Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/2280 E. 2026/809 K. – Ceza Koşulu Alacağı
Konu: Ceza Koşulu Alacağı
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/2280
- Karar No
- 2026/809
- Karar Tarihi
- Konu
- Ceza Koşulu Alacağı
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2280
KARAR NO:2026/809
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:16/03/2022
NUMARASI:2017/1197 Esas 2022/218 Karar
DAVANIN KONUSU:Ceza koşulu alacağı (Rekabet yasağı anlaşmasından kaynaklı)
Taraflar arasındaki ceza koşulu alacağı davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirket bünyesinde 12.8.2008-11.10.2016 tarihleri arasında grup ürün müdürü olarak çalıştığını, davalının istifa ederek iş ilişkisini sonlandırdığını, taraflar arasında rekabet yasağı sözleşmesi imzalandığını, buna göre davalının 2 yıl boyunca İstanbul sınırları dahilinde davacıya rakip firmalarda çalışmamayı taahhüt ettiğini, taahhüdün ihlalinin 20.000 TL ceza ile desteklendiğini, davalının istifasının ardından ... AŞ bünyesinde aynı unvan ile, aynı bölgede ve aynı doktor kitlesine hitaben çalışmaya başladığını, davalının müvekkilinin iş ve ticari sırları ile doktor kitlesine vakıf durumda olduğunu, müvekkilinin doktor kitlesini etkilemeye çalıştığını, açıklanan nedenlerle 20.000-TL cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;Davalının ...'te çalışmasının ... isimli psikiyatrik-nörolojik bir ilaç üzerine iken, dava konusu ilacın ürün müdürünün işten ayrılması üzerine şirketin yönetim kararı ile ... adlı ilacın ürün müdürü olarak çalışmaya başladığını, rekabet yasağı sözleşmesinin müvekkilinin rızası hilafına imzalandığını, tüm ilaç şirketlerinin İstanbul'da olması sebebiyle sözleşmenin İstanbul ile sınırlanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ürün müdürünün, ilaca ilişkin yayınlanmış ve bilinen bilgilere sahip olabileceğini, ürün müdürünün masa başında yapmış olduğu araştırmasının sonuçlarını bağlı olduğu müdürü ile paylaşarak ilacın tanıtımını yapan mümessile bu bilginin aktarılmasını sağlamakla sorumlu olduğunu, ilacın tıbbi tanıtımından ilaç mümessillerinin sorumlu olduğunu, doktorun bir ilacı tercih etmesinin ürün müdürü sayesinde gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğini, çünkü doktorun etken maddeye, etken maddenin kaynağına, ilaç firmasına, firmanın üretim tesisine güvendikten sonra ancak ilaç yazacağı hastanın hastalığına etkili olacak hastanın fiziksel olarak da kullanabileceği ilacı tercih ettiğini, doktorun ilaca kendisinin karar vereceğini, ürün müdürünün sorumluluğunda olan ilacı doktora tanıtmadığı, ilaç tanıtımının mümessilin sorumluluğunda olduğu, her iki şirkette çalıştığı ilaçların etken maddelerinin farklı olduğunu, kullanım şekilleri ve dozlarının da farklı olduğunu, ilaçların sağlık bakanlığınca dahi eşdeğer kabul edilmediğini, davalının edindiği bilgilerin tamamının yayınlanmış bilimsel çalışmalar olduğunu, sır olmadığını açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davalının davacı şirkette grup ürün müdürü olarak çalıştığı ihtilafsızdır. Dinlenen tanıklar, taraf vekillerinin beyanları gözetildiğinde; grup ürün müdürünün literatür araştırmaları yapıp, ilaçlar hakkında broşür hazırladıkları, bunları mümessillere gönderdikleri, zaman zaman ilaç mümessillerinin yanında denetime çıktıkları, kongrelerde mümessillerin yanında bulundukları anlaşılmıştır. Yani mümessiller gibi doğrudan doktorlara ilaç tanıtımı yapmamakta, mümessillerin doğru tanıtımı yapmaları için gerekli bilgiyi toplama, mümessil denetleme sorumluluklarının olduğu anlaşılmaktadır. Dinlenen tanıklar ve dosya kapsamından grup ürün müdürünün bu bilgileri İnternet üzerinden gerekli araştırmalarla edindiği, bilgilerin ticari sır niteliğinde olmadığı, ilaçların etken maddelerinin, herkesin erişebileceği bilgiler olduğu bunların davalı tarafça toplanarak broşür haline getirildiği anlaşılmıştır. TBK'nın 444.maddesinin 2.fıkrası:"Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." amir hükümü haizdir. Eldeki davada davacının iddia ettiği gibi geniş anlamda doktorlar ilaçlar yönünden müşteri çevresi olarak kabul edilse bile; davacının ilaç tanıtımı sırasında mümessilleri denetlemek dışında bir görevinin olmadığı, zaman zaman denetleme amaçlı çıktığı ziyaretlerde veya kongrelerde doktorları tanımasının tek başına rekabet yasağına aykırılığa sebep olmayacağı, ilaç tanıtımlarını kendisinin yapmadığı, doktorları doğrudan etkileyemeyeceği açıktır. Dinlenen tanık beyanlarından, davalının davacının üretim sırlarına, yaptığı işler hakkında bilgilere eriştiği de sabit değildir. Zira araştırmalarını literatür bilgileri ile yapmakta ilaç bilgilerini, etken maddelerini herkesin ulaşabildiği internet üzerinden yapmaktadır. Tüm bunların aksi düşünülse bu kez maddede rekabet yasağı ihlalinin gerçekleşmesinin son şartı olan bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması şartının gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Zira Sağlık Bakanlığı'ndan gelen yazı cevabında davalının şu an çalıştığı ilacın davacıda çalıştığı ilaçtan farklı etkin maddeleri içerdiği ve eşdeğer olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda da davalının dava dışı şirkette eşdeğer olmayan ilaçlarla çalışması sebebiyle doktorları tanımasının tek başına davacı zararına sebep olamayacağı, davalının her iki şirkette farklı ilaç gruplarında çalıştığı anlaşılmış, TBK 444/2 maddesi gereği rekabet yasağı kaydının geçersiz olduğu, davacının davalının önemli bir zarara sebep olabileceğini dosya kapsamında ispatlayamadığı kanaatine varıldığından "gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalının 8-9 yıl boyunca grup ürün müdürü olarak çalışması ve üst düzey pozisyonu gözetildiğinde, sadece pozisyonu gereği dahi rakip firmaya geçiş yapmasının rekabet yasağının ihlali için yeterli sayılması gerektiğini, üst düzey yönetici konumundaki davalının, davacının ticari sırlarına, pazarlama stratejilerine, müşteri kitlesine, ürün bilgilerine ve ürünün eksikliklerine vb. hakim olarak şirket zararına kullanabileceğini, rakip firmadaki aktif görevinin de aynı olduğu gözetildiğinde imzalanan rekabet yasağının ihlal edildiğini, zararın şart olmadığını ve ''zarar ihtimalinin'' yeterli olduğunu, davalının rakip ilaç firmasında çalıştığı ilaçların tedavi endikasyonlarının müvekkili şirkette çalışılan ilaçlarla aynı olduğunu, tedavi endikasyonu aynı olan ilaçlara çalışılmış olmasının rekabet yasağı noktasında yeterli olduğunu, gerekçeli kararda ''her iki şirkette farklı ilaç gruplarında çalışıldığı anlaşılmış'' şeklinde bir hüküm verildiğini, benzer ilaçlara çalışıldığının dosyada sabit olduğunu, mümessilleri denetlemek noktasında bölge müdürlerinin görevli olduğunu, davalının mümessilleri denetlemekten ziyade, ilaçlar hakkında gelen geri bildirimler, eksiklikler ve düzeltilmesi gereken hususları da gözeterek çalışmalar yaptığını, pazar payı gözetilerek satış stratejileri oluşturduğunu ve sorumlu yönetici olarak bütçeleri düzenlediğini, davalı tarafın kesin olarak işverenin yaptığı işler hakkında bilgi sahibi olduğu gibi aynı zamanda müşteri çevresine (müşteri, sektör şartları gereği ilaçları yazan hekimler olacaktır) de hakim olduğunu, dayanılan rekabet yasağı sözleşmesinde gerek kısıtlanan bölge, gerek kısıtlanan faaliyet alanı, gerekse de süre bakımından ve diğer şartlara uyulduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle, hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı anlaşmasının ihlaline bağlı ceza koşulu alacağının tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.TBK'nın 444 ve devamı maddelerindeki düzenleme uyarınca; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterli görülmektedir. Somut olayda davalının, davacı şirkette 12.08.2008 ile 11.10.2016 tarihleri arasında grup ürün müdürü olarak çalıştığı, taraflar arasında 02.06.2015 tarihinde rekabet yasağı sözleşmesi imzalandığı, davalının 11.10.2016 tarihinde davacı ile olan iş sözleşmesini feshederek işten ayrıldığı ve 27/06/2013 tarihinde, davacı şirket ile aynı sektörde faaliyette bulunan dava dışı ... AŞ nezdinde grup ürün müdürü sıfatı ile çalışmaya başladığı, taraflar arasında imzalanan 02/06/2015 tarihli rekabet yasağı sözleşmesinin 1. maddesinde, "Personel işveren ile personel arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi veya kendisi tarafından bildirimli veya peşin para ile sona erdirilmesi hallerinde iş akdinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ile İstanbul ilinde işverenin iş dalında kendi adına iş kurmamayı ve iş yapmamayı, rakip firma veya kurumlara ortak olmamayı, işveren nezdinde çalıştığı biçimde ürün müdürü görevi ile işveren ile aynı sektörde faaliyet gösteren İstanbul ilinde bulunan bir şirket veya iş yerinde çalışmamayı kabul, beyan ve taahhüt eder.'' hükmünün; 2. maddesinde; "Personelin işbu taahhüdüne aykırı davranışı veya ihlali halinde, personel, rekabet yasağı kuralına maruz kalan işverene işbu sözleşmenin imzalanması ile birlikte alınan 20.000 TL bedelli teminat senedindeki bedeli ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder.'' hükmünün bulunduğu görülmüştür.TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Dosya kapsamındaki belgelerden davalının, davacıya ait iş yerinde grup ürün müdürü olarak çalıştığı, davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra yeni işyerinde de aynı pozisyonda çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak, mahkemece alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, ilacın müşterisi ecza depoları, eczaneler ve hastalar olup, doktorlar ilaç şirketlerinin müşterileri değildir. Ayrıca, ilaçların etken maddeleri prospektüslerde ve internet ortamında erişilebilir durumdadır.Her ne kadar davacı tarafından, ilaçların endikasyonlarının aynı olduğu ileri sürülmüş ise de Sağlık Bakanlığı yazı cevabında her iki şirketin üretimine konu ilaçların etken maddelerinin farklı olduğu, eşdeğer olmadığı bildirilmiştir. Buna göre davalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının mümkün olmadığı, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalinden söz edilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.04.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a hükmü uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.