İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/766 E. 2024/146 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/766
Karar No
2024/146
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/766 KARAR NO : 2024/146 DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 21/11/2023 KARAR TARİHİ : 06/03/2024 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davalı- alacaklının, Antalya Genel İcra Dairesi ... Esas sayısı ile başlatılan icra takibi ile müvekkilini borç altına aldığını ve mal varlığına haciz uygulamasına sebep olduğunu, ancak işbu takibin haksız ve yanlış olduğunu, usulsüz tebligat ile kesinleşen işbu takibin müvekkilinin oldukça mağdur ettiğini, müvekkilinin banka hesaplarını kullanamamakta, mal varlığı üzerinde tasarruf edememekte işi gereği ihalelere giremediğini, takibin ... tarihli kar payı ortaklığı sözleşmesinden kaynaklı bir takip olduğunu, ancak ekte sunulan sözleşme incelendiğinde müvekkilinin davalıya borçlanması için belirli unsurların gerçekleşmiş olması gerektiğini, bu itibarla bakıldığında takip öncesinde söz konusu unsurların hiçbirinin gerçekleşmediğini, kaldı ki sözleşme içeriğinin yargılamayı gerektirdiğini, bu sebeple icra takibi konusu yapılamayacağını, sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin 4 nolu maddesinin a bendinde "YÜKLENİCİ işler tamamlandıktan sonra geriye kalan kar üzerinden % 50 kar payı mühendise ödeyecektir. " demekle sözleşmenin temel prensibini ortaya koyduğunu, davalının ise 4-a maddesini görmezden gelerek 4-b " MÜHENDİSE sözleşme tarihinden sonraki ve yukarıda belirtilen proje ve yapacağı bu işlere bağlı diğer projelerden % 50 kar payı ödeyecektir" ve 4-c " YÜKLENİCİ, MÜHENDİSE ... tarihine kadar kar payı ödemesi yapmaması durumunda ...- TL tazminat ödemeyi ve belirtilen tarihten itibaren ödeme yapmadığı takdirde borca aylık avans faiz uygulanmasını kabul eder." maddeleri kapsamında müvekkili hakkında icra takibi yaptığını, müvekkilinin 4-a gereği işler tamamlandıktan sonra kar etmesi halinde karın yarısını davalıya vermeyi kabul ettiğini, ancak bu durumun ancak ve ancak işlerin bitmesinden sonra ve kar edilmesi halinde gerçekleşeceğini, işbu 4-a maddesi olmasaydı müvekkilinin diğer hususları içeren işbu sözleşmeyi kabul etmeyeceğinin açık olduğunu, kaldı ki yine işbu sözleşmenin ayakta kalmasını sağlayan temel unsurun 4-a maddesi olduğunu, davalının ise sanki 4-a maddesi yerine gelmişte müvekkili kar payını ödememiş gibi davrandığını, sözleşme gereği yapılan işte müvekkilinin kar etmediğini, işbu sebeple kar payı ödemediğini, davalı tarafın da aynı işte çalıştığını, davalının sözleşmede işçi olarak çalışacağının kararlaştırıldığını, bahsi geçen işte davalı işçi olarak çalıştığı için müvekkilinin zarar ettiğini de bildiğini, ancak kötü niyetli olarak takip başlattığını, müvekkilinin kar etmediğini, bu sebeple müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti yapılmasını talep ettiklerini beyan ederek; Davacının; Antalya Genel İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyasından ve takibe konu edilen sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, cevap vermemiştir. Dava, menfi tespit talebinden ibarettir. Mahkemelerin görevi dava şartıdır. Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı ve yokluğu gerekli olan hallere ise dava şartları denir (KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan/YILMAZ/Ejder., Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı), Ankara 2005, s. 303)Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinde, "Hakimin re'sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar" deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2005/9-546 E.N , 2005/611 K.N., 26/10/2005). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115'e göre; mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Görev kuralları kamu düzenindendir ve re'sen dikkate alınır, dava şartıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/17-1097 esas, 2019/458 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Belirtmek gerekir ki; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir (TTK m. 11) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.(TTK m. 12). TTK’nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesine göre, TTK’nin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Cumhurbaşkanı kararı (Bakanlar Kurulu kararı) çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır. Resmi Gazetenin 21.7.2007 tarih ve 26589 sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu’nun 2007/12362 Karar sayılı Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin 18.6.2007tarihinde alınan kararının “Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı” başlıklı 1 inci maddesi aynen; “ .. (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından; a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğinikazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkârlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri,….”şeklindedir. Ayrıca, 5362 sayılı kanuna göre; Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri ifade eder. Vergi usul kanununun 177 inci maddesinde belirtilen hadler, uygulamada yardımcı olmaktadır. Denetime elverişlilik açısından; Vergi usul kanununun 177 inci maddesi gereği, bilanço esasına göre defter tutma hadleri; (177/1 gereği) alış tutarı kalemlerinde, 2016 yılı ... TL, 2017 yılı ...TL, 2018 yılı ... TL, 2019 yılı ... TL, 2020 yılı ... TL, 2021 yılı için ise ... TL, 2022 yılı ...'dir. Satış tutarı kalemlerinde, 2016 yılı ... TL, 2017 yılı ... TL, 2018 yılı ... TL, 2019 yılı ... TL, 2020 yılı ... TL, 2021 yılı ise ... TL, 2022 yılı ... TL'dir. Kanunun 177/2 maddesi gereği, yıllık gayrisafi iş hasılatı hadleri; 2016 yılı ... TL, 2017 yılı ... TL, 2018 yılı ... TL, 2019 yılı ... TL, 2020 yılı ... TL, 2021 yılı ... TL, 2022 yılı ... TL'dir. Kanunun 177/3 maddesi gereği, 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde İş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı hadleri; 2016 yılı için ... TL, 2017 yılı için ... TL, 2018 yılı için ... TL, 2019 yılı için ... TL, 2020 yılı için ... TL, 2021 yılı için ... TL, 2022 yılı ... TL'dir. Taraflardan birinin ticari işletmesini ilgilendiren sözleşmeler, her ne kadar TTK m. 19/2 uyarınca diğer taraf için de ticari sayılırsa da, bu durum TTK m. 4/1'e göre davanın, nispi ticari dava sayılmasını gerektirmez.(ARKAN, SABİH., Ticari İşletme Hukuku, 25. Baskı, Ankara 2019, s.115) Yani, TTK m. 19/2 hükmüne dayanarak, davaya ticari dava nitelemesi yapılamaz. Somut dosyaya bakıldığında; mahkememizce tacir araştırması yaptırılmıştır. Davacının esnaf odası kaydı yoktur. Davalının ise esnaf odası kaydı vardır. Düden Vergi Dairesinin 18/12/2023 tarihli cevap yazısında özetle; davalının gerçek usulde işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiştir. Zaten, VUK kapsamında bildirimi de kanunun aradığı miktarların altıdır. Davacının ve davalının ticaret odası kaydının olmadığı dosyadaki cevabı yazıdan anlaşılmaktadır. Patnos Vergi Dairesinin 20/12/2023 tarihli cevap yazısında davacının vergi kaydının olmadığı belirtilmiştir. Tüm anlatılanlar ışığında, tarafların tacir olduğunu gösterir bir bilgi veya belge dosyada mevcut değildir. Somut davada, mutlak ticari dava olarak nitelendirilecek bir husus yoktur. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması/her iki tarafın tacir olması gibi bir durum da söz konusu değildir. Yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin bir dava da söz konusu değildir. Tüm anlatılanlar ışığında, mahkememizin görevsiz olduğu, uyuşmazlıkta Asliye Hukuk mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla; davanın, usulden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın, mahkememizin görevsiz olması nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın Antalya nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 3-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece dikkate alınmasına, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.06/03/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/766, K. 2024/146, T. 06.03.2024, www.arakarar.com/karar/antalya-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-766-e-2024-146-k-d33188db504f