Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 1979/62 E. 1979/995 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 1979/62
- Karar No
- 1979/995
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1091 Esas KARAR NO:2025/57 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2018/198 Esas- 2021/885 Karar TARİH:14/12/2021 DAVA:İTİRAZIN İPTALİ (Ticari Nitelikteki Emanet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:23/01/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının yedieminlik hizmeti verdiğini, davalının ... Talimat dosyasında haczedilen malların davacının yediemin deposunda muhafazası için tarafların günlüğü 116,00 TL'den anlaştığını (25/05/2016 tarihinde) bu sözleşmenin icra memuru ... tarafından imzalandığını, 25/05/2016 ile 26/07/2017 tarihleri arası oluşan yediemin borcu için ... dosyasında davacının başlattığı icra takibine davalının itiraz ettiğini, itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi için dava açıldığını beyan etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 25/05/2015 tarihinde 5.000,00 TL, 23/03/2016 tarihinde 200,00 TL, 10/06/2016 tarihinde 1.000,00 TL, 13/06/2016 tarihinde 500,00 TL, 23/09/2016 tarihinde 200,00 TL ödeme yapıldığını, davacı tarafından borca ilişkin ihtarat ve bildirim yapılmadığını, fatura kesilmediğini, davalının temerrüte düşürülmediğini, aynı borcun ...Talimat dosyasında istendiğini, yedieminlik ücretinin fahiş olduğunu, hakkaniyet indirimi gerektiğini, sözleşmeye imza atan Stajyer Avukat...'in vekaletnamede açıkça yetkisi olmadığından sözleşmenin davalıyı bağlamayacağını, davanın reddini, %20 kötü niyet tazminatını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 14/12/2021 tarih ve 2018/198 Esas- 2021/885 Karar sayılı kararında;"Dosya incelendiğinde davacının İstanbul 12. İcra Dairesinin ... dosyasında yediemin sözleşmesine dayalı 49.184,00 TL alacak için ilamsız icra takibi yaptığı, davalının bu takibe itiraz ettiği ve takibin durduğu,1 yıllık hak düşürücü sürede itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmıştır. Davaya konu sözleşme incelendiğinde davacı ile davalı adına Stajyer Avukat ... arasında 25/05/2016 tarihinde Zabıt Katibi ...'in de imzaladığı yediemin sözleşmesinin imzalandığı günlük ücretin 116,00 TL olduğu anlaşılmıştır. 25/05/2016 tarihinden 31/07/2017 tarihindeki takip tarihi arası 432 gün olup 116,00 x 432 = 50.112,00 TL eder. Bilirkişi raporunda da belirtilen Adalet Bakanlığı ücret tarifesine göre yediemin ücretine göre hesaplama yapıldığında 35.401,14 TL ve azami 10.176,75 TL tutmaktadır. Dava konusu muhafaza altına alınan menkul mallara biçilen değerin ise 57.845,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Davalı da önce yediemin ücreti olarak 6.700,00 TL ödediği bilirkişi raporu ile ve dosyadaki belgelerden anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı taraf stajyer avukatın imzası bizi bağlamaz şeklinde savunması var ise de imza atan avukatın davalı şirket adına hareket ettiği, vekaletnamede özel yetki olmasa bile Türk Borçlar Kanunu 502 ve devamı maddeleri gereği davalı adına hareket edip sözleşme yapan avukatın işleminin öğrendikten sonra bir kısım bedeller verilerek sözleşmenin onaylandığı anlaşılmıştır. Vekilin açıkça yetki verilmedikçe yapamayacağı işlemler Türk Borçlar Kanunu 504/3'te sayılmış olup yediemin sözleşmesi yazılı olabileceği gibi sözlü de kurulabilir. Stajyer avukatın yazılı yetkisi olmasa bile sözlü olarak kurulan vekalet ilişkisi çerçevesinde davalı adına hareket ettiği davalının da bu kişinin yaptığı işlemlere bir kısım ücretler ödeyerek onay verdiği açıktır. Dolayısıyla bu sözleşme davalıyı bağlar. Tarafların günlüğü 116,00 TL'den ücret konusunda anlaştıkları ve toplam 432 gün karşılığının 50.112,00 TL olduğu konusunda şüphe yoktur. Her ne kadar tacirler arasında sözleşme serbestliği ilkesi var ise de tarafların ilk teslim anında haczedilen malların toplam kalacağı süre ve bunun karşılığı olan toplam ücret konusunda anlaşmadıkları sadece günlük ücret konusunda anlaştıkları sabittir. Bilirkişinin yaptığı hesaplamaya göre bu mallar Adalet Bakanlığına bağlı yediemin depolarında olmuş olsaydı davalının ödeyeceği toplam azami bedel 10.176,75 TL olurdu. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/19077 Esas - 2019/7736 Karar sayılı 25/06/2019 tarihli kararında bu tür fahiş yediemin ücretleri durumunda mahkemenin hakkaniyet indirimi yapması gerektiğine karar vermiştir. Benzer birçok Yargıtay İçtihadı mevcuttur. Hacizli eşyanın değeri, depoda kaldığı sürenin uzunluğu ortaya çıkan yediemin ücretinin fazlalığı göz önüne alınarak Türk Borçlar Kanununun 51. maddesi gereği yarı oranında hakkaniyet indirimi yoluna gidilmiştir. Toplam ücret 50.112,00 TL olup yarı oranında hakkaniyet indirimi yapıldığında davalının borcu 25.056,00 TL olmaktadır. Daha önce borcun 6.700,00 TL'si ödendiğinden davalının vermesi gereken borç 25.056,00 TL - 6.700,00 TL = 18.356,00 TL'dir. 18.356,00 TL yönünden itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmiştir. Alacak likit ve itiraz haksız olduğundan %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Her ne kadar dava kısmen kabul edilmiş ise de ret edilen kısım hakkaniyet indirimi gereği reddolunduğundan davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş, yargılama giderinin tümünün davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Ayrıca davacı kötü niyetli olmadığından davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Her ne kadar davalı aynı borcun ... sayılı dosyasında da istendiğini savunmuş ise de dosyada bulunan belgelerden ... olmayıp talimat dosyası olduğu, bu talimatı gönderen icra dosyasının da... sayılı dosyası olduğu, ... sayılı icra dosyasının konusunun ise dosyamızda borçlu davalı...Şirketinin haciz konusu malların borçlusu ... Şirketi hakkında başlattığı icra takibi olduğu, yani derdest bir icra takibinin olmadığı (yani davacı ... davalı ... Şirketi'ne karşı bir icra takibi olmadığı), bu nedenle ... ve ... Talimat sayılı dosyalarının beklenmesine gerek olmadığı, davalının davacı ...'e ödeyeceği ücretin daha sonra kendi borçlusu ...Şirketi'nden rücu etme haklarının başka bir dava veya icra takibi konusu olabileceği anlaşılmakla derdestlik veya mükerrer icra takibi bulunmadığı anlaşıldığından bu dosyaların beklenilmesine gerek olmadığı anlaşılmıştır..."gerekçesi ile,''1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile; davalının ... sayılı dosyada yaptığı itirazın 18.356,00 TL için İPTALİ ile; bu alacağa takip tarihinden itibaren %9 yasal faiz ve bu faizin %5'i kadar BSMV uygulanmak suretiyle takibin DEVAMINA, 2-Kabul edilen kısım için alacak likit ve itiraz haksız olduğundan %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davalı tarafça, muhafaza altına alınan mahcuz menkullerin 25.06.2016 tarihinden itibaren davacı müvekkil şirket bünyesinde-deposunda yediemin olarak muhafaza edildiğini,Mahcuz menkullerin nitelikleri - büyüklük, hacim ve kapladıkları alan - gereği taraflar arasında icra dosyasına ödenecek olan resmi, tarifeye göre tahakkuk edecek yedieminlik ücreti haricinde depo ücreti ödenmesi hususunda sözleşme serbestisi kapsamında anlaşma sağlandığını, zira mahcuz malların akaryakıt pompaları olup, hacimli olduklarını ve büyük alan kapladıklarını,Bu doğrultuda davalı tarafın Adalet Bakanlığı Resmi Ücret tarifesinden ayrı olarak depolama/yedieminlik ücreti için günlük 116.-TL ödemeyi de taahhüt ettiğini,Taraflar arasında imzalanan yediemin ücret sözleşmesi mevcut olduğunu, işbu sözleşmenin Borçlar Kanununda öngörülen SÖZLEŞME SERBESTİSİ kapsamında yapıldığını,Nitekim davalı tarafın cevap dilekçesinde de sözleşmeye göre ödemeler yapılmış olduğunu belirttiğini ve bu doğrultuda dilekçeye ek olarak ödeme belgeleri ibraz ettiğini,Davalı tarafın sözleşmeye binaen ödeme yaptığını, yani sözleşmeye icazet verdiğini ve kabul ettiğini, aksini iddia etmenin KÖTÜ NİYET göstergesi olduğunu, nitekim Yargıtay' ın uygulamasının da bu yönde olduğunu YARGITAY 15.H.D. 1979/62 E. 1979/995K. Sayılı kararında; "Taraflar arasında sözleşme olmadığını ve …’ın vekâlet yetkisinin bulunmadığını kabul anlamına gelmemekle birlikte yapılan işe para ödenmiş olması bile yapılan sözleşmeye icazet verildiği anlamına gelir." şeklinde karar verildiğini,Nitekim İlk Derece Mahkemesinin, Stajyer avukatın davalı adına hareket ettiği, davalı tarafından bizzat davacıya yapılan ödemeler ile sözleşmeye icazet verildiği ve sözleşmenin taraflar arasında geçerli olduğu hususunu açıkça kabul ettiğini,Müvekkilinin alacağında hakkaniyet indirimi yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesinin Ticaret Kanununun emredici hükmü olduğunu,Öte yandan TTK. 22. Maddesi;"Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez."Dolayısıyla, davalının sözleşme ile kendini bağıtlamış olmasının, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğünün yanında TTK 22. Maddesi karşısında tacir olarak ücretin fahiş olduğundan bahisle indirim istemesi ve ilk derece mahkemesi tarafından hakkaniyet indirimi uygulanmasının kanuna açıkça aykırı olduğunu, icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken reddinin hukuka aykırı olduğunu,Haciz ve muhafazası gerçekleştirilen malların müvekkil tarafından ücret karşılığı muhafaza edildiğinin yadsınamaz bir gerçek olduğunu,Davalı tarafın ‘günlük ücret hesabıyla’ bir borç biriktiğini ve bunu bilmese dahi muhafazası gerçekleştirilen malların ücretli olarak muhafaza edildiğini bildiğini, Alacağın likit ve sözleşmeden kaynaklandığının davalı tarafça da bilindiğini, davalı tarafın toplam borcu bilebilecek durumda olduğunu, Dolayısıyla davalının %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkûm edilmesi gerekirken talebin reddinin usule ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, istinaf talebinin kabulüne, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/198 Esas - 2021/885 Karar sayılı kararının müvekkil davacı lehine kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yediemin Teslim Zaptı'nın müvekkil bakımından bağlayıcı olduğuna ilişkin olarak TBK'nın vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerine atıfla yapılan değerlendirmelerde hukuka uyarlık bulunmadığını, İcra Hukuku'nun emredici hükümleri kapsamında yapılan işlemlerde sözleşme serbestisinden söz edilemeyeceği gibi, dava konusu Tutanağın ticari bir sözleşme ilişkisi kurduğu kabul edilecek ise anonim şirket olan müvekkilin temsiline ilişkin olarak TTK hükümlerine değil de vekalet sözleşmesine ilişkin TBK hükümlerine göre sonuca varılmasının mümkün olmadığını,İlk Derece Mahkemesi'nin taraflar arasındaki ilişkiyi "ticari nitelikteki emanet sözleşmesi" olarak nitelendirmesinin açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı sonuca ulaşılmasına neden olduğunu, dava konusu mahcuz menkullerin davacıya ait yediemin deposuna bırakılmasının nedeninin, müvekkilin üzerinde tasarruf hakkı bulunan mallar üzerinde yapılan ticari bir işlem/tasarruf olmadığını, dava konusu menkullerin, icra hukukunun haciz ve muhafaza işlemlerine ilişkin emredici hükümleri kapsamında haciz yapılan bölgede Adalet Bakanlığı'na ait bir yediemin deposunun bulunmaması nedeniyle ve icra memurunun takdiri ile düzenlenen tutanakla davacıya ait depoya bırakıldığını,Dolayısıyla sözleşme serbestisi ilkesi, işin bünyesi gereği davacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmediğini, üstelik, alacaklarını korumak adına adeta "sözleşme yapma zorunluluğu" altında dava konusu anlaşmanın imzalandığını, buradaki sakıncayı gören Yargıtay'ın:"Her ne kadar, Adalet Bakanlığınca açılıp işletilen yediemin depoları hakkında uygulanmakta olan ücret tarifeleri sadece Bakanlıkça işletilen yediemin depoları için geçerli ise de, özel yediemin depolarına dair ücret uyuşmazlıklarında da bu tarifedeki kurallardan yararlanılarak sonuca ulaşılmasının hakkaniyete daha uygun düşeceği, Yargıtay İçtihatlarıyla kabul edilmiştir.İcra işlemleri sırasında hazırlandığı açık olan ve günlük 154 TL ücret takdir edilen 26.07.2012 tarihli “yediemin teslim zaptı” yediemin depo işleticisi davacı ve takip alacaklısı davalıyı temsilen vekili tarafından imzalanmıştır. Ne var ki, haciz tutanağında toplam değeri 45.500TL olarak gösterilen mahcuz malların, 350 gün süre ile yediemin deposunda kaldığı anlaşılmakla, hacizli eşyanın değeri, depoda kaldığı sürenin uzunluğu, ortaya çıkan yediemin ücretinin fazlalığı göz önüne alınarak, Borçlar Kanununun 43. maddesi gereğince ücretten hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerektiği kabul edilmelidir. O halde mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir." (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2015/38418 K. 2017/2929) şeklinde esas belirlediğini, dava konusu olayda da davacının, yaptığı işlemin niteliğinden kaynaklanan "sözleşmeye zorlayıcı yön"ü suistimal ederek müvekkil şirketten kabul edilemeyecek düzeyde menfaat temin etmeye çalıştığının görüldüğünü, bunun, davacının ticari işi nedeniyle kar elde etme hakkının çok ötesinde ve açıkça kötüniyetli bir talep teşkil ettiğini,"Adalet Bakanlığınca açılıp işletilen yediemin depolarında uygulanmakta olan ücret tarifelerinde, ücretin hacizli eşyanın değerine göre belirlenmesi ve uzun süreli muhafaza halinde daha düşük ücret alınmasına ilişkin kurallar mevcuttur. Her ne kadar tarife, bakanlıkça işletilen yediemin depolan için geçerli ise de; özel yediemin depolarına ilişkin ücret uyuşmazlıklarında da bu tarifedeki kurallardan yararlanarak sonuca ulaşılması hakkaniyete daha uygun düşer. Bu nedenlerle, dava konusu hacizli eşyanın değeri, yediemin deposunda kaldığı sürenin uzunluğu ile ortaya çıkan yediemin ücret miktarının fazlalılığı gözönüne alındığında, BK 43. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerekir." ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2007/21476 K. 2008/2579) "...Bu yerlerin çalışma esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir. (İİK m.88/4) "Adalet Bakanlığınca henüz yurdun her tarafında hacizli malların saklanacağı depo ve garajlar açılmadığından hacizli mallar icra müdürlüklerince uygun görülen özel yerlerde saklanmaktadır.Özel depo ve garajlarda da Adalet Bakanlığınca çıkartılan ilgili yönetmelik ve ücret tarifeslerinin uygulanması zorunludur.(Hükümet Gerekçesi). Bu yönden şikayet irdelendiğinde özel depo ve garajlarda da Adalet Bakanlığınca çıkartılan ilgili yönetmelik ve ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır."(İstanbul Anadolu 11. İcra Huk. Mah. 2013/157 E. 2013/197 K. 11.03.2013 T.)Taraflar arasındaki ilişkinin borçlar hukuku ve ticaret hukukuna değil, özel hüküm teşkil eden icra hukuku kurallarına tabi olduğunu, nitekim, İcra ve İflas Kanunu'nun 88. maddesinde yediemin ücretinin talebine ilişkin usul ve kuralların açık bir şekilde düzenlendiğini, İİK m.88/6 doğrultusunda, dava açmak için gerekli şartların tamamlanmamış olduğunun açıkça görüldüğünü, İİK m. 88/6:"İcra dairesi, depo ve garajlarda ve yediemin olarak kendisine haczedilen malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere resen bildirir. Verilen süre içinde eşya geri alınmazsa, icra müdürü tetkik merciinin kararı ile taşınır mal satışlarına ilişkin hükümler uyarınca bunları satar. Elde edilen miktardan muhafaza ve satış giderleri ödenir." hükmünü amir olup, davada bu prosedür tamamlanmadan sadece muhtıra gönderilip sonrasında müvekkil şirkete başvurulduğunun görüldüğünü, oysa, kanuni düzenlemede açıkça görüleceği üzere malın bildirime rağmen süresinde geri alınmadığı durumda icra dairesi tarafından icra mahkemesine başvurularak mahcuzların satışı yaptırılıp bu şekilde alacak tarifeye göre tahsil edilmesinin gerektiğini, davacı tarafından bu prosedürün gerçekleştirilmediği gibi, bu yönde herhangi bir delil de sunulmadığını, dolayısıyla icra dairesi aracılığıyla ve icra mahkemesinde istenebilecek yedieminlik ücreti konulu talep bakımından davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını ve davacının hakkını doğru hukuki yoldan aramamasına müvekkil şirketin katlanmasının düşünülemeyeceğni, Yargıtay'ın, yedieminlik ücretinin "takip masrafları"ndan olduğunu ifade ettiğini ve bu konuda ancak aynı takip dosyasından talepte bulunulabileceğine hükmettiğini, "Yedieminlik ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın kaldırılmasına ilişkin talep yerel mahkemece kabul edilmiştir. Yedieminlik ücreti takip masraflarından olup satış tutarından öncelikle alınacaktır. Bu sebeple yedieminlik ücreti ancak takip masrafı olarak muhafaza tedbirinin uygulandığı takip dosyasından talep edilebilir. Yedieminlik ücretinin muhafaza tedbirine konu takip dosyasından başka bir dosyada ayrı bir takip konusu yapılması söz konusu değildir. Mahkemece; alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekir." (Yargıtay 12. HD 2015/9113 E. 2015/19786 K.) Ayrıca, Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliği'nde yer alan hükümlerin davacı bakımından bağlayıcı olduğu gibi, ücretin belirlenmesinde de tarife hükümlerine göre değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu, aksi kabul, icra hukukunun emredici hükümlerine göre davacıya teslim edilmek zorunda kalan hacizli mallar bakımından müvekkilin hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı şekilde ücret ödeyerek zararla karşılaşması; buna karşın davacının ise hiçbir icra hukuku kuralıyla bağlı olmaksızın haksız şekilde kazanç elde etmesi sonucunu doğuracağını, davacının, tacir olarak icra hukuku kurallarının hakim olduğu alanda ticari faaliyette bulunurken resmi niteliği bulunan bu işle ilgili kanuni sınırlamalardan da haberdar olmak zorunda olduğunu, icra hukukunun bu yönde getirdiği emredici düzenlemelerin takibin bütün tarafları bakımından birçok güvenceyi de sağlamak amacıyla getirildiğinin gözden uzak bulundurulamayacağını, Bu nedenle; -Yargıtay kararlarında da ifade edildiği üzere- özellikle Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliği ile getirilen sınırlamaların davacı bakımından da bağlayıcı olduğunu,"Bilindiği üzere, ... hacizli malların korunması için uygun göreceği yerlerde depo ve garaj açabileceği gibi, ... Güçlendirme Vakfına da açtırabilir veya işletme hakkını verebilir. Alınacak depo ve garaj ücretleri Adalet Bakanlığınca belirlenir. Bu yerlerin çalışma esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir. (İİK.88/IV md.) ... veya Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfınca mahcuz malların muhafazası için depo ve garajlar açılıncaya kadar, özel depo ve garajlarda, Adalet Bakanlığınca çıkartılan ilgili Yönetmelik ve ücret tarifelerinin uygulanmasına devam olunur. (4949 Sayılı Kanun'un 105. Maddesi ile 17.7.2003 tarihinde 2004 Sayılı İcra İflas Kanununa eklenen geçici 4. Madde) Adalet Bakanlığına ait depo ve garajlarda muhafaza edilen mahcuz mallar için alınacak ücret tarifesi, her yıl Bakanlıkça belirlenerek Resmi Gazetede yayınlanmaktadır. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2016/13409 K. 2019/1692 T. 13.2.2019 Yönetmeliğin davacı bakımından bağlayıcı olduğunu;Yönetmeliğin "Lisans Sahibinin Yükümlülükleri" başlıklı 17. maddesinde:"j) En fazla üçer aylık aralıklarla yapılacak incelemelerle, muhafaza altına alınan mallar üzerindeki haczin devam edip etmediğini takip etmek. k) hukuken muhafazasına gerek kalmayan malın teslim alınması, teslim alınmayan mallar hakkında kanunun 88 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre işlem yapılması için icra dairesinden talepte bulunmak." "Ücretin Ödenmesi" başlıklı 27. maddenin 4. fıkrasında ise:"(4) Depo işleticisi, icra ve iflâs dairelerinin belirlediği ücret dışında taraflardan ek bir ücret talep edemez." hükmü yer aldığını, dolayısıyla davacı açısından bağlayıcı olan bu hükümler doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekirken, taraflar arasındaki ilişkinin TBK md. 561 vd. hükümleri kapsamında "genel saklama sözleşmesi" olarak nitelendirilmesini kabule olanak bulunmadığını,TBK md. 561 vd. hükümlerinin lafzından açıkça anlaşılacağı üzere burada düzenlenen "genel saklama sözleşmesi" saklatanın üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi olan mallar üzerinde ve sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde akdedilebilecek bir sözleşme olduğunu,Özellikle; saklanan eşya üzerinde üçüncü kişinin hak iddiasına ilişkin TBK md. 568 hükmü dikkate alındığında, genel saklama sözleşmesinin saklatanın tasarruf yetkisine sahip olduğu mallar üzerinde akdedilebileceğinin açıkça anlaşıldığını, buna karşın, İİK md. 88 kapsamında takip işlemleri dahilinde mahcuz malların icra müdürlüğü tarafından yediemine tevdi edilmesi işlemi, alacaklının mülkiyet veya başkaca herhangi bir nedenle üzerinde tasarruf yetkisi bulunmayan, borçluya ait mallar hakkında yürütülen icra takip işlemlerinden olduğunu, dolayısıyla İİK md.88'deki hükümler, TBK md. 561'de yer alan genel saklama sözleşmesine göre özel hüküm niteliğinde olduğunu ve öncelikle uygulanmaları gerektiğini, bu nedenle TBK md. 561 vd. hükümleri kapsamında yapılan değerlendirmeyi kabule olanak bulunmadığını, Müvekkil şirketin, bir anonim şirket olduğunu, anonim şirketin temsiline ilişkin kuralların Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğini, dolayısıyla müvekkil şirketin ticari faaliyeti kapsamında borç ve yükümülük altına gireceği işlemlerin şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından imzalanmasının zorunlu olduğunu, mahkeme tarafından Yediemin Teslim Tutanağı "ticari nitelikte emanet sözleşmesi" olarak nitelendirildiğini, taraflar arasındaki ilişkinin icra takip işlemleri kapsamında icra hukuku kuralları ile çerçevesi çizilmiş özel nitelikte bir hukuki ilişki değil, TBK ve TTK kapsamında ticari bir ilişki olarak nitelendirilmesinin kabul edilmesi halinde, şirketi borçlandıran dava konusu Tutanağın da şirket yetkilisi tarafından imzalanması gerekeceğini, avukatlar tarafından alacağın tahsili amacıyla icra dosyası üzerinde yapılan işlemlerin, bu işlemlerin tabi olduğu emredici nitelikteki kuralların çizdiği sınırlar dahilinde müvekkil bakımından bağlayıcı olabileceğini, anonim şirketin temsiline ilişkin kuralların TTK'da ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, bir anonim şirketin icra takip işlemleri kapsamında imzalanmış olan Tutanak ile ticari nitelikte bir borç altına girebilmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığını,Davacının talebine dayanak tutanağın sözleşme niteliğinde olmadığını ve müvekkili temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından imzalanmadığını, düzenlenen tutanağın, haczedilen ve muhafaza altına alınan malların yediemine teslimi olgusunu belgelendirmek adına icra memuru tarafından düzenlendiğini ve davacı ile işlemde bulunan alacaklı vekili tarafından imzalandığını,Müvekkil adına kendileri tarafından icra dosyasına yapılan ödemelerde yediemin ücreti tutanağa göre günlük 116 TL üzerinden değil, Tarife'ye göre belirlendiğini, İcra Müdürlüğü tarafından İİK md. 88/6'da yer alan prosedür uyarınca gönderilen muhtıraya istinaden ödeme yapılmasının, tutanakta belirtilen günlük 116 TL'lik ücretin kabulü anlamına gelen bir yönü bulunmadığını, kendileri tarafından ödeme yapılmasının, ücretin Tarife'ye göre belirlenmesi gerektiği yönündeki iddiaları ile tutarlı olduğunu, üstelik, müvekkil tarafından yapılan ödemeleri kabul eden ve aksi yönde bir ihtirazi kayıt da bildirmemiş olan davacının da bu şekilde ücretin tutanakta belirlenen şekilde olmadığını ve tarifeye göre belirlenmesi gerektiğini kabul ettiğini, mahkemenin bu olgudan aksi yönde sonuca ulaşılmasının taraf iradelerine ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, Dosya kapsamında müvekkil tarafından yediemin ücreti için 6.700,00 TL ödeme yapılmış olduğunun sabit olduğunu, bu kapsamda davacı tarafa; 25.05.2015 tarihinde 5.000,00 TL; 23.03.2016 tarihinde 200,00 TL, 10.06.2016 tarihinde 1.000,00 TL, 13.06.2016 tarihinde 500,00 TL, 23.09.2016 tarihinde 200,00 TL yediemin ücreti ödendiğini, davacının talebine konu 25.05.2016 ile 26.07.2017 arasındaki dönem için tarifede belirtilen kurallara göre bilirkişi raporunda hesaplanan tutarın 10.176,75 TL olduğunu, müvekkil tarafından yapılan ödemelerin düşüldüğünde hüküm altına alınabilecek tutarın 3.476,75 TL olduğunu, ancak yukarıda açıklandığı üzere davacının bu miktarı ayrı bir takibe konu etmesinin mümkün olmadığından haciz işleminin gerçekleştirildiği icra dosyası üzerinden talepte bulunulmamış olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, Ayrıca dava konusu hacizli mallar üzerindeki haciz düştükten sonra bu mallar hakkında müvekkilden yediemin ücreti talep edilebilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu mahcuzlar üzerindeki hacizler düşmüş olduğundan bu mallar İİK md. 88/6 kapsamında "muhafazasına gerek almayan mal" niteliğinde olduğunu,Yediemin Teslim Zaptı'nın konusunun, "mahcuz mallar" olduğunu, dolayısıyla dava konusu malların bu niteliği ortadan kalkmakla artık talep konusu olması da hukuken düşünülemeyeceğini, Yönetmeliğin 16 maddesinin yukarıda aktarılan hükümleri uyarınca davacının, deposunda bulunan mallar üzerindeki haczin devam edip etmediğini araştırmak ve artık muhafazasına gerek kalmadığı tespit edilen malların satışı için icra müdürlüğüne talepte bulunmakla yükümlü olduğunu, yediemin, satışı icra müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen bir hacizli malı ihale alıcısına teslimden kaçınamayacağı gibi, üzerinde artık haciz bulunmayan bir malın icra hukuku kapsamında saklanmasının hukuki dayanağı kalmadığından bu mallar hakkında alacaklı müvekkilden bir talepte bulunulmasının da düşünülemeyeceğini, tüm bu hususların, dava konusu ilişkinin icra hukuku karakterli olduğunu ve taraflar arasında TBK md. 561 vd. hükümleri kapsamında bir genel saklama sözleşmesi bulunmadığını açıkça ortaya koyduğunu, mahkeme tarafından mallar üzerindeki haczin devam edip etmediği veya hacizlerin ne zaman sonlandığı yönünde araştırma tamamlanmadan hüküm kurulmuş olmasının da kararın kaldırılmasını gerektiren bir başka hukuka aykırılık olduğunu,Davacının talebinin 25.05.2016 ile 26.07.2017 arasındaki döneme ilişkin olmasına rağmen Mahkeme kararında 31.07.2017'ye kadar yapılmış hesaplamanın hükme esas alınmasının açıkça talep aşılarak karar verilmesi niteliğinde olduğunu,Davacının talebinin 26.07.2017'ye kadar işlemiş yediemin ücretine ilişkin olduğu takip talebinden ve dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığını, mahkeme kararının ilgili kısmının: "...25/05/2016 tarihinden 31/07/2017 tarihindeki takip tarihi arası 432 gün olup 116,00 x 432 = 50.112,00 TL eder..." şeklinde olduğunu, hesaplama kontrol edildiğinde gün aralığının 432 gün olduğu ve hatanın "yazım yanlışı"ndan kaynaklanmadığının anlaşıldığını, bu şekilde davacının takipteki talebi aşılarak yapılan hesaplamanın hükme esas alınmasının açıkça hukuka aykırı ve kararın kaldırılmasını gerektirdiğini,İlk Derece Mahkemesi tarafından tutanak'ta belirlenen ücret üzerinden hesaplanan yediemin ücretinden hakkaniyet indirimi yapılmasının ardından müvekkil tarafından ödenmiş olan 6.700,00 TL'nin de düşülmesi ile belirlenen tutar üzerinden kurulan hükümde, müvekkil tarafından ödendiği ve haksız şekilde takibe dahil edildiği sabit olan bu kısım yönünden lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu,Mahkeme kararının ilgili kısmının:"...Hacizli eşyanın değeri, depoda kaldığı sürenin uzunluğu ortaya çıkan yediemin ücretinin fazlalığı göz önüne alınarak Türk Borçlar Kanununun 51. maddesi gereği yarı oranında hakkaniyet indirimi yoluna gidilmiştir. Toplam ücret 50.112,00 TL olup yarı oranında hakkaniyet indirimi yapıldığında davalının borcu 25.056,00 TL olmaktadır. Daha önce borcun 6.700,00 TL'si ödendiğinden davalının vermesi gereken borç 25.056,00 TL - 6.700,00 TL = 18.356,00 TL'dir. 18.356,00 TL yönünden itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmiştir. Alacak likit ve itiraz haksız olduğundan %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Her ne kadar dava kısmen kabul edilmiş ise de ret edilen kısım hakkaniyet indirimi gereği reddolunduğundan davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş, yargılama giderinin tümünün davalıdan alınmasına karar verilmiştir..." şeklinde olduğunu, Mahkeme tarafından davanın reddedilen kısmının tamamı hakkaniyet indirimi ile reddedilmiş gibi hüküm kurulduğunu,Oysa kararda müvekkil tarafından ödenmiş olan 6.700,00 TL'lik kısmın haksız şekilde takibe dahil edildiğiin, bu kısım yönünden davacının davasını ispatlayamamış olduğundan hakkaniyet indirimine dahil olmayan bu kısım yönünden müvekkil lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasının açıkça hatalı olduğunu, Aynı nedenle; belirtilen kısmın haksız ve kötnüyetli olarak takibe dahil edildiği sabit olduğundan müvekkil lehine kötüniyet tazminatına da hükmedilmesi gerekirken bu yönden de ödemenin göz ardı edilmesi kararın kaldırılmasını gerektirdiğini,Davacı tarafından takipte ve davada talep edilmemiş olmasına rağmen "taleple bağlılık" ilkesine açıkça aykırı şekilde "...faizin %5'i kadar BSMV uygulanmak suretiyle..." takibin devamına karar verilmiş olmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Mahkeme kararının hüküm fıkrasının aşağıdaki şekilde olduğunu,"Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile; davalının ... sayılı dosyada yaptığı itirazın 18.356,00 TL için İPTALİ ile; bu alacağa takip tarihinden itibaren %9 yasal faiz ve bu faizin %5'i kadar BSMV uygulanmak suretiyle takibin DEVAMINA,"Davacı tarafından ne icra takibinde ne de davada yukarıda aktarılan şekilde faize %5'i kadar BSMV uygulanması talep edilmediğini, mahkeme tarafından BSMV'nin de hüküm kapsamına alınması taleple bağlılık ilkesine açıkça aykırı olduğunu,"Dava, genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davaları takip talebine sıkı sıkıya bağlıdır. Davacı vekili tarafından icra takip talebinde 6.918.442,82 TL asıl alacağın hesabın kat tarihi olan 30/04/2001'den itibaren işleyecek %259 faizi ile birlikte tahsili talep edilmiştir. Görüldüğü üzere takip talebinde %5 BSMV ve gayrinakti alacak talebi bulunmadığından mahkemece %5 BSMV ve gayrinakti alacağa faiz uygulanmasına yönelik karar verilmesi 6100 Sayılı HMK'nın 26.maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı olup bozmayı gerektirse de bu bozma nedeni yeni bir yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının (A) bendinde yer alan "ve %5 BSMV", (B) bendinin 2. ve 3. paragraflarında yer alan "ve %5 BSMV" söz ve rakamları ile (E) bendinin tamamen hükümden çıkartılarak 6100 HMK'nın geçici 3. maddesi ve 5236 Sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK'nın 5236 Sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değiştirilmeden önceki 438/7 maddesi gereğince mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir." (YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2020/5138 K. 2021/3898 T. 21.4.2021) Yukarıda aktarılan içtihat doğrultusunda dava konusu talebin kaynağı niteliği ve davacının takip talebi ve dava dilekçesindeki talepleri göz önünde bulundurulduğunda mahkeme kararının bu yönden de açıkça hukuka aykırı olduğunun görüldüğünü, Son olarak; müvekkil ...'in ... A.Ş. ile birleşme neticesinde infisah olduğunu ve birleşme neticesinde davalı sıfatının da kanunen ...'e geçtiğini,Müvekkil ... A.Ş., ekte sunulan 21.12.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi kaydından da anlaşılacağı üzere 14.12.2021 tarihli Genel Kurul kararına istinaden ... A.Ş. ile birleşmiş ve infisah olduğunu, bu işlem neticesinde Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca dava konusu hak ve yükümlülüklerin de ... A.Ş.'ye (kanunen) devredilmiş olduğundan huzurdaki davada davalı sıfatı da ... A.Ş.'ye geçmiş olup davaya bu değişiklik de dikkate alınarak devam edilmesini talep ettiklerini beyanla, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.12.2021 tarihli 2018/198 E. 2021/885 K. sayılı usul ve yasaya aykırı kararının öncelikle icrasının geri bırakılmasına, istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın reddine ve davacının takip tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 561 ve devamı maddelerine dayalı olarak yediemin ücreti (saklama ücreti) alacağının tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Somut uyuşmazlıkta; davalı tarafından dava dışı borçlular aleyhine İstanbul ... İcra Dairesi'nin... sayılı icra takip doyasında başlatılan icra takibi sırasında Büyükçekmece ... İcra Dairesi'nin ... talimat sayılı dosyasında haczedilen menkul malların alacaklı vekili talebi üzerine davacı yediemin deposuna teslim edilerek muhafaza altına alındığı, haciz tutanaklarının infaz memuru, borçlu, alacaklı vekili Av. Stajyeri Av..., borçlu adına belirtilen şahıs tarafından imzalandığı, akabinde 25/05/2016 tarihinde davacı şirket, davalı şirket vekili Av. Stajyeri Av. ... ve icra memuru tarafından "yediemin teslim zaptı-ücret sözleşmesi" akdedildiği, bu sözleşmede yedieminlik ücretinin günlük 116,00 TL olarak belirlendiği ve 5.000,00 TL bedelin peşin olarak ödendiğinin belirtildiği, davalı tarafından yediemin depo bedeli olarak toplamda davacıya 6.700,00 TL ödeme yapıldığı ve bakiye saklama ücretinin ödenmediği iddiası ile davacı tarafından davalı aleyhine iş bu davanın konusu olan ilamsız icra takibi başlatıldığı ve davalının icra takibine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durduğu anlaşılmıştır.TBK'nın 561. Maddesi; Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir." hükmünü içermekte olup, somut uyuşmazlıkta da haciz tutanaklarında bizzat alacaklı vekilinin talebi ile haczedilen menkullerin yine alacaklı vekilinin muhafazasını talebi üzerine davacı tarafından işletin yediemin deposuna teslimi yapılmış ve ayrıca "yediemin teslim zaptı-ücret sözleşmesi" akdedilmiştir. Bu haliyle söz konusu sözleşme TBK'nın 561 maddesi kapsamında saklama sözleşmesi niteliğindedir. Bunun yanında avukat stajyeri; asıl avukatın yazılı onayı ile icra dairesinde işlem yapma yetkisine haiz olup haciz ve devamındaki muhafaza işlemi de bu kapsamdadır. Yine davalı şirket tarafından verilen vekaletnameye istinaden avukat tarafından alacağın tahsili için icra takip işlemlerinin yapılması, haciz tutanaklarının imzalanması, yediemin sözleşmesinin akdedilmesi vekalet sözleşmesi ile avukata yüklenmiş edim olduğu ve yetkisinde olduğu gibi söz konusu işlemler temsil olunan şirketi de bağlamakta olup, bu işlemlerin bizzat şirket yetkilileri tarafından yapılması ve imzalanması zorunlu değildir. Aksinin kabulü vekalet sözleşmesini anlamsız kılacak niteliktedir. Bunun yanında saklama sözleşmesi herhangi bir şekil şartına bağlı olmayıp, muhafaza altına alınan emtianın saklayana teslimi ile kurulmuş ve davalı tarafça da emtianın muhafaza altına alınmasına itiraz edilmediği gibi, saklama sözleşmesine istinaden kısmi ödemeler yapılmıştır. Bu hususlar dikkate alındığında dava konusu "yediemin teslim zaptı-ücret sözleşmesi" geçerli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. 28/08/2023 tarihli 7445 Sayılı Kanun ile mülga İİK'nın 88/6 maddesinde "İcra dairesi, depo ve garajlarda ve yediemin olarak kendisine haczedilen malın bırakılmış olduğu üçüncü kişilerde saklanıp da hukuken artık muhafazasına gerek kalmayan malı, vereceği uygun süre içinde geri almasını ilgililere resen bildirir. Verilen süre içinde eşya geri alınmazsa, icra müdürü tetkik merciinin kararı ile taşınır mal satışlarına ilişkin hükümler uyarınca bunları satar. Elde edilen miktardan muhafaza ve satış giderleri ödenir. Artan miktar 9'uncu madde hükmüne göre muhafaza olunur. Bu konuda ortaya çıkan ihtilaflar tetkik mercii tarafından basit yargılama usulüne göre çözülür." düzenlemesi mevcuttur. Davacı taraf bu yola başvuracağına İİK 67. maddesindeki hakkını kullanarak genel mahkemelerde itirazın iptali davası açmıştır. Taraflar arasındaki akdi ilişki saklama sözleşmesine dayalı olup icra tetkik mercilerine itirazın kaldırılması yolu ile talepte bulunulması ya da İİK 88/6 maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünün istenilmesi, akdi ilişkiye dayanarak genel mahkemeye başvurulmasını engelleyecek hükümler değildir Davacı, yargılama ve araştırması genel mahkemelere göre daha dar olan icra tetkik mercine başvuracağına her açıdan araştırma ve delil toplama hak ve yetkileri daha geniş olan genel mahkemelere başvurarak kesin hüküm temin etme yoluna gidebilir. Ayrıca icra takip dosyalarında haciz kaldırıldığına dair bir bilgi bulunmadığı gibi, davalı vekili tarafından bu yönde bir delil de dosyaya sunulmamıştır. Bu sebeple davalının davacının İİK'nın 88/6 maddesinde düzenlenen hukuki yolu tüketmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında düzenlenen sözleşmede ücretin belirlendiği, davacı tarafın sözleşmede açık şekilde sözleşme konusu malı Adalet Bakanlığı'nın depo ve garajlarla ilgili yönetmeliğine göre teslim almayacağını belirttiği görülmüştür. Davacı depo işletmecisi, takip ve borcun tarafı olmayıp, yediemin deposunun da lisanslı depolardan olmadığı taraflar arasındaki sözleşmeden ve davacı vekili beyanından anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının talep edeceği ücretin belirlenmesinde Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliği'nin 26. maddesi ve bu yönetmelik kapsamında çıkarılan ücret tarifesinin uygulanması mümkün değildir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2019/1909 Esas ve 2020/886 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sözleşmenin bağlayıcı olduğu ve ücretin sözleşmede belirlenen günlük 116,00 TL'ye göre belirlenmesi gerektiği ve Mahkemece bu ücretin dikkate alınması yerinde olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sözleşme gereğince belirlenen ücretin, emtianın değeri, emtianın uzun süre davacı-yedieminde kalmış olması ve hakkaniyet kuralları dikkate alınarak TBK'nın 51/1. maddesi kıyasen uygulanmak suretiyle yedieminlik ücretinde hakkaniyet indirimi yapılması ve icra inkar tazminatının buna göre belirlenmesi isabetli olduğundan ve ayrıca Mahkemece davacı lehine kabul edilen miktar üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesine rağmen hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin istinaf sebebi dosya kapsamı ile uyumlu olmadığından, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak davacı vekili tarafından icra takip talebinde ve dava dilekçesinde 25/05/2016 tarihinden 26/07/2017 tarihine kadar olan 427 gün saklama ücreti talep edilmesine, icra takip talebinde BSMV talebinde bulunulmamasına rağmen, Mahkemece HMK'nın 26 maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak 25/05/2016 tarihinden 31/07/2017 tarihleri arasındaki simsarlık ücretine ve faizin % 5 kadar BSMV'ye hükmedilmesi, ayrıca davalı tarafından ödenen 6.700,00 TL bedelin davacı tarafından takibe konu alacaktan mahsup edilmeksizin takibe konulması sebebiyle reddedilen bu kısım üzerinden davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama gideri takdirine karar verilmemesi yerinde olmamış, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Bu durumda davacının 427 günlük saklama ücreti alacağı 427*116,00=49.532,00 TL'den davalı tarafından ödenen 6.700,00 TLnin mahsubu sonrasında kalan 42.832,00 TL'ye % 50 hakkaniyet indirimi uygulandığında tespit edilen 21.416,00 TL olup, dairemizce bu miktar hüküm altına alınmış ve bu miktar üzerinden asıl alacak likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına, davalı tarafından ödenip mahsup edilmeyen kısmın takibe konulması tek başına davacının kötü niyetli olduğunu ispat etmediğinden bu miktar yönünden ve hakkaniyet indirimi yapılan miktar yönünden kötü niyet tazminatı talebinin reddine, hakkaniyet indirimi ile red edilen kısım üzerinden ise davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.Sonuç itibariyle, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2021 tarih ve 2018/198 Esas- 2021/885 Karar Sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 3-Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının ... sayılı icra takip dosyasındaki icra takibine yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 21.416,00 TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek %9 yasal faizi ile aynı koşullar ile devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,-Hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, -Kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Harçlar Kanunu gereğince kabul edilen miktar üzerinden alınması gereken 1.462,92-TL karar ve ilam harcından dava açılırken peşin olarak yatırılan 594,02-TL harcın mahsubu ile bakiye 868,90-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,5-Davacı tarafından yatırılan 594,02-TL peşin harç, 35,90-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 629,92-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,6-Davacı tarafından yapılan 983,50-TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 849,44 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan 54,00-TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 19,60 TL nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kabul edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 21.416,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince red edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 6.700,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,10-Bakiye gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN:11-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, davalı tarafından yatırılan karar harcının talep halinde davalıya iadesine,12-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 13-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 14-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 54,00 TL dosyanın gidiş-dönüş masrafı olmak üzere toplam 274,70-TLnin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,15-Bakiye gider avansı olduğu takdirde talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,16-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/01/2025 tarihinde HMK' nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.