Anayasa Mahkemesi · Genel Kurul

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2013/311, 25.02.2016

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Genel Kurul
Esas No
2013/311
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

SEP İNŞAAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED

ŞİRKETİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/311)

Karar Tarihi: 25/2/2016

R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2016-29758

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğünün gerekli altyapı çalışmalarını

yapmadan ihale açması ve ihale sonucu imzalanan sözleşmenin gereklerini yerine

getirmemesi sebebiyle zarara sebebiyet verdiği iddiasıyla açılan tazminat

davasında usul ve esas yönünden yapılan yanlışlıklar ile yargılamanın makul

sürede tamamlanmaması sebebiyle anayasal hakların ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 11/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/9/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm tarafından 17/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlığın 20/6/2014 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu

beyanlarını sunmuştur.

6.

Birinci Bölümün 16/12/2015 tarihinde yaptığı toplantıda başvurunun niteliği

itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Yargı Ağı

Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu Şirket, Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğünün Elazığ

ili Kovancılar ilçesinde bulunan işletmesinin bünyesinde bulunan cevher

hazırlama ünitesinin tadilat, tamirat, yenileme ve işletilmesi amacıyla açtığı

altı yıl süreli yap-işlet-devret ihalesini kazanmış ve taraflar arasında

11/11/1998 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğü,

ihalenin açıldığı ve sözleşmenin yapıldığı dönemde kamu tüzel kişiliğine sahip

bir iktisadi devlet teşekkülüdür.

9.

Başvurucu, sözleşmede kendine yüklenen sorumlulukları tamamladıktan sonra

1/7/2001 tarihine kadar yaklaşık iki buçuk yıl işletmeyi yap-işlet-devret

modeli çerçevesinde işletmiştir. Bu tarihten sonra Eti Krom A.Ş. Genel

Müdürlüğü özelleştirme kapsamına alınmış ve başvurucunun işleri askıya

alınmıştır.

10.

Taraflar arasındaki ilişkinin belirsiz bir hâl aldığı iddiasıyla başvurucu önce

Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğü ile görüşmüş, görüşmelerden sonuç alınamayacağı

kanaatine varması üzerine fazlaya dair haklarını saklı tutarak 28/3/2003

tarihinde Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesinde teminat mektupları ve avans

teminatların iadesi, yatırım bedeli ve zarar karşılığı tazminat talebiyle dava

açmıştır. Başvurucu yargılama aşamasında ıslah dilekçesi vererek teminat

mektuplarının iadesi ile yaptığı masraflar ve kaçırdığı fırsatlar nedeniyle

oluşan zararını talep etmiştir.

11.

Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğü, yargılama süreci devam ederken 24/6/2004

tarihinde özelleştirilmiştir.

12.

Mahkemece 20/2/2006 tarihli ve E.2003/64, K.2006/13 sayılı ilamla davanın

kabulüne, taleple bağlı kalınarak uğranılan fiilî zarar sebebiyle 500.000 ABD

dolarının, kaçırılan fırsat sebebiyle 500.000 ABD dolarının faiziyle birlikte

davalıdan tahsiline, teminat mektuplarının davacıya iadesine karar verilmiştir.

13.

Karar, Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından esas yönünden bozma; başvurucu

tarafından ise vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onama talebiyle temyiz

edilmiştir.

14.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 20/9/2007 tarihli ve E.2006/2673, K.2007/5513

sayılı ilamıyla hükmedilen fiilî zarar yönünden yeniden inceleme yapılması,

faiz ve teminat mektupları yönünden yeniden değerlendirme yapılması, kaçırılan

fırsat sebebiyle talepte bulunulamayacağı gerekçeleriyle hükmün davalı

yararına, vekalet ücreti yönünden ise başvurucu yararına bozulmasına karar

verilmiştir.

15.

Karar düzeltme istemi Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 5/5/2008 tarihli ve

E.2007/7747, K.2008/2971 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

16.

Bozma ilamından sonra bozma ilamında belirtilen şekilde tazminat hesabı

yapılması amacıyla dosya, Mahkemece bilirkişi heyetine gönderilmiştir. Fazlaya

dair haklarını saklı tutan başvurucu, bilirkişi raporu doğrultusunda bakiye

alacağı için dava açmış; Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/171 esasına

kayıtlı bulunan dosya asıl dava dosyası ile birleştirilmiştir.

17.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda 3/6/2009 tarihli ve

E.2008/127, K.2009/126 sayılı ilamla davanın kısmen kabulüne, menfi zarar

karşılığı 500.000 ABD dolarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müspet

zarara ilişkin tazminat talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne karar

verilmiştir.

18.

Bu karar, davacı başvurucu ve davalı tarafça ayrı ayrı temyiz edilmiş; Yargıtay

15. Hukuk Dairesinin 8/4/2010 tarihli ve E.2009/6711, K.2010/2026 sayılı

ilamıyla davacı başvurucunun temyiz dilekçesini süresi dışında vererek temyiz

süresini geçirmesi sebebiyle temyiz isteminin reddine, davalının bir kısım

temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına bozulmasına karar

verilmiştir.

19.

Karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 24/6/2011 tarihli

ve E.2011/2260, K.2011/3720 sayılı ilamı ile birleşen davadaki faiz başlangıcı

yönünden bozma ilamının düzeltilmesine, diğer karar düzeltme istemlerinin

reddine karar verilmiştir.

20.

Başvurucu, ayrıca Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılıklarının

giderilmesi amacıyla içtihatların birleştirilmesi için Yargıtay Başkanlığına

başvurmuştur. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 30/6/2011 tarihli ve 126

sayılı kararı ile içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına

karar verilmiştir.

21.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda 26/9/2012 tarihli ve

E.2011/268, K.2012/136 sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne, menfi zarar

karşılığı 500.000 ABD dolarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müspet

zarar karşılığı tazminat talebinin reddine, teminat mektuplarının iadesine,

birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

22.

Anılan karar, önceki bozmalar gereğince hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle

başvurucu tarafından temyiz edilmemiştir.

23.

Karar davalı tarafından temyiz edilmiş, başvurucu temyize cevap vermiş fakat

davalı tarafın daha sonra 13/12/2012 tarihinde temyiz talebinden vazgeçmesi

üzerine karar kesinleşmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından düzenlenen

18/12/2012 tarihli kesinleşme şerhinde şöyle denmektedir:

''... hüküm Davacı

vekiline 28/11/2012 tarihinde, Davalı vekiline ise 27/11/2012 tarihinde tebliğ

olunmuş olup Taraf vekillerinin Kararı Temyiz Etmemesi Üzerine hükmün

14/12/2012 tarihinde kesinleştiği tasdik olunur.''

24.

Başvurucu, temyizden vazgeçildiğini ve kararın kesinleştiğini 19/12/2012

tarihinde öğrendiğini beyan etmiş ve 11/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

25.

8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret

Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun'un 1., 3/a. ve 5. maddeleri,

24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un

4/d., 4/f., 20/B. ve 37/a. maddeleri, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga

Borçlar Kanunu'nun 106., 108. ve 125. maddeleri, 18/6/1927 tarihli ve 1086

sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 77. maddesi ve 12/1/2011

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26.

Mahkemenin 25/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 11/1/2013

tarihli ve 2013/311 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27.

Başvurucu, Eti Krom A.Ş. Genel Müdürlüğünün gerekli altyapı çalışmalarını

yapmadan ihale açması ve ihale sonucu imzalanan sözleşmenin gereklerini yerine

getirememesi sebebiyle zarara uğradığını, eksik işçi çalıştırma konusunda

kendisinin kusurunun bulunmamasına rağmen Sosyal Sigortalar Kurumunun idari

işlemine maruz kaldığını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yasa ile

üstlendiği tasfiye görevini gereği gibi yerine getirmemesi sebebiyle uzun bir

yargılama süreciyle karşı karşıya kaldığını belirtmiştir.

28.

Başvurucu; ayrıca işletmenin tadilat, tamirat ve yeniden inşaatı için yaptığı

şeylerin kaybolma riski bulunmasına rağmen tespit taleplerinin yerel mahkemece

sürekli olarak reddedildiğini, geç de olsa ayrı bir tespit dosyası açılarak

yapılan incelemede keşif gün ve saatinin usulüne uygun olarak bildirilmediğini,

ilgili yerlere yazılacak müzekkerelerin elden takibi talebinin reddedildiğini,

taraf iddia ve savunmalarına aynı oranda değer verilmediğini, teminat

mektuplarının paraya çevrilmesini önleyecek tedbir talebinin reddedilmesi

sebebiyle gereksiz emek, para ve zaman harcandığını, Yargıtay kararlarının

öngörülemez nitelikte olduğunu, temel usul hukuku kurallarının ihlal

edildiğini, asıl davasını para birimi olarak ABD doları cinsinden açmasına

rağmen ek davasını TL cinsinden açamayacağına ilişkin Yargıtay kararının hak ve

nesafet ölçülerine aykırı olduğunu, diğer emeklerini

ve zaman kaybını dikkate almadan sadece yaptığı masrafların ödenmesine ilişkin

kararın angarya niteliğinde olduğunu, kararların gerekçelerinin yetersiz

olduğunu, hakkaniyete uygun yargılama yapılmadığını ve yargılamanın makul süre

sınırını aşarak yaklaşık dokuz yılda tamamlandığını belirterek hukuk devleti ve

eşitlik ilkeleri ile angarya yasağının, çalışma ve sözleşme hürriyeti, mülkiyet

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ve

maddi tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

29.

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, başvuruya konu dava ve

birleşen dava ile ilgili olarak Anayasa’nın 2., 10., 18., 35., 36. ve 48.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü

anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu kapsamda başvurucunun makul süre şikâyeti dışında kalan tüm

şikâyetlerinin özü itibarıyla müspet ve menfi zararların tazmini ve diğer

taleplere ilişkin olarak açılan başvuruya konu dava ve birleşen dava ile bu

davalardaki sürece ilişkin olduğu değerlendirilerek bu kapsamda bir bütün

olarak incelenmiş; makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyet ise adil yargılanma hakkı kapsamında ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Makul Sürede Yargılanma Hakkı Şikâyeti Dışında Kalan İhlal

İddiaları

30.

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/03/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

31.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı

mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel

başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması

içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

32.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan başvuru yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram

Gök, § 19).

33.

Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun

yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi

önünde şikâyet konusu edilemez (Bayram Gök,

§ 20).

34.

Başvuru konusu olayda, başvurucu tarafından ETİ Krom A.Ş. Genel Müdürlüğü

aleyhine sözleşmeden kaynaklanan menfi ve müspet zararların tazmini ve diğer

taleplere ilişkin olarak açılan davada İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne

ilişkin olarak verilen 20/2/2006 tarihli karar, temyiz üzerine Yargıtay 15.

Hukuk Dairesinin 20/9/2007 tarihli ilamı ile bozulmuş; tarafların karar

düzeltme istemi ise 5/5/2008 tarihinde reddedilmiştir. İlk Derece Mahkemesince

bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen karar taraflarca

temyiz edilmiş, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 8/4/2010 tarihli ilamı ile

başvurucunun temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydının yapılmadığı ve harçlandırılmadığı, bu şekilde temyiz süresinin geçirildiği

belirtilerek başvurucunun temyiz isteminin reddine karar verilmiş, davalının

bir kısım temyiz talebi kabul edilerek hüküm davalı yararına bozulmuştur. Karar

düzeltme istemi ise 24/6/2011 tarihli ilamla davalı yönünden kısmen kabul

edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen 26/9/2012

tarihli karar davalı tarafça temyiz edilmiş ise de daha sonra temyiz talebinden

vazgeçilmiş, başvurucu ise hukuki yarar görmediğini belirterek kararı temyiz

etmemiş ve karar kesinleşmiştir.

35.

Bu durumda İlk Derece Mahkemesince 20/9/2007 tarihli bozma ilamına uyularak

verilen 3/6/2009 tarihli kararı usulüne uygun olarak süresi içinde temyiz

etmeyen başvurucunun itirazlarını olağan denetim mekanizmaları önünde ileri

sürerek inceletme ve davasını takip etme hususunda gerekli özeni gösterdiği

söylenemez.

36.

Öte yandan başvurucu, İlk Derece Mahkemesince verilen 26/9/2012 tarihli son

karara karşı da olağan kanun yollarına başvurmaksızın Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

37.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihadına göre genel bir kural olarak

başvurucu, dava konusuyla ilgili ulusal içtihada göre yapacağı bir temyiz

başvurusunun başarısız olacağını ispat ederse başvurucunun iç hukuk yollarını

tüketmiş olduğu kabul edilecektir (Kleyn ve diğerleri/Hollanda, B. No: 39343/98, 6/5/2003, § 156).

38.

Temyiz mahkemesinin yakın zamanda vermiş olduğu ve başvurucunun davasına da

uygulanacak nitelikte bir karar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını

değiştirmesi ihtimal dâhilinde görünmüyorsa başvurucu, olağan kanun yollarını tüketmiş

sayılacaktır (Deniz Baykal, B.

No: 2013/7521, 4/12/2013, § 30).

39. Somut olayda, Yargıtay 15.

Hukuk Dairesinin 20/9/2007 ve 8/4/2010 tarihli temyiz incelemeleri ile

24/6/2011 tarihli karar düzeltme incelemesi yaparak bozduğu kararlardan sonra

İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamlarına uymak suretiyle verdiği 26/9/2012

tarihli karara karşı başvurucu temyiz yoluna başvurmadan bireysel başvuruda

bulunmuştur. Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin Yargıtay Dairesinin farklı bir

sonuca ulaşmasına engel ulusal düzeyde bir içtihat nedeniyle temyiz

başvurusunun başarısız olacağı ispat edilmediği gibi ilgili Yargıtay Dairesinin

kararını değiştirmesi ihtimalinin de bulunması gözönünde

bulundurulduğunda İlk Derece Mahkemesince verilen son karara karşı da olağan

kanun yollarının tüketildiği söylenemez.

40.

Açıklanan nedenlerle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının hukuk

düzeninde öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun şekilde

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Zühtü

ARSLAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ ve Kadir ÖZKAYA bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır. Serruh

KALELİ, Celal Mümtaz AKINCI ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

41.

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42.

Başvurucu, Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

43.

Bakanlık, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarak

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine

atfen bu konuda görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

44.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.

Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

45.

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

46.

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerekmektedir. Başvuru konusu olayda taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden

sonra başvurucunun müspet ve menfi zararının tazmini ve diğer taleplerine

ilişkin olarak Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada 1086 sayılı

mülga Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen

somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir

yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri, § 49).

47.

Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre

değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

28/3/2003’tür.

48.

Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde

yargılamanın sona erme tarihidir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin

Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut başvuru açısından bu

tarih, temyizden vazgeçmeye ilişkin dilekçenin verildiği 13/12/2012’dir.

49.

Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde başvurucunun

28/3/2003 tarihinde Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonunda

20/2/2006 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay

15. Hukuk Dairesinin 20/9/2007 tarihli ilamıyla hükmün bozulduğu, karar

düzeltme talebinin ise 5/5/2008 tarihinde reddedildiği, Mahkemece bozma

kararına uyularak 3/6/2009 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği,

temyiz üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesince 8/4/2010 tarihinde hükmün bozulduğu,

karar düzeltme isteminin ise 24/6/2011 tarihinde reddedildiği, Mahkemece bozma

ilamına uyularak verilen 26/9/2012 tarihli son kararın ise davalı tarafça

temyiz edilmesine rağmen 13/12/2012 tarihinde temyizden vazgeçilmesi suretiyle

kesinleştiği anlaşılmıştır.

50. 6100

sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle

yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin dikkate

alınmadığı gözönünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-64).

51.

Başvuruya konu davanın incelenmesi neticesinde hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller gibi kriterler dikkate alındığında yargılamaların karmaşık nitelikte

olduğu kabul edilmekle birlikte yaklaşık on yıllık yargılama süresinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

52.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

53.

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

54.

Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti ile yargılama

aşamasında alınmış bulunan bilirkişi raporları kapsamında maddi tazminat

talebinde bulunmuş; manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.

55.

Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

56.

Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on yıldır devam eden yargılama

süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekmekte ise de

başvuru formunda hak ihlalinin tespiti ile yalnızca maddi tazminat talep

edildiği anlaşıldığından manevi tazminat hususunda ayrıca bir değerlendirme

yapılmamıştır.

57.

Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet

bağı bulunmalıdır. Bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

58.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Makul sürede yargılanma hakkı şikâyeti dışında kalan ihlal iddialarının KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serruh KALELİ, Celal Mümtaz AKINCI

ve Muammer TOPAL’ın karşıoyları

ve OYÇOKLUĞUYLA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C.

198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

E.

Kararın bir örneğinin Kovancılar Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

F.

Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/2/2016

tarihinde karar verildi.

FARKLI GEREKÇE

1. Altyapı çalışmaları yapılmadan ihale açılması ve ihale sonucunda

imzalanan sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmemesi sebebiyle açılan

tazminat davasındaki yanlışlıklar sebebiyle anayasal hakların ihlal edildiği iddiasıyla

yapılan bireysel başvuruda, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışında

kalan ihlal iddialarının, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmiştir.

2. Kararda da belirtildiği üzere, somut olayda başvurucunun açtığı

davanın kabulüne dair karar temyiz üzerine Yargıtayca

bozulmuş ve iki tarafın da karar düzeltme talepleri reddedilmiş; bozma ilamına

uyularak yapılan yargılama sonunda verilen karar da taraflarca temyiz edilmiş,

ancak başvurucunun temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydının yapılmadığı ve

harçlandırılmadığı, böylece temyiz süresinin

geçirildiği gerekçesiyle başvurucunun temyiz talebi reddedilmiş, davalı tarafın

temyiz talebi ise kabul edilerek hüküm davalı yararına bozulmuştur. Mahkemece

bozma ilamına uyularak verilen 26/9/2012 tarihli karar da davalı tarafından

temyiz edilmiş, ancak daha sonra temyiz talebinden vazgeçilmiş; başvurucu ise

hukukî yarar görmediği için kararı temyiz etmemiş ve karar kesinleşmiştir.

3. Kabul edilebilirlik şartlarından biri olan otuz günlük süre

kuralı başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul kuralıdır (Deniz Baykal, B.No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32).

4. Bilindiği gibi, temyiz yolu açık olan bir karara yönelik olarak,

etkili bulmadıkları veya hukukî yarar görmedikleri için bu yola başvurmayan

başvurucuların, mahkemece verilen kararı öğrendikleri tarihten itibaren süresi

içinde temyiz yoluna başvurmayarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını

kullanmaları hâlinde, buna ilişkin süreye riayet etmeleri beklenir. İlk derece

mahkemesinin kararı, temyiz yoluna başvurmayanlar bakımından temyiz başvurusu

için öngörülen sürenin sonunda kesinleşmekte ise de, başvurucu temyiz talebinde

bulunmamayı tercih ettiğinde, ilk derece mahkemesince verilen kararın tebliğ

edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmalı; başka

bir ifadeyle, temyiz yolunu etkili bir yol olarak görmeyerek temyiz talebinde

bulunmayan başvurucu ilk derece mahkemesinin kararına karşı doğrudan bireysel

başvuruda bulunmayı tercih etmişse, bireysel başvuru süresine riayet etmelidir

(Deniz Baykal, § 38).

5. İlk derece mahkemesinin bu bireysel başvuruya konu olan

26/9/2012 tarihli son kararı 3/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş;

ancak başvurucu temyiz yoluna başvurulmasında hukukî yarar görmediği için bu

yola başvurmadığı halde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren otuz günlük

başvuru süresinin geçmesinden sonra 11/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur. Dolayısıyla başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmaktadır.

6. Diğer taraftan, yargılama sürecinin önceki safhalarında ilk

derece mahkemesince verilen karara karşı başvurucu tarafından temyiz yoluna

gidilmemiş olmasının, temyiz incelemesi sonucunda kararın esastan bozulması

üzerine yapılan yargılama ile verilen yeni kararda da başvurucunun bireysel

başvuruda bulunma hakkını etkileyeceğini kabul etmenin isabetli olmadığı

düşünülmektedir. Bu çerçevede ilk derece mahkemesince 20/9/2007 tarihli bozma

ilamına uyularak verilen 3/6/2009 tarihli kararı usulüne uygun olarak süresi

içinde temyiz etmeyen başvurucunun gerekli özeni göstermediğine ilişkin

tespitin de (§ 35), sonuca esas alınmaması gerektiği düşünülmektedir.

7. Bu sebeplerle, makul sürede yargılanma hakkı dışındaki ihlal

iddiaları yönünden verilen kabul edilemezlik kararına başvuru yollarının

tüketilmemesi değil, süre aşımı gerekçesiyle katılıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Fatma KARAMAN ODABAŞI

Başvurucu

:

Sep İnşaat Sanayi ve Ticaret

Limited Şirketi

Vekili

:

Av. Fevziye ÇETİNEL

Av. Celal ÇETİNEL

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Üye

Engin

YILDIRIM

K A R Ş I O Y

Başvurucu,

yap işlet devret modeli ile işletilme amaçlı kazandığı ihale sonrasında

iktisadi devlet teşekkülüne ait bu yerin süre içerisinde özelleştirme kapsamına

alınıp işlerinin askıya alınması karşılığında uğratılmış olduğu zararların

giderilmesi amacı ile açtığı dava sonucunda sözleşme hürriyeti, adil ve makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası ile mahkememize başvuruda

bulunmuştur.

Yargılanma

sürecinin anlaşılması için aşağıdaki tabloya gözatıldığında;

TARİH

28.3.2003..……………………………………. Başvurucunun açtığı DAVA

20.2.2006……………………………………...

Davanın talep gibi KABULÜ

20.9.2007………………………………………Fiili

zarar yönünden yeniden inceleme ve

değerlendirme gerekçesi ile davalı,

vekalet ücreti yönünden başvurucu lehine BOZMA kararı

5.5.2008………………………………………..Karar düzeltme RED

3.6.2009………………………………………..Bozmadan sonraki yargılamada davanın

Kısmen KABULÜ kararı

8.4.2010……………………………………….Davacının temyiz talebi (SÜRE GEÇİRME

NEDENİYLE) RED-Davalı yararına BOZMA

24.6.2011……………………………………...Karar

düzeltme istemi Kısmen kabul kısmen

Red

26.9.2012…………………………………......Bozma

sonrası yargılamada DAVA KISMEN

KABUL

18.12.2012…………………………………….Davalının Temyiz ettiği/Davacının temyize

cevap verdiği ancak

Temyizden vazgeçmekle KARARIN KESİNLEŞMESİ

11.1.2013…………………………………….

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Mahkememizce,

yukarıdaki kronoloji içindeki 28/3/2003 ila 19/12/2012 tarihleri arasında geçen

yargı sürecinin makul olmadığına ilişkin başvurucunun ihlal iddiası dışında

kalan iddiaları genel bir değerlendirmeye tabii tutulmuş, (30-40 paragraflar

arası) ve başvurucunun bize gelmeden evvel gerekli başvuru yollarını

tüketmediği nedeniyle başvurusu oy çokluğu ile kabul edilemez bulmuştur.

Değerlendirme

aşamasında: Mahkememiz

Başvurucunun,

3.6.2009 tarihli ilk Bozma sonrası verilen, davanın başvurucu lehine kısmen

kabulüne ilişkin kararı sonrası verilen temyiz dilekçesi süre yönünden

reddedilmiş olmasının yanında, Davalı yanın temyiz talebi üzerine sonraki

süreçte verilen son 26/9/2012 tarihli bozma kararı sonrasındaki davanın kısmen

kabul kararının (36. Paragraf) temyiz edilmemiş olması hallerini, gerekçe

yapmış bunu olağan kanun yollarına başvurmamak ve başvuru eksikliği olarak

kabul etmiştir.(prg.39)

“Yargıtay

dairesinin dava konusu uyuşmazlığa ilişkin farklı bir sonuca ulaşmasına engel

ulusal düzeyde bir içtihatı nedeniyle Temyiz

başvurusunun başarısız olacağı İSPAT EDİLEMEDİĞİ gibi, Yargıtay Dairesinin de

kararını değiştirmesi ihtimalinin bulunması göz önünde tutulduğunda denilerek”

kanun yollarının tüketilmediğine atıfta bulunulmuştur.

Bu

yorumla başvurucudan olağan kanun yollarına başvurmamasını haklı çıkaracak bir

Yargıtay içtihadı bulması beklenmekte, kendisine değerlendirmemizin aksini

ispat külfeti yüklenmektedir. Ayrıca Yargıtay’ın ilgili dairesinin içtihat

değiştirme ihtimaline vurgu ile gerekçe yapılması, adil yargılanma hakkının

korunmasında kullanılacak ilke ve yorum metotlarından değildir.

Kaldı

ki; Yargıtay Daireleri arasında aynı konuda farklı kararların verildiği

başvurular hakkında bu varsayımın benzer daire kararları başvurularda emsal

gösterildiğinde, Mahkememiz çoğunluğunun bu konuda içtihat farklılıklarının tek

başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği ve

derece mahkemeleri ve temyiz mercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak yorum

farklılıklarının da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemez olduğu yönünde oluşmuş görüşlerinin, yukarıdaki gerekçeye uygun

düştüğü söylenemeyecektir. Ve hatta içtihat değişikliğinin sisteme etkisinin

varlığının kabulü bile yerleşene kadar belli bir süreye ihtiyaç duyulduğuna

vurgu yapan kararlarımız da vardır.

Bu

genel ilkelerimiz var olduğu sürece, somut olaydaki gibi başvurucudan temyiz

başvurusunun başarısız olacağının ispatını bekleme gereği bulunmamaktadır.

Başvuru

dosyası incelendiğinde,

Başvurucu

davasını açmış, talebi gibi fiili gider ve müsbet

zararlarının tazminine karar verilmiş, taraf temyizleri üzerine bozmadan sonra

davanın kısmen kabulüne karar verilmiş,Başvurucu

temyizi süre yönünden reddedilirken, davalı temyizi ile bozulan dava sonunda

kısmen başvurucu lehine tekrar kabul gören dava, davalı tarafça önce temyiz

edilmiş ve temyiz dilekçesine başvurucu tarafça cevap verilmiş iken davalının

temyizden feragatı ile dava kesinleşmiş ve bireysel

başvuruya konu edilmiştir.

Görüleceği

üzere başvurucu, aktif olarak davanın kesinleşme süreci içerisinde yer almakta

ve hatta uyuşmazlıkla benzer konularda Yargıtay ilgili dairesinin kararlarında

belirsizlik yaratan çelişki ve farklılıklara dikkat çekerek süreç içinde

Yargıtay Başkanlığına müracaat ile konuda içtihadı birleştirmeye gidilmesini

talep ettiği, ancak bu talebinin de reddedildiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun

uğramış olduğu zararların giderimi konusunda faydalı olduğunu bildiği kanun

yollarını adalete erişim araçlarını gözetip değerlendirerek yaptığı müracaatlar

dikkate alındığında davasını takipte gerekli özeni göstermediği

söylenemeyecektir.

Temyiz

dilekçesi vermek ne kadar başvuru yolunu tüketmiş sayılmak için bir hak gibi

görülse de, somut davada yargı sürecinde önceki

temyizinde aleyhine bozulmuş ve bozma gibi karar verilmiş bulunan son hüküm

hakkında tekrar bozulmasını istemedi diye başvurucunun kanun yolunu takip

etmediğini söylemek somut olay bazında doğru bir yaklaşım değildir. Feragat

hakkının da erişim ve adalete en kısa sürede ulaşma, zararın en kısa sürede giderimini mümkün kılmada ve adil yargılanma araçlarından

biri olduğu açıktır.

Açıklama

nedenleri ile başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal yönü

dışındaki iddialarının kabul edilebilir olduğuna ve esas değerlendirmesi

yapılması gerektiği nedenleri ile Başvuru Yollarının Tüketilmemiş Olması

şeklinde ulaşılan sonuca katılınmamıştır.

Üye

M.

Emin KUZ

Üye

Kadir

ÖZKAYA

K A R Ş I O Y

Bireysel

başvuruda, yerel mahkemenin, kısmen kabul kararının, başvuru aleyhine olan

kısmının hak ihlaline neden olduğu iddiasıyla, hukuki yarar bulunmadığından

temyiz edilmeksizin, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurunun, çoğunluk

kararıyla, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının hukuk düzeninde

öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun şekilde

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı gerekçesiyle başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Olayda,

başvurucunun yerel mahkemede, teminat mektuplarının ve avans teminatların

iadesi ve bu nedenle uğranılan zararı, yatırım bedeli ve zarar karşılığının

tazminatı, yaptığı masraflar ve kaçırdığı fırsatlar nedeniyle oluşan zararı

talep ederek açtığı davanın bir bütün olarak görülmesi gerekir. Yargılama

sürecinde, ilk kararında davayı kabul ederek, başvurucu lehine karar verdikten

sonra; Yargıtay Hukuk Dairesi’nin bozma kararına uyan yerel mahkeme davayı

kısmen kabul, kısmen redle sonuçlandırmıştır. Bu

kararın başvurucu tarafından yapılan temyizinin süresinde olmadığı gerekçesiyle

reddedilmesi, başvurucunun, davasını gerekli özen ve dikkatle takip edip

etmediği şeklinde yorumlanamaz. Zira, yerel mahkemenin bozma kararına uyması

sonrasında, Yargıtay Hukuk Dairesi kararı bir kez daha bozmuş ve yerel mahkeme

bir kez daha bozma kararına uymuştur. Bu suretle yargılama sürecinde, başvurucu

açısından yeni bir evre başlamıştır. Bu evrede başvurucu ikinci bozma kararı

üzerine yerel mahkemece verilen kararı, önceki bozma kararları gereğince

verildiğinden hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle temyiz etmemiştir.

Bu

aşamada çoğunluğun görüşüne göre başvurucudan beklenen, hukuk düzeninde öngörülmüş

yargısal başvuru yollarının tamamını usulüne uygun şekilde tükettikten sonra

süresinde bireysel başvuruda bulunmasıdır. Bu görüşe, Yüksek Mahkeme’nin bir

kez bozma kararı vermesinden sonra bozma kararına uyarak verilen kararın temyiz

edilmesi gerektiği noktasında katılmak mümkündür. Olayda olduğu gibi ikinci kez

verilen bozma kararından sonra, başvurucudan, bozma kararına uyan kararı da

temyiz etmesini beklemek, yargı yollarının tüketilmesi anlamında başvuruculara

yeni bir külfet yüklemek anlamına gelecektir. Diğer taraftan, başvurucu

tarafından temyiz edildiğinde, kararın üçüncü kez bozulması da mümkündür. Bu

kez de yargı yolunun tüketilememesi gibi bir sonuçla karşılaşılabilir.

Olayda

ikinci kez verilen bozma kararı üzerine, mahkemece bozma kararına uyularak yeni

bir karar verilmiş ve başvurucu açısından hukuki uyuşmazlık netleştiğinden

kararı temyiz etmekte hukuki yarar görülmemiştir. Davalı idare açısından da

durum netleşmiş, temyiz de hukuki yarar görülmemiş olmalı ki öncesinde temyiz

talebinde bulunulmuş, fakat sonrasında bu talepten vazgeçilmiştir. Karşı

tarafın temyiz isteminden vazgeçtiğinin bildirilmesi sonrasında, ilk derece

mahkemesince 18/12/2012 tarihinde kesinleşme şerhi verilmiş, başvurucu ise

11/01/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunarak diğer hususlar yanında

davanın bir bütün halinde ele alınmasına da olanak sağlamıştır.

Bu

şekilde bir yaklaşım davayı sürüncemede bırakmadığı gibi bireysel başvuruya

“hak” odaklı bakmanın hem gereği hem de sonucudur. Olay ve olguları

başvurucular lehine yorumlayan yaklaşımı benimsemenin bireysel başvurunun anlam

ve amacına daha uygun olacağı düşünülmektedir.

Bu

durumda, olayda davacı ve davalı açısından yargı yolunun tüketildiğinin kabulü

ile başvurunun makul sürede yargılanma hakkı şikâyeti dışında kalan ihlal

iddiaları yönünden kabul edilebilir olduğu ve esasa girilmesi gerektiği

görüşüyle kararın anılan kısmına katılmadık.

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Celal

Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer

TOPAL

Atıf: Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, B. No: 2013/311, T. 25.02.2016, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-genel-kurul-2013-311-basvuru-25-02-2016-13398a6a87f2