Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/11720, 12.03.2015

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/11720
Karar Tarihi

TÜRKİYE

CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

KALEKALIP MAKİNA

VE KALIP SAN. A.Ş. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/11720)

Karar Tarihi: 12/3/2015

R.G. Tarih- Sayı: 16/5/2015-29357

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, ihaleye fesat

karıştırma suçu nedeniyle şikâyetçi olduğu soruşturma dosyasında, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca hukuka aykırı olarak işlemden kaldırma kararı

verilmesi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden soruşturma yapılmasına karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/7/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde, başvurunun Komisyona sunulmasına

engel eksiklik bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 20/10/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu şirket vekilleri, Botaş Boru Hatları Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ)

tarafından usul ve yasaya aykırı olarak alınan kararlar ile Azerbaycan-Türkiye

Doğalgaz Boru Hattı Projesi-Faz 3 (Hanak Doğal Gaz Basınçlandırma Kompresör

İstasyonu ve Türkgözü Ölçüm Merkezi) Yapım İşi ve

Sivas CS-2 Kompresör İstasyonu Yapım İşi ihalelerinin yeterlilik koşullarına

sahip olmayan bir iş ortaklığına verilerek ihale sözleşmelerinin akdedildiğini,

daha sonra yine usul ve yasaya aykırı olarak iş bu ihalelerin ve sözleşmelerin

feshedildiğini, bu fesih sonucunda tamamlanamayan işlerin ise yine BOTAŞ

tarafından yüksek miktarlar üzerinden başka şirketlere ihale edildiğini ve

kamunun telafisi mümkün olmayan büyük zararlara uğratıldığını, bu sebeplerle

söz konusu kamu zararına sebebiyet veren ve bugüne kadar bu kamu zararına

sessiz kalarak hukuki ve cezai hiçbir yola başvurmayan BOTAŞ yetkilileri

hakkında görevi kötüye kullanma, görevi ihmal ve ihaleye fesat karıştırma

suçlarını işlediklerinden bahisle şikâyetçi olduklarını belirterek Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştur.

6. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı 6/3/2014 tarihli yazısı ile eylemin

görevden kaynaklanması nedeniyle “görevi

kötüye kullanmak suçu”ndan

soruşturma izni verilmesi için dosyayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına

göndermiştir.

7. Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığı Denetim Hizmetleri Başkanlığı, konu hakkında 6/5/2014

tarih ve 107 sayılı ön inceleme raporu hazırlamış ve bu rapora istinaden ilgili

kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

8. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı, 27/5/2014 tarih ve 2014/31534 soruşturma

sayılı kararıyla dosyanın işlemden kaldırılmasına Danıştay 1. Dairesinin

3/3/2005 tarih ve E.2004/794, K.2005/301 sayılı içtihadı gereğince kesin olarak

karar vermiştir.

9. Karar, başvurucu şirkete 17/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

10. Bireysel başvuru, 16/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

11. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun “Görevi kötüye kullanma”

kenar başlıklı 257. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır."

12. 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 9.

maddesinin iki ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Soruşturma izni

verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer

kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise

Cumhuriyet başsavcılığı veya şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi,

yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e),

(f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç

üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir."

13. 19/4/1990 tarih ve 3628 sayılı Mal

Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun "Soruşturma" başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:

"(Değişik birinci fıkra: 12/12/2003-5020/12 md.) Bu Kanunda

ve 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı suçlarla,

irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden

dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma, Devlet

sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu

suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483

sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun

hükümleri uygulanmaz. "

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 12/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

16/7/2014 tarih ve 2014/11720 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

15. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına sunulan deliller incelenmeksizin ve hiçbir soruşturma işlemi

yapılmaksızın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının soruşturma izni

verilmemesi kararı mesnet gösterilerek soruşturma dosyasının işlemden

kaldırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, BOTAŞ'ın yapım işlerini (§ 5)

çok sonra ihale ettiğini, ihale sözleşmelerini hukuka aykırı olarak

akdettiğini, devleti büyük bir kamu zararına uğrattığını, dolayısıyla mükerrer

suç işlediğini, 4483 sayılı Kanun'un memurların yalnız idari görevlerinden

doğan suçlar için uygulanabileceğini, adli göreve ilişkin suçların bu Kanun

kapsamında olmadığını, belirtilen resmi ihale ve alım satımlara fesat

karıştırma suçu ile ilgili şikayetlerin Cumhuriyet

Savcısınca doğrudan soruşturulması gerektiğini belirterek, Anayasa'nın 36. ve

40. maddesinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

şüpheliler hakkında yeniden soruşturma açılmasına karar verilmesi talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

16. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurunun, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik

olduğu görülmektedir. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 40. maddesinin de

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusu kararın

adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirme ile bağlı değildir. Bu sebeple

başvurucunun bütün iddiaları aşağıda adil yargılanma hakkı çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

17. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir. …”

18. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

19. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar” kenar

başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale

yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel

bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

20. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine

göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir.

21. Başvurucu, yapmış olduğu şikâyet üzerine

başlatılan inceleme sonucunda haksız ve hatalı şekilde işlemden kaldırma kararı

verilmesi ile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

24. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 38).

25. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını

düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2012/1049,

26/3/2012, § 23).

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya

cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya

katılan sıfatını haiz kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında

kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân

veren bir sistemin benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda verilen

kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004,

§ 70).

27. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında

bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza muhakemesi

sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca işlemden

kaldırma kararının etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk

mahkemeleri açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

28. Başvurucu, suç işlediğini düşündüğü bir

üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda

bulunmuş olup, talebi üçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu,

üçüncü kişinin fiili nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin

bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk

mahkemeleri önünde dava açma imkânı vardır (B. No: 2013/514, 2/10/2013,

§ 24).

29. Sonuç itibariyle, başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusu, Anayasa’da güvence

altına alınmış ve Sözleşme kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma

alanı dışında kalmaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu

ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı

anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle, başvurunun “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 12/3/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucu

:

Kalekalıp Makina ve Kalıp Sanayi Anonim Şirketi

Vekili

:

Av. Ahmet BAŞALAN

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/11720, T. 12.03.2015, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-11720-basvuru-12-03-2015-895d5560f928