Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/2401, 19.07.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2015/2401
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

SONGÜL AKÇA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/2401)

Karar Tarihi: 19/7/2018

R.G. Tarih ve Sayı: 27/9/2018-30548

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

kararına karşı yapılan itirazın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 9/2/2015 ve 6/3/2015 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından 2015/4234 ve 2015/4796 numaralı bireysel

başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması

nedeniyle 2015/2401 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2015/2401 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın

oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

8. İkinci Bölüm tarafından başvurunun Genel Kurul tarafından

karara bağlanması gerekli görülmüş ve İçtüzük'ün 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvurucular, çalıştıkları işyerine ait servisle işe

gittikleri sırada meydana gelen trafik kazası neticesinde yaralanarak malul

kalmıştır.

10. Başvurucular, malul kalmaları nedeniyle uğradıkları zararın

tazmini istemiyle çalıştıkları şirket aleyhine 28/8/2001 tarihinde Bursa 2. İş

Mahkemesinde (İş Mahkemesi) dava açmıştır.

11. İş Mahkemesinin davanın reddi yönünde verdiği kararlar

Yargıtay tarafından iki kez bozulmuştur.

12. İş Mahkemesinin bozma kararları doğrultusunda yaptığı yargılamalar

sonucundadavanın reddi yönünde verdiği kararların

Yargıtay tarafından 25/5/2010 ve 1/6/2010 tarihlerinde onanması ile birlikte

yargılamalar sona ermiştir.

13. Başvurucular; makul sürede yargılama yapılmaması,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmaması, kararın gerekçesiz olması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ve ayrıca yaşam, sosyal güvenlik ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur.

14. AİHM; makul sürede yargılanma hakkının ihlaliyle ilgili

şikâyet hususunda başvurucuların 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna (Komisyon) müracaat etmesi

gerektiğine, diğer şikâyetlerin ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde

(Sözleşme) belirtilen kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirilmediğinin

saptandığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

15. Başvurucular, AİHM kararı doğrultusunda Komisyona müracaat

etmiştir. Başvurucular Komisyona sundukları dilekçelerinde makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarını belirtmiş, ayrıca AİHM’e yaptıkları başvurudaki diğer ihlal iddialarına yönelik

taleplerini de yinelediklerini ifade etmiştir. Komisyon 10/7/2014 ve 15/7/2014

tarihli kararlarıyla başvuruları sonuçlandırmıştır. Komisyon, makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruculara 5.800 TL

tazminat ödenmesine karar vermiştir. Aynı kararlarda, başvurucuların diğer

şikâyetleri hakkında AİHM tarafından değişik nedenlerle kabul edilemezlik

kararı verilmiş olduğu hatırlatılarak Komisyon tarafından çözüme kavuşturulacak

bir şikâyetin bulunmadığı gerekçesiyle 6384 sayılı Kanun’un 6. maddesi

gereğince diğer talepler reddedilmiştir.

16. 10/7/2014 ve 15/7/2014 tarihli Komisyon kararlarında ayrıca

başvurucuların tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karara karşı Ankara

Bölge İdare Mahkemesine (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz haklarının bulunduğu

belirtilmiştir.

17. Komisyon kararı 25/9/2014 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular anılan karara karşı 10/10/2014 tarihinde Bölge

İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur.

19. Bölge İdare Mahkemesi 10/12/2014, 11/12/2014, 25/12/2014

tarihli kararlarıyla itirazları süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararların

gerekçesinde, on beş günlük itiraz süresinin Komisyon kararının tebliğ

tarihinden itibaren başladığı vurgulanmıştır. Komisyon kararının 25/9/2014

tarihinde başvuruculara tebliğ edildiği, bu itibarla en geç 9/10/2014 tarihine

kadar itiraz edilmesi gerekirken 10/10/2014 tarihinde kayda giren dilekçe ile

yapılan itirazın süresinde olmadığı belirtilmiştir.

20. Nihai kararlar 9/1/2015 ve 4/2/2015 tarihlerinde

başvuruculara tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucular 9/2/2015 ve 6/3/2015 tarihlerinde ve süresinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"Komisyon kararlarına karşı tebliğ

tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare

Mahkemesine itiraz edilebilir."

23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Süreler, tebliğ, yayın veya ilan

tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar."

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

39. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" Gün ile belirlenen süreler, tebligatın

yapıldığının ertesi günü işlemeye başlar."

25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 92. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" Süreler gün olarak belirlenmiş ise

tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil

saatinde biter."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 19/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular, geçirdikleri iş kazasından dolayı uğradıkları

zararın tazmini istemiyle açtıkları davanın makul kabul edilemeyecek kadar uzun

sürdüğünü belirtmektedir. Başvurucular ayrıca söz konusu davalarda yargılamanın

sonucuna etki edecek deliller toplanmadan ve hükme esas alınan delillerin

geçersizliğiyle ilgili iddialar dikkate alınmadan eksik inceleme ve hatalı

değerlendirmeye istinaden verilen kararların adil olmadığından şikâyet etmekte,

uğradıkları tüm hak ihlallerinin giderimi için başvurdukları Komisyondan da

tatmin edici bir sonuç elde edemediklerini ifade etmektedir. Bu bağlamda

başvurucular, Komisyon kararına karşı yaptıkları itirazın süre aşımından

reddedilmesinin de adil olmadığını belirtmektedir. Başvuruculara göre sürelere

ilişkin genel esasların düzenlendiği 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 6100

sayılı Kanun'un 92. maddesi uyarınca tebliğ gününün hesaba katılmaması ve

sürelerin tebliği izleyen günden itibaren başlatılması gerektiğinden bu şekilde

yapılacak hesaplamaya göre itirazları süresindedir. Başvurucular yukarıda

belirttikleri nedenlerle yaşam, mülkiyet, sosyal güvenlik ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların yukarıda yer verilen

şikâyetlerinin özü, geçirdikleri iş kazası ve bununla ilgili olarak açtıkları

dava nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri hak ihlallerinin giderimi için

başvurdukları Komisyon kararına karşı yaptıkları itirazın süre aşımından

reddedilmesi nedeniyle Komisyon kararının esasının incelenememesidir. Bu

itibarla belirtilen ihlal iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden

biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

31. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

32. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

33. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

34. Somut olayda idari karara karşı yapılan itirazın süre

aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle

başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu

görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

37. Başvurucuların Komisyon kararına karşı yaptıkları itirazın

süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının

itirazın tebliğ tarihinden itibaren

on beş gün içinde yapılabileceğine ilişkin 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin

(3) numaralı fıkrasına dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda

başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının

mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

38. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1)

Genel İlkeler

39. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

40. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakul

olup olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği,

davanın konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup

olmadığı gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.

Öngörülen sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına,

gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle

orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 65).

41. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban, § 66).

Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu

yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel

başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin

belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi

tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin

yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında

incelemektir (Ahmet Yıldırım, B.

No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).

42. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun

hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı

şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerin

sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını

zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlik

ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin

kanun hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye

erişim hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 67).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

43. Somut olayda başvurucuların itiraza konu ettikleri işlemler

10/7/2014 ve 15/7/2014 tarihli Komisyon kararlarıdır. Söz konusu kararların

25/9/2014 tarihinde başvuruculara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği

hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilafın itiraz başvuru

süresinin başlangıcı olarak hangi tarihin (tebliğ tarihi/tebliğ tarihini izleyen

gün) kabul edileceği noktasından kaynaklandığı görülmektedir.

44. Bölge İdare Mahkemesi idari işlemin tebliğ edildiği günü de

sayarak on beş günlük itiraz süresini hesaplamıştır. Buna göre işlemin tebliğ

edildiği tarih de sayıldığında 10/10/2014 tarihinde gerçekleştirilen itirazın

on altıncı günde yapıldığı ve süresinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bölge

İdare Mahkemesi bu uygulamasını 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı

fıkrasına dayandırmıştır. Anılan fıkrada, Komisyon kararlarına karşı itiraz

süresinin tebliğ tarihinden itibaren

on beş gün olduğu hükme bağlanmıştır.

45. Başvurucular ise itiraz süresinin Komisyon kararının tebliğ

tarihini izleyen gün olan 26/9/2014 tarihinden başladığını ileri sürmekte; bu

iddialarını 2577 sayılı Kanun'un sürelerle ilgili genel esasların düzenlendiği

8. maddesinde ve 6100 sayılı Kanun'un 92. maddesinde yer verilen, sürelerin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren

başlayacağı yönündeki kurala dayandırmaktadır. Başvuruculara göre tebliği izleyen

günden itibaren on beşinci günde yaptıkları itirazsüresindedir.

46. 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, sürelerin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren

işlemeye başlayacağı hükme bağlanmaktadır. Benzer hükümler 5271 ve 6100 sayılı Kanunlar'da da yer almaktadır. Derece mahkemesinin tebliğ tarihinden itibaren ile tebliğ tarihini izleyen günden itibaren

lafızları arasında bir ayrım yapması ve bu iki kavrama farklı anlamlar

yüklemesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak derece mahkemeleri dava açma süresine

ilişkin hukuk kurallarını yorumlarken tüm hukuk sistemini bir bütün olarak gözönünde bulundurmak ve başvurucuların mahkemeye erişim

haklarını aşırı kısıtlayacak biçimde katı ve şekilci yorumlardan kaçınmak

durumundadır. Özellikle muğlak ve yorumu gerektiren ifadelerin başvurucular

açısından -hukuk sistemi bir bütün olarak dikkate alındığında- öngörülemez

biçimde yorumlanması başvuruculara aşırı bir külfet yüklenmesi ve mahkemeye

erişim hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir.

47. Hukuk sistemimizdeki hukuk ve ceza yargılamaları ile idari

yargılamaya ilişkin temel yargılama usulü kanunlarında (2577, 5271 ve 6100

sayılı Kanunlar) yargı mercileri nezdinde gerçekleştirilecek her türlü yargı

işlemlerinde uygulanacak sürelerin hesaplanmasında tebligatın yapıldığı tarihin

dikkate alınmamasının ve sürenin tebliği izleyen günden itibaren

başlatılmasının genel bir yargılama usulü kuralı olarak benimsendiği

anlaşılmaktadır. Öte yandan her üç yargı kolundaki içtihadın ve uygulamanın da

mevzuattaki bu düzenlemeye uygun ve onunla aynı yönde yerleştiği görülmektedir.

48. Bölge İdare Mahkemesinin 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan

"tebliğ tarihinden itibaren" ibaresini, işlemin tebliğ

edildiği tarihi de kapsayacak biçimde yorumlamasının ve bu suretle itiraz

süresinin hesabında işlemin tebliğ edildiği tarihin de sayılmasının yukarıda

değinilen temel kanunlar ve bu kanunlar çerçevesinde şekillenen uygulamayla

uyumlu olmadığı açıktır. Şüphesiz ki Bölge İdare Mahkemesinin bu yorumunun

keyfî olduğu öne sürülemez. Ancak anılan hükmün diğer temel usul kanunları ve

bunlara ilişkin uygulamayla tezat oluşturan bu şekildeki yorumunun başvurucular

açısından öngörülebilir olmadığı da aşikârdır. Kuralda, itiraz süresinin

hesabında idari işlemin tebliğ edildiği günün de sayılacağı yolunda bir

açıklığın bulunmadığı hususu da gözetildiğinde başvurucuların bu hükme, temel

usul kanunlarında yer verilen düzenlemedeki anlamı yüklemeleri ve işlemin

tebliğ edildiği tarihin itiraz süresinin hesabında dikkate alınmayacağı yolunda

beklentiye girmiş olmaları başvurucular açısından temelsiz bir yaklaşım olarak

görülemez.

49. Sonuç olarak 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan "tebliğ tarihinden

itibaren" ibaresinin temel usul kanunlarına ilişkin yerleşmiş

uygulamalardan farklı olarak kararın tebliğ edildiği tarihin de itiraz

süresinin hesabında dikkate alınacak şekilde yorumlanmasının -Komisyon

kararının tebliğ edildiği tarihin de itiraz süresinin hesabında dikkate alınacağı

yolunda açık bir hükmün bulunmadığı da gözetildiğinde- aşırı katı ve şekilci

olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumda itiraz süresi öngörülmesiyle amaçlanan

kamusal yarar ile başvurucuların mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki

bireysel menfaat arasındaki dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve derece

mahkemesinin öngörülemez yorumu nedeniyle itiraz hakkından mahrum kalan

başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

52. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

53. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin

ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet

Doğan, §§ 57, 58).

54. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi

amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul

kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet

Doğan, § 59).

55. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminine karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

56. Anayasa Mahkemesi 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının öngörülemez bir şekilde yorumlanarak başvurucuların

itirazlarının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

57.

Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre

yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

58. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 680,70 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.660,70 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için Ankara Bölge İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE (Karar,Ankara

Bölge İdare Mahkemesi 3. Kurulunun10/12/2014 tarihli ve E.2014/1039, 2014/1248

sayılı; 11/12/2014 tarihli ve E.2014/1054, K.2014/1263 sayılı; 25/12/2014

tarihli ve E.2014/1058, K.2014/1279 sayılı kararlarıyla ilgilidir.),

D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

E. 680,70 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.660,70 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucular

:

1. Songül

AKÇA

2. Gülay

TURGUT

3. Zehra

BAYRAK

Vekili

:

Av. Mustafa

Metin SEZGİN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2015/2401, T. 19.07.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2015-2401-basvuru-19-07-2018-0b5d2a328a65