İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/140 E. 2024/1207 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/140
Karar No
2024/1207
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/140 Esas KARAR NO : 2024/1207 DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/12/2023 KARAR TARİHİ : 26/11/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...... A.Ş.'nin 19/07/1996 tarihinde kurulmuş olup, ticaret hayatında büyük başarılara imza atmış olduğunu, davalı işçi ile aralarında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesi ile altın imalatı alanında faaliyette bulunan müvekkili şirkette işçinin "eksper" olarak çalışacağının öngörülmüş olduğunu, altın sektöründeki “eksperlik hizmeti” müvekkili firma tarafından başlatılmış olup uzun uğraşlar ve çabalar sonucu geliştirilmiş olduğunu, müvekkili firmanın bu hizmetin geliştirilmesi konusunda çok çaba sarf etmiş, eksperlere özel birçok eğitim ve destek vermiş olup halen bu çalışmalarına devam etmekte olduğunu, başka bir deyişle verilen bu hizmetin, müvekkili firmanın verdiği uğraşlar sayesinde meslek haline gelmiş olduğunu, sonrasında birçok rakip firmanın, müvekkili firmanın kurduğu eksperlik hizmeti ile aynı sistemde çalışmaya ve işçi çalıştırmaya başlamış olduğunu, bunun yanında yukarıda da belirtildiği gibi ilk defa müvekkili şirket tarafından kurulan ve faaliyete geçirilen ve bizzat müvekkili şirketin çabaları sayesinde ülke genelinde faaliyet alanına sahip olan bir meslek haline gelen eksperlik hizmetinde işbu işin kapsamı ve doğası gereği çalışan kişilerin, faaliyette bulunduğu yerlerin kamu ve özel bankalar olması nedeniyle, gerek faaliyetin gerçekleştiği kamu ve özel bankaların gerekse de müvekkili şirketin mahremi sayılacak birçok ticari bilgiyi ve ticari sırrı da edindiği eksperlik hizmeti işinin zaruri gereği olup bu çalışanın işbu mahrem ticari sır ve ticari bilgiye sahip olduğunun açık ve tartışmasız olduğunu, tüm bu izah edilenler doğrultusunda eksperlik hizmeti mesleğinin gereği edinilen ticari sırların ve mahrem bilgilerin korunması ve de müvekkili firma tarafından bu meslek için sarf edilen emeklerin rekabet yasağı kapsamında korunmasının şart hale gelmiş olduğunu, bu sebeplerle eksperler ile imzalanan iş sözleşmelerinin “rekabet yasağı cezai şart” kapsamına alınmış olduğunu, davalı işçi ile taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı bulunan iş sözleşmesinde, işçinin eksper olarak görev yaptığı belirtilmiş ve davalı işçinin çalıştığı pozisyon ve yaptığı görev itibariyle davacı müvekkilinin müşteri portföyünü tanımak ve işlerin esasına nüfuz eden konumu sebebiyle iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 3 (üç) yıl süre ile müvekkili şirketin muvafakati olmaksızın benzer ve ilgili bir işyerinde çalışması halinde işçinin işverene 100.000 TL (yüz bin türk lirası) cezai şart ödeyeceğiinn öngörülmüş olduğunu, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 01/07/2021 tarihinde işçinin iş akdi sonlandırılmış olduğunu, müvekkili işverenin, daha sonradan ticari çevresinden aldığı bilgi ile davalı işçinin iş sözleşmesinin feshinin üzerinden henüz 3 (üç) yıl geçmeden taraflarınca imzalanan iş sözleşmesinin ( rekabet yasağı ) maddesi çok açık ve net olduğu halde, sözleşme imzalanma aşamasında da defaten üzerinde durulduğu üzere, müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren bir firmada çalışmaya başladığı duyumu alınmış olduğunu, davalı tarafça imza altına alınan iş sözleşmesinin “Rekabet Yasağı” başlıklı 7.1. Maddesinde “……. İş ve işlemlerinde tek bir tanesi ile dahi olsa faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler ile bunların bayi ve şubelerinde, alt ve yakın grup ve kuruluşlarında, bu işi yapan hakim sermayedarların kurduğu diğer ticaret hukuku tüzel kişilerinde, ortak, hissedar, çalışan, yönetici, mesul müdür, genel müdür, imza yetkilisi veya her ne nam altında olursa olsun mesai sarf eden niteliği ile hizmet sözleşmesi akdeder yahut fiili bir çalışma sergiler ise 100.000-TL (Yüz Bin Türk Lirası) cezai şartı İşveren’e ödemek zorundadır. Bu cezai şartın ödenmesi için İşveren’in herhangi bir zarar ziyanının ya da kar kaybının söz konusu olması gerekmez. “ hükmü yer aldığını, davalı işçinin, müvekkili işverenin işyerinde uzun yıllar eksper görevini sürdürmüş olup davalı işçinin teknik, ticari ve personele ilişkin iş sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz eden konumu nedeniyle bu işyerine dair elde ettiği bilgi, ticari sır ve teknik verileri paylaşmasının müvekkili işvereni zarara uğratacağının açık olduğunu, söz konusu mesleğin doğası gereği çalışanların hem müvekkili şirketin hem de çalışmanın gerçekleştirildiği kamu ve özel bankaların mahrem bilgi ve ticari sırlarına vakıf olunmasının çok açık ve hatta mecburi olduğundan dolayı bu durumun tarafına da şifahi olarak anlatılmış ve akabinde yukarıda açıkça yer verildiği hali ile ve de tüm bu izah edilen hususlar neticesinde rekabet yasağı kapsamında özellikle rakip firmaların açıkça unvanları da belirtilmek üzere sözleşme maddesi düzenlenerek davalı taraf ile imza altına alınmış olduğunu, konuyla ilgili olarak davalıya 13/02/2023 tarihinde Bakırköy ...... Noterliği'nin ....... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilmiş olup ödeme için süre verilmesine rağmen müvekkili firmaya davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmamış olduğunu beyanla; taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinde iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 3(üç) yıl süre ile benzer ve ilgili bir işyerine çalışması halinde işçinin işverene 100.000 TL ( yüz bin türk lirası) cezai şart ödeneceğinin öngörülmesi nedeniyle müvekkili işverenin davalıdan cezai şart olarak 100.000 TL (yüz bin türk lirası)’nin 01/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının herhangi bir alacağı olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğunu, bu nedenle tüm talepler hakkında öncelikle zamanaşımı itirazları/def'ileri bulunduğunu, davanın reddini talep ediyor olduklarını, genel ispat kuralı gereği davacının işbu davadaki farazi iddialarını ispatlaması gerektiğini, davacının dava dilekçesi ve delilleri incelendiğinde, farazi iddialarını kanıtlayacak delilin dosyada bulunmadığının açıkça görülmekte olduğunu, işbu dava basit yargılama usulüne tabi olduğu için davacının iddialarını genişletemeyeceğini, dolayısıyla farazi iddia ispatlanamamış ve davanın öncelikle bu gerekçeyle reddini talep ediyor olduklarını, davacının, belirsiz süreli iş sözleşmesinde var olduğunu iddia ettiği “Rekabet Yasağı - Cezai Şart” başlıklı madde gereği müvekkilinden 100.000.(Yüzbin) TL cezai şart alacağı olduğunu beyan etmekte olduğunu, davacı iş verenin, iş sözleşmesi imzalandığı tarihte sözleşmenin bir suretini davalı müvekkiline vermemiş ve işbu sözleşmenin işten atılma baskısı altında imzalanmış olduğunu, belirsiz süreli iş sözleşmesindeki “Rekabet Yasağı - Cezai Şart” maddesinin hükümsüz olduğunu ve davanın reddi gerektiğini, davacı şirketin taleplerinin rekabet yasağına aykırılıktan ötürü cezai şart alacağı olduğunu dermeyan etmekte olduğunu ve sözleşme maddesindeki cezai şart maddesinin sadece güçsüz işçi aleyhine düzenlenmiş tek taraflı bir madde olduğunu, Borçlar Kanunun "Ceza koşulu ve ibra" başlıklı 420/1. maddesinde; "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir." dolayısıyla var olduğu iddia edilen cezai şart sözleşmesi işçi aleyhine tek taraflı olduğu için ve emredici kanun maddesi gereği mutlak hükümsüz olduğunu, davanın bu gerekçeyle reddi gerektiğini, davalı müvekkilinin, davacı şirket bünyesinde 01/07/2021 tarihine kadar çalışmış, müvekkilinin yapmış olduğu işin altın eksperliği olduğunu, davacının bünyesinde 01/07/2021 tarihine kadar, davalı müvekkille birlikte 55 altın eksperi işçiyi istihdam etmiş olduğunu, müvekkili ile birlikte bu 55 altın eksperinin yapmış olduğu işin; iş verenin günlük talimat vererek altın eksperi işçiyi, işveren müşterisi olan bankaların şubelerine göndermekte, işçinin banka müşterileri tarafından bankaya mevduat olarak getirilen fiili altınların ayarını tespit ederek ve gramajını ölçerek bulunduğu banka şubesine bildirmekte olduğunu, işçinin mesai günü sonunda ölçüm yaptığı altınların ayarlarını ve gramaj toplamlarını işverenine rapor olarak bildirmekte olduğunu, dolayısıyla altın eksperi işçinin yapmış olduğu işin altının ayarını tespit ve gramajını ölçmekten ibaret olduğunu, altın eksperi işçisinin; hiçbir suretle altın getiren banka müşterilerinin yada işveren müşterisi olan bankaların kaydını tutmadığını, hiçbir ticari sırra vakıf olmadığını, yöneticilik pozisyonu ve sorumluluğu bulunmadığını, asgari ücret seviyesine yakın bir ücretle çalışmış olduğunu, davacının iddia ettiği gibi altın eksperliği işini Türkiye'ye davacının getirmemiş olduğunu, her ne kadar yapılan işin adı "altı eksperliği" gibi havalı bir ad olsa da yapılan işin altın ayarı tespiti ve gramajının ölçümü, dünyada ve dolayısıyla bu topraklarda binlerce yıldan beri yapılan basit bir iş olduğunu, yine davacının delilsizce iddia ettiği gibi "Altı eksperliği" mesleği davacının yapmış olduğu özel eğitimler ve seminerlerle ortaya çıkmamış olduğunu, kuyumcu çıraklarının ilk öğrendiği işlemlerden birinin altının ayarını tespit etmek ve gramajını ölçmek olduğunu, ayar tespitinin taşlarla ve solisyonlarla yapıldıktan sonra gramajın hassas terazide ölçüldüğünü, basit bir işlem olduğunu, müvekkilince ifa edilen basit işlerin 444/2. madde gereği haksız rekabet yasağına tabi olmasının mümkün olmadığını, davacının, müvekkili dahil hiçbir altın eksperi çalışanına mesleki eğitim ve seminer vermemiş olduğunu, müvekkilinin davacıda çalışmadan önce de altın/kuyumculuk sektöründe uzun yıllar çalıştığını ve yapmış olduğu işi iyi bildiği için davacıda çalıştırılmış olduğunu, davacı şirketin müşterileri olan bankalara "Altın Eksperliği" hizmeti vermeme ve eksperlik birimini kapatma kararı alarak müvekkili ile birlikte 55 altın eksperi işçinin işine 01/07/2021 tarihinde son vermiş olduğunu, müvekkili ile birlikte işçilerin tamamının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının davacı tarafından banka havalesi yoluyla ödenmiş olduğunu, işçilerin çıkış bildirilerinin SGK'ya "18" koduyla "İşin sona ermesi" olarak bildirilmiş ve müvekkilinin özlük dosyası ve içeriğinde bulunan İş Akdi Fesih Tebliği belgesinde "Altın Eksperliği" biriminin kapatıldığının açıkça yazmakta olduğunu, dolayısıyla davacının altın eksperliği birimini kapatarak tüm işçilerin işine, işçiye karşı haklı sebebi olmadan son vermiş olduğunu, rekabet yasağının sona ermesini düzenleyen 447. maddenin her iki fıkrasına göre de davacının var olduğunu iddia ettiği rekabet yasağının sona ermiş olduğunu, birinci fıkraya göre davacının eksperlik birimini kapattığı için rekabet yasağını sürdürmekte gerçek bir yararı bulunmadığından rekabet yasağınnı sona ermekte olduğunu, ikinci fıkraya göre ise işçinin iş sözleşmesi işçiye karşı haklı sebep olmadan, işverene yüklenen nedenle, işveren tarafından fesih edildiği için TARTIŞMASIZ olarak rekabet yasağının sona ermiş olduğunu, davanın bu gerekçeyle de reddi gerektiğini, bu 55 işçinin tamamına davacı işverenin sözlü olarak; "Altın Eksperliği" işini bıraktıklarını ve başka firmalarda Altın Eksperi olarak çalışabileceklerini beyan etmiş olduğunu, davacının bu beyanına rağmen ve kötü niyetli olarak 01/07/2021 tarihinde işine son verdiği 55 eski çalışanından müvekkili ile birlikte 20-25 tanesine haksız rekabete dayalı cezai şart alacak davasını eş zamanlı olarak Bakırköy İş Mahkemeleri nezdinde ikame etmiş olduğunu, kötü niyetli davacının amacının zenginleşmek olduğunu, davacının Borçlar Kanunu 446. maddesi gereği zararını da kanıtlaması gerektiğini, ancak dava dosyasında hiçbir delil olmadığı gibi bu hususunda delili bulunmadığını, davacı şirketin var olduğunu iddia ettiği haksız rekabet yasağının müvekkilinin ekonomik geleceğini tamamen yok eden, Borçlar Kanun 445/1. maddesine ve çalışma hürriyetine aykırılık gerekçesiyle de hükümsüz bir madde olduğunu, son olarak kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkememizin kanaati davayı kabul şeklinde oluşursa, cezai şart olarak talep edilen 100.000 TL'nin asgari ücret düzeyinde çalışan davalı işçi için fahişliğinin de dikkate alınmasını ve nitelikli indirim yapılmasını talep ediyor olduklarını beyanla; haksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, belirsiz süreli iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükmün ihlal edildiği iddiası ile sözleşmede yer alan cezai şart bedelinin tazmini istemine ilişkin olup, uyuşmazlık; davalının dava dışı şirkette çalışmasının iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına aykırılık teşkil edip etmeyeceği, sözleşmede yer alan hükmün davalının çalışma hürriyetini kısıtlar derecede sınırlayıcı olup olmadığı, davacının, davalıdan iş sözleşmesinde kararlaştırılan bu hüküm sebebiyle cezai şart talep edebilip edemeyeceği, cezai şartın geçerli olup olmadığı hususundadır. Dosyanın mahkememize Bakırköy ...... İş Mahkemesi'nin 19/12/2023 tarih ve ..... Esas ...... Karar sayılı kesinleşmiş görevsizlik kararı ile tevzi edildiği anlaşıldı. Davalıya ait SGK kayıtları, davacı şirket nezdinde yer alan özlük dosyası ve davacı şirketin çalıştırmakta olduğu işçilere ait özlük dosyaları celp edilerek dosya arasına alınmıştır. Davalıya ait SGK kayıtlarının incelenmesinde davacı şirket bünyesinde 14.03.2014-01.07.2021 tarihleri arasında pazarlamacı olarak çalıştığı, işten çıkış kodunun 18 -işin sona ermesi olduğu, 17.012.2022 tarihinde ise ........ Anonim şirketi bünyesinde çalışmaya başladığı, belirtilen iş yerinde ilk olarak borsa ve finans meslek elemanı olarak, sonrasında ise satış yöneticisi olarak çalışmış olduğu anlaşılmıştır. Dosyada bir örneği bulunan taraflar arasındaki belirli süreli iş sözleşmesinin rekabet yasağı- sır saklama yükümlülüğü- cezai şart başlıklı 7.1. Maddesinde “……. İş ve işlemlerinde tek bir tanesi ile dahi olsa faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler ile bunların bayi ve şubelerinde, alt ve yakın grup ve kuruluşlarında, bu işi yapan hakim sermayedarların kurduğu diğer ticaret hukuku tüzel kişilerinde, ortak, hissedar, çalışan, yönetici, mesul müdür, genel müdür, imza yetkilisi veya her ne nam altında olursa olsun mesai sarf eden niteliği ile hizmet sözleşmesi akdeder yahut fiili bir çalışma sergiler ise 100.000-TL (Yüz Bin Türk Lirası) cezai şartı İşveren’e ödemek zorundadır. Bu cezai şartın ödenmesi için İşveren’in herhangi bir zarar ziyanının ya da kar kaybının söz konusu olması gerekmez. “ hükmünün yer aldığı anlaşılmıştır. Mahkememizin 09/07/2024 tarihli celsesinde davacı tanığı ...... 'ün hazır bulunduğu, tanığın beyanında; " ben davacı şirkette 2012 ve 2020 yılları arasında altın eksperi olarak çalıştım, 2020 yılında satış ofisinde çalışmaya başladım, davalı da altın eksperliği yapardı, kendisini ismen tanırım, biz altın eksperi olarak banka şubelerine gider, müşterilerin getirdiği fiziki altınları 24 ayar altına çevirerek hesaplarına altın endeksli olarak yatırırdık, bizim davacı şirketten edinmiş olduğumuz ticari sırlar tecrübeye dayalıdır, örnek olarak altının saflık derecesini davacı şirketten edinmiş olduğumuz bilgiler sayesinde biliriz, davalı da yapmış olduğu iş dolayısıyla bu bilgilere vakıftır" şeklinde beyanda bulunduğu, Davacı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: ben işe girdiğim tarihte altın eksperliği yeni yeni gündeme gelen meslekti, bu mesleğin oturması yaklaşık 7-8 yılı buldu, diğer rakip firmalar ise yaklaşık 2-3 yıl içerisinde bu sistemi kurmuşlardır, davalı da edinmiş olduğu bilgileri yeni çalışmakta olduğu firmada kullanmış olabilir dedi. Davalı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: bizim altın eksperi olarak müşterilerin hesaplarına erişim yetkimiz bulunmamaktadır, altın eksperliği birimi geçici bir süre kapatılmıştır, aynı zamanda altın eksperliği yapacak kişinin öncesinde kuyumculuk geçmişinin bulunması aranmaktadır" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı. Mahkememizin 09/07/2024 tarihli celsesinde davacı tanığı ...... 'un hazır bulunduğu, tanığın beyanında; " ben 2012 ve 2020 yılları arasında davacı şirkette altın eksperi olarak çalışmıştım, şuan Kapalı Çarşı döviz bürosunda davacıya ait firmada çalışıyorum, davalıyı da altın eksperliği yapmasından dolayı tanırım, kendi ile şehir dışında bir kaç kez iş dolayısı ile karşılaşmıştık, altın eksperliğini ilk ortaya koyan ve geliştiren şirket davacıdır, bizde davacı şirketten edinmiş olduğumuz bilgileri işimizi yerine getirirken kullanırdık, edinmiş olduğumuz ticari sırlar tecrübeye dayalıdır, davalıda bu bilgilere vakıftır" şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı vekilinin talebi üzerine tanığa soruldu: biz altın eksperi olarak bankaya getirilen fiziki altınları 24 ayar altına çevirerek hesaplarına altın endeksli olarak yatırırdık, müşterilerin hesaplarına erişim hakkımız yoktu, altın eksperliği birimi yaklaşık 2 ay süre ile kapatılmıştı, 2 aylık sürede biz altın eksperliği yapmadık, maaşlarımız hesabımıza yatırıldı, sonrasında bana başka birimde devam edip etmek istemediğim sorulduğunda başka birime geçtim, altın eksperliği birimi için kuyumculuk geçmişi şartı aranmaktaydı, biz şirketten aldığımız talimatlar doğrultusunda altının değerini tespit edip hesaplara geçerdik, aynı zamanda altın eksperliği yapmadan öncede altının değerini anlayacak kapasitedeydim" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşıldı. Rekabet yasağı 6098 sayılı TBK' nın Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. İşçinin iş/hizmet sözleşmesinin devamı süresince işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Dürüstlük kuralı gereğince bu yükümlülük bazı durumlarda sözleşmenin sona ermesinden sonra da belli bir süre devam etmelidir. Zira işçinin çalışması esnasında elde ettiği bazı bilgileri iş akdinin sona ermesinden sonra kullanması işverenin haklı menfaatlerine zarar verebilir. Buna karşılık, Anayasa’nın 48 inci maddesinde güvence altına alınan işçinin dilediği alanda “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”, onun hayatını kazanması yanında yine Anayasa’da öngörülmüş olan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla (md. 5, 17) doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla iş/hizmet sözleşmelerinde sözleşme sonrası rekabet yasağı kapsamında işverenin rekabet nedeniyle ortaya çıkabilecek haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünün dengelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle TBK’da bu dengeyi sağlamaya yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır. Bu dengenin sağlanması amacıyla kanunda öngörülen rekabet yasağı anlaşması, hizmet sözleşmesiyle bağıtlanan işçinin sözleşmenin sona ermesi sonrasında iş sahibiyle rekabet edeceği bir işi kendi adına yapmamasını ve rakip bir işyerinde çalışmamasını, böyle bir kuruluşta ortak ve başka sıfatlarla ilgili olmayacağını öngören anlaşma olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı C. 1, Ankara 2021 s. 926). Türk Borçlar Kanunu’nun 444/1 inci maddesi gereğince fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. İşçi ile işveren arasında TBK'nın 444 ve devamındaki maddelerinde işaret edilen koşullar dahilinde tesis edilecek rekabet yasağı sözleşmesi, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine konulacak bir hükümle düzenlenebileceği gibi bu hususta ayrı bir metin ile rekabet yasağı sözleşmesinin akdedilmesi mümkündür. Her iki durumda da rekabet yasağı, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden bağımsız olarak varlığını sürdürür. Başka bir anlatımla hizmet sözleşmesi içerisinde ayrı bir hüküm olarak rekabet yasağı kaydının mevcudiyeti hâlinde, taraflar arasındaki sözleşmede hem hizmet ilişkisinin devamı süresince geçerli olan bir hizmet sözleşmesinin, hem de hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki döneme dair yükümlülükler içeren bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı kabul edilerek tarafların her iki sözleşme ile bağlı oldukları kabul edilmelidir. Rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışların sonuçları ise TBK’nın 446 ncı maddesinde düzenlenmiş olup buna göre rekabet yasağına aykırı davranan işçi, işverenin bu sebeple uğradığı tüm zararları gidermekle yükümlüdür. Öte yandan rekabet yasağına aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmış ise işçi, sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, ceza koşulu olarak öngörülen meblağı ödeyerek rekabet yasağına dair borcundan kurtulabilecektir; ancak işverenin ceza koşulu olarak belirlenen miktarı aşan zararları da işçi tarafından tazmin edilmelidir (TBK md. 446/2). Türk Borçlar Kanunu'nun 420/1 inci maddesine göre hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersiz olacaktır. Buna göre hizmet sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülecek ceza koşulu, ancak işverenin de bu konuda bir karşı edim yükümlendiği durumlarda geçerli olacaktır. Burada kanun koyucu, hizmet sözleşmelerinde işveren karşısında dezavantajlı konumda olan işçinin korunması amacıyla, işveren tarafından sözleşmenin düzenlenmesi sırasında işçiye dayatılması mümkün olan ceza koşulunun geçerliliğini, işveren aleyhine uygun bir karşı edimin varlığı koşuluna bağlamıştır. Öte yandan, TBK'nın 446 ncı madde hükmündeki düzenlemeden hareketle rekabet yasağı sözleşmesinde işçi aleyhine ceza koşulunun öngörülebileceği anlaşılmakla, anılan ceza koşulunun geçerliliği herhangi bir karşı edim yükümlülüğüne bağlanmamıştır. Başka bir anlatımla; rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülebilecek ceza koşulunun geçerliliği, bu konuda işverenin karşı edim yükümlülüğüne bağlı değildir. Zira anılan hükümde, cezai şarta dair işveren tarafından karşı edim yükümlülüğüne ilişkin herhangi bir geçerlilik koşulu aranmaksızın; sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçinin öngörülen cezai şartı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabileceği ve işçinin cezai şartı aşan zararları gidermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Nitekim rekabet yasağı sözleşmelerinde işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edim, ancak aşırı nitelikteki rekabet yasağının sınırlandırılmasında hâkim tarafından nazara alınması gereken unsurlardan biri olarak TBK'nın 445/2 nci maddesinde ayrıca düzenlenmiş olup bunun dışında rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine öngörülecek ceza koşulunun geçerliliği için herhangi bir karşılıklılık unsuru aranmamıştır. Davacının talebi, davalının işe alımı sırasında imzalanan sözleşmeden bulunan rekabet yasağının ihlal edildiği gerekçesi ile kararlaştırılan cezai şart bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarında anlaşıldığı üzere davalının davacı şirket bünyesinde yapmakta olduğu altın eksperliği işi temelde bankalara getirilen fiili altınların değerlemesi, 24 ayar altına çevrilmesine ilişkindir. Yine dosya kapsamında ve tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere olduğu üzere davalının çalışmakta olduğu birim pandemi tedbirleri kapsamında belirsiz süreliğine kapatılmış olduğu ve davalıya farklı bir birime geçebileceği veya işi bırakabileceğinin teklif edildiği anlaşılmıştır. Pandemi sürecinin devam ettiği aşamada kapatılan birimde çalışan davalının belirsizlik nedeni ile işten ayrılmasının olağan olduğu, kaldı ki işten çıkış kodunun da 18 - işin sona ermesi olduğu nazara alındığında davalının işten ayrılmasının geçerli sebebe dayandığı, yine yapılan işin mahiyetine ilişkin tanık beyanları dikkate alındığında davalının yapmakta olduğu altın eksperliği işinin ticari sır niteliğinde bir bilgiyi barındırmadığı, esasında kuyumculuktan bir farkı olmadığı, davalının yapmakta olduğu iş sırasında ticari sır niteliğinde bilgi edindiğin kabul edilemeyeceği, davacının rekabet yasağı sözleşmesine dayalı alacak talebi yönünden şartlarının oluşmadığı, davanın ispatlanamadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: AÇILAN DAVANIN REDDİNE; 1-Alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 1.707,75 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 1.280,15 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 2-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı yararına A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 30.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, (e-duruşma ortamında) kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 26/11/2024 Katip Hakim

Atıf: Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/140, K. 2024/1207, T. 26.11.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-140-e-2024-1207-k-8ad391bc24b6