İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/569 E. 2024/109 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/569
- Karar No
- 2024/109
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/569 Esas KARAR NO : 2024/109 DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/06/2023 KARAR TARİHİ : 29/01/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/02/2024 Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından müvekkili ...'ın aleyhinde Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasından "25/01/2019 tanzim tarihli , 30/04/2019 vade tarihli , 55.000,00-TL miktarlı", 25/01/2019 tanzim tarihli, 30/05/2019 vade tarihli, 55.000,00-TL miktarlı", "25/01/2019 tanzim tarihli, 30/03/2019 vade tarihli, 35.000,00-TL miktarlı" "25/01/2019 tanzim tarihli, 28/02/2019 vade tarihli, 24.423,00-TL miktarlı" bonolara dayanarak kambiyo senetlerine özgü yolla icra takibi başlatıldığını, ancak bono üzerinde müvekkili ...'ın imzasının bulunmadığını, bonoların ön yüzlerinde bulunan imzaların hiçbirisinin müvekkilinin el ürünü olmadığını beyan ederek, bonolarla ilgili olarak davalıya borçlu olmadıklarının tespitini, Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin iptalini, davalının işbu bonolarla başlattığı takibi" üzerinde ...'IN imzasının bulunmadığını ve bu bonoların ön yüzlerindeki imzanın ...'a ait olmadığını" bilmesine rağmen haksız ve kötü niyetle başlattığını bu sebeple alacağın %20'si oranında tazminata hükmedilmesini, Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibin iptalini, takibin tedbiren durdurulmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının keşideci ve annesi ...'ın kefil olarak imzaladığı bonoların ciro yoluyla müvekkiline intikal ettiğini ve bonoların vadesinde ödenmemesi üzerine borçlular aleyhine Bakırköy ....İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, davacının bonolardaki imzaların kendisine ait olmadığı iddiasında bulunduğu ancak takibe ve işbu davaya konu bonolar incelendiğinde bonolaradaki borçlu ve kefil isimlerinin el yazısı ile yazılmadığı ad soyadların yazıcı ile bono muhteviyatına dahil edildiklerini bu sebeple davacı borçlu isminin sonradan bonoya dahil edilmesinin mümkün olmadığını, bonolarda iki ayrı imzanın bulunduğu ve bu imzaların davacının annesi olan kefil ... tarafından hem kendi adına hem davacı ... adına atıldığının görülebileceğini, icra takibi başlatılmadan önce ve sonrasında söz konusu bonolar hakkında diğer muhatap-ciranta ... A.Ş. Yetkilisi ile irtibat kurulduğunu ve şirket yetkilisinin "...-... adına kumaş alımı için kefil ... tarafından 2018 yılının son aylarında kendileriyle irtibat kurulduğunu, bu süreçte ... tarafından davacı oğlu ... adına her türlü ticari alışverişi ve borçlandırıcı işlemi yapmaya kendisinin tam yetkili kılındığını gösterir 'Bodrum .... Noterliğince' düzenlenmiş 23/07/2018 tarihli ... yevmiye nolu özel vekaletnamenin ibraz edildiğini, bunun üzerine satılan kumaşların davacı borçlu adına faturalandırılarak teslim edildiğini, tüm bu ticari işlemlerden ...'ın da bizzat haberdar olduğunu, davacı borçlu tarafından başta borcun cüzi bir kısmının nakit olarak ödendiğini ancak kalan borcun ödenmemesi üzerine bakiye borca karşılık takibe konu bonoların teslim alındığını, söz konusu bonoların, anne ... tarafından tanzim edilerek hem kefil olarak kendisi adına ve hemde yasal vekili olarak davacı oğlu ... adına imzalanarak teslim edildiğini" belirttiğini, davacının halen aynı evde birlikte ikamet ettiği annesi ...'ın tüm işlemlerinden haberdar olmasına karşın bonolara konu borcunu ve vekil tayin ettiği annesinin adına attığı imzaları art niyetli olarak inkar ettiğini, kabul manasına gelmemek kaydıyla annesi ...'ın davacının vekili olmadığının kabul edilmesi halinde ise olayda dolandırıcılık ve resmi evrakta sahtekarlık suçunun işlendiğinin ortaya çıkacağını, bu fiilleri işleyen davacının annesi ...'ın hakkında her türlü cezai yasal başvuru haklarının taraflarınca ayrıca kullanılacağını, bu durumda bonolardaki borçlu kefil ...'ın işbu davaya dahil edilmesi ve yapılan işlemler hakkında beyanının alınmasının önem arz ettiğini belirterek; ...'a davanın ihbarını ve ...'ın davaya dahil edilmesini, haksız ve mesnetsiz açılmış davanın reddini, alacağın %20'sinden az olmamak kaydı ve şartı ile davacının kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER : Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, kambiyo Senedine dayanan menfi tespit davasıdır. Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafın davalı aleyhinde dayanak 169.423,00-TL asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren işlemiş 35.025,00-TL faiz ile birlikte toplam 204.448,00-TL alacağın tahsili için icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde davanın açıldığı anlaşılmıştır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372). Taraflar arasındaki uyuşmazlık; borçlunun yetki verdiği annesi ...'ın, davacı borçlu adına kambiyo senedi düzenlenme yetkisinin bulunup bulunmadığı; buradan varılacak sonuca göre takip konusu bono nedeniyle davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için “ticari temsilci" kavramının değerlendirilmesinde yarar vardır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari temsilcilik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticari mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanuni değil, iradi temsil yetkisidir. Ticari temsilcinin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari temsilcilik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz(TBK 548). Ticari temsilci ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur.(TBK. 542/2) Ticari temsilci, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. İşletme sahibinin, ticari temsilci dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir Ticari temsilcilik gibi ticari vekalet de, TBK 40 vd. maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekil, ticari temsilcilik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. TBK 551/lve II'ye göre, “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari temsilci ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:Ticari temsilci, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir.Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(TBK 551/2) Oysa ticari temsilci, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde: Şahıs işletmesi olan davacı ... tarafından, davadaki menfi tespit istemine konu bonoyu davacı adına imzalayan dava dışı annesi ...'a verilen ve dosyaya celp edilen Bodrum ... Noterliğinin 23/07/2018 tarih ... yevmiye sayılı vekaletnamede tanınan yetkiler göz önünde bulundurulduğunda; davacı adına tüm işleri idareyle görevlendirilmiş olduğu ve böylece, davacıya ait şahıs işletmesinin gerek olağan gerek olağanüstü tüm işlemleri için geniş yetkilere sahip “idarecisi” niteliğini taşıdığı, dolayısıyla, anılan kişinin ticari temsilci olarak kabul edilmesi gerektiği, TBK’nun 548. maddesi uyarınca ticari temsilcinin, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olduğu gibi vekaletnamede ayrıca ve açıkça ...'a kambiyo taahhütnamesinde bulunma yetkisinin verildiği, dolayısıyla dava dışı bu kişi tarafından davacı adına dava ve takip konusu bonoya imza atma yetkisinin bulunduğu, dava dışı ...'ın aynı zamanda kendi adına kefil olarak bonoları imzaladığı ve mahkeme huzurunda alınan beyanında bonolara iki imzanın kendisi tarafından atıldığı yönünde beyan verdiği anlaşılmakla davacının davasının reddi karar vermek gerekmiş, ayrıca davalı tarafın davacı aleyhine kötüniyet tazminatı talep ettiği, ancak yargılama sonucunda kötüniyet iddiasının davalı tarafından ispat edilemediği görülmekle talebin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 2-Alınması gerekli 427,60 TL harcın davacı tarafça yatırılan 1.871,09-TL harçtan mahsubuyla bakiye 1.443,49-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-AAÜT gereğince hesap edilen 27.107,68 -TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair,6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzünde açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/01/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır