Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/711 E. 2021/806 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/711
Karar No
2021/806
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1433 KARAR NO: 2024/1222 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 31/05/2024 NUMARASI: 2024/304 Esas DAVANIN KONUSU: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) KARAR TARİHİ: 02/10/2024 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir ve muhafaza tedbirli talep dilekçesi ile; müvekkili şirketin yetkili hamili olduğu poliçeye ilişkin takip tarihi itibariyle 2.122.832,17 Euro tutarındaki muaccel borcun ve ferilerinin ödenmemiş olması nedeniyle alacağının tahsilini geciktirme amaçlı ve kötü niyetli olarak icra takibine yapılan itirazın kaldırılmasını, müvekkili şirketin fazlaya dair hakları ve işlemeye devam eden faizleri talep etme hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu alacağın kambiyo senetlerine dayandığı gözetilerek dava konusu alacağı karşılayacak şekilde davalı şirketin banka hesapları, menkul, gayrimenkul üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına ihtiyati haciz konulmasını, davalı şirketin mal kaçırma dahil alacaklıların zararına tasarruflarda bulunma olasılığı nedeniyle davalı şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tedbir konulmasını, davalı şirketin mal varlığına dair defter tutulmasını, müvekkili şirketin alacağı, fer'ileri, takip ve yargı harç ile giderlerinin mahkeme veznesine depo edilmesini, icra takibi konusu yapılmış alacak tutarı için depo emri kararı verilmesini, borcun yasal süre içerisinde depo edilmemesi yahut müvekkili şirkete ödenmemesi halinde ise davalı ... Anonim Şirketi'nin İflasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 31/05/2024 tarihli ara kararı ile " ...Somut olay yönünden yapılan incelemede, halihazırda mahkememizde itirazın kaldırılması ve iflas davası görülmekte olup davaya esas olan takip kambiyo senedine dayalı olarak başlatılmamıştır. Yani davacı somut olayda, kambiyo senetlerine yani poliçeye özgü iflas yoluyla takiplere mahsus bir talepte bulunmamış, bu yönde bir ödeme emri de davalıya borçlu olarak tebliğ olunmamıştır. Bir başka deyişle davacı, iflas yoluyla adi takiplere mahsus olmak üzere talepte bulunmuş, bu yönde davalıya ödeme emri gönderilmiştir. Davacının dahi kambiyo senedine dayanarak ve bu belgelere mahsus iflas talep etmediği halde, mahkememizce adeta kambiyo senedine mahsus iflas takibi yapılmış gibi somut iflas davası açısından poliçeye dayalı ihtiyati haciz kararı verilmesi kabul edilemez. Zira iflas davası açısından bu noktada kanaat verici bir belge ve talep yoktur. Elbette davacının kambiyo senedine veya poliçeye dayalı iflas talebinde bulunması durumunda bu durumun takdiri ayrıca gerekir. Ancak bu aşamada somut davada böyle bir takip dahi yoktur. Kaldı ki davacının iflas yoluya adi takiplere mahsus düzenlenen ödeme emrinde herhangi bir belgeye dayanma zorunluluğu kural olarak yoktur. Davacının adı geçen takip talebi ve ödeme emri çerçevesinde belirtmiş olduğu poliçeler var ise de davalı borçlu süresi içinde icra dairesine itirazda bulunmuş, hatta bu itirazında imzaya yönelik itirazını dahi açıkça ortaya koymuştur. Halihazırda bu davanın dayandığı iflas takibi ise durmuş durumdadır. Bu hususun dahi Mahkememizde tartışma konusu olduğu, itirazın kaldırılmadığı, takibin durduğu bu aşamada kanaat verici delilin olmadığı değerlendirilmiştir. Hal böyle olunca somut davanın özellikleri dikkate alındığında yukarıda anılan ihtiyati haczin koşullarının oluşmadığı, bir başka deyişle somut dava açısından "kanaat verici" bir belgenin bulunmadığı mahkememizce takdir olunmuştur. Nitekim İstanbul BAM 45 Hukuk Dairesi benzer olaya ilişkin gerekçesinde "davacının talebi İİK 159.maddesi kapsamında tedbir kararı verilmesine yöneliktir. Yasal düzenlemeler ve dosya kapsamı değerlendirildiğinde; ödeme emrine karşı davalı tarafından imzaya ve borca yönelik itiraz dilekçesi sunulduğu, mahkemece öncelikle genel hükümlere göre davacının alacaklı olup olmadığının tespiti gerektiği, alacaklı olduğunun belirlenmesi halinde ise itirazın kaldırılmasına karar verilerek iflasa ilişkin prosedürün işletileceği anlaşılmakla, somut dosya kapsamı itibariyle bu aşamada mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde olmayıp 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." (İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi 2021/711 E.-2021/806 K.sayılı ilamı) şeklinde yapmış olduğu açıklamayla itirazın kaldırılması ve iflas davasında geçici hukuki koruma önlemi olan tedbir talebinin mümkün olmayacağı" yönünde hüküm oluşturmuştur. b)Davacının muhafazaya ilişkin diğer talebi ise defter tutulmasına ve ayrıca davalı şirkete ait tüm taşınır ve taşınmaz mallar ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklar üzerine, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tedbir konulmasına dairdir. İİK m.177 hükmüne göre açılan iflas davalarında İİK.nun 181.maddesi delaletiyle 159. maddesi gereğince tedbirlere hükmedilebilir. İİK.nun 159.maddesine göre mahkeme, defter tutmadan gayrı bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan, ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğruyabilecekleri zararları karşılamak üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilecektir. Tedbir talebinin kabulünün gerekip gerekmediği konusunda ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümlerin dikkate alınması zorunludur. Buna göre ihtiyati tedbir 6100 sayılı HMK m.389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. HMK m.389 hükmüne göre ise ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan haller, genel bir ihtiyati tedbir sebebi veya şartı olarak kabul edilmiştir. Bu şartlardan birisinin mevcudiyeti halinde, mahkemece, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Genel kaidelerin mutlak bağlayıcılığı bu dava yönünden olmasa da dikkate alınmaya değerdir. Yargıtay uygulamasında ve doktrinde de kabul olunduğu üzere ihtiyati tedbirde asıl olan,ihtiyati tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin varlığının yaklaşık ispat çerçevesinde var olmasıdır. Yukarıda açıklanan hüküm dahi dikkate alındığında her türlü muhafaza tedbirine karar verilebilmesi mümkün ise de kanun koyucu bu noktada öncelikle tüm alacaklıların menfaatinin bu noktada bulunmasını gerektiğini emretmiştir. Esasen doktrinde de genel olarak muhafaza tedbirleri için sadece iflas isteyen alacaklı yönünden değil "iflas alacaklıların tamamının" menfaatlerinin gözetilmesi gerektiği kabul olunmaktadır.Buna göre davacı vekili dava dilekçesinde, davalının malvarlığı üzerine tedbir konulması ve defter tutulması yönünde beyanda bulunmuş ise de davacının, talebe konu tedbirlerin verilmemesi durumunda davacı dışında diğer alacaklıların dahi menfaatinin ne şekilde zarar göreceği yönünde somutlaştırılmış herhangi bir vakıa, vakıalar zinciri ve bu yöne ilişkin yaklaşık ispat seviyesinde bir delil ortaya konulmuş değildir. Yine henüz itirazın henüz kaldırılmaması, hatta dayanak belgelerdeki imzaya açıkça itiraz edilmiş olması, bu noktada davacı lehine iddiaya konu tedbirlerin verilmesi noktasında davacı aleyhine bir hal teşkil etmektedir. Somut olayda ise talebe konu defter tutma ve malvarlığı üzerine tedbir konulması noktasındaki taleplerle ilgili yaklaşık ispat seviyesinde bile delil sunulmamıştır. O halde yasal düzenleme dikkate alındığında, yaklaşık ispat seviyesinde somutlaştırılmış vakıa ve delil dahi olmadığı halde talebe konu defter tutma ve tedbir taleplerinin kabulü ileride davalı yönünden telafisi zor veya imkansız hallere yol açabilecektir. Hele hele dava dilekçesi içeriği dikkate alındığında "anonim şirket statüsünde" olduğu anlaşılan şirketin fiilen çalışan, ticari hayatın içinde faaliyet gösterdiği anlaşılan bir şirket olduğu ilk bakışta anlaşılmakta olup aksine bir ispat durumu söz konusu değildir. Somut olayın özelliği gözetildiğinde, ticari hayatın içinde varlığını sürdüren şirketin malvarlığı üzerine tedbir uygulanması şirketin ekonomik açıdan yok olma tehlikesini dahi gündeme getirebilecektir. Bu arada belirtmek gerekir ki defter tutulmasındaki amaç, borçlunun envanterinin kayıt altına alınması ise de ticari hayatın olağan akışı içinde iflas müdürlüğünce görevlendirilecek kişi veya kişilerin, davalı şirketin malvarlığı ile ilgili defter tutulmasının "şirket aleyhine olumsuz bir algının doğmasına" yol açabileceği inkar olunamaz. Esasen iflas müdürlükleri nezdinde gerçekleştirilen bu tip defter tutma taleplerinin kimi zaman kolluk marifetiyle gerçekleştirilmesi dahi bu kanaatin açık göstergesidir. Davalı şirket aleyhine defter tutulması noktasında gerekli şartların oluşması durumunda, aleyhine iflas davası açılan şirketin bu tedbirin sonuçlarına katlanması gerekeceği açık olsa da somut olay açısından davalı aleyhine bu yönde bir tedbir uygulanması ölçülülük ilkesinin ihlali olacaktır. Nitekim yukarıda atıf yapılan İstanbul BAM 45.HD nin 2021/711 E.-2021/806 K.sayılı kararında da benzer talepler" ödeme emrine karşı davalı tarafından imzaya ve borca yönelik itiraz dilekçesi sunulduğu, mahkemece öncelikle genel hükümlere göre davacının alacaklı olup olmadığının tespiti gerektiği, alacaklı olduğunun belirlenmesi halinde ise itirazın kaldırılmasına karar verilerek iflasa ilişkin prosedürün işletileceği anlaşılmakla, somut dosya kapsamı itibariyle bu aşamada mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde olmayıp 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesiyle red olunmuştur. Kaldı ki gerek (a) gerek (b) bentleri başlığı altında davacının talep etmiş olduğu ihtiyati haciz ve bu çerçevede ayrıca defter tutma talebi, ihtiyati tedbir talebi kesinleşmiş kambiyo senedine dayalı değil adi iflas yoluna dayalı takibe dayanmaktadır. Nitekim davalı borçlu imzaya ve diğer hususlara yönelik açıkça itirazda bulunmuştur. Davacı, kambiyo senedine dayalı iflas takibinde bulunma hakkını dahi kullanmamıştır. Davacının dahi kambiyo senedine dayalı takip yapmadığı halde ortada kambiyo senedine dayalı bir takibin var olduğu ve adeta hiçbir itiraz olmadığı kabulü ile bir tedbir kararı verilemez. Nihayet somut davada imzaya yönelik açık itiraz karşısında, ayrıca davacı açısından teminat göstermekle ilgili araştırmanın yapıldığı bir dönemde, itirazın kaldırılmadığı bir aşamada ve davacının haklılığının dahi yaklaşık olarak ispatlanamadığı bir durumda davalı aleyhine muhafaza uygulanması, itirazın kaldırılması ve iflas davasının amacı dışında kullanılmasına yol açacaktır. Zaten takibe itiraz eden davalının malvarlığını kaçırmaya, gizlemeye, eksiltmeye, devretmeye yönelik ve yaklaşık ispat seviyesine yakın somutlaştırılmış vakıa ve delil dahi yoktur. Açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir ve defter tutulmasına yönelik tüm geçici hukuki korumaya dair taleplerinin tümden reddine " karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; müvekkil şirketin alacağı kambiyo senedi niteliğinde poliçelere dayandığından somut olayda yaklaşık ispat şartı gerçekleştiğini, kambiyo senetlerine özgü takip yapılmamış olması hiçbir şekilde bu ispat niteliğini sakatlamayacağını, müvekkil şirket de icra takibine konu edilen poliçeler’in yetkili hamili olduğuna ve poliçelerin vadeleri de geldiğine göre, poliçeler’in bizatihi kendileri müvekkil şirketin davalı şirketten alacağını başka bir delile gerek olmaksızın ispat eder nitelikte olduğunu, zira, kambiyo senedi niteliğindeki poliçelerin hamili olan müvekkil şirketin, kambiyo alacağını ileri sürmek için kambiyo senetlerine özgü takip ve dava yollarına başvurması bir zorunluluk değil, bir hak olduğunu, müvekkil şirket bu hakkını kullanıp kullanmamakta serbest olduğunu, tamamen usuli nitelikteki bu tercih, müvekkil şirket’in uhdesinde bulunan poliçelerin ispat gücünü hiçbir şekilde azaltmayacağını, müvekkil şirketin kambiyo senetlerine özgü takip yoluna başvurmamış olması, poliçeler’in kambiyo senedi olmadığı manasına gelmeyeceğini, ihtiyati haciz ve muhafaza tedbirleri verilmesi için yasada sayılan şartların somut olayda gerçekleştiğini beyan ederek, İİK 257 vd. Maddeleri uyarınca ihtiyati haciz ile İİK 159 kapsamında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılmıştır. Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 155. ve devamı maddeleri uyarınca iflas yolu ile başlatılan adi takibe yapılan itirazın kaldırılması ile davalının iflasına ilişkindir. Uyuşmazlık, talep edilen alacağa yönelik İİK 257 vd. ila İİK 159 vd. maddeleri uyarınca maddeleri uyarınca ihtiyati haciz ve iflas muhafaza tedbirlerinin uygulanması istemine ilişkindir. İhtiyati haciz, İİK'nin 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 257. madde uyarınca, ihtiyati haczin vadesi gelmiş bir para borcu için istenebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ihtiyati haciz istenebilmesi için borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlanması, yahut kaçmış olması veya bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gereklidir. İİK'nın 258/1 fıkrasına göre de, alacaklının, alacağı ve icabında haciz talepleri hakkında, mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecbur olduğu hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için, kesin bir ispat aranmamakta, özellikle hukuki bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının ve muaccel olduğunun yazılı bir belgeye veya belgeler zincirine dayanmasının tercih edilmesi gereken bir seçenektir. (Yargıtay 19.HD. 23.01.2014 t. 2023/18723-2014/1804) İhtiyati Tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Geçici Hukuki Korumalar" üst başlığını taşıyan onuncu kısmının 389 vd maddelerinde düzenlenmiştir. 389. maddede ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiş, son cümlede ise, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Aynı yasanın 390/3.fıkrasında ise, tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. İİK 159. maddesi " İflas talebi halinde mahkeme ilk önce alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini emredebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse alacaklının talebi üzerine mahkeme mutlaka bu tedbirlere karar vermeye mecburdur. Bu emirler iflas dairesince yerine getirilir. Mahkeme defter tutmadan gayri bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayabilecekleri zararları karşılamak üzere HMK 96.maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya alacak bir ilama bağlı ise teminat aranmaz. Devlet veya Adli Yardıma nail kimselerde teminat göstermek mecburiyetinde değildir. Bu maddeye göre alınan muhafaza tedbirleri borçlu aleyhindeki icra takiplerine tesir etmez " , İİK 161. Maddesi ise " İflas talebinde bulunan alacaklı isterse, mahkeme borçluya ait bir defterin tutulmasına karar verebilir. Bu defter iflas dairesi tarafından tutulur" şeklinde düzenlenmiştir. Yasa metninde ifade edildiği gibi iflas talebi halinde mahkemenin, ilk başta alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini karar verebileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için borçlunun itirazının kaldırılmasına yada takibin kesinleşmesine gerek yoktur. İflas davasının açılması halinde, öncelikle mahkemenin muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için alacaklıların menfaatinin zaruri kılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile alacaklıların menfaati tehlikeye düşecekse tedbirin alınmasında zaruret bulunduğu kabul edilmelidir. O halde, muhafaza tedbirleri ile güdülen amaç, aleyhine iflas davası açılan borçlunun müstakbel iflas masasına girecek mal ve hakların muhafazası suretiyle sadece iflas isteyen alacaklının değil, iflas alacaklıların tamamının menfaatlerinin kurunmasıdır. (Muşul, Timuçin, İflas ve Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s.168). Ancak yasal düzenlemede mahkeme tarafından alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerinin mahkeme tarafından alınabileceği belirtilmiş ise de borçlu şirketin ticari hayatını ve faaliyetini zedeleyecek, iflasına yol açabilecek nitelikte tedbir talebi de verilmesi mümkün değildir. Yukarıda açıklandığı üzere iflas yoluyla takipte İİK 159. maddesine göre muhafaza tedbirlerine karar verebilmek için iflas yoluyla takibin kesinleşmiş olması zorunlu olmadığı gibi, takibe itiraz edilmemiş ise mahkemenin talep üzerine veya resen muhafaza tedbirlerine karar vermek zorunda olduğu, ancak takibe itiraz edilmiş ise muhafaza tedbirine karar verip vermemek mahkemenin takdirinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme takdir hakkını kullanırken öncelikle, alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve HMK 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir. Şayet hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir.(Pekcanıtez,Hakan/Atalay,Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas,2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi) Somut olayda; davacı yan, takibe dayanak yapılan kambiyo senetlerine istinaden adi takip başlatmış olup davalı tarafın, mevcut icra dosyasına dayanak belge içeriğine ve imzaya açıkça itiraz ettiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. O halde davacı, alacak iddiasını takip talebine eklediği adi yazılı belgeye dayandığına göre alacağa delil teşkil etmesi için 6100 sayılı yasanın 205/1.maddesi gereği mahkeme huzurunda ikrar olunması veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. İmzaya itiraz edilmesi halinde aynı yasanın 211.maddesine göre inceleme yapılması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfeti de alacaklıya aittir. Bu durumda HMK 211. Maddesine göre henüz sahtelik incelemesi yapılmayan adi yazılı belgeye istinaden alacak talebinde bulunulduğuna göre bu aşamada dosyaya sunulan deliller dikkate alındığında yaklaşık ispat koşulu gereçekleşmediği, keza mahkemece de sadece başvuran alacaklının değil tüm alacaklıların da menfaatini gerektirir bir husus görmediğinden, bu konuda bir kanaat sahibi de olmadığı görülmekle, mahkemece ihtiyati haciz ile iflas muhafaza tedbir talebinin reddine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, mahkemece verilen ana karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan ihtiyati haciz ile iflas muhafaza tedbiri talep eden davacı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine oy birliği ile varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL'nin başvuru harcının hazineye GELİR KAYDINA, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan 427,60 TL'nin istinaf karar harcının hazineye GELİR KAYDINA,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/10/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/711, K. 2021/806, T. 23.01.2014, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-711-e-2021-806-k-b610051e7da3