Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/14084, 13.09.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/14084
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HÜSEYİN AVUNÇLİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14084)

Karar Tarihi:13/9/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Nesim Avunçli

7/10/2006, Mustafa Avunçli 13/4/2007 ve Hüseyin Avunçli 20/7/2009 tarihlerinde kan gütme saikiyle adam öldürme suçundan tutuklanmışlardır.

9. Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 6/2/2007 tarihli

iddianamesiyle başvurucular hakkında kamu davası açılmıştır.

10. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli kararı ile

başvurucuların üzerlerine atılı suçlardan hapis cezasıyla cezalandırılmalarına

karar verilmiştir.

11. Temyiz aşamasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi 20/7/2009

tarihinde eksikliklerin giderilmesi amacıyla dosyanın incelenmeksizin

mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar

vermiştir.

12. Belirtilen eksikliğin giderilmesinden sonra dava dosyası

yeniden temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

13. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli kararı

temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 31/1/2011 tarihli ilamı

ile bozulmuştur.

14. Yargılanmasına devam olunan başvurucuların, Van 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 29/9/2011 tarihli kararı ile üzerlerine atılı suçlardan yeniden

hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

15. Temyiz incelemesi sonunda Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

29/9/2011 tarihli kararı Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/2/2014 tarihli kararı

ile bozulmuştur.

16. Bozma kararı sonrasında yapılan yargılama esnasında

başvurucular, Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/7/2014 tarihli tutukluluk

hâllerinin devamına ilişkin kararına itiraz etmişler ancak itirazları Van 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin 25/7/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

17. Başvurucular 14/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

18. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/9/2014 tarihli kararı ile

başvurucuların üzerlerine atılı suçlardan yeniden hapis cezasıyla

cezalandırılmalarına ve tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.

19. Bu karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 4/6/2015 tarihli

ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Tutuklulukta

geçecek süre” kenar başlıklı 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar

başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular ilk derece mahkemesince eksikliklerin

tamamlanması için geçen sürenin tutukluluk süresinin hesaplanmasında dikkate

alınmadığını, tutukluluklarının kanunda öngörülen azami süreyi aştığını ileri

sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucuların, tutukluluğun

Kanun'da öngörülen azami süreyi aştığına dair şikâyetin Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

26. Başvurunun değerlendirmesinde esas alınacak Anayasa'nın 19.

maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının ilgili bölümleri şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

... bir mahkeme kararının ... gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması... halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir

..."

1. Başvuru Yollarının

Tüketilmesi Hakkında

27. Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucuların (devam eden

tutukluluk hâlinden farklı olarak) tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

ya da makul süreyi aştığı şikâyetleri yönünden iddia edilen ihlalin tespitini

ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu

yolu tüketmeleri gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile öngörülen tazminat yolu, bir yandan başvurucuların maruz kaldığı

tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da

uğranılan zararın tazmini imkânını sağladığından anılan şikâyetler açısından

erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı olanağı

sunmaktadır (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, §§ 46-48).

28. Somut olayda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunulduktan sonra ilk derece mahkemesince 4/9/2014 tarihinde başvurucular

hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ve hükümle birlikte tutukluluğun

devamına karar verilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükmü, bireysel başvuru henüz

sonuçlanmadan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 4/6/2015 tarihli ilamı ile

onandığından kesinleşmiştir. Başvurucular, mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği

4/6/2015 tarihinden itibaren kural olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine

dayanarak tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Bununla birlikte

başvuru konusu olayın özelliği dikkate alındığında başvurucular açısından

bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde

bulunmak için Kanun'da öngörülen süre (bkz. § 22) geçmiş bulunmakta ve bu

sürenin geçirilmesinde başvurucuya herhangi bir kusur izafe edilememektedir.

Kaldı ki başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek

nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı da açıktır (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015, §§ 48, 49).

2. Şikâyetin İncelenmesi

29. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde temel hak

ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu

sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla

sınırlanabileceğine ilişkin kural ile uyumludur (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

30. Kişi hürriyetine ilişkin sınırlamaların kanunda belirtilen

esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve

derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler, esas ve usule

ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı

kişileri keyfî şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup

maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının

kanunda gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk durumunun

“kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten yoksun kılmaya

izin verdiği hâllerde ise kanunun -hukuk devleti ilkesi gereği- keyfîliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir (Murat Narman,

§ 44).

31. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin

en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Hamit

Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40).

32. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından

çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak

tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve

temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate

almamaktadır. Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve

temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir

(Hamit Kaya, § 41). Bu bakımdan

temyiz aşamasında geçen süreler, tutukluluk süresinin değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303,

21/11/2013, § 42).

33. Somut olayda başvurucu Nesim Avunçli

7/10/2006 tarihinde, Mustafa Avunçli 13/4/2007

tarihinde, başvurucu Hüseyin Avunçli ise 20/7/2009

tarihinde tutuklanmıştır. İlk derece mahkemesinin 26/2/2009 tarihinde vermiş

olduğu başvurucuların mahkûmiyetine dair karar, Yargıtay tarafından 31/1/2011

tarihli ilam ile bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin bozma sonrası verdiği

29/9/2011 tarihli mahkûmiyet kararı, Yargıtay tarafından 5/2/2014 tarihli ilam iletekrar bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin bozma

sonrası verdiği 4/9/2014 tarihli mahkûmiyet kararı, Yargıtay tarafından

4/6/2015 tarihinde onanmıştır.

34. Mahkûmiyet sonrasında sanığın tekrar “bir suç isnadına

bağlı” olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığını kabul etmek için, diğer bir

ifadeyle sanığın ilk derece yargılamasında yeniden “tutuklu” statüsünde

olduğunu söyleyebilmek için temyiz incelemesi sonunda mahkûmiyet kararının

bozulması ve davayla ilgili yeni bir hüküm verilmesi amacıyla ilk derece

mahkemesinde yargılama yapılması gerekir. Yargıtay Dairesince temyiz sürecinde

hükümle ilgili bir karar verilmeden tespit edilen eksikliğin giderilmesi

amacıyla dava dosyasının mahkemesine gönderilmesi sanığın özgürlüğünden yoksun

bırakılmasını yeniden “bir suç isnadına bağlı” hâle getirmez (Ali Kederli, B. No: 2014/16355,

30/12/2014, § 30). Dolayısıyla eksikliklerin tamamlanması için geçen sürenin

tutukluluk süresinin hesaplanmasında dikkate alınmayacağı açıktır.

35. Bu belirlemelere göre başvurucu Nesim Avunçli

7/10/2006-26/2/2009, 31/1/2011-29/9/2011 ve 5/2/2014- 4/9/2014 tarihleri

arasında, başvurucu Mustafa Avunçli

13/4/2007-26/2/2009, 31/1/2011-29/9/2011 ve 5/2/2014-4/9/2014 tarihleri

arasında, başvurucu Hüseyin Avunçli

31/1/2011-29/9/2011 ve 5/2/2014-4/9/2014 tarihleri arasında “bir suç isnadına

bağlı olarak” hürriyetinden yoksun kalmışlardır. Başvurucular

26/2/2009-31/1/2011; 29/9/2011-5/2/2014 ve 4/9/2014-3/6/2015 tarihleri arasında

“ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak” tutulmuşlardır. Bu durumda

başvurucu Nesim Avunçli bir suç isnadına bağlı olarak

toplam 3 yıl 7 ay 18 gün, başvurucu Mustafa Avunçli 3

yıl 1 ay 12 gün, başvurucu Hüseyin Avunçli 1 yıl 2 ay

29 gün süreyle hürriyetinden yoksun bırakılmıştır. Bu itibarla başvurucuların

“bir suç isnadına bağlı olarak” tutulduğu süre 5 yılı doldurmamış, kanunda öngürülen azami tutukluluk süresi aşılmamıştır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucular

:

1. Hüseyin

AVUNÇLİ

2. Mustafa

AVUNÇLİ

3. Nesim

AVUNÇLİ

Vekili

:

Av. Gürkal Aydoğan YOLYAPAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/14084, T. 13.09.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-14084-basvuru-13-09-2017-22471c8385d5