İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/259 E. 2019/881 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2017/259
Karar No
2019/881
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2017/259 Esas KARAR NO : 2019/881 DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/05/2017 KARAR TARİHİ : 24/12/2019 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize sunduğu ... tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı firmaların, “...” markasıyla inşaat sektöründe faaliyet gösteren ... firmalar oldukları ve ... ili ... ilçesi ... mahallesinde ... Ada ... parselde gerçekleştirdikleri “...” adıyla bilinen projeyi başlattıkları, proje henüz inşa aşamasındayken ... yılında davacının projeden yatırım amacıyla ... adet bağımsız bölüm almaya karar verdiğini, bu amaçla davacı ile davalılardan ... ile ... tarihinde adi yazılı olarak Gayrimenkul Alım-Satım Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre tarafların toplam ... Amerikan Doları karşılığında ... blok ... katta bulunan ..., ..., ..., ... numaralı bağımsız bölümlerin ...’ya satılması konusunda anlaştıklarını, ...'ın ... tarihine kadar satışa konu yerlerin anahtarlarını ve tapularını teslim etmeyi, gecikme halinde bağımsız bölüm başına aylık ... Euro cezai şart ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşme’nin 3. maddesinde satıcının satıştan vazgeçmesi halinde ödenen meblağları iade edeceği ve %20 cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, henüz projenin inşaatı devam etmekteyken ...'nın, Proje’den bir taşınmaz daha satın almaya karar verdiği ve bu doğrultuda davacının, bu defa davalılardan ... ile ... blok ... Katta bulunan ... numaralı bağımsız bölümün ... Amerikan Doları fiyatla satışına ilişkin ... tarihli Satış Sözleşmesini akdettikleri, bu sözleşmenin 3’üncü maddesinde de satıcının işlemden vazgeçmesi halinde satış bedelinin %20'si tutarında cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, davacının bu iki satış sözleşmesine binaen toplam ... ABD Doları ödediğini bu ödemelerin bir kısmının,davacının kendisi tarafından, çoğunluğunun ise eşi tarafından davacı ad ve hesabına davalı firmalara yapıldığını, bütün bu ödemeleri inşaatının finansmanında kullanan davalı firmaların, satış konusu bağımsız bölümleri devretmedikleri ve davacının ödediği meblağları da iade etmeyi reddettikleri, davacının; ... tarihli, ... tarihli, ... tarihli, ... tarihli, ... tarihli e-postalarında görülebileceği üzere, birçok defa parasının iadesini talep ettiği ancak davalı firma yetkililerinin davacıyı uzun süre oyalarayarak parayı iade etmedikleri, 2016 yılının ... ayında davacının kızının paranın iadesi konusunu davalı firma yetkilisi ile yüzyüze görüştüğü, davalı firma yetkilisinin, faiz veya gecikme cezası ödemek bir yana ana paranın dahi iade edilemeyeceğini, onun yerine diğer projelerden taşınmaz verebileceklerini belirttiği, bu çerçevede davalı firma yetkililerinin; ... İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Ada ... Parselde bulunan ... ...de ... Blok ..., ... ve ... numaralı bağımsız bölümleri ve ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi ... ada ... parselde bulunan ... de ... Blok ... numaralı bağımsız bölümü devretmeyi teklif ettikleri, davalı firma yetkililerinin, ...’deki her bir dairenin liste satış fiyatının ... Amerikan Doları olduğu ancak davacının mağduriyetini gidermek adına bu dairenin tanesini ... Amerikan Doları sayabileceklerini belirttikleri, benzer şekilde davalı firma yetkililerinin ...’teki dairenin liste satış fiyatının ... Amerikan Doları olduğunu, ancak ...’nın mağduriyetini gidermek adına bu daireyi de ... Amerikan Doları olarak sayabileceklerini belirttikleri, işlerini bırakarak kısıtlı bir süreliğine davalı firmalarla bu sorunu çözmek için ...’dan ... gelen davacının kızının, annesinin ödediği parayı iade alamayacağını anladığı, davalı firma yetkilisinin kendilerine dayattığı teklifi, bu daireleri bir an önce satarak davalı firmalara ödenen meblağı geri alabilmek maksadıyla kabul etmek zorunda kaldığı, bu doğrultuda davalı firmaların davacının kızına ... ...de ... adet bağımsız bölüm ile ... de bulunan ... adet bağımsız bölümü devrettikleri ancak ...'nın çok geçmeden bu dairelerin gerçek piyasa değerlerinin davalı firma yetkililerinin açıklamış olduklarından çok- daha düşük olduğunu öğrendiği ve bir kere daha kandırılmış olduğunu fark ettiği, bunun üzerine davacının, ... tarihinde davalı firmalara bir ihtarname göndermek suretiyle bu zararının giderilmesini talep ettiği, ancak davalı firmalardan herhangi bir yanıt alamadığı, tüm bu gerekçelerle davacının, faiziyle birlikte davalı firmalara ödediği toplam ... Amerikan Dolarının fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığı ile davacının kızına devredilen taşınmazların kolay satılabilir piyasa fiyatı arasındaki tutarın, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik ... TL tutarındaki kısmının davalılardan tahsilini, davalıların davacının kendilerine ödemiş olduğu tutarı inşaatın finansmanında kullanmış olmaları sebebiyle elde etmiş oldukları yararın ticari işlere uygulanan en yüksek temerrüt faizi işletilmek suretiyle fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, şimdilik ... TL tutarındaki kısmının davalılardan tahsilini, davacının davalılara ödediği meblağı başka işlerde kullanamamış olması sebebiyle uğradığı kar kaybının, ticari işlere uygulanan en yüksek temerrüt faizi işletilmek suretiyle, dairelerin teslim edilmesi gereken ... tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yıllık %9 veya mahkemece uygun görülecek diğer bir oran üzerinden hesaplanarak şimdilik ... TL tutarındaki kısmının davalılardan tahsilini, davacının sebepsiz zenginleşmeye bağlı olarak uğradığı ve uğramaya devam ettiği maddi zararların, bu zararın tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, asgari ... TL’sinin ticari işlere uygulanan en yüksek temerrüt faizi işletilmek suretiyle davalılardan tahsilini, davacının uğradığı manevi zarara karşılık olarak fazlaya ilişkin saklı kalmak kaydıyla şimdilik ... TL’nin sebepsiz zenginleşme konusu ilk ödemenin yapıldığı ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı firmalardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacı tarafın tüm talepleri yönünden zamanaşımı/hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davacı tarafça açılan davada bir kısım alacak taleplerinin belirsiz alacak olduğunu iddia edilerek bu yönde talepte bulunulduğunu, ancak davanın bu alacak kalemleri yönünden hukuki yarar bulunmaması nedeni ile esasa girilmeksizin reddi gerektiğini, zira dava konusu edilen zarar/tazminat taleplerinin belirsiz alacak davasına konu edilemeyecek nitelikte olduğunu, Hukuk Genel Kurulunun ekte sunulan ... tarih, .../...-...-E ve .../...-K sayılı ilamı ile Yargıtay ... Hukuk Dairesinin ... tarih ve .../...-E, .../...-K sayılı ve “… Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup,…” gerekçesine dayalı olarak verilen bozma ilamına karşı direnme kararı veren yerel Mahkeme kararını yerinde bulunmadığı, arz edilen karardan da açıkça anlaşılacağı üzere davacı tarafça belirsiz alacak davasına konu edilen zarar/tazminat belirlenebilir olduklarının tartışmasız olduğunu, davacı tarafın iddialarını ispatla mükellef olduğunu, müvekkillerinin ... ilinde uzun zamandan beri faaliyet gösteren ve istihdam yaratan saygın kuruluşlar olduklarını, bu anlamda dava dilekçesinde iddia olunan ve müvekkillerinin ticari itibarını zedelemeye yönelik beyanlar yönünden tüm hakların saklı tuttuklarını, davacının, ... tarihinde müvekkili ... firması ile ... bölgesinde bulunan projeden ..., ..., ... ve ... numaralı bağımsız bölümleri toplamda ...-USD bedelle satın almak için anlaştıkları, buna göre davacının ödemelerini tamamlayacağı tarihin ... tarihi olduğunu, davacının sözleşme gereği üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü tamamlamadığı, davacı tarafın ... tarihinde diğer davalı şirket ile, aynı projeden ... numaralı bağımsız bölümün ...-USD bedelle satın alınması konusunda anlaştığı, sözleşmeye göre davacının ödemesini tamamlayacağı tarih ... tarihi olup, davacının bu sözleşme gereği üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü de tamamlamadığını, tüm bu süreç içerisinde davacı tarafın sözleşmeden dönmemiş ve vekil eden şirketlerde ahde vefa ilkesinin bir gereği olarak sözleşme ile davacıya ayrılan bağımsız bölümler üzerinde herhangi bir başka tasarrufta bulunulmadığı, davacı tarafla yapılan görüşmelerde de sözleşmeden davacı tarafça dönülmesi halinde ödeme yapmayacağını ifade etmediğini, taraflar arasında bağıtlanan sözleşmelerin karşılıklı mutabakatla ... tarihinde feshedilmiş olduklarını ve davacının, müvekkili şirketlere ödediği miktara karşılık olarak, ... de bulunan ... Blok ... numaralı bağımsız bölümler ile ... ...de bulunan ... Blok ... numaralı bağımsız bölümlerin davacıya yada göstereceği 3. kişiye devri konusunda karşılıklı olarak anlaşmaya varıldığını, bu mutabakat çerçevesinde müvekkillerinin davacıyı temsil eden avukatı ile süreci yürüttüklerini, tüm görüşmelerin ve onayın davacının avukatı aracılığı ile gerçekleştirilmiş olduğunu ve söz konusu taşınmazların davacı talebine uygun olarak davacı adına kızı ... isimli üçüncü kişiye devrederek edimlerini yerine getirdiklerini, davacı tarafça dava dilekçesinde, taraflar arasında varılan mutabakat çerçevesinde devredilen taşınmazların değeri ile ilgili olarak iddia olunan hususların kabulünün mümkün olmadığını, zira davacı tarafın bu süreçte devri söz konusu olan taşınmazlar ile ilgili bilgi toplamış ve araştırma yapmış olmasına ve taşınmazın devrinin gerçekleşmesinden sonrasında dahi bu yönde herhangi bir iddiada bulunmamasına karşın, taraf iradelerine uygun olarak tamamlanan süreçten sonra bir takım kötü niyetli ve mesnetsiz iddialar ile haksız kazanç elde etme çabası içine girdiğini, davacının kızına devredilen taşınmazların değerlerinin düşük olduğu iddiasının mesnetsiz olduğu gibi bu taşınmazların bedelinin tespitine yönelik olarak “hızlı satılabilir piyasa fiyatı” ile değerlendirilmesi talebinin iyi niyetten uzak olduğunu, Zira gayrimenkul piyasasında fiyatların, arz talebe ve mevcut ekonomi şartlarına göre değişkenlik göstereceğini, bu kapsamda davacının sebepsiz zenginleşme hukuki sebebine dayalı olarak her bir ödeme tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile devri yapılan taşınmazların kolay satılabilir piyasa fiyatı arasındaki tutarın farkı yönündeki talebinin gerek usul gerekse esas yönünden reddi gerektiğini, taraflar arasındaki ilk sözleşmelerin geçersiz olması karşısında, taraflar sözleşme gereği aldıklarını iade yükümlülüğü altında olduklarını, bu kapsamda davacı tarafça da onaylanan ve geçerlilik kazanan sulh işlemi ile müvekkili şirketlerin üzerlerine düşen yükümlülükleri fazlası ile yerine getirdiklerini, davacının vekil eden şirketin davacı tarafından ödenen miktarları inşaatın yapımında kullanarak kendisi için finans kaynağı yarattığını iddia ederek vekil eden şirketlerin elde ettiği yararın fiili ödeme günündeki TL karşılığının tahsilini talep ettiğini,söz konusu iddianın da kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın geçersiz kabul edilen sözleşmeyi dayanak alarak ve vekil eden şirket yetkililerinin satış vaadine konu ettikleri taşınmazların % 6 net kar garantisi verdiklerini iddia ederek mahrum kalınan kar talebinde bulunmuşlarsa da bu iddianın da kabulünün mümkün olmadığını, öncelikle dava dilekçesinde müvekkili şirket yetkililerine mal edilmeye çalışılan yazışma, söz, vaat vs iddiaları kabul etmediklerini, taraflar arasında bağıtlanan ilk sözleşmelerin geçersiz olması karşısında, tarafların sözleşme gereği aldıklarını iade yükümlülüğü altında olduklarını, bu kapsamda davacı tarafça da onaylanan ve geçerlilik kazanan sulh işlemi ile müvekkili şirketlerin üzerlerine düşen yükümlülükleri fazlası ile yerine getirdiklerini, davacı tarafın, ticari amaçla ... ilinde taşınmazlar satın aldığı açıkken, dava dilekçesindeki iddia ettiği alacak/zarar kalemlerinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafın manevi tazminat talebinin de hukuki mesnetten yoksun olduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE: Dava, davacı alıcı ile yüklenici arasında yapılan adi yazılı gayrimenkul alım satım sözleşmesinden sonra sözleşmede belirtilen taşınmazların vaat edilen tarihte teslim edilmemesi üzerine davacıya yüklenici tarafından başka bir projedeki gayrimenkullerin tarafların rızası ile tesliminden sonra davacının ödediği miktarın teslim aldığı gayrimenkullerin değerinden fazla olduğu gerekçesiyle uğradığı zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkirdir. 6100 sayılı H.M.K. 2. Maddesinde; "...Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir..." 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Yine aynı kanunun 11. Maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.'' 15.maddesinde de “İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır“ düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay 23.Hukuk Dairesi'nin 31/03/2014 tarih, 2013/6340 Esas, 2014/636 Karar sayılı emsal içtihadında; "...6102 Sayılı TTK'nın 4. maddesinde mutlak ve nispi ticari davaların belirlendiği, 5. maddede ticari davaların Ticaret Mahkemelerinde görüleceği hususunun düzenlendiği, somut olayda, davacıların arsa maliki, davalı ...'ın yüklenici, diğer davalının ise sözleşme kapsamında kendisine bağımsız bölüm tahsis edilen kişi olduğu, davacılar tarafından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi şartlarına aykırı olarak paylaşım yapılması nedeniyle davalılar adına tahsis edilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali, bu mümkün olmadığı takdirde tazminat talebinde bulunduğuna göre açılan davanın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı, davanın her iki tarafının tacir olmaması ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmaması nedeniyle nispi ticari dava da olmadığı, bu nedenle davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğu..." Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 17/10/2016 gün, 2016/3485 Esas, 2016/4293 Karar sayılı emsal içtihadında da; "...Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkin olup mahkemece davalının müteahhit konumunda olduğu, yapılan işin ticari nitelikte olduğundan bahisle HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddelerine göre göreve yönelik dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine dair verilen karar, davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. ... Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra, ... tarihinde açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemeleri'ne açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Somut olayda; uyuşmazlık kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. O halde, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ve asliye ticaret mahkemesi'nin görevli olması için uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın birden ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Davacı arsa sahibi olup tacir sıfatı bulunmadığında ve işin ticari işletmesi ile ilgili olmadığında tereddüt bulunmamaktadır. Yapılan açıklamalara göre, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine aittir. Bu durumda, mahkemece davanın esasının incelenmesi gerekirken göreve yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur..." şeklinde belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen yasa maddesi ve emsal içtihatlar doğrultusunda yarpılan değerlendirmede; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, adi yazılı gayrimenkul alım satım sözleşmesinden kaynaklandığı, 6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesinde mutlak ve nispi ticari davaların belirlendiği, 5. Maddede ticari davaların Ticaret Mahkemelerinde görüleceği hususunun düzenlendiği, ancak mahkememiz dosyasında her iki tarafın tacir olmaması (davacı gerçek kişinin tacir olmaması) ve işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmaması nedeniyle davanın nispi ticari dava da olmadığı görülmüştür. Açıklanan nedenlerle; davaya bakma görevinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait olduğu ve dava şartlarından olan görev hususunun yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usûlden reddi ile Mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiği tarihten, kanun yoluna gidilipte başvurunun reddi kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş, oluşan vicdani kanaatle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Davaya bakmaya Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin GÖREVLİ OLDUĞUNA, 3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına, 5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine, Dair; davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/12/2019 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2017/259, K. 2019/881, T. 24.12.2019, www.arakarar.com/karar/antalya-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2017-259-e-2019-881-k-cfd92b7c0627