Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1844 E. 2026/579 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1844
- Karar No
- 2026/579
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1844 KARAR NO : 2026/579
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/05/2022 NUMARASI : 2020/436 Esas 2022/426 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) BAM KARAR TARİHİ : 05/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/03/2026
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile.....A.Ş. arasında Güvenlik Hizmet Sözleşmesi imzalandığı, sözleşme kapsamındaki iş .... Sokak No:.... adresinde kurulu bulunan davalıya ait .... A.Ş. tesislerinde 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Daire Kanun ve ilgili kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslarını düzenleyen yönetmelik çerçevesinde Özel Güvenlik hizmeti verilmesi işi olduğu, bu kapsamda davacı müvekkili ... A.Ş. ile davalı ....A.Ş.'ye güvenlik hizmeti ve güvenlik personel temini konusunda profesyonelce hizmet verdiği, sözleşme gereği tüm sorumluluklarını titizlikle yerine getirdiği, davalı tarafın sözleşmeyi erken feshederek başka bir güvenlik şirketi ile çalışması nedeniyle müvekkili tazminat alacaklısı olduğu, davalı tarafın haklı sebebe dayalı olmaksızın süresinden önce sözleşmeyi feshettiği, fesih gerekçesi olarak şirketin satın almış olduğu ve satın alan şirketlerin grup şirketleri içerisinde bir güvenlik şirketi olması sebebi ile güvenlik hizmetinin bu şirket üzerinden alınacağı belirtildiği, davalı taraf gönderilen mailler ve bu durumun haklı sebep sayılmayacağına ilişkin bilgilendirmeler davalı tarafından dikkate alınmadığı, bununla birlikte müvekkili şirket İzmir 21.Noterliği'nin 03.06.2020 tarihli 11661 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle sözleşmesinin süresinden önce feshinin haklı nedene dayanmadığı, hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle haksız fesih yaptırımlarının uygulamaya konulacağı ihtar ettiği, buna rağmen davalı şirket haklı sebep olmaksızın sözleşmeyi süresinden önce feshettiği, sözleşme her yıl 31 Aralık tarihinde sona ermekte 1 Ocak tarihinde yenilenmekte olup müvekkil şirketin 31 Aralık 2020 tarihine kadar çalışmasına müsaade etmeyip müvekkili şirketin sözleşmesini haksız olarak fesheden davalı taraf müvekkilin yoksun kaldığı bedeli ödemek zorunda olduğu, sözleşmenin süresinden önce feshi müvekkili şirketin maddi manevi zararına sebep olduğu, bu nedenle erken fesihten kaynaklı olarak müvekkili şirketin yoksun kaldığı kar başta olmak üzere tüm zarar kalemlerinin tazmini gerektiği, davalı tarafın sözleşmeye aykırı olarak müvekkili şirket personeli çalıştırması sebebiyle müvekkili şirket cezai şart bedeli alacaklısı olduğu, davalı şirketin müvekkili şirket çalışanı olan güvenlik hizmet sözleşmesinin sonlanma aşamasında ayrılan .... isimli çalışanı kendi bünyesinde görevlendirmesi ve hiçbir kesinti olmaksızın ... .üniformasıyla görevlendirmesi müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen güvenlik hizmet sözleşmesinin işveren yükümlülükleri başlıklı cezai sart kosulunun gerçekleşmesine sebebiyet verdiği, yıllık fatura tutarı 174.369,26 TL olduğu, yani sözleşme gereği davacının müvekkile ödemesi gereken cezai şart tutarı 174.369,26 TL olduğu, İzmir 21.Noterliği 11661 yevmiye nolu ve 03.06.2020 tarihli ihtarnamesi çekilerek davalı şirkete söz konusu alacak kalemlerine ilişkin ödeme yapması için ihtarda bulunulduğu belirtilen ihtarname 11.06.2020 tarihinde davalı şirkete tebliğ olmasına rağmen davalı şirket herhangi bir ödeme yapmadığı temerrüt koşulları oluştuğu, sözleşmeye aykırılık sebebiyle cezai şart tahsili koşulunun gerçekleşmesi nedeniyle şimdilik 500,00 TL cezai şart bedelinin tahsili ile sözleşmenin erken feshi nödeni ile müvekkili şirketin uğramış olduğu zararın tazmini için şimdilik 500,00 TL' nin tahsiline İzmir 21.Noterliği 11661 yevmiye nolu ve 03.06.2020 tarihli ihtarnamesi ile temerrüt koşulu oluşmuş bulunduğundan temerrüt tarihi olan 13.06.2020 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili şirket arasında 30.03.2010 tarihli Güvenlik Hızmet sözleşmesi imzalandığı uzun yıllar boyunca taraflar üzerlerine düşen edimleri yerine getirdiği, müvekkili şirket hisselerinde devir yaşadığı ve şirket hisseleri bir başka şirket tarafından satın alındığı, bu kapsamda müvekkili şirket içerisinde mücbir sebep ve ekonomik zorluklar nedeniyle kendi bünyesinde yer alan güvenlik hizmetlerinde faaliyet gösteren şirketi ile anlaşma yoluna gitmek zorunda kaldığı, Ankara 44 Noterliği 02.04.2020 tarihli 2983 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya bahsi geçen durum belirtilerek fesih ihbarı yapıldığı, sözleşmenin 30.04.2020 tarihi itibariyle sona ereceği bildirildiği, daha sonra muhatap ile yukarıda bahsedilen durum görüşüldüğü karşılıklı iyi niyet çerçevesinde taraflar arasında bahsedilen durum görüşülmüş ve karşılıklı iyi niyet çerçevesinde taraflar arasında mutabakat sağlanarak hizmet ilişkisinin 31.05.2020 tarihi itibariyle sona erdirildiği, zira bu hususta taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamakta olup davacı gerek dava dilekçesinde gerekse de İzmir 21.Noterliğinin 03.06.2020 tarih 11661 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile bu hususu kabul ettiği, davacı taraf İzmir 21.Noterliği'nin 03.06.2020 tarih ve 11661 yevmiye sayılı ihtarnamesi ve iş bu dava ile kötü niyetli bir şekilde sözleşmenin süresinden önce sona erdirildiği ve bu husustaki zararların karşılanması gerektiğine ilişkin alacak ve cezai şart taleplerinde bulunulduğu, 09.07.2020 tarihli Beyoğlu 49 .Noterliği 7188 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle davacıya cevap verildiyse de davacının huzurdaki davayı açtığı, sözleşmenin tarafların karşılıklı iradeleriyle usulüne uygun olarak feshedildiği, davacının erken fesih nedeniyle sözleşmeye aykırılık iddiasının hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olduğu, cezai şart alacağının asıl borç ilişkisi sonlandırıldıktan sonra talep edilmesi mümkün olmadığı, davacı tarafın sözleşmenin 7-E maddesi uyarınca .... isimli personelin davacı bünyesinden ayrıldıktan sonra müvekkili ile çalışmaya devam etmesinden bahisle bir yıllık fatura tutarında cezai şart talep ettiği, müvekkili şirket ile davacı arasında akdedilen sözleşmenin 7-E hükmü gereği davacıdan ayrılan personelin müvekkili şirket bünyesinde çalıştırılması halinde cezai şart ödeneceği ve iş akdine son vereceğine yönelik hüküm Anayasa ve kişilerin çalışma özgürlüğüne aykırı olduğu gibi tamamen geçersiz olduğu, ilgili personelin imzası olmayan ve bu hususta kişinin çalışma özgürlüğünü kendi iradesi dışında etkileyecek bir işlemin herhangi bir yükümlülüğü bulunmamakla birlikte insan haklarına ve Anayasaya aykırılık teşkil ettiğinden mütevellit geçersiz olduğu tartışmasız olduğunu, davacının iddialarında kötü niyetli olduğu gözetilerek, hukuka aykırı, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücreti giderlerinin karşı taraf üzerine bırakılmasını talep etmiştir. MAHKEMECE: "...,Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı ile aralarında güvenlik hizmet alımına ilişkin sözleşme bulunduğu, bu sözleşme kapsamında davalıya güvenlik hizmeti verildiği, davalının sözleşmeyi haksız şekilde erken feshettiği, bu sebeple kârdan yoksun kaldığı, yoksun kalınan kâra ilişkin zararı davalının karşılaması gerektiği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmeye göre davalı şirketin, davacı şirket personelini ilgili personelin işten ayrıldığı tarihten itibaren 1 yıl süre ile çalıştırmayacağına dair taahhüdünün bulunduğu, bu taahhüde uyulmaması halinde davalının cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalı şirketin davacı şirket çalışanını işten ayrıldıktan hemen sonra işe aldığı, bu hususunun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği ve davalıya bildirildiği halde davalının bu duruma son vermediğini iddia ettiği ve yoksun kaldığı kâr ile cezai şartın davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının ise sözleşme kapsamında tüm yükümlülüklerini yerine getirdiği, pandemiden kaynaklı ekonomik koşullar sebebiyle hizmet alımına son verilmesi kararı alındığı, bu durumun davacıya önceden bildirildiği, taraflarca 31/05/2020 tarihinde karşılıklı mutabakat ile sözleşme ilişkisinin sona erdirilmesinin kararlaştırıldığı, sözleşme ilişkisi karşılıklı anlaşma ile sona erdiğinden haksız ve bildirimsiz fesihten bahsedilemeyeceği, davacının işi sona erdirme tutanağında herhangi bir ihtirazi kaydının bulunmadığı, cezai şartın feri borç olduğu, sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra talep edilemeyeceği, davacının dava dışı işçinin çalışma özgürlüğünü sözleşme hükmü ile sınırlayamayacağı, söz konusu hükmün geçersiz olduğu, sözleşme hükmünde belirtilen cezai şart tutarının ilgili personelin yıllık ücreti olduğu, davacı tarafından tek taraflı düzenlenen sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu mahiyetinde olduğu, aksi kanaat halinde mahkemece cezai şart bedelinin tenkisi gerektiğini savunduğu, taraflar arasında güvenlik hizmet alımına ilişkin sözleşme bulunduğu ve davacının eski çalışanı ... ...'ın işten ayrıldıktan sonra davalı işyerinde davalının grup şirketinde çalışmaya başladığı ihtilafsız olup uyuşmazlık, hizmet alım sözleşmesi ilişkisinin davalı tarafından feshedilip feshedilmediği, fesih var ise feshin haklı olup olmadığı, davacının fesih nedeniyle kârdan yoksun kalıp kalmadığı, yoksun kalmış ise yoksun kaldığı kârı talep edip edemeyeceği, talep edecekse talep edeceği miktarın ne kadar olduğu, ayrıca davacı şirketin eski çalışanının davacı ile davalı arasındaki sözleşme sonlandıktan sonra davalı şirkette çalıştırılmaya devam edilmesinin sözleşmeye aykırılık teşkil edip etmediği, sözleşmeye aykırılık var ise bu hükmün mevzuata uygun olup olmadığı, sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra davacının bu hükme istinaden cezai şart talep edip edemeyeceği, talep edecekse talep edeceği miktarın ne kadar olduğu hususlarındadır. Mahkememizce davacı tanıkları.... ve ....'in 28/05/2021 tarihli celsede dinlenildiği, adı geçen tanıkların müşterek beyanlarında, sözleşme ilişkisinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği ve davacı şirket eski çalışanı ... ...'ın yaş dışındaki kıstaslar yönünden emekliliğe hak kazandığı gerekçesi ile işten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya devam ettiğini beyan ettikleri anlaşılmıştır. Mahkememizce, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacaklı olduğu miktarın sözleşme hükümlerine göre ne kadar olduğu hususlarında dosyanın smmm ve nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 13/08/2021 tarihli kök raporda, taraflar arasında özel güvenlik hizmet alım sözleşmesi bulunduğu, söz konusu hizmete taraflarca 31/05/2020 tarihi itibariyle karşılıklı anlaşma ile son verildiği, davacı şirketin bu tarihten sonra 03/06/2020 tarihli ihtarname ile davalıdan kâr mahrumiyeti tazminatı ve cezai şart talep ettiği, normal şartlarda sözleşmenin sona erme tarihi ile sonlandırma tarihi arasında 7 ay süre bulunduğu, davacının bu süreye ilişkin kâr mahrumiyeti talep edebileceği, ancak davacının önceki 7 aylık süreçte davalıya 96.159,84 TL fatura kestiği halde söz konusu çalışanların davacıya maliyetinin 102.690,42 TL olduğu, buna göre davacının söz konusu döneme ilişkin kâr kaybının bulunmadığı, davacının cezai şart talep edebileceğinin kabul edilmesi halinde sözleşmenin 7. maddesine göre talep edilebilecek cezai şartın 47.303,88 TL olarak hesaplandığı, cezai şartta indirim konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, taraflarca bu rapora itiraz edildiği, mahkememizce davacının fesih/sözleşme sonlanma tarihinden itibaren aynı nitelikte ve aynı şartlarla başka bir güvenlik hizmeti sözleşmesi imzalaması için gereken makul sürenin tespit edilerek makul süre için kâr kaybının belirlenmesinde TBK'nın 438. maddesinin kıyasen uygulanması ve tarafların diğer itirazlarının karşılanması gerektiği dikkate alınarak dosyanın kök rapor hazırlayan bilirkişi heyetine tevdi edildiği ve ek rapor talep edildiği, bilirkişi heyetinin 07/02/2022 tarihli ek raporunda, taraflar arasındaki sözleşmenin normal sona erme süresinin 31/12/2020 olduğu, sözleşme 31/05/2020 tarihinde sonlandırıldığından davacının erken sonlandırma nedeniyle kâr kaybı talep edebileceği ve davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarda başka bir sözleşme imzalayabileceği makul sürenin 3 ay olduğu, ancak davacı personellerinin davacıya maliyetinin davalıya düzenlenen aylık faturalardan yüksek olduğu, davacının kâr kaybının olmadığı, davacının güvenlik personellerinden ....'ın 31/05/2020 tarihinde davacı şirketten ayrıldıktan sonra 01/06/2020 tarihinden itibaren davalı şirketin grup şirketinde ve davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığı, cezai şarta ilişkin yapılan yeni hesaplamada davacının talep edebileceği cezai şart miktarının 54.217,56 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş ve kanaat bildirildiği anlaşılmıştır. Davacı ile davalı arasında 15/10/2008 tarihinden itibaren yürürlükte olan özel güvenlik hizmet alım sözleşmesi bulunduğu, bu sözleşmenin 4. maddesine göre sözleşmenin her yıl takvim yılının başından sonuna kadar olan süre için kendiliğinden yenilendiği, davalının bu sözleşmeyi Ankara 44. Noterliği'nin 02/04/2020 tarih ve 2983 yevmiye nolu ihtarnamesi ile 30/04/2020 tarihi itibariyle feshettiği, ancak hizmetin 31/05/2020 tarihi itibariyle sonlandırıldığı, her ne kadar davalı tarafından Covid 19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler mücbir sebep olarak bildirilmiş ve sözleşmenin fesih gerekçesi olarak ileri sürülmüşse de davalının da kabulünde olduğu üzere davacı ile mevcut olan sözleşme sona erdirildikten sonra davalının kendi grup şirketi olmakla birlikte üçüncü bir kişi olan dava dışı .... .. AŞ'den güvenlik hizmeti almaya devam ettiği, bu halde taraflar arasındaki özel güvenlik hizmeti sözleşmesinin davalı yanca haklı neden olmaksızın feshedildiğinin kabulü gerektiği, kural olarak davacının haksız fesih nedeniyle dava konusu olayda kıyasen uygulanması gereken, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 438/1. maddesi uyarınca, fesih tarihinden sözleşme döneminin sonuna kadar yoksun kaldığı kazancı isteyebileceği, bu zararın hesabında, fesih tarihinden itibaren davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarla başka bir sözleşme imzalaması için gereken makul sürenin tespit edilerek, bu makul süre için kâr kaybının belirlenmesi gerektiği, ayrıca, davaya konu sözleşmenin sona ermesi nedeniyle çalışma gücü serbest kalan davacının yeni bir iş bulmak yoluna gideceği ve o işten sağlayacağı kazancı, davalıdan alacağı tazminattan indireceği, burada davacının bu dönem içerisinde kazanacağı para göz önüne alınarak sözleşme konusu hizmetini yapmaması nedeniyle tasarruf ettiği giderlerin de tazminattan indirilmesi, davacının kazanmaktan kasten kaçındığı paraların da mahsup işlemine tabi tutularak böylece davacının zararın artmasına yol açacak davranışlarının önlenmesi gerektiği, bu kapsamda yapılan incelemede mahkememizce alınan bilirkişi kök ve ek raporuna göre taraflar arasındaki sözleşmenin normal sona erme süresinin 31/12/2020 olduğu, sözleşme 31/05/2020 tarihinde davalı tarafından sonlandırıldığından davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarda başka bir sözleşme imzalayabileceği makul sürenin 3 ay olduğu, ancak davacının defter ve kayıtlarına göre davacının davalıya hizmet veren personelleri için davalıya düzenlemiş olduğu fatura bedelleri ile davacının söz konusu personellerinin maliyeti mukayese edildiğinde personel maliyetinin düzenlenen fatura tutarlarından daha fazla olduğu, bu halde davacının kârdan yoksun kaldığından bahsedilemeyeceği, davacı tarafından bu durumun ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmüşse de basit yargılama usulüne tâbi olan dava konusu uyuşmazlıkta davacının sözleşme kapsamında davalı nezdinde istihdam edilen güvenlik personellerinin aylık ve yıllık maliyetleri ile davalı adına düzenlenen faturalar arasındaki farkı-aylık kârını- ortaya koyan herhangi bir kayıt ve belge sunmadığı, davacının defter ve kayıtlarından da aksi yönde bir sonuca ulaşılamadığı, davacının bilirkişi kök ve ek raporuna karşı soyut iddia ve itirazlarını destekler herhangi bir somut yazılı delil sunmadığı ve kâr mahrumiyetine ilişkin zararını ispatlayamadığı, cezai şart talebi yönünden ise davacı şirket eski çalışanı ....'ın taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden hemen sonra davalının güvenlik hizmeti almaya başladığı dava dışı .... A. Ş'de çalışmaya başladığı sabit ise de cezai şartın asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edim olduğu, taraflar arasındaki sözleşme her ne sebeple sona ermiş olursa olsun davacının sözleşmenin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olarak anılan sözleşmenin 7/e maddesine göre talepte bulunamayacağı, mahkememizce alınan bilirkişi kök ve ek raporunun gerekçeli, objektif, denetim ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davacının kâr mahrumiyeti ve cezai şart tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir(Benzer yöndeki kararlar için bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 31/05/2021 tarih ve 2021/949 Esas, 2021/2336 Karar; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/03/2019 tarih ve 2017/3234 Esas, 2019/2408 Karar; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/02/2014 tarih ve 2012/12780 Esas, 2014/2847 Karar sayılı ilamları.)" gerekçesi ile; "1-Davanın REDDİNE" şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın haklı bir sebebe dayalı olmaksızın süresinden önce sözleşmeyi feshettiğini, fesih sebebi olarak şirketin satın almış olduğu ve satın alan şirketlerin grup şirketleri içerisinde bir güvenlik şirketi olması sebebi ile güvenlik hizmetinin bu şirket üzerinden alınacağının belirtildiği, davalı tarafa gönderilen maillerin dikkate alınmadığını, noter kanalı haksız fesih yaptırımlarının uygulamaya konulacağının ifade edildiğini, davalı tarafın sözleşmeyi haksız bir şekilde taraflarca yapılan anlaşmaya aykırı bir şekilde tek taraflı olarak feshettiğini, dosyada tanzim edilen bilirkişi raporu ile dava dışı ....'ın müvekkili şirkette çalışmasının sonlanmasının hemen ertesi günü davalı şirket bünyesinde çalışmaya başladığını, bu durumun SGK kayıtları başta olmak üzere dosya kapsamı ile sabit olduğunu, .... isimli çalışanın, müvekkili şirketten ayrılmasına müteakip davalı taraf bünyesine alınması neticesinde ilgili hükmün davalı tarafından ihlal edildiğinin açıkça ortada olduğunu, bu nedenle cezai şart koşulunun gerçekleştiğini, müvekkili şirketin cezai şart alacaklısı olduğunu, somut olayda, ceza koşulunun teminat altına aldığı eski personeli çalıştırmama şeklinde yapmama borcu, davalı tarafından sözleşmeye aykırı şekilde ve kusurlu olarak ihlal edildiğini, taraflar arasında Özel Güvenlik Hizmeti temini edimini içeren, sürekli borç ilişkisi niteliği taşıyan, güven unsurunun yoğun olduğu bir sözleşmenin söz konusu olduğunu, ceza koşulunun teminat altına aldığı "eski personeli çalıştırmama" şeklindeki yapmama borcunun davalı tarafından kusurlu olarak ihlal edildiğini, bilirkişi tarafından müvekkilinin mahrum kaldığı kar ve müvekkilinin toplam zararının hesaplanarak hüküm altına alındığını, bu nedenle söz konusu taleplerin reddi yönündeki kararın kabulünün mümkün olmadığını, sözleşmenin erken feshi sebebi ile sözleşme süresince devam etmiş olsa müvekkilinin içinde bulunacağı maddi durumun hesaplanması sureti ile kar kaybının ortaya konulması gerektiğini, ancak bilirkişi tarafından bu yönde bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca hesaplamanın rakamsal değerinin de hatalı ve gerçeğe aykırı yapıldığını istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hizmet sözleşmesinin feshine dayalı olarak kâr kaybı tazminatı ve cezai şart istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davalı tarafça sözleşmenin 30.04.2020 tarihi itibariyle sona ereceği ihtarname ile bildirilmesine rağmen hizmet ilişkisinin 31/05/2020 tarihi itibariyle sona erdirildiğinin, davacı tarafın sözleşme bitiş tarihine göre kar kaybı talebinde bulunamayacağının denetime elverişli bilirkişi raporu ve ek raporu doğrultusunda tespit edildiğinin, taraflar arasındaki sözleşmede işten ayrılan davacı personelinin çalıştırılmamasına ilişkin hükmün sözleşmenin bitiminden sonra da geçerli olacağına ilişkin kayıt bulunmadığının, davacı ile mevcut olan sözleşme sona erdirildikten sonra ... ... isimli personelin davacı şinketten ayrılıp farklı tüzel kişiliği olan dava dışı ..... AŞ'de çalışmaya başladığının, davacının sözleşmenin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olarak sözleşmenin 7/e maddesine göre talepte bulunamayacağının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/05/2022 tarih, 2020/436 Esas ve 2022/426 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın Dairemizce taraflara re'sen tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/03/2026