İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/714 E. 2024/233 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/714
- Karar No
- 2024/233
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/714 Esas KARAR NO : 2024/233 DAVA : Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ : 24/07/2023 KARAR TARİHİ : 22/02/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/03/2024 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; davacının Kazakistan Cumhuriyeti merkezli ve finans sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, dava dışı Kazakistan merkezli ... Anonim Şirketi ile davalı ... Dış Ticaret Anonim Şirketi arasında akdedilen 11/03/2015 tarihli sözleşme işle ... Anonim Şirketi tekstil ürünleri satmayı, ... Dış Ticaret Anonim Şirketi ise tekstil ürünleri alma-bedel ödeme borcu altına girdiğini, 19/07/2016 tatirin de ... Şirketinin Kazakistan merkezli bir diğer şirket olan .... Limited Şirketi ile yukarıda anılan sözleşmeden kaynaklanan talep haklarının devrine ilişkin bir anlaşma imzalandığını, böylece ... A.Ş.'nin davalı ... Dış Ticaret A.Ş.'den olan 1.015.670,12 USD tutarındaki alacağının .... Limited Şirketi'ne devredildiğini, 16/07/2019 tarihinde ise .... firması ile davacı arasında benzer bir şekilde devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme hükümleri uyarınca davalı şirketten olan alacağın talep yetkisinin davacı şirkete devredildiğini, devrin akabinde davalı şirketten borcunu ödemesinin talep edildiğini, borcun ödenmediğini bu nedenle Çimkent İli İhtisas Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi nezdinde alacak davası açıldığını, yapılan yargılama sonrasında verilen 30/06/2020 tarihli ve ... sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiğini, davalı ... şirketinin davacı lehine 423.016.698,00 Kazakistan Tengesi tutarındaki borcun tahsil edilmesine karar verildiğini, bu karara karşı davalı tarafından Çimkent İl Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunulmuş ise de bu başvurunun 21/10/2020 tarihli ve ... sayılı kararla reddedildiğini, böylece kararın kesinleşmiş olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında mahkeme kararlarının tanınmasına ilipşkin karşılıklılık esasına dayanan uluslararası sözleşme olduğunu, davalı şirketin Kazakistan'daki yargılamada usulüne uygun şekilde davet edildiğini ve vekil ile temsil edildiğini, tenfizine karar verilmesini talep ettikleri kararın kesinleşmiş olduğunu, beyanla davalarının kabulüne, Kazakistan Cumhuriyeti Çimkent İli, İhtisas Bölgeler Arası Ekonomi Mahkemesi'nin 30/07/2020 tarihli, ... sayılı kararının tanınmasına ve tenfizine, tüm yargılama gideri ve vekalet ücretinin ise davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davaya konu yabancı şirkete ve bu şirketin alacaklarını devrettiklerini iddia ettikleri diğer yabancı şirketlere herhangi bir borcu veya alacağı temlik aldığı iddia edilen diğer bu şirketlerle ticari hiçbir bir ilişkisilerinin bulunmadığını, davalı şirketin bu şirketlere herhangi bir borcunun bulunmadığını, tam tersine "...." ve "..." şirketlerinden alacağı bulunduğunu, davacı vekilinin dava dosyasına sunmuş olduğu mahkeme kararları ve belgelerde yabancı yerel mahkemenin davacı şirketin davasını kabul etmesi sonrası, davalı şirketin o ülkedeki avukatının davayı temyiz ettiğini, temyiz mahkemesi olan Çimkent İl Mahkemesi Hukuk Davaları Yargı Heyeti 21.10.2020 tarihli kararında: davalı şirketin Avukatı .... nin 22.08.2019 tarihli ve 1 yıl geçerlik süreli vekaletnamesi ile davalı vekili olarak duruşmalara katıldığını, 30.07.2020 tarihli yerel mahkemenin kararına karşı 02.09.2020 tarihinde temyize başvurduğunu, vekalet süresi dolduktan sonra temyize başvurduğunu belirterek , MUK 405 ve 407. Maddeleri gerekliliklerinin yerine getirmek üzere, dava dosyasını ilk derece yerel mahkemesine iadesine 21.10.2020 tarihinde karar verdiğini, temyiz mahkemesinin, davalı vekilinin temyiz talebini, vekaletinin süresi bitmiş olması sebebiyle red ederek yerel mahkemenin ilk kararını onamadığını, işbu karar sadece usuli bir eksikliğin tamamlatılmasına yönük bir temyiz mahkemesi kararı olduğunu, temyiz mahkemesinin kararının hiçbir yerinde yerel mahkeme kararının hukuka uygunluğuna ilişkin bir inceleme ve tespit bulunmadığını, kararın onandığına dair hiç bir hüküm de mevcut olmadığını, temyiz mahkemesinin dosyanın esasına ilişkin bir temyiz incelemesine geçmeden, dava dosyasını usuli eksiklikleri tamamlatmak için yerel mahkemesine iade ettiğini, böyle bir temyiz mahkemesi kararı ile Yerel Mahkeme kararını kesinleştiğinden bahsetmek hukuken mümkün olmadığını, bahşi geçen temyiz mahkemesinin 21.10.2020 tarihli iade kararı sonrasına ilişkin hiçbir belgenin dava dosyasına sunulmadığını, dava dosyasına "kesinleşme şerhi" vasfı ile sunulan belge incelendiğinde kararı veren yerel mahkemece verilen işbu belgenin sonunda "10.10.2020 tarihinde yasal olarak yürürlüğe girmiştir" ibaresinin mevcut olduğunu, kesinleştiği iddia edilen 30.06.2020 tarihli gerekçeli mahkeme kararın sonunda da "Kararın yasal yürürlük tarihi : 10 kasım 2020" ibaresinin mevcut olduğunu,yine temyiz mahkemesinin kararını sonunda da "kararın ilen edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer." ibarelerinin mevcut olduğunu "yasal yürürlüğe girme" kavramının; karara karşı tüm yasal yolların tükenmesi sonucu ortaya çıkan "hükmün kesinleşmesi" anlamını taşımadığını, görülmekte olan tanıma ve tenfiz davasının reddini gerektiren çok daha önemli bir hususun ortada "davada müvekkil şirketin temsil hakkını ortadan kaldıran", "adil yargılanma hakkının ihlali" niteliğinde ve "kamu düzenine aykırılık" oluşturan bir yargılamaya ilişkin usulsüzlüğün" mevcut olduğunu, yürürlükte bulunan; 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun md. 54’te, Türk mahkemeleri tarafından yabancı bir mahkeme kararı hakkında tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli olan şartların hüküm altına alındığını, maddenin (ç) bendinde yer alan tenfiz şartlarından birisi de “O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” şeklinde olduğunu, bahsi geçen tenfiz şartını kısaca “savunma haklarına riayet edilmesi” veya “savunma haklarının ihlal edilmemesi” şeklinde anmanın mümkün olduğunu, savunma hakkının anlamının doğrudan Anayasa md. 36 ile açıklandığını, “Hak arama hürriyeti” başlıklı anılan maddenin 1. fıkrasının, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü amir olduğunu, Türk hukukunda iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı anayasal düzeyde teminat altına alındığını, anayasadaki sistematiğe göre kişilerin temel hak ve hürriyetlerinden biri olarak kabul edildiğini, savunma hakkının Türk usul hukuku kuralları dâhilinde “tahammül edilemez” şekilde ihlal edildiği açıkça anlaşılıyorsa, hâkim tarafından bu durumun resen gözetilerek MÖHUK md. 54/c gereğince kamu düzenine aykırılıktan tanıma veya tenfiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, "Vekâletnamesiz Dava Açılması ve İşlem Yapılması" başlıklı HMK nun 77/1.maddesine göre: "Vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır." buna göre vekaletin süresinin bitmesi sonrası vekil tarafından yapılan temyiz başvurularında yapılması gerekenlerin: vekâletnamenin veya onaylı örneğinin dosyaya sunulması için temyiz dilekçesini sunan vekile kesin süre verilmesi, vekâletname sunulmaz ise vekil tarafından verilen temyiz dilekçesinin, 6100 Sayılı Kanun'un77. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi gereğince yetkisiz vekil tarafından yapılmış temyize muvafakat verdiğini açıkça belirtmediği takdirde kararı temyiz etmemiş sayılacağı şerhini içeren davetiye ile davacı asıla tebliğ edilmesi, vekil tarafından verilen temyiz dilekçesine asıl tarafından açıkça muvafakat edilmemesi ve asıla gerekçeli kararın daha önceden usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiş olması hâlinde kararın asıla tebliğ edilerek temyiz süresinin beklenilmesi, vekil tarafından verilen temyiz dilekçesine asıl tarafından muvafakat edilmesi veya süresi içinde kararın temyiz edilmesi hâlinde, gerekli usulî işlemler tamamlandıktan sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın daireye gönderilmesi şeklinde usul olduğunu, somut olayda ise 1 yıllık vekaletinin süresi bittikten sonra temyiz yoluna başvuran davalının yurtdışındaki vekiline muhtemelen Kazakistan Usul Hukuku kurallarına göre yukarıda bahsi geçen bir süreli ihtar yahut müvekkile yine süreli bir ihtarat dosyanın iade edildiği yerel mahkemece verilecek olması gerektiğini,, bu önemli usuli eksiklik giderilmeden davanın davalı aleyhinde kesinleştiğinden söz etmenin hukuken mümkün olmadığını, bir an için bunun aksi yani yabancı mahkeme kararının Kazakistan Usul Hukukuna göre bu şekli ile davalı şirket aleyhinde kesinleşmiş olduğu iddia ve kabul edilecek ise bu durumda da; yukarıda detayları ortaya konan müvekkilin yapılan yargılamada "temsil hakkını ortadan kaldırıp yokluğunda hüküm kurulmuş olması", "adil yargılanma hakkının ihlali" niteliğinde ve "kamu düzenine aykırılık" oluşturan yargılamaya ilişkin bir usulsüzlük" olarak: yurt dışındaki vekiline verdiği vekaletnamenin süresinin bitmiş olması sebebiyle davalının temyiz hakkını ve yargılamanın bundan sonraki süreçinde bulunma ve temsil hakkının elinden alınarak aleyhinde önemli miktarda hüküm kurulmuş olması aykırılığının ortaya çıktığını, davacı vekilinin açtığı tenfiz davasının kabulü halinde, yurt dışındaki vekiline verdiği vekaletnamesinin süresinin bitmiş olması sebebiyle temyiz hakkını ve yargılamanın bundan sonraki süreçinde bulunma ve temsil hakkı elimden alınan ve yokluğunda hüküm kurulan müvekkillin uğradığı bu haksız ve hukuksuz tutum Türk Hukuku tarafından da meşrulaştırılmış olacağını, gerek uluslararası hukuk yargılamalarına ilişki antlaşmalar gerekse yukarıda detaylıca belirtilen Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunun 77/1.maddesi nazara alındığında davalı şirketin savunma hakkının Türk usul hukuku kuralları dâhilinde “tahammül edilemez” şekilde ihlal edilldiğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bu hususun aynı zamanda kamu düzenini de aykırılık oluşturduğunu beyanla davaya konu ortada karara karşı tüm yasal yolların tükenmesi sonucu ortaya çıkmış bir "kesinleşmiş mahkeme kararının" bulunmaması sebebiyle tanıma ve tenfiz davasını reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise "kesinleşmiş yabancı mahkeme kararına" ilişkin yapılan yargılamada "müvekkilin temsil hakkını ortadan kaldırıp yokluğunda hüküm kurulmuş olması", savunma hakkının Türk usul hukuku kuralları dâhilinde “tahammül edilemez” şekilde ihlal edilerek "müvekkilin adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş olması" ve bu hususların aynı zamanda kamu düzenini de aykırılık oluşturması sebepleri ile davanın reddine , yargılama masraf ve ücreti vekaletin de karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu uyarınca yabancı ülke mahkeme kararının tenfizi talebinden ibarettir. 5718 sayılı MÖHUK'un yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tenfizi ve tanınmasını düzenleyen 50. vd. maddelerine göre, Türkiye'de bir yabancı mahkeme kararının infaz edilebilmesi veyahut kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi bu karar hakkında tanıma veya tenfiz kararı verilmesine bağlı olup, yabancı mahkeme ve hakem kararının tanınması veya tenfizi ise bu kararın usulünce kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Tenfiz; yabancı mahkeme kararının Türkiye'de icra olunabilmesini sağlayan mahkeme kararıdır. Tenfiz usul ve esasları 2675 sayılı MÖHUK'un 34 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup Türk Mahkemeleri'nin yabancı ülke mahkeme kararlarının tenfizi davasında yerindelik denetimi söz konusu değildir. Tenfizden amaç yabancı ülke mahkeme kararının aynen Türkiye'de herhangi bir mahkemenin verdiği bir kararmış gibi kabul görmesidir. Bu amaçla Türk Mahkemeleri'nin yabancı ülke mahkeme kararında tenfize konu hükmü değiştirme hak ve yetkisi dahi bulunmamaktadır. Yargılamada sadece tenfiz şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmesi yapılır. 5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir. Davacı vekili 06/02/2024 tarihli dilekçesi ile dava konusu yabancı mahkeme kararının daha önce noterde yaptırılan tercümesinde karar tarihinin 30 Temmuz 2020 yerine sehven 30 Haziran 2020 olarak yazıldığını beyan ettiği ve Ankara .... Noterliği'nin 29 Aralık 2023 tarih ve .... yevmiye nolu tercüme evrakları ile çeviri evraklarını yeniden ibraz etmiş olduğu anlaşılmıştır. Dava, tanıma ve tenfiz talebinden ibaret olup, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, tenfizi talep olunan yabancı ülke kararının apostille şerhli kesinleşmiş aslı ve noter tercümesi ile tüm dosya kapsamına binaen; tenfizi talep olunan yabancı ülke ilamının ülkemiz kamu düzenine aykırı bir yönünün bulunmadığı, yargılama sırasında tenfizi talep olunan ülkenin usül hükümlerinin uygulanmasının doğal ve yargılama safhasında adil yargılama hakkının ihlal edilmediği, usulüne uygun kesinleştiği ve 5718 Sayılı Kanunu'nun 54. maddesinde belirtilen tüm tenfiz şartlarının gerçekleşmiş olduğu, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilen şartları taşıyan dava konusu verilen kararının Türkçe onaylı tercümesiyle aslının sunulduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın kabulü ile; 1-Kazakistan Cumhuriyeti Çimkent İli İhtisas Bölgeler Arası Ekonomi Mahkemesi'nin 30/07/2020 tarihli, .... sayılı ve 10 Kasım 2020 yürürlüğe giriş tarihli kararının tanıma ve tenfizine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 1.746.779,57 TL harcın peşin ve yabancılık harcı alınan 436.699,85 TL harcın mahsubu ile eksik 1.310.109,72 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 68,50 TL posta masrafı ile toplam harç gideri 436.939,70 TL ki toplam 437.008,20 TL. yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 5-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 559.713,59 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 7-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/02/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır