy birliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.Davalının istinaf başvurusunun usulen kabulüne, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İSTANBUL ANADOLU .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../03/2022 tarihli ve 2020/.... Esas, 2022/151 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2.Göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE,
3.İSTANBUL ANADOLU .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN GÖREVSİZLİĞİNE,
4.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren, taraflarca 6100 s.HMK'nın 20.maddesine göre 2 haftalık kesin süre içinde ilk derece mahkemesine DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİ İÇİN müracaat edilmesi halinde, davanın GÖREVLİ MAHKEMECE esastan görülmesi için İSTANBUL ANADOLU (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE'ne gönderilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE,
Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde taraflarca DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, ilk derece mahkemesince dosya esasa kaydedilerek 6100 s.HMK'nın 20.maddesi gereğince işlem yapılmasına ve karar verilmesine,
5.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6.Davalının peşin olarak yatırdığı istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
7.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 14/01/2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.