Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5618, 21.09.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/5618
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ERCAN BİLEN VE MEHMET ALİ DEMİRCİOĞLU

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/5618)

Karar Tarihi: 21/9/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması, formül

gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmesi, tutukluluğa itiraz

incelemesinin duruşmasız yapılması ve itiraz incelemesinde savcılık görüşünün

tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; özel

yetkili mahkemelerde yargılama yapılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 24/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 21/12/2009 tarihinde gözaltına alınmışlar, 24/12/2009

tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmışlardır.

8.Yapılan soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 30/4/2010 tarihli iddianamesi ile başvurucular hakkında çeşitli

suçlardan kamu davası açılmıştır.

9. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/231 sayılı dosyası

kapsamında 16/1/2014 tarihinde yapılan duruşmada başvurucuların tutukluluk

hâlinin devamına karar verilmiştir. Bu celsede başvurucular ve müdafileri de

hazır bulunmuştur.

10.Bu celsedeki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara

başvurucular tarafından yapılan itirazı değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesi, 31/1/2014 tarihli kararıyla itirazın reddine karar vermiştir. Bu

karar 24/3/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucular, 24/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

12. Başvurucular hakkındaki dava, özel yetkili İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin kapatılması üzerine Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine

devredilmiştir.

13. Başvurucular, 24/12/2014 tarihinde tahliye edilmişlerdir.

14. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/116 sayılı esasında

yargılama devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanığın salıverilme

istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına

itiraz edilebilir."

16. 5271 sayılı Kanun'un "Usul"

kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü

maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli,

sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün

içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilir.

(Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu

karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin

görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."

17.5271 sayılı Kanun’un

"İtirazın cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve

araştırma yapılması" kenar başlıklı 270. maddesi şöyledir:

"(1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile

cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa

bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde

bunların yapılmasını da emredebilir.

(2) (Ek: 11/4/2013-6459/20 md.)

101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından

görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine

bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde

görüşünü bildirebilir."

18. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

21. Başvurucular, tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin

ilgili ve yeterli olmadığını, adli kontrol tedbirinin yeterince

değerlendirilmediğini, tutukluluk durumu değerlendirilirken sadece suçun

ağırlığına bakılmasının yeterli olmadığını, mahkemenin dosyadaki delillerle

bağlantı kurarak kaçma şüphesini de somut olgulara dayandırarak daha somut

gerekçelerle değerlendirme yapması gerektiğini, tutuklamanın zorunlu durumlarda

uygulanması gereken bir tedbir olduğunu, ancak somut olayda tutuklamanın tedbir

olma niteliğinin ortadan kalktığını, uzun süredir devam eden tutukluluğun makul

süreyi aştığını ve masumiyet karinesine aykırı olduğunu belirterek Anayasa’nın

19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

22.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü tutuklulukların

makul süreyi aşmasına ilişkin olup şikâyetleri Anayasa'nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

24. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

25.Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa (ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

26. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/12/2014

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucuların, tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucuların tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucular lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucuların durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun "ikincil niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

27. Açıklanan nedenlerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak

Yapıldığı ve Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

1.Başvurucuların İddiaları

28. Başvurucular, tutukluluğa itiraza ilişkin incelemelerin

duruşmasız olarak gerçekleştirildiğini ve bu incelemeler sırasında alınan

savcılık görüşlerinin tebliğ edilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

29.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

30. Başvurucuların bu bölümdeki iddiaları, Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası çerçevesinde incelenecektir.

31. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, yakalama veya

tutuklama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun

bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin

koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı

tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak

yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve

özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan

teminatları sağlaması gerekir.Ayrıca tutukluluğun

yasaya aykırı olup olmadığının hâkim önünde düzenlenen duruşmalarda etkili

olarak incelenmesini talep etme ve tutukluluk hâlinin gerekli olup olmadığının

yetkililer tarafından hızlı bir şekilde tespit edilmesini isteme hakkını da

teminat altına almaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,B.

No: 2012/1158, 21/11/2013, §§ 64-66).

32. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

tutukluluğun devamına ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her

itirazda başvurucunun dinlenilmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin

makul aralıklarla dinlenilmeyi talep etme hakkı vardır. Tutukluluğun gözden

geçirilmesi esnasında yapılan incelemede “çelişmeli yargı” ve “silahların

eşitliği” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 68).

33. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre

şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi

durumunda, hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı

kapsamında bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemelerin Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil edilmesi mümkün değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, §

32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B.

No: 2013/6160, 2/12/2015, § 24).

34. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında herhangi bir

süre beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 101.

maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre ise resen ya da talep üzerine tutukluluk

hakkında verilmiş tüm kararlar mahkeme önünde itiraza konu olabilir.

35. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen

kural dikkate alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa

sürede karar verilmesi dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her

itirazda duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirecektir.

Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan yargılama

usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel bir durum

olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak her itiraz için duruşma yapılmasını

gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, §

73).

36. Somut olayda başvurucular hakkında, İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 16/1/2014 tarihli duruşmada tutukluluğun devamına karar vermiş, bu

duruşmada başvurucular ve müdafileri de hazır bulunmuştur. Bu karara yapılan

itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/1/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Bu nedenle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan

incelemeden on beş gün gibi makul bir süre sonra 31/1/2014 tarihinde İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz incelemesinde duruşma yapılması

bir zorunluluk olarak kabul edilemez.

37. 31/1/2014 tarihli itiraz incelemesi sırasında alınan

savcılık görüşünün bildirilmediği iddiasına ilişkin olarak somut olaya

bakıldığında, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31/1/2014 tarihli kararıyla,

itirazın reddine karar verdiği anlaşılmıştır. Bu kararın incelenmesinden,

Cumhuriyet savcısından tutukluluğun devamı yönünde bir görüş alınmadığı gibi

kendisinden de bu hususta bir görüş sorulmadığı görülmektedir.

38.Açıklanan nedenlerle, başvurucuların tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız olarak gerçekleştirildiği ve incelemeler sırasında

alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmediği iddialarına ilişkin olarak bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kanuni Hâkim İlkesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

39. Başvurucular, özel yetkili mahkemeler kaldırılmasına rağmen

yargılandıkları davanın bu mahkemelerde devam ettiğini, yargılandıkları

mahkemenin hem 5271 sayılı Kanun'un mülga 250. maddesi ile hem de 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun mülga 10. maddesi ile

görevli olduğunu belirterek kanuni hâkim ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

40.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

41.Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit

edilmiştir. Bu kapsamda başvurucuların, bu başlık altındaki şikâyetlerine

ilişkin hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız olarak yapıldığına ve savcılık görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,

3. Kanuni hâkim ilkesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucular

:

1. Ercan

BİLEN

2. Mehmet

Ali DEMİRCİOĞLU

Vekili

:

Av. Ercan

KANAR

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/5618, T. 21.09.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-5618-basvuru-21-09-2017-ef772763b612