İlk Derece Mahkemesi · Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/426 E. 2020/454 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/426
Karar No
2020/454
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/426 Esas KARAR NO : 2020/454 DAVA : İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/04/2016 KARAR TARİHİ : 06/10/2020 Mahkememizde görülmekte olan İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ... ... bölgesinde faaliyet gösterdiği işletmeler için davalı ...AŞ den ..., ..., ..., ..., ... ve ... abone numaraları ile elektrik enerjisi aldığını, davalı şirketin müvekkil şirketin elektrik faturalarına elektrik kullanım bedeli dışında kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim sistemi kullanımı ve dağıtım bedelleri ile bu bedeller üzerinden tahsil edilen ... fonu, ... fonu, KDV gibi haksız tutarlar yansıttığını ve bu bedelleri de davacı şirketten tahsil ettiğini, işbu bedellerin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kayıp-kaçak bedelinin dağıtım sistemine giren enerji ile dağıtım sisteminde tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı oluşturmadığını, kayıp kaça bedelinin elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kaybın maliyetinin kayıp kaçak bedeli oranları ölçüsünde karşılanabilmesi amacıyla belirlenen bedel olduğunu, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim sistemi kullanım ve dağıtım bedellerinin de abonelerden tahsili yoluna gitmenin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, sayaç okuma bedelinin EPDK kurul kararının 8. Maddesinin (e) bendine dayanarak alınması gerektiğini, perakende satış hizmeti bedelinin EPDK nın 4/36. Bendi, 5/e bendi ve 10. Maddesine göre alınması gerektiğini, İletim bedelinin ise yine EPDK nın 8. Maddesi ile EPDK kurul kararları ve tebliğlerine göre alınması gerektiğini, açıklanan mevzuat gereği EPDK nın sınırsız bir tarife ve fiyat belirleme hak ve yetkisinin olmadığını, müvekkil şirkete faturalandırma yapan davalı ...AŞ nin tedarikçi şirket olup bölgedeki yetkili dağıtıcı şirketin ... A.Ş olduğunu, müvekkil şirketein ödemelerini tedarikçi şirkete yapmakta olup tedarikçi şirketin de elektrik kayıp-kaçak kullanım bedeli, sayaç okuma, iletim sistemi kullanımı ve dağıtım bedelleri ile bu bedeller üzerinden alınan KDV'yi ... A.Ş ye aktardığını ve bu nedenle her iki şirketin müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarını, perakende satış hizmet bedelinin tamamı ile elektrik kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve dağıtım sistemi bedelleri üzerinden tahsil edilen enerji fonu, ... fonu ile tüm bu bedeller üzerinden tahsil edilen KDV bedelleri davalı ...AŞ tarafından tahsil edilip dağıtım şirketine aktarıldığını, açıklanan tüm nedenlerle müvekkil şirketten haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak tahsil edildiğini beyan ederek fazlaya ilişkin her türlü haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik ... - TL nin elektrik kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma, iletim ve dağıtım bedellerinin ve ilaveten bu bedeller üzerinden tahsil edilen KDV'nin her bir faturanın tahsil tarihinden itibaren işleyecek bankaların uygulamış olduğu en yüksek avans faizi ile birlikte dava tarihinden dava tarihinden geriye dönük olarak 10 senelik tespitlerinin yapılarak davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, ayrıca perakende satış hizmet bedelinin tamamı ile elektrik kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve dağıtım sistemi bedelleri üzerinden tahsil edilen enerji fonu, ... fonu ile tüm bu bedeller üzerinden tahsil edilen KDV nin her bir faturanın tahsil tarihinden itibaren işleyecek bankaların uygulamış olduğu en yüksek avans faizi ile birlikte dava tarihinden geriye dönük olarak 10 yıllık tespitlerinin yapılarak davalılardan ... A.Ş den tahsiline ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara bırakılmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ... ... ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... /... Esas sayılı dosyası ile huzurda açtıkları davada ... , ..., ..., ..., .. ve ... numaralı aboneliklerine ilişkin iade talebinde bulunmuş olmalarına rağmen iş bu mahkememiz dosyasında da aynı aboneliklere ilişkin mükerrer talepte bulunduklarını, aynı talebin 2 ayrı mahkemeden talep edilmiş olmasının usul ve yasalara aykırı olduğundan derdestlik itirazında bulunarak davanın reddini talep ettiklerini, dava dilekçesinde belirtilen elektrik aboneliklerinin ticari faaliyet amaçlı kullanmakta ve tarife grubu olarak da Ticarethane grubunda yer aldıklarını, abone grubu şantiye-ticarethane olarak belirlenen aboneliklerin ticari veya mesleki faaliyet amaçlı kullanılması halinde davacı, tacir olarak nitelendirileceğini, aradaki ticari ilişkinin hukuki gerçeklik olarak kabul edilerek davanın ticaret mahkemesinde açıldığını, davacı şirketin anonim şirket olarak yapılanmış bir şirket olduğunu, dolayısıyla tacir statüsünde olduğundan her iki şirket arasındaki ilişkinin de ticari ilişki olduğunu, taraflar arasında akdedilen abonelik sözleşmesinde; "Bu sözleşmenin ve yürürlükteki ilgili mevzuatın uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların giderilmesinde yetkili organ Antalya Mahkemeleri ve İcra Daireleridir" denilmek suretiyle, tacirler arasındaki yetki şartının HMK m.17 kapsamında değerlendirilmesini ve Antalya Mahkemeleri yetkili olduğundan, bu nedenle dosyanın yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmesini, ayrıca EPDK kararları kanununda değişiklik yapılarak ... tarihinden itibaren dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrıştırılarak ... tarihi itibariyle bölgenin perakende satış faaliyetlerinin bir bütün halinde ... ... A.Ş. Ye devredildiğini, ticari işletmeyi devredenin 2 yıllık müteselsil sorumluluk süresinin dolması sebebiyle davanın ... .... A.Ş. Ye husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacı şirketin kullanmış olduğu elektrik bedelinin de yine tedarikçi firmalar tarafından tahsil edildiğini, bu nedenle davacı şirketin müvekkil şirkete dava açma ehliyetinin bulunmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığından dolayı hukuki yararı bulunmadığını, halbuki dava değerinin belirlenebilir nitelikte oduğunu, iddia edildiği şekilde bir alacağın doğduğu kabul edilse dahi alacağın zamanaşımına uğradığını, söz konusu bedellerin EPDK tarafından belirlendiğini ve lisans sahibi şirketlerin uymakla yükümlü oldukları tarifelere dayandığını, müvekkil şirketin 6446 sayılı Yasa gereği EPDK kararları doğrultusunda hareket etmesi zorunlu olduğunu, aksine bir uygulama yapabilmesinin de yasal olarak mümkün olmadığını, Türkiye genelinde Elektrik Dağıtım ve Perakende Satış Hizmeti yapılan 21 Dağıtım Bölgesinde dağıtım şirketlerinin uygulayacağı Ulusal Elektrik Tarifeleri, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlenmekte olup tüm ülke genelinde bütün tüketicilere aynı şekilde yansıtıldığını, müvekkil şirketin gerek bu bedellerin belirlenmesinde gerekse de uygulanmasında hiçbir inisiyatifi bulunmadığını, ayrıca davacı tarafın EPDK'nın tarife uygulamasının iptali için idari yargıda dava açması gerektiğini, mevcut tarifeyi uygulamak zorunda olan müvekkil şirkete karşı dava açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket ile davacının karşılıklı olarak bu şartları kabul ederek sözleşme akdettiklerini, davalının sözleşme ile uymayı kabul ettiği ve mevzuat gereğince alınan bu bedellerin iadesi için sonradan açtığı davanın başta bu sözleşmeye aykırı olduğunu, davacı şirketin dava konusu bedelleri ödediğini iddia ettiği tüm ödeme dönemlerine ilişkin faturaların ödeme makbuzları ile ispat yükümlülüğü olduğunu, davacı tarafın alacak miktarını belirlemediğinden belirsiz alacak davasının hukuki yararının bulunmadığını, kabul edilmemek kaydıyla iddia edilen anlamda bir alacak olsa bile alacağın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde belirtilen 6 adet elektrik aboneliğinin, kimin adına olduğunun müvekkil şirketten sorulmasını, esas yönünden ise kayıp-kaçak bedellerini tahsil edip etmeme noktasında müvekkil şirketin herhangi bir inisiyatifinin bulunmadığını, EPDK tarafından belirlenen ve lisans sahibi şirketlerin uymakla yükümlü olduğu tarifelere de dayanmadığını, dava tarafın EPDK nın tarife uygulamasının iptali için idari yargıda dava açması gerekirken, mevcut tarifeyi uygulamak zorunda olan müvekkil şirkete dava açmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın söz konusu bedelleri içeren faturaları ödediğine ilişkin tüm dönemlere ilişkin olarak bu belgeleri ispat etmekle yükümlü olduğunu, açıklanan tüm bu nedenlerle mevzuat dışında belirlenmiş bir bedelin talep ve tahsili söz konusu olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı ...AŞ. vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın ... Genel Müdürlüğüne, ... ... ihbar talebinde bulunmuş; yetki yönünden itirazda bulunarak davacı ile müvekkili şirket arasında imzalanan sözleşme gereğince Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğu, HMK 17. ve 18. maddeler gereğince tarafların biri tacir diğeri kamu tüzelkişisi olduğundan, tarafların belirlemiş olduğu yetki çerçevesinde dosyanın Ankara Mahkemelerine gönderilmesini, davanı belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, müvekkilleri yönünden bu davada taraf olmadıkları ve taraf yokluğu ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, esasa yönelik olarak da; alınan bedellerin üretilen elektriğin faaliyetinin maliyeti olduğu ve doğal sonucu olarak tüketicilere yansıtılmasının gerektiği, kayıp-kaçak bedelinin EPDK'nın kanunlar çerçevesinde kendisine verilen yetki ile belirlediği bedel olduğu, kanunda yer alan tarifelere göre Kurumca belirlenen tarifelerde enerji bedeli hesaplamasında dikkate alındığını, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerinin tarifeyi değiştiremeyeceğini, tarifelere uyma yükümlülüğünde olduğunu, davacının tacir olup basiretli hareket etmesi gerektiğini ve davaya konu faturalara bir itirazının olmadığı ve fatura bedellerini kabul ettiği, tüm bu sebeplerle ve cevap dilekçesindeki diğer beyanlarla davanın reddine karar verilmesini savunma ve talep etmiştir. DAVA : Dava, elektrik aboneliği sözleşmesinden kaynaklanan dağıtım bedeli, perakente satış bedeli ve iletim sistemleri kullanma bedeli ve bu bedellere tahakkuk ettirilen KDV den kaynaklanan alacak davasıdır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, ... tarihinde Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile açılmış, anılan mahkemenin ... tarih ... /... E. ... /... K. Sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilmiş anılan mahkeme kararı ... tarihinde kesinleşmekle ve talep üzerine dosya mahkememize tevzi olmuştur. ... tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetki ile ilgili 6. maddesinde; "genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı yerdeki yerleşim yeri mahkemesidir." "Sözleşmeden doğan davalarda yetki" başlıklı 10. maddesi "Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir" hükmünü, "yetki sözleşmesi" başlıklı 17. maddesi ise "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." hükmünü ihtiva etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 17. maddesinin ikinci cümlesine göre, "taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır". Bu hükme göre, yetki sözleşmesi (veya yetki şartı) yapan taraflar, aksine bir düzenleme yapmamışlarsa, dava sadece yetki sözleşmesinde kararlaştırılmış olan mahkemede açılabilir. Diğer bir deyişle, aksi belirtilmediği sürece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yetki sözleşmesinde gösterilen mahkemenin münhasır yetkili mahkeme olacağını kabul etmiştir. Bu şekilde yapılmış olan, yetki sözleşmesinin münhasır yetkili olacağı madde gerekçesinde de açıkça belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, taraflar, salt bir münhasır yetki sözleşmesiyle, kanunun öngörmüş olduğu genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırmış olmaktadırlar. Taraflar, bu sonucun ortaya çıkmasını istemiyorsa, yani genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisinin devam etmesini istiyorlarsa yetki sözleşmesinde bunu ayrıca belirtmek zorundadırlar. Buna göre, münhasır yetki sözleşmesinden kasıt, tarafların yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan mahkemeden başka bir mahkemede dava açılamaması üzerinde anlaşmalarıdır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun 9. maddesi uyarınca; her dava, kural olarak davalının ikametgahı mahkemesinde açılır. Sözleşmeden doğan davalar ayrıca sözleşmenin icra olunacağı (işin yapılacağı) yer mahkemesinde de açılabilir (HUMK md. 10). Taraflar arasında yetki sözleşmesi varsa o yer mahkemesi de yetkilidir (HUMK md. 22). Anılan bu yasal kural dikkate alındığında kamu düzeni gereği istisnalar hariç davacı tarafın bu yer mahkemelerinden birisinde davasını açmak konusunda seçimlik hakkı vardır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılan sözleşmelerdeki yetki şartı (yetki sözleşmesi) ile sözleşmede kararlaştırılan yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir kabul, sözleşmenin imzalandığı tarihte değişik yer mahkemesinde dava açma imkânı bulunan, tarafların seçimlik haklarını ortadan kaldıracaktır ve hak kaybına yol açacaktır. Bu bakımdan, sözleşmeyle kararlaştırılan kesin yetkinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra imzalanan yetki sözleşmelerinde tatbiki uygun olacaktır. Aksinin kabulü yanların sözleşmeyle kazandıkları ve o tarih itibariyle yasayla yetkili kılınan mahkemelerde dava açma imkânını ortadan kaldıracağından eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Eski Kanun zamanında yapılan yetki sözleşmelerinin, eski Kanuna göre geçerli iseler bugün dahi geçerliliklerini muhafaza ettikleri kabul edilmelidir. Çünkü usul sözleşmelerinin kurulmaları ve geçerlilikleri bakımından maddi hukuk hükümlerine tabi oldukları genel kabul gören bir ilkedir. Buna göre maddi hukuk alanında yapılan yeni Yasalar eski Yasaya göre geçerli olarak yapılmış olan sözleşmeleri hükümsüz hale getirmedikleri gibi usul sözleşmelerine ilişkin yeni Yasa hükümlerinin dahi eski Yasa zamanında yapılmış usul sözleşmelerinin geçerliliğini etkilemeyeceğini kabul etmek gerekir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2017 tarih 2017/786E. 2017/863K. sayılı kararı). Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2016 tarih 2015/18574E. 2016/12983K. sayılı kararında; "...Yanlar arasında düzenlenen 01/04/2010 tarihli sözleşmenin 30. maddesinde anlaşmazlık halinde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu belirlenmiştir. Sözleşme 1086 Sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde yapılmıştır. HUMK'nın 9. maddesi uyarınca; her dava, kural olarak davalının ikametgahı mahkemesinde açılır. Sözleşmeden doğan davalar ayrıca sözleşmenin icra olunacağı (işin yapılacağı) yer mahkemesinde de açılabilir (HUMK md. 10). Taraflar arasında yetki sözleşmesi varsa o yer mahkemesi de yetkilidir (HUMK md. 22). Anılan bu yasal kural dikkate alındığında kamu düzeni gereği istisnalar hariç davacı tarafın bu yer mahkemelerinden birisinde davasını açmak konusunda seçimlik hakkı vardır. Dava konusu somut olayda; akdin ifa yeri Antalya olduğundan, Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi davaya bakmaya yetkilidir. Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkisini engelleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle, 6100 Sayılı HMK, yürürlüğe girmediğinden, sözleşmede kararlaştırılan yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir kabul, sözleşmenin imzalandığı tarihte değişik yer mahkemesinde dava açma imkânı bulunan, tarafların seçimlik haklarını ortadan kaldıracaktır ve hak kaybına yol açacaktır. Bu bakımdan, sözleşmeyle kararlaştırılan kesin yetkinin 6100 Sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra imzalanan yetki sözleşmelerinde tatbiki uygun olacaktır. Aksinin kabulü yanların sözleşmeyle kazandıkları ve o tarih itibariyle yasayla yetkili kılınan mahkemelerde dava açma imkânını ortadan kaldıracağından eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Eski Kanun zamanında yapılan yetki sözleşmelerinin, eski Kanuna göre geçerli iseler bugün dahi geçerliliklerini muhafaza ettikleri kabul edilmelidir. Çünkü usul sözleşmelerinin kurulmaları ve geçerlilikleri bakımından maddi hukuk hükümlerine tabi oldukları genel kabul gören bir ilkedir. Buna göre maddi hukuk alanında yapılan yeni Yasalar eski Yasaya göre geçerli olarak yapılmış olan sözleşmeleri hükümsüz hale getirmedikleri gibi usul sözleşmelerine ilişkin yeni Yasa hükümlerinin dahi eski Yasa zamanında yapılmış usul sözleşmelerinin geçerliliğini etkilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Açıklanan olgular gözetilerek, yetki itirazının reddedilip işin esasının incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken..." denilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 24/09/2013 tarih 2013/4326E. 2013/5109K. sayılı kararında; "...Dava konusu somut olayda akdin ifa yeri Mersin ili Erdemli ilçesi dahilinde olup Erdemli Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakmaya yetkilidir. Erdemli Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkisini engelleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle, 6100 Sayılı HMK, yürürlüğe girmediğinden, sözleşmede kararlaştırılan yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir kabul, sözleşmenin imzalandığı tarihte değişik yer mahkemesinde dava açma imkânı bulunan, tarafların seçimlik haklarını ortadan kaldıracaktır ve hak kaybına yol açacaktır. Bu bakımdan, sözleşmeyle kararlaştırılan kesin yetkinin 6100 Sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra imzalanan yetki sözleşmelerinde tatbiki uygun olacaktır. Aksinin kabulü yanların sözleşmeyle kazandıkları ve o tarih itibariyle yasayla yetkili kılınan mahkemelerde dava açma imkânını ortadan kaldıracağından eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. Eski Kanun zamanında yapılan yetki sözleşmelerinin, eski Kanuna göre geçerli iseler bugün dahi geçerliliklerini muhafaza ettikleri kabul edilmelidir. Çünkü usul sözleşmelerinin kurulmaları ve geçerlilikleri bakımından maddi hukuk hükümlerine tabi oldukları genel kabul gören bir ilkedir. Buna göre maddi hukuk alanında yapılan yeni Yasalar eski Yasaya göre geçerli olarak yapılmış olan sözleşmeleri hükümsüz hale getirmedikleri gibi usul sözleşmelerine ilişkin yeni Yasa hükümlerinin dahi eski Yasa zamanında yapılmış usul sözleşmelerinin geçerliliğini etkilemeyeceğini kabul etmek gerekir..." denilmiştir. Davamıza gelince; davacı kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma, iletim ve dağıtım bedeli ile bu bedeller üzerinden alınan KDV'nin davalıdan tahsili istemi ile Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmış, anılan mahkemenin ... tarih .../... E. ... /... K. sayılı kararı ile yetkisizlik nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı ile davalılardan ... A.Ş. (... A.Ş.) arasındaki sözleşme ... tarihinde; davalı ... (...) arasındaki sözleşme ise ... tarihinde imzalanmıştır. Her iki sözleşmede 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun yürürlükte olduğu dönemde yapılmıştır. 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 9. maddesi uyarınca; her dava, kural olarak davalının ikametgahı mahkemesinde açılır. Sözleşmeden doğan davalar ayrıca sözleşmenin icra olunacağı (işin yapılacağı) yer mahkemesinde de açılabilir (1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 10. maddesi). Taraflar arasında yetki sözleşmesi varsa o yer mahkemesi de yetkilidir (1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 22. maddesi). Anılan bu yasal kural dikkate alındığında kamu düzeni gereği istisnalar hariç davacı tarafın bu yer mahkemelerinden birisinde davasını açmak konusunda seçimlik hakkı vardır. Dava konusu somut olayda; akdin ifa yeri Serik olduğundan, Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) davaya bakmaya yetkilidir. Davanın ilk açıldığı yer olan Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) yetkili olduğu ve bu düzenlemelere göre mahkememizin iş bu davada yetkili olmadığı anlaşılmış ve olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkartılarak mahkememizin yetkisizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddi ile yetkili yerin Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) yetkili olduğunun tespitine karar verilmiştir. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine o mahkemece bakılacağından, bu konuda karar vermek görevli mahkemeye bırakılmıştır. Görevsizlik, yetkisizlik ve gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise; talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderini ödemeye mahkum edileceğinden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davanın mahkememizin yetkisizliği nedeni ile ve yetki uyuşmazlığı çıkartılarak dava şartı yokluğundan REDDİNE, 2. Yetkili mahkemenin Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) olduğuna, 3. Kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde, mahkememiz ile Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının halli için dosyanın resen mercii olan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... . Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili Serik ... . Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 331/2 maddesi gereğince; görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini (yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti) ödemeye mahkum edeceğine, 6. Davacı ... davalı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istek halinde yetkili mahkemede tevzi edilecek dosyaya aktarılmasına, dava dosyasının yetkili mahkemeye süresi içinde gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, bakiye gider avansının istek halinde yatıran davacı ... davalıya iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalıların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.06/10/2020 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/426, K. 2020/454, T. 06.10.2020, www.arakarar.com/karar/antalya-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-426-e-2020-454-k-1c1e074a0ee3