Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2017/1135 E. 2021/294 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2017/1135
Karar No
2021/294
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1183 KARAR NO: 2024/1454 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/03/2021 NUMARASI: 2017/1135 E. - 2021/294 K. ASIL DAVA:İtirazın İptali BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ 2015/338 ESAS - 2016/101 KARAR SAYILI DOSYASI BİRLEŞEN DAVA:İtirazın İptali Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıdan taşınmaz satışından kaynaklanan fatura alacağı bakiyesi olan 124.200,00 TL için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyasıyla ilamsız icra takibine geçildiğini, usulüne uygun ödeme emrinin borçluya 02/07/2014 tarihinde tebliğ edildiği borçlunun 07/07/2014 tarihinde itiraz ettiğini, borçlunun itirazında alacaklıdan 690.000,00 TL bedelle taşınmaz satın aldığını, 1.199.981,89 TL ödeme yaptığını, taşınmaz bedelinin KDV dahil 814.200,00 TL olduğunu, yapmış olduğu ödemeler sonrasında ise 385.781,89 TL alacaklı duruma geçtiğini iddia edip itiraz ettiğini, tarafların 17/10/2012 tarihinde taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmesi akdettiklerini, işyerleri için güncel KDV oranının %18 olduğunu, yani tarafların KDV'si ile birlikte toplam 1.416,00 TL bedelle anlaştıklarını ve davalının itiraz dilekçesinde belirttiği gibi bu bedelin sadece 1.119.981,89 TL'sini ödediğini, müvekkilinin proje sonrasında oluşan 2 adet taşınmazdan 2 nolu bağımsız bölümün 22/07/2013 tarihinde ve 3 nolu bağımsız bölümün 13/09/2013 tarihinde borçlu tarafa devrini gerçekleştirildiğini, devir işlemine esas değerin taraflarca tapuya (250+440)690.000TL olarak bildirdiğini ve tapu devrinde bu tutarın belirtildiğini, daha sonraki tarihlerde müvekkilince gerçek satış değeri olan 1.200,00 TL'nin vergi dairesine ve tapuya bildirdiğini, aradaki fark olan (1.200.00TL-690.000 TL)510.000 TL için ayrıca bir fatura keşide edildiğini, bakiye tapu harcı, KDV ve pişmanlık zammının müvekkilince ödendiğini, borçlu tarafa bakiye borcunu ödemesi için müteaddit defalar başvurulduğunu ancak çeşitli bahaneler ile davalının ödemeye yanaşmadığını, bunun üzerine 11/10/2013 tarihinde tapudaki taşınmazlara 2 adet kısmi faturanın keşide edildiğini, borçlu tarafın faturaları elden almakta direndiğini bu defa her iki faturayı ayrı ayrı taahhütlü olarak borçluya gönderdiğini ve borçlu tarafından 26/11/2013 tarihinde teslim aldığını, ödeme yapılmadığı için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı icra takibi başlattıklarını, borçlunun bakiye borcu olmasına rağmen kötü niyetli olarak itirazda bulunduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, savunmasında özetle;davacı tarafından düzenlendiği iddia edilen 11.10.2013 tarihli 79.200 TL'lik ve 45.000 TL'lik faturaların müvekkiline tebliğ edilmediğini, müvekkilinin taraflar| arasında yapılan taşınmaz alım satımından doğan borcunu ödediğini, başka bir borcu bulunmadığını, tarafların tapu satımını 22.07.2013 ve 12.09.2013 tarihlerinde yaptıklarını, müvekkili davalının, satıcı davacıya fazla ödeme yaptığını, taraflar arasında geçerli bir taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmesi bulunmadığını, TMK'nın 706 maddesine göre taşınmaz satışı sözleşmelerinin resmi biçimde yapılmadığı takdirde geçersiz olduğunu, bu sebeple davacının dayandığı sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmede birden fazla kişi tarafından imza edilmesinin de ayrı bir geçersizlik sebebi olduğunu, gerçekte tarafların anlaşmasına ve buna bağlı olarak tapuda yapılan satış işlemine göre anlaşmada bedelin içine KDV'nin dahil olduğunu, bu nedenle davacının sonradan KDV isteyemeyeceğini, geçersiz olan ve adi şekilde düzenlenen sözleşmede, davacının iddia ettiği E başlıklı maddede yazılı hususların önceden yazılmış ve matbu şekilde düzenlenmiş olduğunu, ana sözleşmenin geçersizliği karşısında, müvekkilini bağlayıcı bir yanı olmadığını, geçersiz adi sözleşmenin E/11 maddesinde yazılı KDV'nin %18 isteneceğine ilişkin davacı iddiasının geçersiz olduğunu, Vergi Usul kanunu ve KDV Kanununa göre, satış bedeline KDV dahil olarak satış yapıldığını, satıcı davacının, tapuda satış bedeli olarak göstermiş olduğu taşınmaz bedeline KDV'nin dahil olduğunu, ayrıca belirtilmemişse KDV'nin satış bedeline dahil olduğunu, satıcının satıştan uzun süre sonra KDV için fatura düzenleyerek tebliğ etmesinin hukuk değeri olmadığını, taşınmazların 22.07.2013 ve 13.09.2013 tarihinde satılmasına karşılık iki adet faturanın düzenleme tarihinin 11.10.2013 olduğunu, satıştan yaklaşık 3 ay sonra düzenlenerek alıcıya tebliğ edilen KDV faturasının yok hükmünde olması gerektiğini, KDV içeren faturanın, malın tesliminden itibaren 7 gün içinde düzenlenmesi gerektiğini, bu süre içinde düzenlenmeyen faturanın hiç düzenlenmemiş sayılacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, birleşen dava dilekçesinde özetle; davalı ile davacı arasındaki taşınmaz satışından dolayı davacının bakiye 91.800,00 TL alacağı bulunduğunu, bu sebeple İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığını, ancak davalının itiraz ettiğini, sözleşmenin C.2. ve E.11.maddeleri gereği tarafların 1.200.000-TL+ KDV bedelde anlaştığını, işyeri için KDV oranının % 18 olduğunu, tarafların KDV'si ile birlikte toplam 1.416.000TL bedelle anlaştığını, davalının bu bedelin sadece 1.199,981,89 TL'sini ödediğini, 2 nolu bağımsız bölümün 22.07.2013 tarihinde, 3 nolu bağımsız bölümün 13.09.2013 tarihinde tapuda davalıya devredildiğini, devir işlemine esas değerin taraflarca tapuya (250.000 TL+440.000 TL) 690.000 TL olarak bildirildiğini, tapu devrinde bu tutarın belirtildiğini, bu tutar üzerinden 11.10.2013 tarihinde 2 adet fatura keşide edilerek borçluya iletildiğini, bakiye borç ödenmeyince İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ikame edildiğini, daha sonraki tarihlerde müvekkilince gerçek satış değeri olan 1.200,00 TL'nin vergi dairesine ve tapuya bildirdiğini, aradaki fark olan (1.200-690)510.000 TL de için ayrıca 06.11.2014 tarihli faturalar keşide edildiğini, bakiye tapu harcı, KDV ve pişmanlık zammının müvekkilince ödendiğini, davalının bu faturaları kabul etmemesi üzerine Kartal ...Noterliğinin 14.11.2014 tarih, ... sayılı ihbarnamesi ekinde faturaların davalı tarafa gönderildiğini, davalının bunları 25.11.2014 tarihli ihtarname ile iade ettiğini, bunun üzerine İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun ana paraya dair son ödemesine müteakip 04.06.2014 tarihli teslim tesellüm tutanakları tanzim edildiğini, gelinen bu noktada davalının taşınmaz satış işleminden kaynaklanan 1,416.000 TL satış değeri üzerinden bakiye 216.000 TL borcu bulunduğunu, bu borcun 124.200 TL'lik kısmının Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya ile 91.800 TL'lik kısmının ise Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayıl icra dosyasına konu edildiğini, davalının birleşen dosya dayanağı icra takibine itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında geçerli bir taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmesi bulunmadığını, TMK'nın 706 maddesine göre taşınmaz satışı sözleşmelerinin resmi biçimde yapılmadığı takdirde geçersiz olduğunu, bu sebeple davacının dayandığı sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmede birden fazla kişi tarafından imza edilmesinin de ayrı bir geçersizlik sebebi olduğunu, gerçekte tarafların anlaşmasına ve buna bağlı olarak tapuda yapılan satış işlemine göre anlaşmada bedelin içine KDV'nin dahil olduğunu, bu nedenle davacının sonradan KDV isteyemeyeceğini, taraflar arasında 22.07.2013 ve 13.09.2013 tarihlerinde yapılan tapu satışlarının KDV dahil 690.00 TL olduğunu, ancak, davacının satıştan çok zaman sonra gerçeğe aykırı olarak 11.10.2013 tarihli iki ayrı fatura düzenlediğini, davacının satış bedelinin 1.200.000 TL olduğu iddiasının gerçek olmadığını, hukuken tarafları bağlamayan sözleşmeyle, davacının zorlamalar yaparak yazılı bedeli tutturmak ve bedeli dönüştürmek maksadıyla, tapu satış tarih 22.07.2013 ve 13.09.2013 tarihli satışlardan yaklaşık 14 ay sonra yeni iki adet fatura daha düzenlediğini, 510.000 TL için düzenlenen 06.11.2014 tarihli iki adet faturanın geçerli olmadığını, davacının kusurundan kaynaklanan pişmanlığını vergi dairesine ve tapuya bildirdiği iddiasıyla, bedelini müvekkiline yüklemek istemesinin kabul edilemeyeceğini, davacının sonradan KDV düzenleyip kendisine kaynak yaratması için, geçersiz sözleşmeye sarılmasının nedeninin davalının fazla ödemeyi talep edecek olması olduğunu, geçersiz adi sözleşmenin E maddesinde yazılı KDV'nin % 18 isteneceğine ilişkin davacı iddiasının geçersiz olduğunu, müvekkilinin satın aldığı taşınmazları, geçersiz sözleşmeye göre satın almadığını savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Asıl Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkin olup, İİK.' nun 67 ve devamı maddelerine dayanmaktadır. Davaya konu İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasının celp olunarak yapılan incelenmesinde ; davacı tarafından davalı aleyhine toplam 124.200,00 TL alacağın haciz yoluyla tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalının davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek itiraz ettiği, icra takibinin durduğu görülmüştür. Birleşen Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkin olup, İİK.' nun 67 ve devamı maddelerine dayanmaktadır. Davaya konu İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasının celp olunarak yapılan incelenmesinde ; davacı tarafından davalı aleyhine toplam 91.800,00 TL alacağın haciz yoluyla tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalının davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek itiraz ettiği, icra takibinin durduğu görülmüştür. Mahkememizce tüm deliller toplanmış olup dosya kapsamında üç ayrı kök rapor son raporu hazırlayan heyetten de bir ek rapor alınmış ve dosyaya kazandırılmıştır. Yapılan yargılamada ve inceleme neticesinde uyuşmazlık konusu, satışın KDV ye konu olup olmayacağı değil, KDV den kimin sorumlu olacağıdır noktalarında toplanmıştır. Davacının dayandığı 17.10.2012 günü adi şekilde yapılan sözleşmenin başlığı her ne kadar "Taşınmaz Satış Vaadi ve İnşaat Sözleşmesi" ise de, içeriği "Taşınmaz Satış Vaadi" olup, resmi şekilde yapılmamıştır. Diğer yandan tapu tarafından tanzim edilen resmi senetlerde, satış bedelini nakden ve tamamen ödendiği kaydı vardır. Ancak satış bedeli her bir taşınmaz için ayrı ayrı 175.000.TL olmak üzere toplam 350.000.TL olarak gösterilmiştir. 17.12.2012 günlü adi sözleşmede ise satış bedeli 1.200.000.TL olarak belirtilmiştir. Diğer yandan faturalar kapalı fatura olarak tanzim edilmiştir. Davalı ..., takip dosyasına verdiği itiraz dilekçesi ile davaya verdiği cevap dilekçesinde faturaların kapalı olmasına dayanan, fatura bedellerinin tamamen ödendiğini ileri süren bir savunma ileri sürmemiştir. Aksine satış bedeline KDV nin dahil olduğunu ileri sürmüştür. Davalı ... 05.05.2016 günlü Bilirkişi Raporu na verdiği itiraz dilekçesinde, bu kez, faturaların kapalı olmasına dayanmıştır. Ticari defter ve kayıtların aleyhe delil olabilme kabiliyeti neticesinde Davacı ...nin, faturaları kapalı tanzim etmesi ile, Davalı ... un cevap dilekçesinde ileri sürdüğü satış bedeline KDV nin dahil olduğu savunmaları önem kazanmaktadır. Yargıtay HGK'nın 22/04/2015 2013/19-1950 E 2015/1251 K sayılı kararı ve Davacı ...nın tacir olması ve basiretli bir tacir gibi davranması gerektiği ilkesine öncelik vererek, Davacı ... nin davada uyuşmazlığa konu faturalardaki tanzim şekli olan kapalı tanzimin, Davacı ...yi bağlayacağı sonucuna varmıştır. Bu halde asıl davaya konu bu iki faturanın 45.000.TL + 79.200.TL = 124.200.TL lık kısmı artık uyuşmazlık konusu yapamaz. Birleşen davada ise davaya konu faturalar asıl davadan farklı olarak açık fatura şeklinde tanzim edilmiştir. Davalı ... Taşınmaz Satış Vaadi sözleşmesinin resmi şekilde yapılmadığına dayanmış ise de, satış resmi senet ile gerçekleşmiş olup, artık resmi şekilde yapılmayan Taşınmaz Satış Vaadi sözleşmesinde taraflara yüklenen satış dışındaki ikincil edimler tarafları bağlayacaktır. Bunun aksine dayanmak ise, MK 2 maddesine aykırı olacaktır. İzah olunan gerekçeler ile asıl dava yönünden davacının davasının ispatlanamaması nedeni ile reddine, birleşen dava yönünden sübut bulduğu anlaşıldığından davanın kabulü ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyasında; davalının 91.800,00 TL alacağa yönelik itirazının iptali ile takibin bu miktar üzerinden aynen devamnına, alacağın likit niteliği göz önünde bulundurularak davacı lehine hükmedilen tutarın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle asıl davanın ispatlanamaması nedeni ile reddine; birleşen İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/338 Esas sayılı dosyası yönünden, davanın kabulü ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takibine yapılan itirazın 91.800,00 TL asıl alacak üzerinden iptali ile takibin bu miktar üzerinden aynen devamına, davacı lehine hükmedilen miktarın % 20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının icra takibine itirazında, cevap dilekçesinde, ikinci cevap dilekçesinde kapalı fatura savunmasında ya da dava konusu tutarları ödediğine dair bir savunması bulunmadığını, aksine yargılama sürecindeki tüm beyanları ve savunmalarının taşınmaz satış bedelinin ödendiği, davadaki talebin ise bu satış bedelinin KDV'si olduğu ve bu bedeli ödemek zorunda olmadığı şeklinde olduğunu, yani davalının, davanın konusu olan satış bedelinin KDV'sini ödemediğini ikrar ettiğini, savunmanın şekli itibariyle de faturanın kapalı olup olmamasının somut olayda ve davada bir önemi bulunmadığını, davalının yargılamanın 6.yılında, 3.bilirkişi raporunda bilirkişinin kapalı fatura belirlemesi sonrasında bu kere kapalı fatura iddiasına dayanmaya çalıştığını, artık kapalı fatura iddiasında bulunulamayacağını, davalının, dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra ve 3.bilirkişi raporundan sonra ortaya çıkan kapalı fatura savunmasının ilk savunmasının tam tersi mahiyette olduğu gibi, dosyanın içinde bulunduğu aşamada iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu, kaldı ki kapalı fatura itirazında dahi yine de bu tutarların ödendiğini söylemediğini, davalının TMK'nın 2/2 maddesindeki "bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" ilkesini ihlal ettiğini, davalı tarafın bu yöndeki itiraz dilekçesine karşı vermiş oldukları 11.07.2016 tarihli dilekçelerinin 1.maddesinde savunmanın genişletilmesine muvafakatleri olmadığını da açıkça belirttiklerini, TTK ve VUK'da yer almayan kapalı faturanın, teamüller ve içtihatlarla ortaya çıkmış bir tanımlama olduğunu, Yargıtay uygulamasında ”Faturanın kapalı olması” ve “borçlunun ödeme savunması yapması” halinde fatura bedelinin ödenmediğini ispat yükünün alacaklıya yüklendiğini, yani ispat yükünün alacaklıya geçmesi için iki şartın birlikte arandığını, oysa ki dava dosyasında böyle bir ödeme savunması olmadığına göre faturanın kapalı olup olmamasının bir önem arz etmediğini, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2013/3588E., 2014/2829 K.sayılı kararı ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/8211 Esas, 2017/2870 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğunu, yargılamada kapalı faturanın ödeme karinesi olduğu ve aksini ispat külfetinin alacaklıda olduğu bir an için düşünülse dahi, bu hususun da borçlunun savuma/ikrarı ve ticari defter kayıtları ile de ispatlandığını, zira dava konusu alacağın faturaların KDV'si olduğu, borçlunun ise taraf tüm yargılama sürecinde böyle bir bedeli ödemek zorunda olmadığını iddia ettiğini, yani dava konusu edilen tutarları ödemediğini açıkça ikrar ettiğini, bu halde de davalının kapalı faturaların KDV'sini ödemediğinin ispat edildiğini, üstelik 31.05.2018 tarihli mali müşavir bilirkişi raporunda “dava konusu edilen tutarlar davacı taraf ticari defter ve kayıtlarında alacak olarak gözükmektedir, bu tutarların dayanağı olan faturalar BS formlarında ve kdv beyannamelerine konu edilmiştir” denildiğini, yani alacağın ticari kayıtlarla da ispat edildiğini, resmi şekilde akdedilmeyen bir satış vaadi sözleşmesi sonrasında bu sözleşmeye konu taşınmazın, alıcısına devir edilmesi halinde alıcının bundan sonra TMK m.2 gereği artık sözleşmenin geçersizliği iddiasında bulunamayacağını, zira tapuda devir yapılmakla sözleşmenin geçerli hale geleceğinin hem öğretide hem de Yargıtay uygulamalarında kabul edildiğini, sözleşmenin C.2. ve E.11. maddelerine göre taşınmaz satış bedelinin 1.200.000.TL+%18 kdv(216.000.TL)= 1.416.000.-TL olarak belirlendiğini, davalının da yaklaşık 1.200.000 TL ödeme yaptığını, sözleşme gereği 216.000 TL borcu kaldığını, ifa edilmiş bir satış vaadinin geçersizliğinin ileri sürülmesinin ayrıca hakkın kötüye kullanılması sayıldığını, bu nedenle davalının sözleşmenin geçersizliğine dayalı iddiasının hukuka uygun olmadığını, davanın konusunun, taşınmaz satışından kaynaklanan bakiye alacak olduğunu, bu konuda fatura tanzim edilsin yada edilmesin alacağın dayanağının, sözleşme ve sözleşmeye dayalı gerçekleşen taşınmaz satışı olduğunu, satış gerçekleştiğine, yani taşınmazların devredildiği nazara alındığında davalının bakiye borcunu ödemekle mükellef olduğunu, VUK'un 231/5.maddesinde izah edilenin bir belgenin varlığını yok hükmünde saymak değil, aksine süresinden sonra düzenlenen fatura hakkında uygulanacak ceza bakımından önem taşıdığını, bu sebeplerle asıl ve birleşen davanın tümden kabulü gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, asıl davanın reddine ilişkin hükmün kaldırılmasına ve asıl davanın da kabulüne karar verilmesini istemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden 124.200 TL'lik davanın reddi kararının yerinde olduğunu, ancak reddedilen asıl dava değeri üzerinden nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken kararda yasal bu durumun gözetilmemesinin vekalet ücreti takdir edilmemesinin hatalı olduğunu, birleşen davanın kabulünün ise yerinde olmadığını, davacının dükkan satışlarının tapuda yapılmasından 16. ay sonra yeniden faluralar tanzim ettiğini, kötü niyetli şirket yetkililerinin usülsüz faturaları bu defa “açık fatura" olarak tanzim edip, noterlik kanalı ile müvekkiline gönderdiklerini, davalının, satın aldığı dükkanların parasını, tapu tescili yapılmadan önce, davacı şirkete ödediğini, satış bedellerinden dolayı davalın borcu olmadığını, davacının satış bedellerinin eksiksiz ödenmiş olmasına karşın, sonradan bakiye alım bedelleri varmış gibi gösterip bu bedellere KDV tahsis ettiğini, davacının yaptığı işlemin yasal karşılığı olmadığını, izlenen bu yol ile davacının, sanki yeniden bir borç doğmuş gibi, mükerrer alacak tehdidinde bulunduğunu, davacının kötü niyetinin hukuk tarafından korumaması gerektiğini, davalının iki adet dükkan satın alımından doğan borcunun bir bütün olduğunu, müvekkilinin davacının tehdidine ve baskısına maruz bırakılarak, 14 ay sonra yeniden borç yükü altına alınmak istenmesinin basiretli tüccar davranışı olmadığını, faturaların düzenlenme nedeninin satın alınan iki adet dükkan olmasına göre, asıl davada ileri sürülen 11.10.2013 tarihli iki faturadan borçlu olmadığı tespit edilen müvekkili hakkında, bu defa birleşen dosya alacağından bahisle, 06.11.2014 tarihli faturalar ile borçlu olarak kabul edilmesinde isabet olmadığından, birleşen dava dosyasından davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, birleşen davadaki kararın kaldırılması gerektiğini, %20 icra inkar tazminatı verilmesinde de isabet olmadığını, borcun kabul edilen kısmı için, geçen yargılama süresi nazara alındığında, kararın verilmesi için geçen zaman bakıldığında, borcun likit kabulünün de mümkün olamayacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, birleşen davaya ilişkin kararın ileri sürülen sebeplerle kaldırılmasına ve birleşen davanın da reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Asıl ve birleşen dava, taşınmaz satışından kaynaklanan KDV alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekili ve asıl ve birleşen davada davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davanın ilk olarak İstanbul Anadolu 6.Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığı, bu mahkemenin 29.07.2015 tarih ve 2014/1768 Esas, 2015/571 Karar sayılı kararı ile asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.11.2016 tarih ve 2015/365 Esas, 2016/375 Karar sayılı kararı ile asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verildiği, bu kararın davacı vekilince icra inkar tazminatı yönünden istinaf edildiği, İstanbul BAM 16.Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarih ve 2017/383 Esas, 2017/963 Karar sayılı kararı ile davaya konu taşınmazların iş yeri olması sebebiyle davanın ticari dava olduğu ve asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkeme kararının kaldırıldığı, bunun üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 6.Asliye Ticaret Mahkemesince yargılama yapılarak istinafa konu eldeki kararın verildiği görülmektedir. Dosya kapsamının incelenmesinde; taraflar arasında 17.10.2012 tarihli taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmesi imzalandığı, davacının satıcı, davalının alıcı olduğu, davalı dışında ...'ün de alıcı olarak sözleşmeyi imzaladığı, sözleşmenin konusunun Tuzla ilçesi, ... köyü mevkii, ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bağımsız bölüm satışı olarak belirtildiği, sözleşmede hangi bağımsız bölümlerin devredileceğinin açıkça belirtilmediği, sözleşmenin 2.maddesinde taşınmaz satış bedelinin 1.200.000 TL belirlenerek peşin bedeller ve ekteki ödeme planına göre alıcıya satışının taahhüt edildiği, sözleşmenin eki ödeme planına göre birden fazla taksit ve tarihlerinin belirlendiği, ilk taksitin 15.01.2013, son taksitin 01.12.2013 olduğu, taksitler toplamının 1.200.000 TL olduğu, sözleşmenin alıcının hak ve sorumluluklarının belirlendiği E maddesinin 11.bendinde, satın alınan taşınmaza ait satıcı tarafından kesilecek faturanın KDV(%18)sinin alım bedelinden ayrı olarak fatura kesimini müteakip yasal ödeme süresi içinde alıcı tarafından aynen, nakden ve defaten ödeneceğinin belirtildiği, tapu kayıtlarına göre davacının, Tuzla ilçesi, ... köyü mevkii, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan zemin asma kat 2 no'lu dükkanı 22.07.2013 tarihinde 250.000 TL karşılığında davalıya devrettiği, aynı taşınmazdaki zemin asma kat 3 no'lu dükkanı ise 13.09.2012 tarihinde 440.000 TL karşılığında davalıya devrettiği, davacı tarafın iddiasına göre taşınmazların gerçek değeri olan 1.200.000 TL bedel yerine tapuya (250.000 TL+440.000 TL) 690.000 TL değer bildirildiği, davacı tarafından asıl dava konusu 11.10.2013 tarihli, 250.000 TL+45.000 TL(KDV) olmak üzere 295.000 TL'lik ve 11.10.2013 tarihli, 440.0000 TL +79.2000 TL (KDV) olmak üzere 519.200 TL'lik iki ayrı fatura düzenlendiği, davacı tarafından gerçek bedelin tapuya bildirilmesi sonrasında birleşen dava konusu olan, 06.11.2014 tarihli ve 110.000 TL+19.8000 TL (KDV) olmak üzere 129.800 TL'lik ve 06.11.2014 tarihli, 400.000 TL +72.000 TL(KDV) olmak üzere 472.000 TL'lik iki ayrı fatura düzenlediği, davacı tarafından bedelin KDV dahil şekilde alıcı yanca ödeneceği kararlaştırıldığı belirtilerek toplam 216.000 L'lik KDV'nin davalı yanca ödenmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı; satış bedelinin 1.200.000 TL+%18 KDV olarak belirlendiği, buna göre davalının 1.416.000 TL ödemesi gerekirken 1.199.981 TL ödediğini, bakiye 216.000 TL alacağı kaldığını ileri sürerek icra takibi başlatmış, itiraz üzerine eldeki davaları açmıştır. Asıl ve birleşen davada davalı ise; satış bedelinin (250.000 TL+440.000 TL) 690.000 TL olarak belirlendiğini, sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığı ve geçersiz olduğunu, bu nedenle E/11 maddesinin de geçersiz olduğunu, gerçekte tarafların anlaşmasında tapuda yapılan satış işleminin bedeline KDV'nin dahil olduğunu, davalı müvekkilinin yaptığı ödemenin fazla olduğunu, davacının sonradan KDV istemesinin yerinde olmadığını savunmuştur. Asıl davada davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 124.200,00 TL asıl alacak yönünden 30.06.2014 tarihinde icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz istemi bulunmadığı, %10,25 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile tahsilinin talep edildiği, takip dayanağı olarak 11.10.2013 tarihli iki adet faturadan 79.200 TL+ 45.000 TL=124.200 TL bedelli bakiye alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 02.07.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 07.07.2014 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Birleşen davada davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 91.800,00 TL alacak yönünden 16.12.2014 tarihinde icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz talebi bulunmadığı, %10,25 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile tahsilinin talep edildiği, takip dayanağı olarak 06.11.2014 tarihli iki adet faturanın ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin gösterildiği, ödeme emrinin 23.12.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 26.12.2014 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Asıl davanın dayanağı olan icra dosyasına davalı tarafından sunulan itiraz dilekçesinde davalının; aslında satış bedelinin tapuda yazılı olduğu şekilde (250.000 TL+440.000 TL) 690.000 TL olduğunu, ancak 1.199.981 TL ödeme yaparak aslında fazla ödeme yaptığını belirttiği görülmektedir. Dosya kapsamında alınan 31.05.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacının ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede davacının 2013 ve 2014 tarihli dava konusu faturalarını BS formu ile vergi dairesine usulüne uygun şekilde beyan ettiği belirtilmiştir. Asıl ve birleşen davada istinaf yönünden uyuşmazlık konusu 17.10.2012 tarihli sözleşmenin geçerli olup olmadığı, geçerli ise sözleşmeye göre taşınmaz satımına ilişkin KDV bedelinden hangi tarafın sorumlu olduğu, kapalı faturanın düzenlenmiş olmasının asıl dava yönünden ispat yükünü ters çevirip çevirmediği, takip konusu edilen KDV bedelleri sebebiyle davacının alacaklı olup olmadığı ve icra inkar tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davcı vekilinin istinafı, hükmün asıl davanın reddine ilişkin bölümüne yöneliktir.Taşınmazların satış işleminin TMK'nın 706, TBK'nın 237, Tapu Kanununun 26.maddeleri gereğince resmi şekilde yapılmaları gereklidir. TBK'nın 237. maddesi (BK 213 m.) hükmüne göre ''Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır... '' şeklindedir. Ancak, TMK'nın 2. maddesinde, "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz'' hükmü düzenlenmiştir. Tarafların edimlerini ifa ettikten sonra sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia etmesi dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Somut olayda taraflar arasındaki 17.10.2012 tarihli taşınmaz satış vaadi ve inşaat sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış ise de, tapuda taşınmazların devrinin davalıya yapıldığı, davalının ise karşılığında 1.199.981 TL ödediği hususları tarafların kabulünde olup bu aşamada davalının söz konusu sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedri. Bu nedenle taraflar arasındaki 17.10.2012 tarihli sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca davacı, taşınmazları tapuda devrettiği ve sözleşmede alıcı olarak yer alan davalıdan alacak talebinde bulunmakta olup söz konusu sözleşmede davalı ile davacı dışında alıcı dava dışı ...'ün bulunması da söz konusu sözleşmeyi geçersiz hale getirmez. Asıl ve birleşen davada davacı tarafça taşınmazların satış bedeline ilişkin 11.10.2013 tarihli 250.000 TL+45.000 TL( KDV) olmak üzere 295.000 TL'lik ve 11.10.2013 tarihli, 440.0000 TL +79.2000 TL( KDV) olmak üzere 519.200 TL tutarında iki ayrı fatura düzenlendiği, yine davacı tarafından 06.11.2014 tarihli ve 110.000 TL+19.8000 TL( KDV) olmak üzere 129.800 TL'lik ve 06.11.2014 tarihli, 400.000 TL +72.000 TL(KDV) olmak üzere 472.000 TL'lik iki ayrı fatura düzenlendiği, faturalarda yer alan KDV bedellerinin davalı yanca ödenmediği ileri sürülmüştür. Taraflar arasındaki 17.10.2012 tarihli sözleşmede davacının taşınmazları 1.200.000 TL bedelle davalıya satışının kararlaştırıldığı, bağımsız bölüm numaraları belirtilmemiş ise de, davacının Tuzla ilçesi, ... köyü mevkii, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan zemin asma kat 2 no'lu dükkanı 22.07.2013 tarihinde, zemin asma kat 3 no'lu dükkanın ise 13.09.2012 tarihinde davalıya devrettiği, bu durumun davalının da kabulünde olduğu, bu taşınmazların söz konusu sözleşmenin konusu olmadığına dair bir beyanlarının bulunmadığı görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin E/11 maddesinde KDV'nin %18 olduğu ve alıcıya ait olduğu hükme bağlanmıştır. Davalı taraf fazla ödeme yaptığını, taşınmazların 690.000 TL'ye satıldığı savunmakta ise de, sözleşmede tarafların 1.200.000 TL+%18 KDV yönünden anlaşmaya vardıkları kanaatine varılmıştır. Bu durumda davalının ödemesi gereken miktar gerek bilirkişi raporları, gerekse faturalar incelendiğinde 1.416.000 TL olup davalı yanca 1.199.981 TL ödeme yapıldığı bakiye kısmın ödenmediği anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece asıl dava konusu faturaların kapalı fatura olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. TTK'da ve Vergi Usul Kanununda kapalı fatura kavramının tanımı bulunmamakta olup bu kavram ticari örf ve âdet hukukundan doğmuştur. Fatura tanzim edildikten sonra, faturadaki rakamların altının iki çizgi ile kapatılıp fatura tanzim eden tarafından imzalanması, o faturanın bedelinin ödendiği anlamına gelir. Ankara Ticaret Odasının 21/12/1948 tarihli 6 nolu teamül kararı da açık-kapalı fatura uygulamasının bir örf adet hukuk kuralı haline gelmesini sağlamıştır. 4721 sayılı TMK'nın 2. maddesinde, Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkimin, örf ve âdet hukukuna göre karar verebileceği, yine TTK'nın 1.maddesinin ikinci fıkrasında, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve adete bu da yoksa genel hükümlere başvurulacağı ifade edilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14/11/2016 tarihli, 2016/757 Esas, 2016/8777 Karar sayılı, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 14/02/2017 tarih, 2016/2789 Esas, 2017/1125 Karar, 13/11/2018 tarih ve 2017/5197 Esas, 2018/5724 Karar sayılı kararları ile YHGK'nın 22/04/2015 tarih ve 2013/19-1950 Esas, 2015/1251 Karar sayılı kararları ) Kapalı fatura borcun ödendiğine karine teşkil eder. Aksini iddia eden alacaklı iddiasını yazılı delillerle ispatla yükümlüdür. Somut olayda asıl davada davacı, taşınmazların satış bedeline ilişkin olarak düzenlediği 11.10.2013 tarihli 250.000 TL+45.000 TL(KDV) olmak üzere 295.000 TL'lik ve 11.10.2013 tarihli, 440.0000 TL +79.2000 TL(KDV) olmak üzere 519.200 TL'lik faturalar kapsamında 124.200 TL'lik KDV miktarının davalı yanca ödenmediğini ileri sürmüş, mahkemece asıl davada bu iki faturanın kapalı fatura olduğu ve ödendiğine delalet ettiği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar somut olayda, bu iki faturada açıklama kısmının hemen altında davacı satıcının imzasının bulunduğu, dolayısıyla faturanın kapalı fatura olarak düzenlendiği görülmekte ise de davalının, satış bedelinin 690.000 TL olarak kararlaştırıldığını, 1.199.981 TL ödeme yaparak aslında fazla ödeme yaptığını, KDV'den sorumlu olmadığını savunduğu, buna göre esasında davacının talep ettiği ve faturalarda yer alan KDV bedellerine ilişkin davalının ödeme savunmasında bulunmadığı anlaşıldığından, bu karinenin somut olaya uygulanabilmesi mümkün değildir. Bu sebeplerle asıl davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetli bulunmadığından, asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile asıl davada verilen kararın kaldırılarak Dairemizce asıl davanın kabulüne dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. Yeniden hüküm kurulurken alacak likit olduğundan, davacı yararına asıl dava için %20 oranında icra inkâr tazminatına da hükmedilmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davacı taraf birleşen dava konusu icra takibinde, 06.11.2014 tarihli ve 110.000 TL+19.8000 TL( KDV) olmak üzere 129.800 TL'lik ve 06.11.2014 tarihli, 400.000 TL +72.000 TL(KDV) olmak üzere 472.000 TL'lik iki ayrı faturada yer alan davalı yanca ödenmeyen KDV tutarları toplamı olan 91.800,00 TL alacağının tahsilini istemiş olup yukarıdaki bentte açıklandığı üzere; sözleşmede tarafların 1.200.000 TL+%18 KDV yönünden anlaşmaya vardıkları, buna göre toplam satış bedelinin 1.416.000 TL olduğu, davalı yanca 1.199.981 TL ödeme yapıldığı bakiye kısmın ödenmediği anlaşılmaktadır. Bakiye kısımdan birleşen dava konusu takip dosyası kapsamında talep edilen KDV bedeli olan 91.800,00 TL yönünden mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi ise yerinde olmuştur. Bu nedenle birleşen davanın reddi gerektiğini ileri süren davalı vekili istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan, davalının ödeyeceği satış bedeli ve bunun üzerinden ödeyeceği KDV oranı sözleşmede belli olduğundan, birleşen dava konusu alacak da likit olup mahkemece icra inkâr tazminatına hükmedilmesi isabetli olup, aksi yöndeki davalı istinaf sebebi de yerinde görülemiştir. Asıl dava yönünden, yukarıdaki bentte açıklandığı üzere asıl davanın kabulüne karar verildiğinden, asıl davada davalı vekilinin asıl davada davalı lehinde de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündeki istinaf sebebi ise konusuz kalmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle; dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine; asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin asıl dava yönünden kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile asıl davada kurulan hükmün HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kaldırılarak asıl davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM;Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin asıl dava yönünden kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile asıl davada kurulan hükmün HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararını kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; A-Asıl Davada: 1-Davanın İİK'nın 67/1. maddesi uyarınca kabulü ile İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı ilamsız icra takibine davalı tarafından yöneltilmiş olan itirazın iptali ile takibin, 124.200,00 asıl alacağın icra takip tarihiden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte tahsili için devamına, 2-Likit alacağa yönelik haksız itiraz nedeniyle, İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca, hüküm altına alınan alacağın takdiren %20'si oranında hesaplanan 24.840,00 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 3-Alınması gerekli 8.484,10 TL harçtan, peşin olarak yatırılan 1.500,05 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.984,05 TL harcın davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, B- Birleşen Davada: 1-Birleşen davanın kabulü ile; İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takibine yapılan itirazın 91.800,00 TL asıl alacak üzerinden üzerinden iptaliyle takibin bu miktar üzerinden aynen devamına, 2-Birleşen davada davacı lehine hükmedilen alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının birleşen davalıdan alınarak birleşen davacıya verilmesine, 3- Birleşen dosya yönünden alınması gereken 6.270,86 TL karar ve ilam harcından peşin alınan (peşin harç + icra müdürlüğüne yatırılan harç) 1.567,72 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.703,14 TL harcın asıl ve birleşen davada davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Birleşen davada davacı vekil ile temsil edildiğinden, kabul edilen birleşen dava değeri itibariyle AAÜT uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin birleşen davada davalıdan tahsili ile birleşen davada davacıya verilmesine, 5-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından yapılan 1,567,72 TL peşin harç, 25,20 TL başvuru harcı, 667,85 TL tebligat, posta ve müzekkere masraflarından oluşan toplam 2.260,77 TL yargılama masrafının asıl ve birleşen davada davalıdan tahsili ile asıl ve birleşen davada davacıya verilmesine, C-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderler yönünden: 1-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından sarf edilen istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; asıl ve birleşen davada davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde ve karar kesinleştiğinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 2-Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından sarf edilen istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılıp yeniden hüküm kurulduğundan, asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde ve karar kesinleştiğinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 3-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından sarf edilen 162,10 TL istinaf başvuru harcı ile 82,50 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 244,60 TL kanun yolu giderinin asıl ve birleşen davalarda davalıdan alınarak asıl ve birleşen davalarda davacıya verilmesine, 4-Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yapılan yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17.10.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2017/1135, K. 2021/294, T. 17.10.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2017-1135-e-2021-294-k-9a4b34e9a77e